hakim
durumu kontrol etme yeteneğine sahip olma ve öyle davranma eylemi.
aynı zamanda birlikte yaşamaktan kaynaklanan sapmaları ve suçları, toplumun benimsediği yasalara uygunluk açısından değerlendirerek cezalandırma yetkisine sahip kamu görevlisi.
aynı zamanda birlikte yaşamaktan kaynaklanan sapmaları ve suçları, toplumun benimsediği yasalara uygunluk açısından değerlendirerek cezalandırma yetkisine sahip kamu görevlisi.
devamını gör...
normal sözlük'ten erkek düşürmek
hep kız mı düşürülecek bırakın da biraz da erkek düşürelim. şimdi siz düşünün sözlüğümüzün güzide erkekleri.
devamını gör...
banker bilo
ertem eğilmez'in yönettiği,türk sinemasının mihenk taşlarından olan ve efsane replikler barındıran film.
adres adres pavlike!
ne pevlikesi kardeşim!
adres adres pavlike!
ne pevlikesi kardeşim!
devamını gör...
islam ve kadın
"gerici yobaz anlayış, kadına merhametsiz, anlayışsız bir tavırla yaklaştı. onu fötr şapkalı, keçi sakallı adamın kucağına itti. fötr şapkalı adam ise; kadına saygılı davrandığını iddia edip; kadını ruhsuz, görselliğinin ve bedeninin ön planda olduğu vitrin mankenine dönüştürdü.
müslüman kadın ne tam manada batılı kadının bilincine ulaşabildi, ne de islamın emrettiği şekilde, haklarına kavuşabildi. gericiliğin ve sömürgenin işbirliği, kadını öyle bir hale getirdi ki; kadını deve kuşuna çevirdi. kadın; ne kuş olup uçabildi, ne de deve olup sorumluluk alabildi."
ali şeriati, fatıma fatıma'dır adlı eserinde çok güzel özetlemiş durumu.
müslüman kadın ne tam manada batılı kadının bilincine ulaşabildi, ne de islamın emrettiği şekilde, haklarına kavuşabildi. gericiliğin ve sömürgenin işbirliği, kadını öyle bir hale getirdi ki; kadını deve kuşuna çevirdi. kadın; ne kuş olup uçabildi, ne de deve olup sorumluluk alabildi."
ali şeriati, fatıma fatıma'dır adlı eserinde çok güzel özetlemiş durumu.
devamını gör...
ordinary love
akla önce 'sıradan aşk' gibi bir çeviriyi getirse de aslında 'ortak sevda' anlamına gelen u2 şarkısıdır.
bu iki kelimeyi hayatta siyaset vb birçok yerde duymuşuzdur veya belki bizzat kullanmışızdır. çünkü kitlelerin amaca yönlendiği yolda 'ortak sevda' olmadan ne fazla uzaklaşılabilir ne de yüksek gayelere erişilebilir.
we can't fall any further if
we can't feel ordinary love
and we can't reach any higher,
ıf we can't deal with ordinary love
bu şarkıda diğerlerinden daha başka bir duygu, daha değişik bir ritim vardır;tıpkı ithafıyla onore ettiği nelson mandela'nın yaşam öyküsü gibi.
bu iki kelimeyi hayatta siyaset vb birçok yerde duymuşuzdur veya belki bizzat kullanmışızdır. çünkü kitlelerin amaca yönlendiği yolda 'ortak sevda' olmadan ne fazla uzaklaşılabilir ne de yüksek gayelere erişilebilir.
we can't fall any further if
we can't feel ordinary love
and we can't reach any higher,
ıf we can't deal with ordinary love
bu şarkıda diğerlerinden daha başka bir duygu, daha değişik bir ritim vardır;tıpkı ithafıyla onore ettiği nelson mandela'nın yaşam öyküsü gibi.
devamını gör...
ortostatik proteinüri
genç erişkinlerde görülen ve genelde 1 gramdan daha az olan idrarda protein atılmasına verilen isimdir.
gece yattıktan sonra sabah idrarında protein saptanamaz ancak gün içerisinde ayakta olmakla beraber proteinüri görülür.
tanısı 12 saatlik idrar toplama yöntemi ile konulabilir.
herhangi bir sorun teşkil etmez, prognozu iyidir.
gece yattıktan sonra sabah idrarında protein saptanamaz ancak gün içerisinde ayakta olmakla beraber proteinüri görülür.
tanısı 12 saatlik idrar toplama yöntemi ile konulabilir.
herhangi bir sorun teşkil etmez, prognozu iyidir.
devamını gör...
unutulmayan lise anıları
lisenin ilk senesinde sınıfta bulunan hoparlörü bozuk gibi göstermek amacıyla sınıfta bulunan üç dört erkeğin telefonlarından uğultulu sesler açması, bütün lise birlere bunun yayılması, hocanın ders işleyememesi, hoparlörü yerinden sökmeye çalışması, sökmesi... güzel zamanlardı sahiden.
devamını gör...
karşıt görüş belirten iki tanıma da artı oy veren yazar
neden yaptığını anlamadığım yazardır. artı oy konusunda cömert olan yazarın okumadan artı oy verdiğini düşünmek istemem.
edit : girilen tanımlardan sonra yeterince açık anlatamadım sanıyorum. fikirler tabii ki ifade edilebilmelidir ve saygı duyulmalıdır. fakat artı oy ben bu görüşe katılıyorum, destekliyorum demektir diye düşünen biri olarak ikisini de aynı anda savunamayacağınız iki tanıma da artı oy vermek mantık hatası olur.
ayrıca tanımımdan karşıt fikirlere kapalı olduğumu çıkarmak komik.
edit : girilen tanımlardan sonra yeterince açık anlatamadım sanıyorum. fikirler tabii ki ifade edilebilmelidir ve saygı duyulmalıdır. fakat artı oy ben bu görüşe katılıyorum, destekliyorum demektir diye düşünen biri olarak ikisini de aynı anda savunamayacağınız iki tanıma da artı oy vermek mantık hatası olur.
ayrıca tanımımdan karşıt fikirlere kapalı olduğumu çıkarmak komik.
devamını gör...
robowar
bruno mattei'nin yönettiği 1988 yapımı aksiyon,bilim kurgu filmidir.sonraki bir çok yapıma ilham kaynağı olmuştur.
devamını gör...
güne bir fotoğraf bırak
teması sevmem fakat korkarım ki şu minik beni temas bağımlısı yapacak. mayışınca gelip kirpiklerimle oynuyor, oynarken de uyuyakalıyor. "ben de senin kirpiklerinle oynayayım" deyince de gözünü kapatıp bekliyor. aldığım pedagojik eğitime rağmen bütün gelişim ve değişimini hayranlıkla izliyorum.
ayrıca kendime teyze teyze derken gittikçe anaçlaşıyorum ya hadi hayırlısı.*
ayrıca kendime teyze teyze derken gittikçe anaçlaşıyorum ya hadi hayırlısı.*
devamını gör...
alkollü paylaşım yapan pegasus çalışanının kovulması
yukarıdaki yazara katılıyorum. kesin o dingil bu dingilliği yapan. diğer başlığa da yazdım. isteyen istediği zaman alkol alır, istediği yerde de paylaşır kimse karışamaz. burası özgürlüktür. ancak kimse bir başkasının kutsalı ile alenen dalga geçemez bu da saygısızlıktır. ahlaksızlıktır. hülasa dingilliktir.
ve fakat suç ve ceza dengesi kovulmayı gerektirir mi, bilemiyorum. hukuken bir karşılığı var mıdır? bilemiyorum. emin de olamıyorum.
ancak bu durum o arkadaşın dingil, olayın da dingillik olduğu gerçeğini değiştirmez.
ve fakat suç ve ceza dengesi kovulmayı gerektirir mi, bilemiyorum. hukuken bir karşılığı var mıdır? bilemiyorum. emin de olamıyorum.
ancak bu durum o arkadaşın dingil, olayın da dingillik olduğu gerçeğini değiştirmez.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
o kadar iğrenç yaşıyorum ki içinde bulunduğum süreci. saldırgan. hoyrat. bencil. kendime, beni sevenlere ve sevmeye çalışanlara acımasızca. hiçbir şeye mazeret yaratma niyetinde değilim, ne var ki söylemem gerekenler var.
sakin, pürüzsüz bir yüzeydim ben. dalgalanmalarım durulmuştu, zeminimden çeri, çöpü hatta çakıl taşlarını bile temizlemiştim. çok emek vermiştim, çok uğraşmıştım. istediğim ve hatta istenilmeye değer görülebilecek bir versiyonuma büründürmüştüm kendimi. memnundum, tatmin, en önemlisi de huzurluydum.
kimse bana bir şey yapmadı. kimse beni kirletmedi, kimse rüzgarıyla beni yeniden bulandırmadı. ben bile isteye kendimi bırak içine girilmeyi, izlenmesi ve hatta varlığı bile huzursuzluk verecek bir girdaba dönüştürdüm. kaçtığım ne varsa kendime kattım, sevmediğim, eleştirdiğim, ayıpladığım tüm eylemleri bir bir gerçekleştirdim. sanki şimdiye kadar yapmadığım ne varsa yapmak zorundaymışım gibi. sanki huzur bana harammış gibi. bunu becerdim, her şeye rağmen kendimi tamamım noktasına getirdim şimdi sırada bunun tam tersini yapmak var der gibi.
en kötüsü ne biliyor musun. halimden mutsuz değilim. en garibi, en inanılmazı hala az geliyor oluşu. biliyorum, görüyorum, farkındayım ama hala memnun değilim, hala tatmin olmadım ve en önemlisi hala istediğim kadar kaçıramadım huzurumu. huzuru.
sakin, pürüzsüz bir yüzeydim ben. dalgalanmalarım durulmuştu, zeminimden çeri, çöpü hatta çakıl taşlarını bile temizlemiştim. çok emek vermiştim, çok uğraşmıştım. istediğim ve hatta istenilmeye değer görülebilecek bir versiyonuma büründürmüştüm kendimi. memnundum, tatmin, en önemlisi de huzurluydum.
kimse bana bir şey yapmadı. kimse beni kirletmedi, kimse rüzgarıyla beni yeniden bulandırmadı. ben bile isteye kendimi bırak içine girilmeyi, izlenmesi ve hatta varlığı bile huzursuzluk verecek bir girdaba dönüştürdüm. kaçtığım ne varsa kendime kattım, sevmediğim, eleştirdiğim, ayıpladığım tüm eylemleri bir bir gerçekleştirdim. sanki şimdiye kadar yapmadığım ne varsa yapmak zorundaymışım gibi. sanki huzur bana harammış gibi. bunu becerdim, her şeye rağmen kendimi tamamım noktasına getirdim şimdi sırada bunun tam tersini yapmak var der gibi.
en kötüsü ne biliyor musun. halimden mutsuz değilim. en garibi, en inanılmazı hala az geliyor oluşu. biliyorum, görüyorum, farkındayım ama hala memnun değilim, hala tatmin olmadım ve en önemlisi hala istediğim kadar kaçıramadım huzurumu. huzuru.
devamını gör...
maşa ile koca ayı
devamını gör...
bir yaz akşamı on buçukta
marguerite duras kitabıdır.
“yazmak aynı zamanda konuşmamaktır. susmaktır. sessizce ulumaktır.”
yazdığı diğer bütün kitapları bir kenara bırakarak, sadece “hiroşima sevgilim”in yazarı saydığım hayran olunası kadın marguerit duras’nın bir sözü yukarıda alıntıladığım. ne dense boş, o kadar güzel susuyor ki duras, dinlememek elde değil. aynı dünya üzerinde 14 sene yaşama onuruna eriştiğim bu müstesna kadının yazdıkları okumaya başlar başlamaz sizi, hiç bırakmayacakmış gibi sarıp sarmalıyor. kurtulmak isteseniz de bu mümkün olmuyor, zaten kurtulmak isteyecek bir edebiyat sever olabileceğine de inanmak istemiyorum.
“bir yaz akşamı on buçukta” isimli romanında duras bitmek üzere olan bir aşkla, başlamak üzere olan bir aşkı anlatıyor, kurşunlarla son bulmuş üçlü bir başka aşkın gölgesinde.
“paestra” diye başlıyor roman. paestra bir aşk cinayetinin faili. 19 yaşındaki karısı ve onun sevgilisini öldüren bir adam ve gitgide bir efsaneye dönüşüyor bu adam şehirde. şehir fırtınaya teslim olmuş, yollar kapalı, elektrik yok ve polisler paestra’nın peşinde. herkes paestra’nın kurtulacağına inanıyor ve bunu umut ediyor. en çok da bitmek üzere olan – hatta çoktan bitmiş olan- bir aşkın suç ortağı olan kocası pierre, kızı judith ve kocasının uçarca koştuğu yeni aşkının adresi claire ile birlikte bir otele sığınmış olan marie.
marie, claire ile pierre arasındaki cinsel gerilimi somut bir nesneymişçesine kavrıyor. sıkıyor avuçlarında. pierre’in avuçlarını düşlüyor kendi solmaya yüz tutan güzelliğinden azat olup claire’nin tomurcuklarına doğru yol alan. paestra’nın damlarda saklandığına inanıyor marie, elinden düşürmediği kadehine yaslanarak. iki kişi arasında kendini fazlalık olarak gören marie, fırtınaya sığınır biraz, biraz kadehlerine, biraz da paestra ile karşılaşma ümidine ki o adam aşk uğruna iki cinayet işlemiştir fiilen, ve bir başka cinayet – buna intihar denebilir kolaylıkla- manen.
fırtına bir roman kişisidir duras için, içki de öyle. konuşmalarını bile beklersiniz okurken ama o kadar ileri gitmezler nedense.
pierre ile claire’in ne zaman sevişeceklerini düşler marie. asla çıplak görmediği claire’in, çıplaklığını ne zaman marie’nin kocası pierre’in gözlerine ve avuçlarına teslim edeceğini düşler. paestra ile buluşmayı düşler.
dünya o kadar büyük olamaz ya da bu kadar küçük. elbette pierre ve claire sevişmek için gözden uzak bir yer bulacaklardır ve elbette marie bir şekilde paestra ile karşılaşacaktır. marie’nin inanmak istediği ve inandığı şey budur işte.
marguerite duras ile 14 sene aynı dünya üzerinde nefes aldım ama onu görme şansım olmadı. aslında benim duras ile karşılaşma ihtimalim marie’nin paestra’ya rastlama ihtimali kadardı. belki bir fırtınada, bir yaz akşamı, belki on buçukta, bir otelin penceresinde, bir evin damında, bir otel odasında…yüzde kaçsa artık bu ihtimal…
“yazmak aynı zamanda konuşmamaktır. susmaktır. sessizce ulumaktır.”
yazdığı diğer bütün kitapları bir kenara bırakarak, sadece “hiroşima sevgilim”in yazarı saydığım hayran olunası kadın marguerit duras’nın bir sözü yukarıda alıntıladığım. ne dense boş, o kadar güzel susuyor ki duras, dinlememek elde değil. aynı dünya üzerinde 14 sene yaşama onuruna eriştiğim bu müstesna kadının yazdıkları okumaya başlar başlamaz sizi, hiç bırakmayacakmış gibi sarıp sarmalıyor. kurtulmak isteseniz de bu mümkün olmuyor, zaten kurtulmak isteyecek bir edebiyat sever olabileceğine de inanmak istemiyorum.
“bir yaz akşamı on buçukta” isimli romanında duras bitmek üzere olan bir aşkla, başlamak üzere olan bir aşkı anlatıyor, kurşunlarla son bulmuş üçlü bir başka aşkın gölgesinde.
“paestra” diye başlıyor roman. paestra bir aşk cinayetinin faili. 19 yaşındaki karısı ve onun sevgilisini öldüren bir adam ve gitgide bir efsaneye dönüşüyor bu adam şehirde. şehir fırtınaya teslim olmuş, yollar kapalı, elektrik yok ve polisler paestra’nın peşinde. herkes paestra’nın kurtulacağına inanıyor ve bunu umut ediyor. en çok da bitmek üzere olan – hatta çoktan bitmiş olan- bir aşkın suç ortağı olan kocası pierre, kızı judith ve kocasının uçarca koştuğu yeni aşkının adresi claire ile birlikte bir otele sığınmış olan marie.
marie, claire ile pierre arasındaki cinsel gerilimi somut bir nesneymişçesine kavrıyor. sıkıyor avuçlarında. pierre’in avuçlarını düşlüyor kendi solmaya yüz tutan güzelliğinden azat olup claire’nin tomurcuklarına doğru yol alan. paestra’nın damlarda saklandığına inanıyor marie, elinden düşürmediği kadehine yaslanarak. iki kişi arasında kendini fazlalık olarak gören marie, fırtınaya sığınır biraz, biraz kadehlerine, biraz da paestra ile karşılaşma ümidine ki o adam aşk uğruna iki cinayet işlemiştir fiilen, ve bir başka cinayet – buna intihar denebilir kolaylıkla- manen.
fırtına bir roman kişisidir duras için, içki de öyle. konuşmalarını bile beklersiniz okurken ama o kadar ileri gitmezler nedense.
pierre ile claire’in ne zaman sevişeceklerini düşler marie. asla çıplak görmediği claire’in, çıplaklığını ne zaman marie’nin kocası pierre’in gözlerine ve avuçlarına teslim edeceğini düşler. paestra ile buluşmayı düşler.
dünya o kadar büyük olamaz ya da bu kadar küçük. elbette pierre ve claire sevişmek için gözden uzak bir yer bulacaklardır ve elbette marie bir şekilde paestra ile karşılaşacaktır. marie’nin inanmak istediği ve inandığı şey budur işte.
marguerite duras ile 14 sene aynı dünya üzerinde nefes aldım ama onu görme şansım olmadı. aslında benim duras ile karşılaşma ihtimalim marie’nin paestra’ya rastlama ihtimali kadardı. belki bir fırtınada, bir yaz akşamı, belki on buçukta, bir otelin penceresinde, bir evin damında, bir otel odasında…yüzde kaçsa artık bu ihtimal…
devamını gör...
rastgele tanım numarası yazmak
ekşi sözlük'te en sevdiğim başlıklardandı. bir de burada deneyelim bakalım.
#3887
edit: numarayı parantez içine almanız gerekiyor.
örnek: (#numara)
#3887
edit: numarayı parantez içine almanız gerekiyor.
örnek: (#numara)
devamını gör...
kibirli olmak için haklı sebeplere sahip bulunmak
bilgisiyle kibirlenmek cahilliğin ta kendisidir.
-james taylor
-james taylor
devamını gör...
tosya
ahşap ve ahşap ürünleriyle isminden söz ettiren kastamonu ilçesi. ayrıca türkiye'de oda kapısı üretim merkezi. türkiye'nin kapı ihtiyacının üçte biri buradan karşılanıyor.
devamını gör...
insanı mutlu eden bedava şeyler
güzel şeylerin çoğu parayla satın alınamaz. güzel bir havayı mesela parayla satın alamazsınız. aşk bedavadır mesela, mutlu olmak da bedavadır. ama bunlar karın doyurmaz.
orhan veli'nin dediği doğrudur, yalnız acı su artık bedava değildir. mutluluk bile paraya endekslenmiş, paran yoksa sen mutlu olsan da başkaları seni mutsuz eder.
yine de güzel havalarda mutlu olma şansımız var. bizi bu güzel havalar mahvetmesin
...
peynir ekmek değil ama
acı su bedava;
kelle fiyatına hürriyet,
esirlik bedava;
bedava yaşıyoruz, bedava.
orhan veli'nin dediği doğrudur, yalnız acı su artık bedava değildir. mutluluk bile paraya endekslenmiş, paran yoksa sen mutlu olsan da başkaları seni mutsuz eder.
yine de güzel havalarda mutlu olma şansımız var. bizi bu güzel havalar mahvetmesin
...
peynir ekmek değil ama
acı su bedava;
kelle fiyatına hürriyet,
esirlik bedava;
bedava yaşıyoruz, bedava.
devamını gör...

