peyke
tahta sedir anlamına gelen kelimedir.
bizim köyde eski evlerde odaların iki boyunda yarım metre kadar yükseklikte 2 metre genişlikte üzerine kilim serilen minderler koyulup eski usul oturma gurubu oluşturulurdu peyke ile.
bizim köyde eski evlerde odaların iki boyunda yarım metre kadar yükseklikte 2 metre genişlikte üzerine kilim serilen minderler koyulup eski usul oturma gurubu oluşturulurdu peyke ile.
devamını gör...
akıllı telefon olmadan önce beklerken yapılan şeyler
önceden biriktirdiğim takvim yapraklarını okumak, bulduğum kağıtlara yazılar yazmak, onları bilgisayara geçirmek.
devamını gör...
bütün erkekler aynısınız diyen kadın
eeee yeter be bu ne klişe biraz özgün ol diyerek röveşata ile karşılık verdiğim kız.
devamını gör...
sen şarkılarını söyle
bir ethan coen ve joel coen filmi.
sabaha karşı üzerime battaniyemi çekerek bir bardak ayran içerek izlediğim * film.
bana yorgunluğun tanımını yap deseler llewyn'in hayatını ve yolda oluşunu anlatırdım. bir spoiler vermek istemiyorum fakat filmde senaryo o kadar düz bir şekilde yazılmış ki, sözümona kompleks yazılan bildungsroman hikayelerdeki yan öyküleri atlayarak izleyiciyi anlatımda hiç yormadan güzel ve akıcı bir anlatım sunmuş.
buradan sonrası tam spoiler olmasa da izlemediyseniz pek bakmanızı tavsiye etmem.
durum filmi olduğu için llewyn isimli işleri bir türlü düzgün gitmeyen, amiyane tabirle 'cünup' diyebileceğimiz bir pub müzisyenin hayatının bir haftalık bölümünü görüyoruz. bu sürede kendisi emeğinin karşılığını alamadığı plak şirketiyle yollarını ayırıp farklı arayışlara yöneliyor. beş parasız olduğu için otosop çekip onun bunun evinde kalıyor, kanepelerde uyuyor falan. bir ara gerçek kesit episodelarındaki "bana iş verin! iş istiyorum iş!" diyen elemen gibi bir noktada delireceğini düşünmüştüm ancak bu kadar başarısızlığa rağmen asla pes etmedi. hep yoruldu. filmin sonun kadar bir şeyler başaracağını düşündüm ama hiçbir baltaya sap olamadı llewyn. bu sebeple sinemada gördüğümüz nadir gerçekçi karakterlerden birisi diyebilirim.
hikaye anlatımı dediğim gibi başarılı. normalde coen biraderler'in filmleri 'giriş - gelişme - sonuç' doğrultusunda ilerler ve bazen yan öykülerle birlikte anlatım zenginleşir. ana hikayeyi yan hikayelerdeki karakterlerin arasında geçen ufak tefek muhabbetlerle öğreniriz. bu filmde direkt bir yerden başlamıyor, bilakis hayatın ortasından bir kesit sunuyor bize. öncesi sonrası yok yani. bu da oldukça realist bir anlatım vermiş filme.
renk tonajları ve color grading filme çok uygun bir ambiyans vermiş. renk paletinde kırmızı tonu göremedim, soğuk mavi bir coloring yapmışlar bu da sahnelerin soluk olmasına neden olmuş. çok da güzel olmuş. llewyn'in hayatında renge yer yok. filmde güneşli hava da yok mesela, sanat yönetmeni bu detaya da fazlasıyla dikkat etmiş.
dekorlar, kostümler vs. de oldukça şahane. filmi izlerken hepimiz 60'ların pesimist sokak havasını koklamışızdır herhalde. apartmanın içindeki dar koridorlar, dinlenme tesisindeki tuvaletler, depo sahneleri vs. tamamıyla dönemin havasına uygun olarak setleşmiş bakın bunu yapmak gerçekten zordur ve yüksek koordinasyon gerektirir.
kamera açıları oldukça güzel. takip kamerasını yolda oldukları sahnede çok iyi kullanmışlar. coen biraderler'in sinematografisi olduğu bir km uzaktan belli oluyor yani. övgülerin çoğunu da llewyn'in john goodman'ın arabasına otostop çekip yolda olduğu sahnelerden almış. arada birbirleriyle ettiği absürt muhabbetler, arabanın içerisinde üşüyen ve yorulan bir çift göz, hikayeye aksiyon içerisindeki hüznü ağza bir parmak bal çalar gibi yapmış. o arabanın içinde ben üşüdüm mesela.
son olarak kedinin metaforik bir obje olduğunu fark etmişsinizdir. kahramanımızın komşusuna musakka yemeye gittiği sahnede yemekten sonra yoğun ısrarlar neticesinde gitarını bir iki tıngırdattığı ve bir şeyler çalmaya zorlandığı anda çıldırması ve kedinin aslında başka kedi olduğunun anlaşılması filmin kırılış sahnesi. o kedi ilk kaçtığı anda bizim karakterin yüzü gülmedi mesela... garibanın yüzü gülür mü oldu resmen..
onun haricinde böyle chill bir film. müzikleri de oldukça güzel, insanı dinginleştirici akustik bir havası var. soğuk bir havada battaniyenin altına girip çok kafa yormadan dingin bir film durum filmi izleyeyim diyorsanız mükemmel bir film. fazla olay, hareket ve kafa karıştırıcı unsur yok. tam bir yol filmi.
bu arada unutmadan: çift prezervatif kullanın.
sabaha karşı üzerime battaniyemi çekerek bir bardak ayran içerek izlediğim * film.
bana yorgunluğun tanımını yap deseler llewyn'in hayatını ve yolda oluşunu anlatırdım. bir spoiler vermek istemiyorum fakat filmde senaryo o kadar düz bir şekilde yazılmış ki, sözümona kompleks yazılan bildungsroman hikayelerdeki yan öyküleri atlayarak izleyiciyi anlatımda hiç yormadan güzel ve akıcı bir anlatım sunmuş.
buradan sonrası tam spoiler olmasa da izlemediyseniz pek bakmanızı tavsiye etmem.
durum filmi olduğu için llewyn isimli işleri bir türlü düzgün gitmeyen, amiyane tabirle 'cünup' diyebileceğimiz bir pub müzisyenin hayatının bir haftalık bölümünü görüyoruz. bu sürede kendisi emeğinin karşılığını alamadığı plak şirketiyle yollarını ayırıp farklı arayışlara yöneliyor. beş parasız olduğu için otosop çekip onun bunun evinde kalıyor, kanepelerde uyuyor falan. bir ara gerçek kesit episodelarındaki "bana iş verin! iş istiyorum iş!" diyen elemen gibi bir noktada delireceğini düşünmüştüm ancak bu kadar başarısızlığa rağmen asla pes etmedi. hep yoruldu. filmin sonun kadar bir şeyler başaracağını düşündüm ama hiçbir baltaya sap olamadı llewyn. bu sebeple sinemada gördüğümüz nadir gerçekçi karakterlerden birisi diyebilirim.
hikaye anlatımı dediğim gibi başarılı. normalde coen biraderler'in filmleri 'giriş - gelişme - sonuç' doğrultusunda ilerler ve bazen yan öykülerle birlikte anlatım zenginleşir. ana hikayeyi yan hikayelerdeki karakterlerin arasında geçen ufak tefek muhabbetlerle öğreniriz. bu filmde direkt bir yerden başlamıyor, bilakis hayatın ortasından bir kesit sunuyor bize. öncesi sonrası yok yani. bu da oldukça realist bir anlatım vermiş filme.
renk tonajları ve color grading filme çok uygun bir ambiyans vermiş. renk paletinde kırmızı tonu göremedim, soğuk mavi bir coloring yapmışlar bu da sahnelerin soluk olmasına neden olmuş. çok da güzel olmuş. llewyn'in hayatında renge yer yok. filmde güneşli hava da yok mesela, sanat yönetmeni bu detaya da fazlasıyla dikkat etmiş.
dekorlar, kostümler vs. de oldukça şahane. filmi izlerken hepimiz 60'ların pesimist sokak havasını koklamışızdır herhalde. apartmanın içindeki dar koridorlar, dinlenme tesisindeki tuvaletler, depo sahneleri vs. tamamıyla dönemin havasına uygun olarak setleşmiş bakın bunu yapmak gerçekten zordur ve yüksek koordinasyon gerektirir.
kamera açıları oldukça güzel. takip kamerasını yolda oldukları sahnede çok iyi kullanmışlar. coen biraderler'in sinematografisi olduğu bir km uzaktan belli oluyor yani. övgülerin çoğunu da llewyn'in john goodman'ın arabasına otostop çekip yolda olduğu sahnelerden almış. arada birbirleriyle ettiği absürt muhabbetler, arabanın içerisinde üşüyen ve yorulan bir çift göz, hikayeye aksiyon içerisindeki hüznü ağza bir parmak bal çalar gibi yapmış. o arabanın içinde ben üşüdüm mesela.
son olarak kedinin metaforik bir obje olduğunu fark etmişsinizdir. kahramanımızın komşusuna musakka yemeye gittiği sahnede yemekten sonra yoğun ısrarlar neticesinde gitarını bir iki tıngırdattığı ve bir şeyler çalmaya zorlandığı anda çıldırması ve kedinin aslında başka kedi olduğunun anlaşılması filmin kırılış sahnesi. o kedi ilk kaçtığı anda bizim karakterin yüzü gülmedi mesela... garibanın yüzü gülür mü oldu resmen..
onun haricinde böyle chill bir film. müzikleri de oldukça güzel, insanı dinginleştirici akustik bir havası var. soğuk bir havada battaniyenin altına girip çok kafa yormadan dingin bir film durum filmi izleyeyim diyorsanız mükemmel bir film. fazla olay, hareket ve kafa karıştırıcı unsur yok. tam bir yol filmi.
bu arada unutmadan: çift prezervatif kullanın.
devamını gör...
sultan 3. mehmed han
sultan 3. murad hanın oğlu ve 13. osmanlı padişahıdır. aynı zamanda sancak eğitimi almış son padişahtır. 15 ocak 1595 yılında babasının ölümü üzerine manisa sancağından istanbula gelip tahta çıkmıştır. sultan mehmet tahta çıkar çıkmaz hayatta olan 19 erkek kardeşini boğdurmuştur. bu olay halk üzerinde kötü bir tesir yapmış ve padişaha kin güdülmesine neden olmuştur.
sultan mehmed tahta çıktığında uzun süredir devam eden bir avusturya osmanlı savaşı vardı ve anadolu da celali isyanları çoktan patlak vermişti. yaklaşık 30 yıldır padişahlar ordunun başında sefere çıkmamışlardı. sultan mehmet estergon kalesinin kaybı ve sinan paşanın o cephedeki başarısızlıkları üzerine 1596 yılında ordunun başında sefere çıkmaya karar verdi.
sultan mehmet ordunun başında çıktığı seferde ilk olarak eğri kalesini fethetti ve bu zaferle eğri fatihi ünvanını aldı. eğri kuşatmasındaki başarısının ardından ilerleyen osmanlı ordusu haçova da büyük bir düşman ordusu ile karşılaştı. bu savaşı ilginç kılan enteresan durum ise osmanlı ordusu savaşı kaybetmek üzereyken geri hizmet birliklerinin inanılmaz savunması ile toparlanıp savaşı kazanasıyla sonuçlanmasıdır.
şöyle ki çarpışmanın ilk anlarında düşman yeniçeri birliklerini bozmuş ve sultanın otağına kadar yaklaşmışlardı. savaşı kazandık düşüncesi ile yağma yapmaya başlamışlar fakat geride ne kadar asker vasfında olmayan hizmetli varsa ellerine geçirdikleri kepçe kazan ne varsa düşmana saldırmışlar, bu sırada bozulan yeniçeri ve sipahiler yeniden toparlanmış ve düşman ağır bir bozguna uğratılmıştır. o yüzden haçova meydan muharebesi tarihe "kepçe kazan savaşı" olarak da geçmiştir.
sultan mehmet 8 yıl osmanlı tahtında hüküm sürmüştür. son yıllarını ise şişmanlığa da bağlı olarak midesinden sıkıntılı bir şekilde geçirdi. avrupaya çıktığı gibi anadolu'ya celali isyanları için sefere çıkmayı düşündüyse de sağlığı el vermediği için çıkamadı. celalilerin üzerine yürümek isteyen oğlu şehzade mahmudu da iktidarına gölge düşebileceği korkusu ile 1603 yılında boğdurdu. (bkz: veliahd şehzade mahmud'un idamı) bu olay aynı zamanda 1.ahmed han'a osmanlı tahtının yolunu açmıştır.
sultan mehmed 21 aralık 1603 yılında midesine bağlı bir rahatsızlık sonucu oluşan kalp krizi neticesinde henüz 37 yaşındayken vefat etti.
sultan mehmed tahta çıktığında uzun süredir devam eden bir avusturya osmanlı savaşı vardı ve anadolu da celali isyanları çoktan patlak vermişti. yaklaşık 30 yıldır padişahlar ordunun başında sefere çıkmamışlardı. sultan mehmet estergon kalesinin kaybı ve sinan paşanın o cephedeki başarısızlıkları üzerine 1596 yılında ordunun başında sefere çıkmaya karar verdi.
sultan mehmet ordunun başında çıktığı seferde ilk olarak eğri kalesini fethetti ve bu zaferle eğri fatihi ünvanını aldı. eğri kuşatmasındaki başarısının ardından ilerleyen osmanlı ordusu haçova da büyük bir düşman ordusu ile karşılaştı. bu savaşı ilginç kılan enteresan durum ise osmanlı ordusu savaşı kaybetmek üzereyken geri hizmet birliklerinin inanılmaz savunması ile toparlanıp savaşı kazanasıyla sonuçlanmasıdır.
şöyle ki çarpışmanın ilk anlarında düşman yeniçeri birliklerini bozmuş ve sultanın otağına kadar yaklaşmışlardı. savaşı kazandık düşüncesi ile yağma yapmaya başlamışlar fakat geride ne kadar asker vasfında olmayan hizmetli varsa ellerine geçirdikleri kepçe kazan ne varsa düşmana saldırmışlar, bu sırada bozulan yeniçeri ve sipahiler yeniden toparlanmış ve düşman ağır bir bozguna uğratılmıştır. o yüzden haçova meydan muharebesi tarihe "kepçe kazan savaşı" olarak da geçmiştir.
sultan mehmet 8 yıl osmanlı tahtında hüküm sürmüştür. son yıllarını ise şişmanlığa da bağlı olarak midesinden sıkıntılı bir şekilde geçirdi. avrupaya çıktığı gibi anadolu'ya celali isyanları için sefere çıkmayı düşündüyse de sağlığı el vermediği için çıkamadı. celalilerin üzerine yürümek isteyen oğlu şehzade mahmudu da iktidarına gölge düşebileceği korkusu ile 1603 yılında boğdurdu. (bkz: veliahd şehzade mahmud'un idamı) bu olay aynı zamanda 1.ahmed han'a osmanlı tahtının yolunu açmıştır.
sultan mehmed 21 aralık 1603 yılında midesine bağlı bir rahatsızlık sonucu oluşan kalp krizi neticesinde henüz 37 yaşındayken vefat etti.
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
gidiyom ben kimsenin gözünde canlanmamışım.
t: kötü başlıktır. yazıklar olsun.
t: kötü başlıktır. yazıklar olsun.
devamını gör...
güzel kadın
şimdi bir kadın eşine gülşen bubikoğlu gibi görünürken eşinin çevresine safinaz gibi görünebilir ya da annesine türkan şoray gibi görünürken annesinin hadsiz ve kıtipiyoz arkadaşlarına safinaz gibi görünebilir. bu göreceli kavram. kadının güzelliğinde ortak kanaate kadının girdiği ortamın elektriğini değiştirmesi ve bütün bakışları üzerine çekmesi hususunda hemfikir olmakla varılabilir.
devamını gör...
kardiyofobi
kısaca "kalp hastası olmaktan korkma" olarak açıklanabilir.
genel olarak kalp krizi riski oluşturan şeylerden uzak durmaktan çok daha öte bir durum ortaya çıkar. kardiyofobisi olanlar, kalp hastalıklarından korkmayı takıntı haline getirmiştir. kalp krizinden oldukça korkan bu hastalar sürekli bir stres altında yaşarlar. aslında bu durum da kalp krizinin en büyük nedenlerinden birisidir.
genel olarak kalp krizi riski oluşturan şeylerden uzak durmaktan çok daha öte bir durum ortaya çıkar. kardiyofobisi olanlar, kalp hastalıklarından korkmayı takıntı haline getirmiştir. kalp krizinden oldukça korkan bu hastalar sürekli bir stres altında yaşarlar. aslında bu durum da kalp krizinin en büyük nedenlerinden birisidir.
devamını gör...
kadınların sorunlu erkekleri sevip onları düzeltmek istemeleri
evet, bu başlığı uzun zamandır açmak istiyordum. çünkü çevremdeki hemcinslerimde bu davranışı ve isteği çok görüyorum. yalan olmasın, ergenlik dönemlerimde benim de hoşuma giden bir düşünceydi. öncelikle gözlemlerime dayanarak bu gibi kızlar için genellemelerde bulunmak istiyorum*: bu gibi kızlar genelde ailevi sorunlar yaşamış olan, psikolojik sorunları da olması muhtemel kızlar olabilirler. çünkü çok acı çekmişlerdir bu yüzden karşısındaki erkekte kendisini görmek ister. kendine yardım edemediği için ona yardım etmek ister. ama istisnalar haricinde* partnerine yardım etmeyi geçtim kendi psikolojisini geri döndürülemez biçimde bozar.çünkü bu gibi kişilerin uzman kişiler tarafından tedavi edilmesi gerekir.
lütfen kızlar bu hatayı yapmayın, siz rehabilitasyon merkezi değilsiniz. ben yapmıştım ve çok zor zamanlar geçirdim. sonradan anladım ki ben bir iyilik meleği ya da rehabilitasyon merkezi değilim, ben kendi kendime bile yardım edemezken hangi kibirle karşımdaki insanın "doktoru" olmaya çalışayım ki? ben zaten uçurumdan düşüyorsam benim gibi düşen birini nasıl kurtarayım? hiçbir sorununuz olmasa bile sizin uzmanlık alanınız psikoloji değil zaten, karşınızdaki erkeğe en fazla destek olup sorunlarını dinleyebilirsiniz. çözüm için mutlaka bir uzmana gitmesi gerekir. lütfen kendinize herkese yardım edemeyeceğinizi sizin de sadece sıradan bir insan olduğunuzu hatırlatın.
edit: evet başlıkta anlatım bozukluğu yapmışım nasıl düzeltilir bilmiyorum.
edit 2: güzel kardeşim dark triad dediğin şeyin tanımına baktım ve bu dediğin şey kesinlikle baskın karakter meselesi değil. bir insanın karakterinde narsisizim, makyavelizm ve psikopati varsa duble sorunludur. bunu romantikleştirmeye çalışmayın lütfen. kimse sizin kafanızda kurduğunuz iğrenç özellikleri çekici falan bulmuyor.
edit 3: allah kahretsin alta kızlar bad boy seviyo ya ühüü diyen konuyla alakasız yorum yapan tipler dolmuş yine. işte böyle yanlış anlaşılacağını bildiğim için başlık açmakta kararsız kalmıştım. pfff ne diyeyim ki?
lütfen kızlar bu hatayı yapmayın, siz rehabilitasyon merkezi değilsiniz. ben yapmıştım ve çok zor zamanlar geçirdim. sonradan anladım ki ben bir iyilik meleği ya da rehabilitasyon merkezi değilim, ben kendi kendime bile yardım edemezken hangi kibirle karşımdaki insanın "doktoru" olmaya çalışayım ki? ben zaten uçurumdan düşüyorsam benim gibi düşen birini nasıl kurtarayım? hiçbir sorununuz olmasa bile sizin uzmanlık alanınız psikoloji değil zaten, karşınızdaki erkeğe en fazla destek olup sorunlarını dinleyebilirsiniz. çözüm için mutlaka bir uzmana gitmesi gerekir. lütfen kendinize herkese yardım edemeyeceğinizi sizin de sadece sıradan bir insan olduğunuzu hatırlatın.
edit: evet başlıkta anlatım bozukluğu yapmışım nasıl düzeltilir bilmiyorum.
edit 2: güzel kardeşim dark triad dediğin şeyin tanımına baktım ve bu dediğin şey kesinlikle baskın karakter meselesi değil. bir insanın karakterinde narsisizim, makyavelizm ve psikopati varsa duble sorunludur. bunu romantikleştirmeye çalışmayın lütfen. kimse sizin kafanızda kurduğunuz iğrenç özellikleri çekici falan bulmuyor.
edit 3: allah kahretsin alta kızlar bad boy seviyo ya ühüü diyen konuyla alakasız yorum yapan tipler dolmuş yine. işte böyle yanlış anlaşılacağını bildiğim için başlık açmakta kararsız kalmıştım. pfff ne diyeyim ki?
devamını gör...
yorum yapmamakta bir tercihtir
(bkz: bağlaç olan de) ayrı yazılır.
evet yorum yapmamak da bir tercihti ama ben yapmayı tercih ettim. bir başka tanıma inşallah.
evet yorum yapmamak da bir tercihti ama ben yapmayı tercih ettim. bir başka tanıma inşallah.
devamını gör...
elm radyo'da (sözlük radyosu mini dizisi)
ne yapıyorsunuz arkadaşlar siz? sözlük diye geldik, küçük* bir dünya kurdunuz içeride. sözlükte dizi ne demek? kafayı yemiş olmalısınız. ay çok heyecanlı be.
ben bu fikre çok fena düştüm şu an. tanıtım bile bu kadar iyiyse, diziyi tahmin edemiyorum. emeği geçen her kim varsa, gerçekten bravo.
ben bu fikre çok fena düştüm şu an. tanıtım bile bu kadar iyiyse, diziyi tahmin edemiyorum. emeği geçen her kim varsa, gerçekten bravo.
devamını gör...
kuzey güney
başladığı dönemlerde ders yoğunluğumdan ötürü izlemediğim dizi.
ayrıca gereksiz bir racon dizisi olduğunu düşünmekteydim pekala öyle değilmiş. işimin yoğun olmadığı zamanlar kıvanç tatlıtuğ aşkım kabardı ve diziye başlamış bulundum.
ve açıkçası bu diziyi hiç izlememiş olmayı dilerdim. bu dizinin bendeki özel yeri aslında tekinoğlu ailesinin tamamı, bu aile gerçekten hayatın içinden çekip koparılıp ekranlara oturtulmuş.
bu dizidenin bana verdiği genel duygu aslında haksızlık ve bu haksızlığı her sahnede neredeyse boğazımda hissediyorum. aşk, arkadaşlık, entrika, mafyacılık ne işenirse işlensin bende uyandırdığı tema tamamiyle haksızlık. bu yüzden duygusal bağ kurdum.
oyunculuklar ise gerçekten güzel. kıvanç zaten tek başına götürebilecek kıvamda diziyi. ancak tüm oyuncular hakkını vermiş gerçekten. ben sami tekinoğlu karakterine ayrı bir tavım mesela. mustafa avkıran yaşamış karakteri. ilk bölümlerde ne kadar nefret ettiysem de sami babanın kuzeye olan zaafını gördükçe içim hep fena oldu.
anne handan tekinoğlu epey canımı sıktı izlerken. canımı sıkan nokta gerçeği yansıtıyor oluşu zaten. bu anne oğullarından birini sömürüyor onu kurtarıcısı olarak görüyor, diğerini de hayırsız görüp haksızlık yapıyordu. oyuncu hakkını vermiş. zaten bir karakteri izlerken nefret uyandırıyorsa o oyuncu işini layıkıyla yapmış demektir. oyuncu semra dinçer 'in ruhu şad olsun. geçenlerde kanserden vefat etmişti.
edit: ekleme
ayrıca gereksiz bir racon dizisi olduğunu düşünmekteydim pekala öyle değilmiş. işimin yoğun olmadığı zamanlar kıvanç tatlıtuğ aşkım kabardı ve diziye başlamış bulundum.
ve açıkçası bu diziyi hiç izlememiş olmayı dilerdim. bu dizinin bendeki özel yeri aslında tekinoğlu ailesinin tamamı, bu aile gerçekten hayatın içinden çekip koparılıp ekranlara oturtulmuş.
bu dizidenin bana verdiği genel duygu aslında haksızlık ve bu haksızlığı her sahnede neredeyse boğazımda hissediyorum. aşk, arkadaşlık, entrika, mafyacılık ne işenirse işlensin bende uyandırdığı tema tamamiyle haksızlık. bu yüzden duygusal bağ kurdum.
oyunculuklar ise gerçekten güzel. kıvanç zaten tek başına götürebilecek kıvamda diziyi. ancak tüm oyuncular hakkını vermiş gerçekten. ben sami tekinoğlu karakterine ayrı bir tavım mesela. mustafa avkıran yaşamış karakteri. ilk bölümlerde ne kadar nefret ettiysem de sami babanın kuzeye olan zaafını gördükçe içim hep fena oldu.
anne handan tekinoğlu epey canımı sıktı izlerken. canımı sıkan nokta gerçeği yansıtıyor oluşu zaten. bu anne oğullarından birini sömürüyor onu kurtarıcısı olarak görüyor, diğerini de hayırsız görüp haksızlık yapıyordu. oyuncu hakkını vermiş. zaten bir karakteri izlerken nefret uyandırıyorsa o oyuncu işini layıkıyla yapmış demektir. oyuncu semra dinçer 'in ruhu şad olsun. geçenlerde kanserden vefat etmişti.
edit: ekleme
devamını gör...
burhan altıntop
''amatör burhan, tokatlı fıstık burhan, tokatlı kumral burhan, terbiyesizler, insafsızlar, utanın be!''
devamını gör...
koklaması zevkli olan şeyler
benzindir. 97 oktan missss gibi.
devamını gör...
yılan hikayesi (albüm)

rapçi server uraz’ın ilk albümüdür.
albüm 13 parçadan oluşur. basemode şirketinden yayınlanmıştır.
server uraz bu albümle beraber rap müziğe geri dönmüştür. daha önce pit10 mahlasıyla rap müzik yapan server uraz 2015 yılında rap müziği bıraktığını söylemişti. hayranları tabii ki çok üzülmüştü. daha önce şirketiyle olan problemler rap müziği bırakmasına sebep olmuştu.
son konserini vermiş, popüler hale gelmiş pit10 kolyesini bırakmıştı.
sonra 2016 yılında melek şeytanın tarafında adlı şarkıyla geri döndü. mahlası server uraz olmuştu. şarkıda ve klipte neden böyle bir şey yaptığını açıklayan bir sürü bilgi vardı. server uraz olarak pit10 mezarına falan gidiyordu. klibi izlemek isteyenler için. buradan
sene 2017 olduğunda yılan hikayesine dönen bu olayları anlattığı bir albüm yayınladı. * albümde yaşadıkları, menajerinin onu kandırdığı, istemediği şeyleri yaptığını falan anlatıyordu.
özellikle bazı şarkılarda eski menajeri ender çabuker isimli abiye çok sert sözler yazmıştı. müthiş bir albüm olmasının sebebi sanırım anlama kaygısının bu kadar yüksek olmasıydı.
albümde en sevdiğim şarkılar akbaba ziyafeti, biri bizi gözetliyor, olmaz, sürüyorum, kime ne ve elim pis şarkısı.
albümde bir diğer sevdiğim özellik ise albümün kapağı. albümün kapağında anlatılmak istenen adalet tanrıçası themis.
themis adaleti temsil eder. bir elinde terazi diğer elinde kılıç tutar. böyle simgelenmiştir.
albüm kapağında server uraz yeterince kullanıldığını, prangalandığını anlatıyor. albümün konseptini çok güzel anlatan bir kapak tasarımı.
rap müzik dinleyenlere tavsiye edeceğim nefis bir albüm.
pit10 huzur içinde uyusun, server uraz bence daha iyi bir rapçi.
devamını gör...
şapa oturmak
kişinin kendini içinden çıkamayacağı, zor bir duruma sokmasını anlatan deyim.
devamını gör...
nolur nolur nolur
devamını gör...
profiline kendi fotoğrafını koyan sözlük yazarı
şimdi kimi yazar koymak istiyor, açık açık sözlükte yazarken beni böyle bilsinler, başka türlü hayal etmesinler diyerek canlı kanlı fotoğrafını paylaşıp noktayı koyuyor.
bazı yazarlarsa hiçbir surette kendi fotoğrafını koymayı reddediyor. gizli ve gizemli kalmak hoşuna gidiyor. hayat felsefesi, idolü, uğraşı olan bir alandan bir görsel yerleştirip ( kedi, çizgi kahraman, edebiyatçı, film artisti vs.) bir anlamda kendini böyle ifade ediyor.
bazı yazarlarsa hiçbir surette kendi fotoğrafını koymayı reddediyor. gizli ve gizemli kalmak hoşuna gidiyor. hayat felsefesi, idolü, uğraşı olan bir alandan bir görsel yerleştirip ( kedi, çizgi kahraman, edebiyatçı, film artisti vs.) bir anlamda kendini böyle ifade ediyor.
devamını gör...


