bilinen en şaşırtıcı tarihi bilgi
büyük iskender öldü sanılarak canlı canlı mezara gömüldü.
makedonyalı ııı. aleksandros ya da bilinen adıyla büyük iskender 32 yaşında öldüğünde cenazesi önce memfis’e ardında da iskenderiye’ye götürüldü. fakat büyük iskender’in bedeni bu süre boyunca (6 gün) ne soğudu ne de çürüme belirtisi gösterdi. günümüzde bilim insanları büyük iskender’in guillain-barré sendromundan muzdarip olduğuna inanıyor. bu da gömüldüğü sırada aslında felç olduğu ve zihinsel olarak her şeyin farkında olduğu anlamına geliyor!
eski dönemlerde diri diri toprağa gömülen sadece büyük iskender değildi. tıp bilgisinin yeterli olmaması nedeniyle beyin ölümü gerçekleşmeyen insanlar çoğunlukla öldü sanılarak gömülüyordu. bu hatalara karşı çan formülü geliştirildi. çanlar tabutun içine giren bir ipe bağlıydı. eğer kişi yanlışla gömülmüşse uyandığında ipi çekerek çanı çalabilir ve toprak altından kurtulabilirdi.
devamını gör...
schrödinger'in kedisi
kuantum fiziği ile hayatımıza giren süperpozisyon adlı ilkenin, günlük hayata uyarlandığında nasıl bir sonuç vereceğini göstermek maksadıyla erwin schrödinger tarafından tasarlanmış düşünce deneyi.
deney için hayali malzemeler:
- 1 adet kedi
- 1 adet radyoaktivite ölçüm cihazı
- 1 adet radyoaktif kaynak
- 1 küçük şişe zehir
- 1 adet çekiç
içi görünmeyen kapalı bir kutu içerisine bunların hepsini birlikte koyuyoruz. sonra ortaya çıkabilecek 2 ihtimal üzerinden yorumumuzu yapıyoruz.
1. ihtimal:
radyoaktif kaynak bozunmaya başlar. ölçüm cihazı bu durumu algılar ve çekiç sistemini çalıştırarak şişenin kırılmasını sağlar. şişe kırılınca zehir, kutu içerisinde yayılır ve ne yazık ki kedimiz ölür.
2. ihtimal:
kaynak bozunmaz. cihaz herhangi bir radyoaktivite algılamaz. şişe kırılmadığından ve zehir yayılmadığından kedi turp gibi sağlam kalır.
resimde 1. ve 2. ihtimaller ters numara ile gösterilmiş. kafanız karışmasın.

***
şimdi gelelim esas mevzuya: biz kutuyu açıp bakmadığımız sürece, kedi sağ mı ölü mü bilme şansımız yok. bu durum şu şekilde özetlenir genellikle: kutuyu açıp bakmadığımız sürece kedi ne ölü ne de diridir ya da kutuyu açıp bakmadığımız sürece kedi hem ölü hem de diridir.
bu durum kuantum fiziğinde, aynı anda gerçekleşmekte olan üst üste binmiş olasılıklar, yani süperpozisyon olarak adlandırılır. kuantum fiziğinde, 1 parçacık için aynı anda farklı olasılıklar geçerli durumdadır. gözlem yaptığınızda parçacık bunlardan birini rastgele seçer. deney bu yüzden gözlemcinin etkisi hakkında da ipuçları verir.
***
schrödinger kendi yaptığı bu düşünce deneyinden memnun kalmamıştı çünkü gündelik hayat üzerinden kurguladığı bu sonuç ona mantıksız gelmişti. fakat makro dünya üzerinden mikro dünyanın özelliklerini inkâr etmek gibi bir lüksümüz yok. belki gerçek hayatta böyle durumlar hakikaten mantıksız ve bunlarla karşılaşmıyoruz ama atom altı parçacıklar için bu durumun kesinlikle geçerli olduğunu biliyoruz.
edit: ukde olarak bırakılmıştı. doldurdum. kimin ukdesi olduğunu nereden gördüğümüzü bilmediğimden onu belirtemedim.
edit akbayram: sol gözü kör kedi nickli yazar arkadaşımızın ukdesi imiş. gecikmeli de olsa ekledim.
deney için hayali malzemeler:
- 1 adet kedi
- 1 adet radyoaktivite ölçüm cihazı
- 1 adet radyoaktif kaynak
- 1 küçük şişe zehir
- 1 adet çekiç
içi görünmeyen kapalı bir kutu içerisine bunların hepsini birlikte koyuyoruz. sonra ortaya çıkabilecek 2 ihtimal üzerinden yorumumuzu yapıyoruz.
1. ihtimal:
radyoaktif kaynak bozunmaya başlar. ölçüm cihazı bu durumu algılar ve çekiç sistemini çalıştırarak şişenin kırılmasını sağlar. şişe kırılınca zehir, kutu içerisinde yayılır ve ne yazık ki kedimiz ölür.
2. ihtimal:
kaynak bozunmaz. cihaz herhangi bir radyoaktivite algılamaz. şişe kırılmadığından ve zehir yayılmadığından kedi turp gibi sağlam kalır.
resimde 1. ve 2. ihtimaller ters numara ile gösterilmiş. kafanız karışmasın.

***
şimdi gelelim esas mevzuya: biz kutuyu açıp bakmadığımız sürece, kedi sağ mı ölü mü bilme şansımız yok. bu durum şu şekilde özetlenir genellikle: kutuyu açıp bakmadığımız sürece kedi ne ölü ne de diridir ya da kutuyu açıp bakmadığımız sürece kedi hem ölü hem de diridir.
bu durum kuantum fiziğinde, aynı anda gerçekleşmekte olan üst üste binmiş olasılıklar, yani süperpozisyon olarak adlandırılır. kuantum fiziğinde, 1 parçacık için aynı anda farklı olasılıklar geçerli durumdadır. gözlem yaptığınızda parçacık bunlardan birini rastgele seçer. deney bu yüzden gözlemcinin etkisi hakkında da ipuçları verir.
***
schrödinger kendi yaptığı bu düşünce deneyinden memnun kalmamıştı çünkü gündelik hayat üzerinden kurguladığı bu sonuç ona mantıksız gelmişti. fakat makro dünya üzerinden mikro dünyanın özelliklerini inkâr etmek gibi bir lüksümüz yok. belki gerçek hayatta böyle durumlar hakikaten mantıksız ve bunlarla karşılaşmıyoruz ama atom altı parçacıklar için bu durumun kesinlikle geçerli olduğunu biliyoruz.
edit: ukde olarak bırakılmıştı. doldurdum. kimin ukdesi olduğunu nereden gördüğümüzü bilmediğimden onu belirtemedim.
edit akbayram: sol gözü kör kedi nickli yazar arkadaşımızın ukdesi imiş. gecikmeli de olsa ekledim.
devamını gör...
kitleler psikolojisi
orijinal ismi psychologie des foules olan ve 1895 yılında yayımlanan eser. fransız sosyolog gustave le bon'a aittir. kişinin kendi düşüncelerinden sıyrılıp, nasıl saman alevi gibi hızla yayılan fikirlerin birer savunucusuna dönüştüğünü aktarıyor özünde. tam olarak katılmamakla birlikte üzerine düşünüldüğü zaman toplumun birey üzerindeki etkisi hakkında güzel çıkarımlara sahip olduğunu düşünmekteyim. çevirileri pek tatmin edici değildir bundan ötürü yazıldığı dilde okunması anlaşılırlığı açısından önem arz ediyor.
--- alıntı ---
les idées n'étant accessibles aux foules qu'après avoir revêtu une forme très simple, doivent, pour devenir populaires, subir souvent les plus complètes transformations. c'est surtout quand il s'agit d'idées philosophiques ou scientifiques un peu élevées, qu'on peut constater la profondeur des modifications qui leur sont nécessaires pour descendre de couche en couche jusqu'au niveau des foules.
--- alıntı ---
--- alıntı ---
les idées n'étant accessibles aux foules qu'après avoir revêtu une forme très simple, doivent, pour devenir populaires, subir souvent les plus complètes transformations. c'est surtout quand il s'agit d'idées philosophiques ou scientifiques un peu élevées, qu'on peut constater la profondeur des modifications qui leur sont nécessaires pour descendre de couche en couche jusqu'au niveau des foules.
--- alıntı ---
devamını gör...
palindrom
baştan ve sondan okunuşu aynı olan cümlelere denir.
ey edip adana'da pide ye ve sator arepo tenet opera rotas bunlara örnektir.
ayrıca string konusu öğretilirken, çözülmesi istenen ilk problemlerdendir.
ey edip adana'da pide ye ve sator arepo tenet opera rotas bunlara örnektir.
ayrıca string konusu öğretilirken, çözülmesi istenen ilk problemlerdendir.
devamını gör...
kadir gecesi
bütün sözlük aleminin kadir gecesi mübarek olsun
devamını gör...
normal sözlük'te gece sessizliği
soğuk bir kış gecesi ıssız bir sokakta tek başıma yürüyormuş gibi hissettiren sessizliktir.
devamını gör...
islam’da kadının yeri
yoktur diye tamamlanması gereken eksik bırakılmış cümle.
devamını gör...
en son aldığınız mesaj
lütfen gecikmede olan kredinizin ödemesini gerçekleştirin, gerçekleştridiyseniz bu mesajı dikkate almayın ... bank iyi günler diler.
devamını gör...
helena petrovna blavatsky
namıdiğer madam blavatsky. (namıdiğer, tdk'ya göre, birleşik kelime olduğundan doğru yazılışı bu şekildedir. ancak bazı kaynaklarda namı diğer ve osmanlı kaynaklarında ise nam-ı diğer şeklinde de kullanımları vardır.) ukrayna'da doğan alman asıllı yazar. 4 yaşındayken insanların düşüncelerini okumaya başladığı söylenir. daha çocuk yaşlarda ezoterizme yoğun ilgi duymaya başlamıştır. ezoterizmi kısaca gizemcilik olarak tanımlayabiliriz. biraz daha açacak olursam, içte ve derinlerde kalmış herkesin göremeyeceği felsefi öğretiler olduğunu söyleyebilirim. 16 yaşındayken dünya seyahatlerine başlayan yazarın bu gezileri tam yirmi yıl sürmüştür. aslında bu gezileri başlatan olay, madamın bu yaşta kendinden epey büyük bir general ile evlendirilmesidir. bu evliliği hiç istemeyen blavatsky, çareyi evden kaçmakta bulur. mısır’dan, tibet’e, himalayalar’dan a.b.d’ye kadar dünyanın dört bir yanını gezmiştir. o yıllarda tibet’i gezmek yasak olduğundan, nasıl tibet’e gidebildiği konusu tam bir muammadır. bu gezilerdeki amacı; yüzlerce, binlerce yıl öncesinden beri gizli kalmış kadim bilgeliği ortaya çıkarmaktır. gezilerde, mısır hiyeroglifisi, sanskiritçe, antik yunanca, latince gibi dilleri okuyup konuşabilmeyi öğrenecek kadar zeki bir insandı. inanılmaz bir bilgi birikimi ile gezileri sonlandırarak, new york’ta teozofi cemiyetini kurmuştur. teozofi, kısaca evrensel bilgelik anlamına gelmektedir. amacı öğrendiği kadim bilgileri tüm insanlığa yaymaktı.
eserleri şunlardır:
sessizliğin sesi (geleneksel tibet felsefesini anlatmaktadır), gizli öğreti (en önemli eseri olduğu söylenir), teozofinin anahtarı, teozofi sözlüğü, şark mücevherleri, hindistan ormanları ve mağaraları üzerine, mavi dağların ülkesi, okültist (ezoterik) hikayeler.
(1831-1891)
eserleri şunlardır:
sessizliğin sesi (geleneksel tibet felsefesini anlatmaktadır), gizli öğreti (en önemli eseri olduğu söylenir), teozofinin anahtarı, teozofi sözlüğü, şark mücevherleri, hindistan ormanları ve mağaraları üzerine, mavi dağların ülkesi, okültist (ezoterik) hikayeler.
(1831-1891)
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
biliyorum, yuvarlak ayak başparmağımla dalga geçilmesine bozulduğumu ancak bozuntuya vermediğimi düşünüyorsunuz çoğunuz. ancak bozulmuyorum, nedenini aşağıda açıklayacağım. yine de zorbalığa nickaltımda karşı çıkan yazar arkadaşlarıma teşekkür eder ve özellikle ergenler için çok önemli bir duruş sergilediklerini tekrar vurgulamak isterim.
neden bozulmuyorum? çünkü ben kendini eleştirme konusunda dibi gördüm arkadaşlar. ben bir “penye insanı”ydım. saçım da sürekli “kendime saygım yok dağınık topuzu” modelindeydi. bacaklarımdaki tüyleri aylarca temizlemediğim oldu. nutella yiye yiye yaşlı teyze selülitleri bacaklarımı sarmıştı. çünkü ciddi bir depresyondaydım. en ciddisinden hem de. ama atlattım. güçlüydüm, desteğim de vardı atlattım.
ben de kendimi baştan yarattım. hem de burada çok azınızın göğüs gerebileceği irade sınavlarından geçerek. o gördüğünüz karnı, karnımdan ameliyat geçirdikten sonraki 3. ayda spora başlayarak yaptım. hayatımda ulaştığım en yüksek kilodan kurtuldum. berbat ötesi selülitlerimden kurtuldum. biliyor musunuz kaşımın hemen üstünde uzun bir dikişim var ve kaşımı mahvetmişti. azmettim, e vitaminiyle kaşıma sabah akşam masaj yapıp kaşımı tamamladım. gardrobumu eledim, alışveriş yaptım, saçımı kestirdim, manikür pediküre başladım.
yani hey yavrum hey. ben nerelerden geçip de nerelere geldim. varsın ayak baş parmağım kalın olsun. bu bir kusur mu allah aşkına? benim ihmalimden mi oldu sanki? bakın mesela beyaz ve yoğun spor yapmış bir kadın olarak biraz varisim de var. tedavi ettireceğim. burnum bir taraftan fındık gibi öbür taraftan hafif kemikli, hiçbir şey yapmayacağım. bendeki kusur algısını anladınız mı?
okuyup da kavrayanı tebrik ederim. haydi selametle.
son not, omza bacak yaparken ayak parmağımı yakalayıp emen adam takılmıyor da size mi kaldı yahu derdi?
neden bozulmuyorum? çünkü ben kendini eleştirme konusunda dibi gördüm arkadaşlar. ben bir “penye insanı”ydım. saçım da sürekli “kendime saygım yok dağınık topuzu” modelindeydi. bacaklarımdaki tüyleri aylarca temizlemediğim oldu. nutella yiye yiye yaşlı teyze selülitleri bacaklarımı sarmıştı. çünkü ciddi bir depresyondaydım. en ciddisinden hem de. ama atlattım. güçlüydüm, desteğim de vardı atlattım.
ben de kendimi baştan yarattım. hem de burada çok azınızın göğüs gerebileceği irade sınavlarından geçerek. o gördüğünüz karnı, karnımdan ameliyat geçirdikten sonraki 3. ayda spora başlayarak yaptım. hayatımda ulaştığım en yüksek kilodan kurtuldum. berbat ötesi selülitlerimden kurtuldum. biliyor musunuz kaşımın hemen üstünde uzun bir dikişim var ve kaşımı mahvetmişti. azmettim, e vitaminiyle kaşıma sabah akşam masaj yapıp kaşımı tamamladım. gardrobumu eledim, alışveriş yaptım, saçımı kestirdim, manikür pediküre başladım.
yani hey yavrum hey. ben nerelerden geçip de nerelere geldim. varsın ayak baş parmağım kalın olsun. bu bir kusur mu allah aşkına? benim ihmalimden mi oldu sanki? bakın mesela beyaz ve yoğun spor yapmış bir kadın olarak biraz varisim de var. tedavi ettireceğim. burnum bir taraftan fındık gibi öbür taraftan hafif kemikli, hiçbir şey yapmayacağım. bendeki kusur algısını anladınız mı?
okuyup da kavrayanı tebrik ederim. haydi selametle.
son not, omza bacak yaparken ayak parmağımı yakalayıp emen adam takılmıyor da size mi kaldı yahu derdi?
devamını gör...
sözlüğe ünlü birini çağırmak
benim tercihim hasan mezarcı.
devamını gör...
gremse
10 adet çeyrek altına denk gelen bir altındır.
devamını gör...
poğaçalardaki zeytin ve peynir miktarı
eser miktardadir..
bazılarına ise sadece koklatilmistir..
bazılarına ise sadece koklatilmistir..
devamını gör...
800 tanım giren 100 yazara kitap hediye edilmesi
kazanırsam başka birine hediye edilmesini isteyeceğim elimde bir sürü kitap var başkası faydalansın . düzenliyeyim kazanırsam kankama hediye edeceğim kendisi şule gürbüz kitapları falan alacak .
devamını gör...
yazarların bugünkü mutsuzluk sebebi
bugunun cabucak bitmesi icin acil khk, elden ele hizlica.
alerjim tuttu dun gece, musluk gibi geziyorum fis fis. ne dogru duzgun nefes alabiliyorum ne de hapsirmadan an gecirebiliyorum.
uzun aradan sonra sirkette durum degerlendirme toplantisi vardi bugun.
ardimda ayi orkestrasi senfonik konser veriyorken zaten; bir saat olarak planlanan toplanti, dallama genel müdürumun keyfi icin bes bucuk (5,5) saat surdu. alinan kararlar, yapmam gereken secimler, konusulmasi gereken calisanlar derken pure kivaminda eve gelebildim.
apartmanin giris kapisindan rastgele iceri bakarken bir de ne goreyim? bir cift yesil goz bana bakiyor iceriden ve beni gorunce bana dogru gelmeye basladi.
butun yol boyunca l koltuga devrilip sizmayi hayal eden ben, apartmandan iceri giremedim. yorgunluktan geberiyorken, yarim saat* apartmanin onunde bekledim, birisi iceriden ciksin da kediyi apartmandan cikarsin diye. (bkz: kedi fobisi)
kedi cikmadi.
parmak ucumda basa basa eve geldim.
stresten bobreklerim sizliyor.
dur duraksız hapsiriyorum.
kedi cikmadigi icin yarin sabah evden cikamayacagim.
yikiklardayim.
hapsu.
alerjim tuttu dun gece, musluk gibi geziyorum fis fis. ne dogru duzgun nefes alabiliyorum ne de hapsirmadan an gecirebiliyorum.
uzun aradan sonra sirkette durum degerlendirme toplantisi vardi bugun.
ardimda ayi orkestrasi senfonik konser veriyorken zaten; bir saat olarak planlanan toplanti, dallama genel müdürumun keyfi icin bes bucuk (5,5) saat surdu. alinan kararlar, yapmam gereken secimler, konusulmasi gereken calisanlar derken pure kivaminda eve gelebildim.
apartmanin giris kapisindan rastgele iceri bakarken bir de ne goreyim? bir cift yesil goz bana bakiyor iceriden ve beni gorunce bana dogru gelmeye basladi.
butun yol boyunca l koltuga devrilip sizmayi hayal eden ben, apartmandan iceri giremedim. yorgunluktan geberiyorken, yarim saat* apartmanin onunde bekledim, birisi iceriden ciksin da kediyi apartmandan cikarsin diye. (bkz: kedi fobisi)
kedi cikmadi.
parmak ucumda basa basa eve geldim.
stresten bobreklerim sizliyor.
dur duraksız hapsiriyorum.
kedi cikmadigi icin yarin sabah evden cikamayacagim.
yikiklardayim.
hapsu.
devamını gör...
özcan deniz'in devamlı aşk dizisi ve filmi çekmesi
geleneksel bir ailenin ağası, paşasıdır.
devamını gör...
overlok makinesi ayağınıza geldi
yazın gelişinin müjdecisi olan bir anonstur. bu anons duyulunca ilkbaharın heyecanı insanın içini kaplar.
devamını gör...
birine sadece kadın olduğu için saygı duymak
"fazladan ağırlık taşımak" çirkin bir tabir olmakla birlikte doğum yapmak kadının göreviymiş gibi lanse etmektir ve tamamıyla yanlış bir düşüncedir.
"bir insanın bu dünyaya gelip yaşamış olması bile kendisine saygı duyulmasını gerektirir" diye bir söz var ve ben buna da katılmıyorum mesela.
evet insanların düşüncelerine, yaptıklarına, söylediklerine saygı göstermeliyiz fakat bunun bir sınırı var, kendimizi kandırmayalım. mesela neden genç bir insan genelin yanlış gördüğü bir şey yaptığında eleştirilirken aynı şeyi yaşlı bir birey yaptığında "o büyük, saygı göster" oluyor? saygı, yaşa göre artıp azalan bir kavram mı? o kişi kendisine saygı gösterilmesi için çabalamadı ki, sadece uzun süre hayatta kaldı.
kısaca, birine sadece cinsiyeti ya da yaşından dolayı saygı duymak bana düşüncesizce bir hareket olarak geliyor. normal konularda ve insanların hassasiyetine dokunmayan alanlarda zaten saygı göstermek zorundayız fakat dediğim gibi her şeyin bir sınırı var. sınırı geçen kişilere saygı gösteremem. saygı göstermeme hareketim de o kişileri dinlememek ve söylediklerini, yaptıklarını önemsememektir.
"bir insanın bu dünyaya gelip yaşamış olması bile kendisine saygı duyulmasını gerektirir" diye bir söz var ve ben buna da katılmıyorum mesela.
evet insanların düşüncelerine, yaptıklarına, söylediklerine saygı göstermeliyiz fakat bunun bir sınırı var, kendimizi kandırmayalım. mesela neden genç bir insan genelin yanlış gördüğü bir şey yaptığında eleştirilirken aynı şeyi yaşlı bir birey yaptığında "o büyük, saygı göster" oluyor? saygı, yaşa göre artıp azalan bir kavram mı? o kişi kendisine saygı gösterilmesi için çabalamadı ki, sadece uzun süre hayatta kaldı.
kısaca, birine sadece cinsiyeti ya da yaşından dolayı saygı duymak bana düşüncesizce bir hareket olarak geliyor. normal konularda ve insanların hassasiyetine dokunmayan alanlarda zaten saygı göstermek zorundayız fakat dediğim gibi her şeyin bir sınırı var. sınırı geçen kişilere saygı gösteremem. saygı göstermeme hareketim de o kişileri dinlememek ve söylediklerini, yaptıklarını önemsememektir.
devamını gör...
