zor zamanlarını tek başına atlatan insan
zor zamanları etrafındakilere de zor görünüp, akabinde terk edilmekle sonuçlanan bir süreçtir. maalesef kimseyi tanıyamazsınız, en yakınınızdaki dahil. zor zamanlar bir şekilde tek başına ve kimsesiz geçer, geçer ama bıraktığı yara, yıkım hiç bir zaman geçmez.
devamını gör...
bekaretin hala bir sorun olabilmesi
yazılı tarihin ilk dönemlerinde de kendisine yer bulabilmiş sorundur.
asurlarda bakire bir gelin almak, kocası için bir güç göstergesiydi ve onun evlilik öncesinde bakire kalmak suretiyle korunması, baba ve erkek kardeşler için bir kontrol testiydi. kızı nişanlıyken tecavüze uğrayan asurlu babaya, kızını bakireler için öngörülen yüksek fiyata evlendirme şansını yitirdiği için kefaret ödenirdi. ve adam, canı isterse tecavüzcünün annesini de kendisine köle olarak alabilirdi.
fakat bu sistem tevrat ile değişmedi. kızlar, tecavüzcüleriyle evlendirilmeye başlandılar. çünkü artık kimse onlarla evlenmiyordu. yani tecavüzcünün cezası, tecavüz ettiği kadınla evlenmek ve ailesine para vermekti.
ibrani geleneğinde kızının bekaretini ispatlamak babaya düşerdi. eğer gelinin bakire olmadığına dair bir suçlama varsa, gerdek gecesi kullanılan çarşaf otorite veya şehrin ileri gelenlerine sunulurdu. eğer delil yetersiz gelirse gelin evinin önünde taşlanarak öldürülürdü. burada dikkat edilmesi gereken husus; kadının kocası tarafından değil, tüm erkekler tarafından taşlanarak öldürülmesidir. çünkü evlilik dışı cinsel birliktelik tek bir erkeğe değil, bütün erkekliğe karşı işlenmiş bir suç olarak kabul görüyordu.
peki bunlar çok mu eskide kaldı?
1998 yılında bu ülkenin kadın ve aileden sorumlu bakanı ışılay saygın, bekaret muayenesi yaptırmamak için intihar eden kadınlara “bekaret kontrolü, önemli bir önleyici konudur. eğer genç bir kız kendisini bekaret kontrolü yüzünden öldürüyorsa, kendisini öldürmüş olur, o kadar da önemli değil, sadece birkaç tane kız. kızların erkeklerle böyle bir diyaloğa girmelerine izin vermeyin.” diyordu.
3-4 ay önce melek aslan’ın sevgilisiyle olan fotoğraflarının eski sevgilisi aracılığıyla ailesine ulaştırılıp, erkek kardeşi tarafından öldürülmesi de aynı temellere dayanıyor. güya namuslarını temizliyorlar. yani fıtrat değişir sanmayın, bu kan da yine o aynı kandır.
asurlarda bakire bir gelin almak, kocası için bir güç göstergesiydi ve onun evlilik öncesinde bakire kalmak suretiyle korunması, baba ve erkek kardeşler için bir kontrol testiydi. kızı nişanlıyken tecavüze uğrayan asurlu babaya, kızını bakireler için öngörülen yüksek fiyata evlendirme şansını yitirdiği için kefaret ödenirdi. ve adam, canı isterse tecavüzcünün annesini de kendisine köle olarak alabilirdi.
fakat bu sistem tevrat ile değişmedi. kızlar, tecavüzcüleriyle evlendirilmeye başlandılar. çünkü artık kimse onlarla evlenmiyordu. yani tecavüzcünün cezası, tecavüz ettiği kadınla evlenmek ve ailesine para vermekti.
ibrani geleneğinde kızının bekaretini ispatlamak babaya düşerdi. eğer gelinin bakire olmadığına dair bir suçlama varsa, gerdek gecesi kullanılan çarşaf otorite veya şehrin ileri gelenlerine sunulurdu. eğer delil yetersiz gelirse gelin evinin önünde taşlanarak öldürülürdü. burada dikkat edilmesi gereken husus; kadının kocası tarafından değil, tüm erkekler tarafından taşlanarak öldürülmesidir. çünkü evlilik dışı cinsel birliktelik tek bir erkeğe değil, bütün erkekliğe karşı işlenmiş bir suç olarak kabul görüyordu.
peki bunlar çok mu eskide kaldı?
1998 yılında bu ülkenin kadın ve aileden sorumlu bakanı ışılay saygın, bekaret muayenesi yaptırmamak için intihar eden kadınlara “bekaret kontrolü, önemli bir önleyici konudur. eğer genç bir kız kendisini bekaret kontrolü yüzünden öldürüyorsa, kendisini öldürmüş olur, o kadar da önemli değil, sadece birkaç tane kız. kızların erkeklerle böyle bir diyaloğa girmelerine izin vermeyin.” diyordu.
3-4 ay önce melek aslan’ın sevgilisiyle olan fotoğraflarının eski sevgilisi aracılığıyla ailesine ulaştırılıp, erkek kardeşi tarafından öldürülmesi de aynı temellere dayanıyor. güya namuslarını temizliyorlar. yani fıtrat değişir sanmayın, bu kan da yine o aynı kandır.
devamını gör...
galatasaray anayasası
galatasaray'ın anayasası olarak gösterilen tüzüğe göre kulübün renkleri sarı kırmızı, alameti farikası kırmızı g içinde sarı s harfleri ile kuruluş yılını gösteren siyah 1905 tarihi bulunan amblemdir. kulübün adı, amacı, renkleri ve alametifarikası hiçbir sebeple değiştirilemez diye yazmaktadır.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri

her şey bi kova mandalina etrafında şekillenmişti…
hayatımın ilk 15 yılı bir apartman dairesinde geçti. kirada oturuyorduk. ev sahibimiz babamın akrabasıydı. birçok şeyi orada yaşadık. mesela; en sevdiğim terliklerim dilenci tarafından çalındı. belli süre sonra kapının önüne bırakıldı. o vakitten sonra terliklerimi kapının önünde bırakmamayı öğrendim. aslında anlatılacak çok şey var da benim olayım bu bir kova mandalina üzerine…
evimizin bir cephesi mahalleye bakarken bir cephesi ev sahibinin bahçesine bakıyordu. bahçede de mandalina ve erik ağacı vardı. ikisi de zıt mevsimlerin ağacı. imrenirdim. imrenmemin sebebi meyvelerin çokluğu için değildi; sonuçta evimizde meyve eksik olmazdı. imrenmemin sebebi; bizim de bahçemiz olsa bizim de bahçemizde bir sürü ağacımız olsa ve o meyveleri toplasaydık. mandalinalardan, eriklerden koparırdık; ama her şey gibi onlar da sınırlıydı. sınırlar; biraz tok gözlü büyümekten biraz da kendinin olmayınca bi anlamı olmayışındandı
hiç unutmam; bir keresinde - ev sahibimizin torunu da bizim üst katımızda oturuyordu, kızla aynı yaştayız. - ev sahibinin torunuyla bahçeye girdik. erik mevsimi. en fazla 15 dakika kadar bahçede durduktan sonra “çıkalım artık.” dedi. mecburen çıktık. onun gittiğinden emin olduktan sonra deli dana gibi bahçeye saldırdım. ceplerimi erikle doldurdum. yaptığım ilk ve son hırsızlık denebilir. düşününce bu yaşta bile mahcup hissediyorum.*
üstüne zibilyon sene geçti. bir bahçemiz oldu. ilk başta sadece bahçe olarak kullandığımız yere müstakil bir ev yaptık. bahçeye dikilebildiği kadar ağaç dikildi: zeytin, ceviz, kiraz, vişne, armut, nar, erik, dut, limon, mandalina (3 adet) ağaçları; böğürtlen, fındık, asma… mevsimine göre meyveleri aldık, alıyoruz, alacağız. sadece biz almıyoruz elbette; gelen geçen, canı çeken herkes aldı, alıyor, alacak. her daim paylaştıkça çoğalır mottosu ile hareket edince yaşamak daha keyifli oluyor. dün mandalina toplarken bütün gün kirada oturduğumuz ev, mandalina ve erik ağacı aklımdaydı. doyasıya meyve toplayabildiğim için gülümsedim. her mevsim böyle oluyor. bahçeye indiğimde çocuklaşıyorum. çocuk mutluluğum ne bahçeye, ne eve, ne yaşadığım sahil kasabasına, ne ilçeye, ne ile sığıyor. taşıyorum resmen.
ilerde bi gün çocuğum olursa, olacaksa bahçeye inip özgürce ağaçtan ağaca koşturmasını, dallara uzanıp, hiçbir sınır olmadan meyveleri koparmasını hayal ediyorum şimdi. ilerde bir gün… belki…
ve tüm bunlar için teşekkür ediyorum. *
devamını gör...
kahkaha
ömrü uzatan ve acıyı azaltan ses efekti. içinizden geliyorsa dolu dolu kahkaha atın. gülmek ve kahkaha atmak yaşamanın en güzel belirtisidir.
devamını gör...
kadın erkek eşit mi sorunsalı
erkeklerin üzerinde nasıl baskı yok ? 25 yaşında işsiz bir erkekle 25 yaşında bir kadını kıyaslayın bakalım. o erkeği bi kişi bile adam yerine koymazken kadın ise hala evinin prensesi sayılır.
devamını gör...
okul kıyafeti zorunlu olmalı mı sorunsalı
hayır diyerek 2. şık ile katılmak istediğim anket.*
yalnız buradaki esas problem kıyafet zorunluluğu ortadan kalktığında meydana gelecek* saçmalıkların önüne etkili bir şekilde geçilebilmesi.
örneğin benim okuduğum lisede* ilk bir yıl kıyafet serbestliği vardı ve milletin tipi kendini adriana lima* ve polat alemdar* sanan gerzekler arasında değişen bir skalaya sahipti.*
o yüzden bunun denetimi çok iyi yapılmalı. öğrenciler kesinlikle tek tip olmamalı ancak belirgin bir şekilde ve herhangi bir yönden sınıfsal ayrışmaya neden olabilecek şeylerin de önüne geçilmeli.
yalnız buradaki esas problem kıyafet zorunluluğu ortadan kalktığında meydana gelecek* saçmalıkların önüne etkili bir şekilde geçilebilmesi.
örneğin benim okuduğum lisede* ilk bir yıl kıyafet serbestliği vardı ve milletin tipi kendini adriana lima* ve polat alemdar* sanan gerzekler arasında değişen bir skalaya sahipti.*
o yüzden bunun denetimi çok iyi yapılmalı. öğrenciler kesinlikle tek tip olmamalı ancak belirgin bir şekilde ve herhangi bir yönden sınıfsal ayrışmaya neden olabilecek şeylerin de önüne geçilmeli.
devamını gör...
normal sözlük'te tüm yazarların evli olması
pandemi olmasaydı toplu düğün töreniyle başarıyla gerçekleşebilecek bir durumdu ama hayallerde kalık...
herkes kütüklerini kontrol etsin bakalım belli olmaz bu dönemde, bir ara kayınpederiyle evli olduğunu öğrenen bir adam vardı, ona benzemesin durumlarımız...
herkes kütüklerini kontrol etsin bakalım belli olmaz bu dönemde, bir ara kayınpederiyle evli olduğunu öğrenen bir adam vardı, ona benzemesin durumlarımız...
devamını gör...
kuş hatıraları
ibrahim sadri’nin adam gibi albümünden ve dün hayata gözlerini yuman( allah rahmet eylesin)değerli tiyatro sanatçımız rasim öztekin’in ölmeden yirmi dk önce arkadaşına gönderdiği son şiir.
“benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı.
kapımızdan yoğurtçu
bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir hayat bilgisi fotoğrafı gibiydik.
yerli malı kullanan
yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili
kuru incir üzüm fındık
tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
kuru üzüm inciri satan
karşılığında
çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri...
biraz yoksul biraz mütevekkil
biraz mahcup biraz kırılgan
biraz naif ama hep umutlu...
özlerdik.
memleketteki halamızı
ince doğranmış bir dilim pastırmayı
yurttan sesler korosunu
akşam komşuluklarını
radyo tiyatrolarını
sabah ezanını
kalaycıyı bozacıyı
münir nurettin şarkılarını
orhan boran yarışmalarını
kandil gecelerini
duvarlarımızın sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
okul önü kozhelvalarını
akşam oturmalarını
ve hayatı...
top oynardık
ip atlar kedi kovalar
taşlarla birbirimizin başını yarar
mahalle savaşları çıkarır
gece olunca da tutar babalamızın elinden
yazlık sinemaya gider
sadri alışık vahi öz
belgin doruk cüneyt arkın seyreder
olimpos gazozlar içer
güler eğlenir bağırır çağırır
dönerken yıldızları sayardık.
sıkı çocuklardık.
hepimizin birer yıldızı vardı
onlara isim takardık
onlar da bize isim takardı
pus ve dumandan önce bu şehrin
geceleri gözkırpan ve isimler takılan yıldızları vardı.
benim yıldızıma mehlika adını vermiştik
biz kimseden yana değildik.
kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri
olmazdı.
bir değirmendeydik
öğütülen
öğütülürken türküler söyleyen
buğday başaklarına benziyorduk.
ben
çorbalardan tarhanayı
yemeklerden kurufasulyayı
sigaralardan harmanı
belki bunun için çok sevdim.
yollar bozuk musluklar bozuk
ziller bozuk paralar bozuk
ama adamlar sağlamdı.
bu şehrin yıldızları vardı.
saçlarına kurdelalar takan
çivitle yıkanmış beyaz çoraplarına
leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
gözleri önlerinde
yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
küçük çocukları vardı bu şehrin
bu şehrin yıldızları vardı.
ben fenerbahçeyi amcam vefayı tutardı.
konya tahıl ambarı mersin muz cennetiydi.
taksim\'den fatih\'e troleybus kalkar
şişhane\'de mutlak raydan çıkardı.
vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.
muammer karaca adına bir tiyatro binası yoktu
bizzat kendisi vardı.
başımız ağrırdı komşumuz vardı
gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
çorbamızı umutlarımızı
memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız
vardı.
geceleri bekçimiz
gündüzleri sütçümüz
bizim kadar zayıf da olsa
nohuta makarnaya alışmış da olsa
sarman adında bir kedimiz
ceperimizde kırık misketlerimiz
çamur bulaşığı ellerimiz
ve gülümseyen bir yüzümüz
göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
bir araya gelerek çektirebileceğimiz
bir aile fotağrafımız vardı.
bir sabah bütün iyi şeylerin
ayvansaray iskelesinden
hayal ülkesine doğru demir alan
bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
aramızdan ayrıldığını gördük.
sonra ayvansaray\'ın suları çekildiğini yazdı
gazeteler
süheyla hanımın raci beyin
melahat mehveş ablanın
niko\'nun ercüment efendinin çekildiğini ise
yazmadılar nedense
ama yok ama yoklar.
ne harman sigarası kaldı geriye
ne olimpos gazozu
ne sadri alışık.
kalan bir tortuydu belki.
belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey.
herşey maltepe sigarasının
her arandığında
her bakkalda bulunabilmesi ile
büyüsünü kaybetmişti belki de.
belki de biz bir rüya mı görmüştük?
hadi hepsi yalandı.
hadi hepsi hayaldi.
hadi hepsini ben uydurmuştum
ama rüyalarımızın melekleri
ve sofralarımızın daim konukları kuşlar?
ya onlar?
onları siz de görmediniz mi?
sizin de sofranıza konup
rüyalarınıza uğramadılar mı?
onlar da mı yalandı?“
şiir kaynak
“benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı.
kapımızdan yoğurtçu
bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.
kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir hayat bilgisi fotoğrafı gibiydik.
yerli malı kullanan
yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili
kuru incir üzüm fındık
tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
kuru üzüm inciri satan
karşılığında
çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri...
biraz yoksul biraz mütevekkil
biraz mahcup biraz kırılgan
biraz naif ama hep umutlu...
özlerdik.
memleketteki halamızı
ince doğranmış bir dilim pastırmayı
yurttan sesler korosunu
akşam komşuluklarını
radyo tiyatrolarını
sabah ezanını
kalaycıyı bozacıyı
münir nurettin şarkılarını
orhan boran yarışmalarını
kandil gecelerini
duvarlarımızın sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
okul önü kozhelvalarını
akşam oturmalarını
ve hayatı...
top oynardık
ip atlar kedi kovalar
taşlarla birbirimizin başını yarar
mahalle savaşları çıkarır
gece olunca da tutar babalamızın elinden
yazlık sinemaya gider
sadri alışık vahi öz
belgin doruk cüneyt arkın seyreder
olimpos gazozlar içer
güler eğlenir bağırır çağırır
dönerken yıldızları sayardık.
sıkı çocuklardık.
hepimizin birer yıldızı vardı
onlara isim takardık
onlar da bize isim takardı
pus ve dumandan önce bu şehrin
geceleri gözkırpan ve isimler takılan yıldızları vardı.
benim yıldızıma mehlika adını vermiştik
biz kimseden yana değildik.
kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri
olmazdı.
bir değirmendeydik
öğütülen
öğütülürken türküler söyleyen
buğday başaklarına benziyorduk.
ben
çorbalardan tarhanayı
yemeklerden kurufasulyayı
sigaralardan harmanı
belki bunun için çok sevdim.
yollar bozuk musluklar bozuk
ziller bozuk paralar bozuk
ama adamlar sağlamdı.
bu şehrin yıldızları vardı.
saçlarına kurdelalar takan
çivitle yıkanmış beyaz çoraplarına
leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
gözleri önlerinde
yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
küçük çocukları vardı bu şehrin
bu şehrin yıldızları vardı.
ben fenerbahçeyi amcam vefayı tutardı.
konya tahıl ambarı mersin muz cennetiydi.
taksim\'den fatih\'e troleybus kalkar
şişhane\'de mutlak raydan çıkardı.
vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.
muammer karaca adına bir tiyatro binası yoktu
bizzat kendisi vardı.
başımız ağrırdı komşumuz vardı
gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
çorbamızı umutlarımızı
memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız
vardı.
geceleri bekçimiz
gündüzleri sütçümüz
bizim kadar zayıf da olsa
nohuta makarnaya alışmış da olsa
sarman adında bir kedimiz
ceperimizde kırık misketlerimiz
çamur bulaşığı ellerimiz
ve gülümseyen bir yüzümüz
göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
bir araya gelerek çektirebileceğimiz
bir aile fotağrafımız vardı.
bir sabah bütün iyi şeylerin
ayvansaray iskelesinden
hayal ülkesine doğru demir alan
bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
aramızdan ayrıldığını gördük.
sonra ayvansaray\'ın suları çekildiğini yazdı
gazeteler
süheyla hanımın raci beyin
melahat mehveş ablanın
niko\'nun ercüment efendinin çekildiğini ise
yazmadılar nedense
ama yok ama yoklar.
ne harman sigarası kaldı geriye
ne olimpos gazozu
ne sadri alışık.
kalan bir tortuydu belki.
belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey.
herşey maltepe sigarasının
her arandığında
her bakkalda bulunabilmesi ile
büyüsünü kaybetmişti belki de.
belki de biz bir rüya mı görmüştük?
hadi hepsi yalandı.
hadi hepsi hayaldi.
hadi hepsini ben uydurmuştum
ama rüyalarımızın melekleri
ve sofralarımızın daim konukları kuşlar?
ya onlar?
onları siz de görmediniz mi?
sizin de sofranıza konup
rüyalarınıza uğramadılar mı?
onlar da mı yalandı?“
şiir kaynak
devamını gör...
cüzdanı kaybetmek
ilkokuldayken tuvalete para düşürmek gibidir. allah'tan 50 kuruş felandı. 1 tl olsa ağlardım büyük ihtimalle.
devamını gör...
doğru eşi bulma yöntemi
insan sabit bir varlık değil. hayat sabit bir hayat değil. ne siz ne eşiniz her durumda standart şekilde hareket eden bir canlı değil. robot olmadığımız için böyle.
bir insanın seçtiği eş ailesi ile sosyal çevresi ile uyumlu olabilir. kültürel olarak aynı veya yakın kültürden gelen insanların evliliği de olabilir.
benzer okullardan mezun, yakın eğitim ve bilgi düzeyinde, zekada olabilirsiniz.
bütün bunlar sizi % 100 mutlu edecek diye bir kaide yok. evliliğin en az yarısı hormon. diğer yarısı içinde yapacak çok bir şey yok.
bir insanın seçtiği eş ailesi ile sosyal çevresi ile uyumlu olabilir. kültürel olarak aynı veya yakın kültürden gelen insanların evliliği de olabilir.
benzer okullardan mezun, yakın eğitim ve bilgi düzeyinde, zekada olabilirsiniz.
bütün bunlar sizi % 100 mutlu edecek diye bir kaide yok. evliliğin en az yarısı hormon. diğer yarısı içinde yapacak çok bir şey yok.
devamını gör...
iyi geceler sözlük
iyi geceler güzel insanlar. kavga etmeden devam edin.sözlük hepimize yeter. hocca ğalın giyom ben.saygilar.
devamını gör...
gülümsemek
mutluluğu paylaşmak, mutluluk dağıtmaktır.
devamını gör...
sinovac
2 gün önce ilk dozunu olduğum aşı. bağışıklık baskılayıcı kullandığım için ve bağışıklığım bazen ilaçlarıma ara verecek kadar sınırda olduğu için beni biraz etkiledi sanırım.
şu an 2.gün ve koronayı deneyimlemiş gibiyim. ama aşı olan arkadaşlarımın hiçbirinde böyle bir durum olmadı, hafif kol ağrısıyla geçirdiler ilk günü.
e nabız sisteminden aşı çıkıp çıkmadığını kontrol etmek, çıktıysa randevu almak gerekiyor.
aşı sırasına girdiğiniz zaman ve randevuyu hastanelerden aldığınızda sinovac ya da biontech seçme şansınız var ama benim için sinovac daha uygun olduğu için aile hekimliğine gidip oldum. çoğu yerde de ellerinde sadece sinovac olduğunu söylüyorlarmış.
daha önce normal grip aşısı olanlar da bilir ki yine de covid virüsüne yakalanabilirsiniz ama aşı olursanız daha hafif atlatırsınız.
şu an 2.gün ve koronayı deneyimlemiş gibiyim. ama aşı olan arkadaşlarımın hiçbirinde böyle bir durum olmadı, hafif kol ağrısıyla geçirdiler ilk günü.
e nabız sisteminden aşı çıkıp çıkmadığını kontrol etmek, çıktıysa randevu almak gerekiyor.
aşı sırasına girdiğiniz zaman ve randevuyu hastanelerden aldığınızda sinovac ya da biontech seçme şansınız var ama benim için sinovac daha uygun olduğu için aile hekimliğine gidip oldum. çoğu yerde de ellerinde sadece sinovac olduğunu söylüyorlarmış.
daha önce normal grip aşısı olanlar da bilir ki yine de covid virüsüne yakalanabilirsiniz ama aşı olursanız daha hafif atlatırsınız.
devamını gör...
rte bir osmanlı tokadını biden’ın suratına indirmiştir
(bkz: 3 mayıs 2021 halkbank davası)
kim kime indirecek göreceğiz...
kim kime indirecek göreceğiz...
devamını gör...
denize düşen anne mi ilk kurtarılır sevilen hatun mu
ne ben bu başlığı görmüş olayım ne de sen açmış ol! anne mevzubahis iken hatun kim alüminyum!
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
keşke bir de tarağı olsaydı ülke yanarken taranırdı
fatih altaylı'nın, yangınlar sürerken düğüne giden thk kayyım heyeti başkanı'na yönelik söylemidir. resmen bilezik gibi geçirmiştir.
habertürk yazarı fatih altaylı, 21 yangınla mücadele edildiği gün düğüne giden türk hava kurumu kayyım heyeti başkanı cenap aşçı'ya ilişkin olarak, "keşke bir de tarağı olsaydı. ülke yanarken taranırdı" dedi.
altaylı, peş peşe çıkan yangınlarla ilgili olarak, "dün aynı anda 20 yerde yangın var. bakanlık ise 3 uçakla müdahale edildiğini söylüyor. thk uçakları ise hala yerde. 'bakanlık kiralamıyor, bari biz kiralayalım' diye arayan belediye başkanı ise kayyum yönetimindeki thk’da bir yetkiliye ulaşamıyor. zaten belediyenin aramasına gerek yok. orada biraz liyakatli biri olsa yapacağı belli. 'ulan memleket yanıyor' diyecek ve kendi karar verip bu uçakları uçuracak. yangına gönüllü müdahale edecek. o koltukta ben oturuyor olsam, yapacağım net bu. isterse suç olsun, isterse ceza alacak olayım. 'orman yanacağına ben yanarım' deyip o uçakları bakan’a rağmen uçururum" dedi.
buradan
habertürk yazarı fatih altaylı, 21 yangınla mücadele edildiği gün düğüne giden türk hava kurumu kayyım heyeti başkanı cenap aşçı'ya ilişkin olarak, "keşke bir de tarağı olsaydı. ülke yanarken taranırdı" dedi.
altaylı, peş peşe çıkan yangınlarla ilgili olarak, "dün aynı anda 20 yerde yangın var. bakanlık ise 3 uçakla müdahale edildiğini söylüyor. thk uçakları ise hala yerde. 'bakanlık kiralamıyor, bari biz kiralayalım' diye arayan belediye başkanı ise kayyum yönetimindeki thk’da bir yetkiliye ulaşamıyor. zaten belediyenin aramasına gerek yok. orada biraz liyakatli biri olsa yapacağı belli. 'ulan memleket yanıyor' diyecek ve kendi karar verip bu uçakları uçuracak. yangına gönüllü müdahale edecek. o koltukta ben oturuyor olsam, yapacağım net bu. isterse suç olsun, isterse ceza alacak olayım. 'orman yanacağına ben yanarım' deyip o uçakları bakan’a rağmen uçururum" dedi.
buradan
devamını gör...
lippiy
"işte yeşil sahalarda görmek istediğimiz hareketler " dedirten tanımlara sahip kaliteli yazar.
nickaltını biraz yavan gördüm, cık cık cık.
nickaltını biraz yavan gördüm, cık cık cık.
devamını gör...
ensest ilişki yaşama özgürlüğü
bir liberteryen için tutarlı talep. ancak böyle bu ilişki türü yaygınlaşmayacak, kabul görmeyecek ve marjinal olarak kalacaktır.
kongo havzasında avcı toplayıcı kabileler eş bulmak için belli dönemlerde belli yerlerde bir araya geliyorlar. kendi grupları içinden birisiyle eşleşmiyorlar (endogami), başka gruptan eş buluyorlar (egzogami). bunu içgüdüsel olarak yapıyorlar. çünkü bu şekilde soylarını devam ettirme şansları daha fazla. bunu içgüdüsel olarak biliyorlar.
anne ve babadan gelen gen çiftlerinden baskın olanın özelliğini gösteririz. bir ebeveynden gelen ve hastalık yapıcı gen eğer çekinikse, diğer ebeveynden gelen sağlıklı gen sayesinde hastalık ortaya çıkmaz, ancak çocuklara bu gen aktarılabilir. iki taraftan da hastalık geni gelirse, çekinik bile olsa iki taraftan da geldiği için hastalık ortaya çıkar. her ailede bir takım hastalık genleri çekinik de olsa olabileceği ve çocuklara aktarıldığı için eşleşmeleri halinde o hastalığın ortaya çıkma ihtimali, genetik yapısı çok farklı bir bireyle eşleşmesi halinde ortaya çıkma ihtimalinden çok daha fazla olur.
genetik olarak bize uzak bireyleri çekici buluruz. çocukluğumuzu beraber geçirdiğimiz ve genetik olarak bize yakın bireylere içgüdüsel olarak çekim hissetmeyiz (birbirlerinden uzak büyüyen ikizlerle ilgili tersini de okudum ama güvenilir bir araştırma mı bilemiyorum). insanlar akraba evliliklerinde bunun sakıncalarını görmüş olmalılar ki bu konu tabu haline gelmiş ve bazı derecelere kadar evlilikler hukuken de yasaklanmış.
toplum kendi sağlığını ve devamlılığını “düşünür” ve kuralları buna göre oluşur. bireylerin “ama biz birbirimizi seviyoruz” gibi bir gerekçesini kabul etmez. çünkü bir kez bu normalleşirse, çocukların istismarının önü açılır, yaş sınırı 18’den yavaş yavaş 13-15’e iner, artık devlet çocukları kendi ailelerine teslim edemez. bu tür evliliklere, düşünce deneyi bu ya, izin verilse, ilk başta çocuk doğurma izni verilmese bile sonradan taleplerle çocuk yapma izni verilmek zorunda kalınır, hadi genetik test sonuçlarına göre hastalıklı embriyonun alınması şartıyla çocuk izni verildi diyelim, bir süre sonra hastalıklı olacağı bilinse de doğurmak isteyenler çıkar. kısacası ensest ilişkinin önü açılırsa yavaş yavaş çocuk yapmanın da önü açılır ve bu durum normalleşir. anne baba çocuk için güvenli olmaktan çıkar ve çocukların yetiştirilmesi için başka bir sistem kurulur (çocuk yetiştirme evleri gibi). sağlıksız genetik yapıda bireyler artıp topluma yük olmaya başlayınca da herhalde hukuki düzenlemelerle yasaklanmaya çalışılır ve başa döneriz.
ben deneme yanılma yoluyla toplumların ideal düzenlere erişeceğine inanıyorum.
yeterince zeki olduğumuz için bazı şeyleri öngördüğümüzden, yaşayıp bunları görmeye gerek var mı? cinsel ilgiyi yöneltecek insan mı kalmadı çevrede? insan içinden gelse bile bunu bastıramaz mı? hayvan değiliz ya bedenimizin her istediğinin peşinden gidelim.
kongo havzasında avcı toplayıcı kabileler eş bulmak için belli dönemlerde belli yerlerde bir araya geliyorlar. kendi grupları içinden birisiyle eşleşmiyorlar (endogami), başka gruptan eş buluyorlar (egzogami). bunu içgüdüsel olarak yapıyorlar. çünkü bu şekilde soylarını devam ettirme şansları daha fazla. bunu içgüdüsel olarak biliyorlar.
anne ve babadan gelen gen çiftlerinden baskın olanın özelliğini gösteririz. bir ebeveynden gelen ve hastalık yapıcı gen eğer çekinikse, diğer ebeveynden gelen sağlıklı gen sayesinde hastalık ortaya çıkmaz, ancak çocuklara bu gen aktarılabilir. iki taraftan da hastalık geni gelirse, çekinik bile olsa iki taraftan da geldiği için hastalık ortaya çıkar. her ailede bir takım hastalık genleri çekinik de olsa olabileceği ve çocuklara aktarıldığı için eşleşmeleri halinde o hastalığın ortaya çıkma ihtimali, genetik yapısı çok farklı bir bireyle eşleşmesi halinde ortaya çıkma ihtimalinden çok daha fazla olur.
genetik olarak bize uzak bireyleri çekici buluruz. çocukluğumuzu beraber geçirdiğimiz ve genetik olarak bize yakın bireylere içgüdüsel olarak çekim hissetmeyiz (birbirlerinden uzak büyüyen ikizlerle ilgili tersini de okudum ama güvenilir bir araştırma mı bilemiyorum). insanlar akraba evliliklerinde bunun sakıncalarını görmüş olmalılar ki bu konu tabu haline gelmiş ve bazı derecelere kadar evlilikler hukuken de yasaklanmış.
toplum kendi sağlığını ve devamlılığını “düşünür” ve kuralları buna göre oluşur. bireylerin “ama biz birbirimizi seviyoruz” gibi bir gerekçesini kabul etmez. çünkü bir kez bu normalleşirse, çocukların istismarının önü açılır, yaş sınırı 18’den yavaş yavaş 13-15’e iner, artık devlet çocukları kendi ailelerine teslim edemez. bu tür evliliklere, düşünce deneyi bu ya, izin verilse, ilk başta çocuk doğurma izni verilmese bile sonradan taleplerle çocuk yapma izni verilmek zorunda kalınır, hadi genetik test sonuçlarına göre hastalıklı embriyonun alınması şartıyla çocuk izni verildi diyelim, bir süre sonra hastalıklı olacağı bilinse de doğurmak isteyenler çıkar. kısacası ensest ilişkinin önü açılırsa yavaş yavaş çocuk yapmanın da önü açılır ve bu durum normalleşir. anne baba çocuk için güvenli olmaktan çıkar ve çocukların yetiştirilmesi için başka bir sistem kurulur (çocuk yetiştirme evleri gibi). sağlıksız genetik yapıda bireyler artıp topluma yük olmaya başlayınca da herhalde hukuki düzenlemelerle yasaklanmaya çalışılır ve başa döneriz.
ben deneme yanılma yoluyla toplumların ideal düzenlere erişeceğine inanıyorum.
yeterince zeki olduğumuz için bazı şeyleri öngördüğümüzden, yaşayıp bunları görmeye gerek var mı? cinsel ilgiyi yöneltecek insan mı kalmadı çevrede? insan içinden gelse bile bunu bastıramaz mı? hayvan değiliz ya bedenimizin her istediğinin peşinden gidelim.
devamını gör...
