10 şubat 1541 divan-ı hümayun whatsapp grubunda vezirlerin birbirleriyle atışması
üzerinden koskoca 480 yıl geçmiş osmanlı tarihine dair pek bilinmeyen bir olaydır.
université de paris'te öğretim üyesi pierre rosette 1991 yılında munchen'de yaptığı bir sempozyumda açıklar.
şimdiye kadar ne bizans'ta ne de kutsal roma cermen imparatorluğunda böylesine sarsıcı bir olay görülmemiştir. osmanlı'nın kadim tarihine dair bilmemiz gereken çok husus var!
olaya gelirsek
bundan tam 480 yıl önce sultan süleyman, vezir-i azam'ı pargalı ibrahim paşaya "paşa paşa kurasun bakalum bir vatsap gurubu. elin frankofonundan moskofundan ne farkumuz var bizum paşa!" demiştir hiddetle. pargalı da "ferman sizindir hüdevandigâr" diyerek divan-ı hûmayun-ı devlet-i osmani grubunu kurarak bütün kubbealtı vezileri ve deniz paşalarını eklemiştir.
gelgelelim bir vakit sonra lütfi paşa ile piri mehmet paşa arasında tartışma çıkar.
lütfi paşa: ha bu kalinlerin ötesinde düşman mevzilerinün ucu bucağı yoktur.
pargalı ibrahim paşa: doğrudur paşa, derhal kapıkulu askerlerini yerleştirmeliyiz.
kanuni sultan süleyman ibrahim paşa
pargalı ibrahim paşa hünkar hazretleri
kanuni sultan süleyman mühim bir mevzu olursa bana malumat veresun. ben grubu 8 saatliğini sessize alacağum. bildirim gelmesun.
pargalı emredersiniz hünkarım.
lütfi paşa kapıkulu askerlerü ulufeleri beğenmiyorlar.
piri mehmet paşa ne yapalım devletlüm. enflasyon ortada. hazinede para kalmadu. aha iskender paşaya sorasun!
defterder iskender paşa kalmamıştır paşam.
lütfi paşa rumeli kazasundan yeni vergi alınmıştur?
piri mehmet paşa meseleyi uzatmayasun. senin o vergi dediğün hatunların keten kumaşlaruna yetmez!
lütfi paşa ayrıldı
pargalı ibrahim paşa, lütfi paşayı tekrar gruba ekledi
lütfi paşa: böyle yapılacaksa bu çerilerün isyanlarını nasıl bastırıruz paşa!
lütfi paşa: her zaman böyle yaparsun.
lütfi paşa: hesap veren bizüz nasıl olsa!...
pargalı: efendiler kesin lakırdıyı. icabına bakacağız. grubu kurduğuma pişman ettiniz!
piri reis: paşalar size müjdem vardur.
pargalı paşa sen de bi dur zaten allahasen ortalık karışıktur.
piri reis haritam bitmiştür efendüler!! yeni kıtayı fethedeceğüz evellallah.
şeyhülislam ebussud efendi maaş'allah! maaş'allah!
université de paris'te öğretim üyesi pierre rosette 1991 yılında munchen'de yaptığı bir sempozyumda açıklar.
şimdiye kadar ne bizans'ta ne de kutsal roma cermen imparatorluğunda böylesine sarsıcı bir olay görülmemiştir. osmanlı'nın kadim tarihine dair bilmemiz gereken çok husus var!
olaya gelirsek
bundan tam 480 yıl önce sultan süleyman, vezir-i azam'ı pargalı ibrahim paşaya "paşa paşa kurasun bakalum bir vatsap gurubu. elin frankofonundan moskofundan ne farkumuz var bizum paşa!" demiştir hiddetle. pargalı da "ferman sizindir hüdevandigâr" diyerek divan-ı hûmayun-ı devlet-i osmani grubunu kurarak bütün kubbealtı vezileri ve deniz paşalarını eklemiştir.
gelgelelim bir vakit sonra lütfi paşa ile piri mehmet paşa arasında tartışma çıkar.
lütfi paşa: ha bu kalinlerin ötesinde düşman mevzilerinün ucu bucağı yoktur.
pargalı ibrahim paşa: doğrudur paşa, derhal kapıkulu askerlerini yerleştirmeliyiz.
kanuni sultan süleyman ibrahim paşa
pargalı ibrahim paşa hünkar hazretleri
kanuni sultan süleyman mühim bir mevzu olursa bana malumat veresun. ben grubu 8 saatliğini sessize alacağum. bildirim gelmesun.
pargalı emredersiniz hünkarım.
lütfi paşa kapıkulu askerlerü ulufeleri beğenmiyorlar.
piri mehmet paşa ne yapalım devletlüm. enflasyon ortada. hazinede para kalmadu. aha iskender paşaya sorasun!
defterder iskender paşa kalmamıştır paşam.
lütfi paşa rumeli kazasundan yeni vergi alınmıştur?
piri mehmet paşa meseleyi uzatmayasun. senin o vergi dediğün hatunların keten kumaşlaruna yetmez!
lütfi paşa ayrıldı
pargalı ibrahim paşa, lütfi paşayı tekrar gruba ekledi
lütfi paşa: böyle yapılacaksa bu çerilerün isyanlarını nasıl bastırıruz paşa!
lütfi paşa: her zaman böyle yaparsun.
lütfi paşa: hesap veren bizüz nasıl olsa!...
pargalı: efendiler kesin lakırdıyı. icabına bakacağız. grubu kurduğuma pişman ettiniz!
piri reis: paşalar size müjdem vardur.
pargalı paşa sen de bi dur zaten allahasen ortalık karışıktur.
piri reis haritam bitmiştür efendüler!! yeni kıtayı fethedeceğüz evellallah.
şeyhülislam ebussud efendi maaş'allah! maaş'allah!
devamını gör...
2250 yılında normal sözlük başlıkları
uzay aracına bağladığı köpeği sürükleyen kişi ay yolunda yakalandı.
bazı köfteler teknoloji gelişince , insanlığın da gelişeceğini ümit ediyor , tuhaf.
bazı köfteler teknoloji gelişince , insanlığın da gelişeceğini ümit ediyor , tuhaf.
devamını gör...
david hume
john locke ile birlikte empirizm akımının temsilcilerindendir.
devamını gör...
baban kırılmasın diye imdbsi 3 olan aksiyon filmi izlemek
izlicen tabii kereta harçlık isterken iyi! adamın az gönlü olsun. *
devamını gör...
sıfır puan çeken milli takım'a dağıtılan yüksek prim
(bkz: prim çocuklar)
devamını gör...
boşanmış bir kadınla evlenmek
bir kızla tanışmıştım çok iyiydi birde 2 yaşında kız çocuğu vardı karaktersiz kocası kız hamileyken yurtdışına kaçmış sonrada boşanmışlar birbirimizi çok sevdik ama cahil ebeveynlerim bu evliliğe karşı çıktı bundan sana hayır gelmez,aklı hep ilk kocasında olur falan bir sürü iğrenç laflar yemin ediyorum tiksiniyorum insanlardan.
devamını gör...
eğlenceli başlık açayım derken göbeği çatlayan insan
çünkü malum son bir aydır hepimiz yangınlar, salgınlar, seller, hükümetin saçmalıkları derken iyice depresif olduk. benim o insan lan. eğlenceli başlık açayım derken göbeğim çatlıyor. çünkü ortada çok da eğlenceli bir şey yok.
t: biraz rahatlaması gereken insandır.
t: biraz rahatlaması gereken insandır.
devamını gör...
başlıkları tutmayan yazar
kırgın yazardır, bir kişi bile olsa, gelsin yazsın ister. bir daha başlık açmayacaktır. üzmüştür.
devamını gör...
efsane yerli dizi müzikleri
devamını gör...
yazarların engellediği ilk yazar
benim de can havliyle buraya engellediğim yazarı ve bana dm'den yaptığı hakareti yazasım geldi. ama bunu yapınca sadece onun hakkında kötü bir algı oluşturacağım. belki bana bunu yaparken en iyi gününde değildi ve bu şekilde mimlenmeyi hak ettiğini düşünmüyorum. ben engelledim hepsi bu. o nedenle buraya yazar isimleri yazmayı kötü bir olay olarak gördüğüm başlıktır.
devamını gör...
konu neydi radyo yayını
bence başlığı açan arkadaş yazıyla değil konuşarak derdini anlatabiliyor.
hayırlı uğurlu olsun dediğim başlıktır.
hayırlı uğurlu olsun dediğim başlıktır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının sabah uyanma nedenleri
06:20’ye kurulu alarm.
her sabahın yaşanacak yeni bir günün baslangıcı olması.iyi ya da kötü.bunu yaşamadan bilemeyiz değil mi?
her sabahın yaşanacak yeni bir günün baslangıcı olması.iyi ya da kötü.bunu yaşamadan bilemeyiz değil mi?
devamını gör...
anneyle babanın aşkının tiksindirici olması
ne dertler var. adam, ebeveynleri birbirini seviyor diye yakınıyor. biz de ayrılıklarının 6. yıldönümünü kutlamayı düşünüyoruz.*
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yazın sonunda ben yine aynı bankta. geldim durmaya, dinlenmeye. bank tanıdık, sorgularım da yabancı değil, kulaklığımda. asfalt değişiyor ama. karşımda yol çalışması var. kazmışlar bi’ ton kuru gürültü.
skip intro.
yazlık/kışlık ayrımında kıyıda tozlanmış müzik defterimi gördüm. sabah ki bir saniyelik duraksayışım beni tüm gün düşündürüp, yine aynı noktaya getirdi.
piyano hocamin ilk, tek ve son isteğiydi nota yazmam. son, çünkü epeydir görmedim onu. büyük ihtimalle bir daha karşılaşmayız ben aramadıkça. şuan başka arayışlardayım. hayalleri yine ittim, gerçek hayata odaklandım. ne o piyano benim evime girecek, ne ben nota yazacağım. imkansızım, imkansız kalacak bunu fark etmenin acısındayım bugün.
neyse sudoku, acıyorsa acıyodur çek elini yarayı kurcalama.
skip intro.
yazlık/kışlık ayrımında kıyıda tozlanmış müzik defterimi gördüm. sabah ki bir saniyelik duraksayışım beni tüm gün düşündürüp, yine aynı noktaya getirdi.
piyano hocamin ilk, tek ve son isteğiydi nota yazmam. son, çünkü epeydir görmedim onu. büyük ihtimalle bir daha karşılaşmayız ben aramadıkça. şuan başka arayışlardayım. hayalleri yine ittim, gerçek hayata odaklandım. ne o piyano benim evime girecek, ne ben nota yazacağım. imkansızım, imkansız kalacak bunu fark etmenin acısındayım bugün.
neyse sudoku, acıyorsa acıyodur çek elini yarayı kurcalama.
devamını gör...
yabancı
tanım romanın analizi olmasından mütevellit ağır derecede spoiler içermektedir.
albert camus'nun 1942 yılında yayınlanan ilk ve en ünlü romanı. sanılanın aksine varoluşçu bir eser değildir, absürt edebiyatının ilk örneklerinden biridir.
okuması gayet kolay olan bir roman olsa da, gerçek anlamda anlaması basit değildir çünkü olan olaylar üzerine birçok farklı bakış açısıyla, birçok farklı çıkarımda bulunmak mümkün.
romandaki en bariz fikir, muhtemelen insanın varoluşunun absürtlüğü. absürt edebiyatının ana fikirlerinden birisi insanın varoluşunun, insan hayatının koşullarının absürtlüğüdür. yani insan, varoluşunu, varoluş koşullarını anlayabilecek kapasitede değildir. bir örnekle açıklarsak: en kolay örnek ölümdür. ölüm, insanın gerçek anlamda kavrayabildiği bir konsept değil. insan, bir taraftan ölümün hiç gelmeyeceğini düşünür, diğer taraftan da bir şekilde sonsuza kadar yaşayacağını düşünür (bkz: din). varoluşun absürtlüğü de bu nokta da giriyor. tek bir insanın varoluşu, hayatı bir bakıma anlamsızdır. bir insanın hayatı sahip olabileceği en önemli şey ve hayat, bir insanın deneyimleyebileceği en uzun olay. ancak tek bir insanın hayatı, bütün dünya (hatta günümüzde evren) ile karşılaştırıldığında anlamsız, ufak. hepimiz birkaç jenerasyona unutulup gitmiş olacağız. bir insanın hayatına yüklediği anlam ile bir insan hayatının evrensel anlamı arasındaki ilişki absürt yani bir tutuşmazlık var.
romanın başkarakteri, meursault da burada işe dahil oluyor. roman, bir ölümle başlayıp bir ölümle bitiyor. kitapın dönüm noktasında ise yine bir ölüm var. lakin meursault, ne annesinin ölümünü, ne öldürdüğü arabın ölümünü, ne de kendi ölümünü ciddiye alıyor. ciddiye almamak tam doğru kelime değil aslına bakarsanız; meursault, kitaptaki bütün ölümlerin karşısında kayıtsız, umursamaz. lakin romandaki üç ölüm de, meursault'nun hayatını derinden etkiliyor. sonuç olarak, romanda insan hayatına iki farklı bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz: birincisi, meursault'nun bakış açısı, ki bu insan hayatının doğadaki yerine benzer. meursault, bütün roman boyunca dış etkenlerden çok etkileniyor. annesinin ölümünde, arabı öldürdüğünde ya da mahkeme salonunda havanın sıcaklığı meursault'nun düşünmesine bile engel oluyor. meursault, devamlı dış faktörlerden etkilenen güdülerinin farkında yani meursault, bir bakıma, doğa ve çevre ile harmoni içerisinde. insan hayatına bir diğer bakış açısı ise okuyucunun ve meursault'nun arkadaşlarının olaylara bakış açısı.
iki bakış açısı arasındaki fark nedir diye sorarsanız cevabı aslında tanımın en başında verdim: insanın hayata bakış açısı ile insan hayatının dünyadaki yeri arasında bir tutuşmazlık var. toplum ve doğa birbiri ile zıt düşüyor bir bakıma. lakin yabancı'yı ilk okuduğumdan beri aklımda bir soru var: yabancı kim? bu soruya ilk cevabınız meursault olacaktır. meursault, topluma yabancı. lakin meursault, çevresine yabancı değil, doğaya yabancı değil. aksine, doğanın bir yansıması gibi hareket ediyor. her harekete, hisleri çevresel faktörlerin bir sonucu bir bakıma. diğer taraftan, meursault'nun dışındaki karakterler, toplumun normlarına yabancı olmasalar da, kendi çevrelerine yabancılar. meursault'nun annesinin cenazesinde, annesinin huzurevinden bir arkadaşı da katılır ve bu karaktere, meursault'nun mahkemesi sırasında meursault'nun annesinin cenazesi sırasında ağlayıp ağlamadığı sorulur. adam, cenazede çok ağladığını ve ağlamaktan hiçbir şey göremediğini söyler. bu etki, romanın meursault'nun gözünden anlatılması ile daha da güçlü hale geliyor çünkü meursault'nun gözünden yabancı olan kendisi değil, olamaz da.
aynı zamanda, camus insan hayatının absürtlüğüne de değinmekte. meursault'nun, romanın başından sonuna kadar başına gelen bütün olaylar şans eseri ve kendi içinde mantıklıymış gibi gözükse dahi saçma. meursault'yu cinayete sürükleyen olaylar silsilesi tümüyle şans eseri ve öldürdüğü kişi de kendisiyle hiçbir alakası olmayan biri. hatta meursault'nun gözünde o kadar yabancı ki, ismi bile yok: "arap" denilip geçiliyor. meursault'nun mahkemesi ise tam bir saçmalık. meursault, annesinin cenazesinde nasıl davrandığının üzerine yargılanıyor. işlediği cinayetle hiçbir alakası yok olmamasına rağmen. meursault, bir bakıma iyi bir evlat olarak görülmediği için idama mahkum ediliyor. toplumun normlarına yabancı, oluşu meursault'yu suçlu yapıyor, arabı öldürmesi değil.
albert camus'nun 1942 yılında yayınlanan ilk ve en ünlü romanı. sanılanın aksine varoluşçu bir eser değildir, absürt edebiyatının ilk örneklerinden biridir.
okuması gayet kolay olan bir roman olsa da, gerçek anlamda anlaması basit değildir çünkü olan olaylar üzerine birçok farklı bakış açısıyla, birçok farklı çıkarımda bulunmak mümkün.
romandaki en bariz fikir, muhtemelen insanın varoluşunun absürtlüğü. absürt edebiyatının ana fikirlerinden birisi insanın varoluşunun, insan hayatının koşullarının absürtlüğüdür. yani insan, varoluşunu, varoluş koşullarını anlayabilecek kapasitede değildir. bir örnekle açıklarsak: en kolay örnek ölümdür. ölüm, insanın gerçek anlamda kavrayabildiği bir konsept değil. insan, bir taraftan ölümün hiç gelmeyeceğini düşünür, diğer taraftan da bir şekilde sonsuza kadar yaşayacağını düşünür (bkz: din). varoluşun absürtlüğü de bu nokta da giriyor. tek bir insanın varoluşu, hayatı bir bakıma anlamsızdır. bir insanın hayatı sahip olabileceği en önemli şey ve hayat, bir insanın deneyimleyebileceği en uzun olay. ancak tek bir insanın hayatı, bütün dünya (hatta günümüzde evren) ile karşılaştırıldığında anlamsız, ufak. hepimiz birkaç jenerasyona unutulup gitmiş olacağız. bir insanın hayatına yüklediği anlam ile bir insan hayatının evrensel anlamı arasındaki ilişki absürt yani bir tutuşmazlık var.
romanın başkarakteri, meursault da burada işe dahil oluyor. roman, bir ölümle başlayıp bir ölümle bitiyor. kitapın dönüm noktasında ise yine bir ölüm var. lakin meursault, ne annesinin ölümünü, ne öldürdüğü arabın ölümünü, ne de kendi ölümünü ciddiye alıyor. ciddiye almamak tam doğru kelime değil aslına bakarsanız; meursault, kitaptaki bütün ölümlerin karşısında kayıtsız, umursamaz. lakin romandaki üç ölüm de, meursault'nun hayatını derinden etkiliyor. sonuç olarak, romanda insan hayatına iki farklı bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz: birincisi, meursault'nun bakış açısı, ki bu insan hayatının doğadaki yerine benzer. meursault, bütün roman boyunca dış etkenlerden çok etkileniyor. annesinin ölümünde, arabı öldürdüğünde ya da mahkeme salonunda havanın sıcaklığı meursault'nun düşünmesine bile engel oluyor. meursault, devamlı dış faktörlerden etkilenen güdülerinin farkında yani meursault, bir bakıma, doğa ve çevre ile harmoni içerisinde. insan hayatına bir diğer bakış açısı ise okuyucunun ve meursault'nun arkadaşlarının olaylara bakış açısı.
iki bakış açısı arasındaki fark nedir diye sorarsanız cevabı aslında tanımın en başında verdim: insanın hayata bakış açısı ile insan hayatının dünyadaki yeri arasında bir tutuşmazlık var. toplum ve doğa birbiri ile zıt düşüyor bir bakıma. lakin yabancı'yı ilk okuduğumdan beri aklımda bir soru var: yabancı kim? bu soruya ilk cevabınız meursault olacaktır. meursault, topluma yabancı. lakin meursault, çevresine yabancı değil, doğaya yabancı değil. aksine, doğanın bir yansıması gibi hareket ediyor. her harekete, hisleri çevresel faktörlerin bir sonucu bir bakıma. diğer taraftan, meursault'nun dışındaki karakterler, toplumun normlarına yabancı olmasalar da, kendi çevrelerine yabancılar. meursault'nun annesinin cenazesinde, annesinin huzurevinden bir arkadaşı da katılır ve bu karaktere, meursault'nun mahkemesi sırasında meursault'nun annesinin cenazesi sırasında ağlayıp ağlamadığı sorulur. adam, cenazede çok ağladığını ve ağlamaktan hiçbir şey göremediğini söyler. bu etki, romanın meursault'nun gözünden anlatılması ile daha da güçlü hale geliyor çünkü meursault'nun gözünden yabancı olan kendisi değil, olamaz da.
aynı zamanda, camus insan hayatının absürtlüğüne de değinmekte. meursault'nun, romanın başından sonuna kadar başına gelen bütün olaylar şans eseri ve kendi içinde mantıklıymış gibi gözükse dahi saçma. meursault'yu cinayete sürükleyen olaylar silsilesi tümüyle şans eseri ve öldürdüğü kişi de kendisiyle hiçbir alakası olmayan biri. hatta meursault'nun gözünde o kadar yabancı ki, ismi bile yok: "arap" denilip geçiliyor. meursault'nun mahkemesi ise tam bir saçmalık. meursault, annesinin cenazesinde nasıl davrandığının üzerine yargılanıyor. işlediği cinayetle hiçbir alakası yok olmamasına rağmen. meursault, bir bakıma iyi bir evlat olarak görülmediği için idama mahkum ediliyor. toplumun normlarına yabancı, oluşu meursault'yu suçlu yapıyor, arabı öldürmesi değil.
devamını gör...
6.27 treni
eğer zahmet edip bu kitabı edinir ve kıymetli zamanınızdan biraz - yaklaşık olarak iki saat kadar- ayırırsanız efsanevi güçlere sahip bu hacimsiz ama tahrip gücü yüksek kitap hayatınızı tam olarak değiştirmese bile sizi geri dönüşü olmayan bir yola sokacak dersem çok abartmış olabilirim elbette ama en azından kitabı ne kadar beğendiğimi anlatma yolunda da ciddi adımlar atmış olurum.
size kitabın içeriğini - ki çok dolu dolu bir içerik bu- anlatacak değilim, buna niyetim olmadığı için değil sadece keyfinizin kahyası olmadığım ve dolayısıyla bu keyfi bozmaya hakkım olmadığı için. ancak şu kadarını söylemeliyim ki her kitap başlangıcında hissettiğimiz o beklenti duygusunu karşılayan bir kitap değil okuyacak olduğunuz kitap.
yanlış anlaşılmak istemem, kitap size vaat ettiklerini vaat etmediği bir şekilde karşılıyor. o zaman özetle şöyle söyleyelim; rahatsız edici derecede huzur verici, korkutucu ölçüde sevimli, bilim kurguya çok yakın bir gerçeklik, göz yaşartıcı derecede komik, insanda şaşkınlık yaratacak kadar olağan bir kitap. kitap bittiğinde keşke hiç okumamış olsaydım dediğim bir kitap. ama kötü olduğu için değil aksine muhteşem olduğu için çünkü kitabı okurken aldığı zevk paha biçilmezdi.
size kitabın içeriğini - ki çok dolu dolu bir içerik bu- anlatacak değilim, buna niyetim olmadığı için değil sadece keyfinizin kahyası olmadığım ve dolayısıyla bu keyfi bozmaya hakkım olmadığı için. ancak şu kadarını söylemeliyim ki her kitap başlangıcında hissettiğimiz o beklenti duygusunu karşılayan bir kitap değil okuyacak olduğunuz kitap.
yanlış anlaşılmak istemem, kitap size vaat ettiklerini vaat etmediği bir şekilde karşılıyor. o zaman özetle şöyle söyleyelim; rahatsız edici derecede huzur verici, korkutucu ölçüde sevimli, bilim kurguya çok yakın bir gerçeklik, göz yaşartıcı derecede komik, insanda şaşkınlık yaratacak kadar olağan bir kitap. kitap bittiğinde keşke hiç okumamış olsaydım dediğim bir kitap. ama kötü olduğu için değil aksine muhteşem olduğu için çünkü kitabı okurken aldığı zevk paha biçilmezdi.
devamını gör...
isviçre frangı
bizim tl'yi 1-2 yıla kadar 11-12'ye katlayacak para birimi.
devamını gör...
şu anda birçok yazarın aldatılıyor olduğu gerçeği
neyse ki sevgilim yok olanlar düşünsün dediğim başlık.
devamını gör...

