dünyanın en normal şeyini yapan insan.

flört nedir?

karşındaki kişiyi tanıma, anlama, ona küçük jestler yapma, onun hassasiyetlerine, duygu durumuna, sevdiği-sevmediği şeylere odaklı olma, onama, destekleme, iltifat etme eylemlerini iletişimin baskın unsuru olarak ele alma dönemi.
bu noktada şunu söylemek gerekiyor; flörtözlük bir karakter özelliğidir. flörtünüz ilişkiye dönüştüğünde (dönüşürse) karşınızdaki kişinin eskisi kadar özenli olmadığını düşünmeye başlıyorsanız bu karşınızdaki kadının/adamın artık sizinle eskisi kadar ilgili olmadığı anlamına gelmek zorunda değil. bu insanın flörtöz bir karakter olmaması, daha önce yaşadığınız dönemin gereklerini kendini zorlayarak gerçekleştirmiş olduğu ve artık sevgiliniz olduğunda kendisini "zorlamasının" bir anlamı olmadığını fark etmiş olması da son derece olası. buradan kendinize çıkartabileceğiniz bazı sonuçlar var;

tüm ilişkiniz boyunca flörtöz tavır sürsün istiyorsanız unutmayın ki karşınızdaki kişi hayatındaki herkesle flört eden bir kişi olacak. sokaktaki kediyle köpekle, marketteki kasiyerle, arkadaşlarınızla, anne/babanızla, kendi arkadaşlarıyla. çünkü onun yapısı bu. ve flaş haber; flört ettiği herkesle de yatmak istemiyor! birlikte olduğunuz kişi karşısındaki insanlara özenli davranmayı, onların meselelerine, gündemlerine, kendilerini iyi hissetmelerine önem veriyor ve dahası bu önemi göstermekten çekinmiyor. içinden gelerek yapıyor bunu. benimle 18 yıl flört etsin ama sadece benimle etsin diye bekliyorsanız geçmiş olsun. yok öyle bir dünya. eğer kontuardaki kıza merhaba, kolay gelsin derken ne kadar içten güldüğü ile ilgili sevgilinizle kavga edecek kadar kıskanan biriyseniz - ki olabilir, yargılamıyorum, bunun bir doğrusu yanlışı yok- "ilişkimiz çok sıradanlaştı, sen eskiden böyle değildin" sizin için bir gündem olmamalı hayatınızda. yani hobi olarak bunu mesele yapabilirsiniz tabi ama bir sonuca ulaşamazsınız. benden söylemesi.

şimdi gelelim asıl konuya. birden çok kişiyle aynı zamanda flört etmek, illa çok seçenek arasından en optimum olana ulaşma amacı gütmek zorunda değil. flört etme sürecinden alınan haz ve bunun süreğenliğini sağlamaya çalışmak (çünkü aynı insanla iletişim düzgün ilerliyorsa ancak belli bir süre pre-relationship sürecinde kalınabilir) bir sebep olabileceği gibi, bir sonuca ulaşmak istememek ama yine de yönelime bağlı olarak karşı ya da aynı cinsle etkileşime girmek istemek de bir sebep olabilir. bir diğer sebep de kişinin ilişki yaşamak istememesi ama karşısına "doğru" biri çıkarsa bu görüşlerinin değişebileceği ihtimalini sıfırlamaktan çekinmesi olabilir.

ama ben çok flörtün iyi bir ilişki yakalama olasılığını nasıl yukarılara çektiğini detaylandırmak istiyorum. fazla sayıda kişi ile aynı anda flört etmek benzer beklentilere, karakterlere sahip kişilerin birbirleriyle denk gelme ihtimalini artırıyor. permütasyon mu? eşit ağırlıkçıyım ben. hesaplayan adamlar uğraşsın, ben gidip kumda oynarım, sorun yok. devam edelim; burada denk gelmek çok önemli bir kavram. iyi bir ilişki yakalama amacıyla birden fazla kişiyle flört ediyorsanız, ne istediğiniz, beklediğiniz konusunda sınırlarınızı net şekilde belirleyin. spesifikleştirdiğiniz her kavram kurmayı planladığınız ilişkinin temelini sağlamlaştırır. kimseyle geçinmeye gönlünüzün olmasına gerek yok. zaten bu yüzden flört ediyorsunuz. birbirimize uygun muyuz? cevabını almaya çalıştığımız soru bu. son zamanlarda çok duyuyorum bu lafı. senin geçinmeye gönlün yok. ahahah, peki. zaten neden olsun ki? sen kimsin? ben kimim?
flört aşamasında kimseye yaptırıp boynunuza astığınız bir ışıklı tabelayla "sadece seninle konuşuyorum" sözü de vermiyorsunuz. sen başkalarıyla da mı flörtleşiyorsun gibi bir soruya cevap vermenize gerek yok. next! zaten böyle böyle insan eliyorsunuz. şu soruyu soran insanla ne kadar sağlıklı bir ilişki kurabilirsin ki. bu bir bakıma aptal insan ayıklamak için turnusol kağıdı görevi görmeye başlıyor belli bir noktadan sonra. eğer bunu gerçekten meraktan soruyorsa bunu kullandığı dilden anlıyorsun zaten bu soru özelinde. sonra da sebeplerini açıklarsın canın isterse. bak yine sinirlendim. konuya dönelim. sebepler demişken oraya girelim madem.

1- belirlediğiniz sınırlarla örtüşen insan bulma olasılığınız artar.
2- ilişkiden beklentileriniz konusunda zamansal bir denk gelme yaşayıp yaşamadığınız konusunda örneklem uzayınız ne kadar büyükse ihtimaliniz de o kadar yüksektir.
3- vaktiniz keyifli geçer.
4- biriyle geçinmeye gönlünüzün olması gerektiği yanılgısına düşmekten, olmayacak şeyleri tolere etmekten kendinizi korumuş olursunuz.
5- farklı insanlar tanır, deneyimlerinizi paylaşırsınız. öğretici de bir süreçtir.
6- pandemi asosyalliği için süper aktivitedir(!)

çoğaltılabilir tabi ki bu sebepler. ama sanırım özün özü bu.

son olarak şunu söylemeliyim ki bu en önemlisi; flörtlerinizin hiçbiri sevgiliniz değil. süper ego dediğimiz, insanı, insansı hayvan yapan ve ne kadar gelişirse o kadar medeni hale gelmemizi sağlayan üstbenlik kavramı, hayatınıza farklı ilişki türlerinde ne kadar çok insan alırsanız o kadar beslenen bir olgu. bir tek eşli iseniz, tek eşli olduğunuzu vadedeceğiniz ve bu konuda tutarlı olmanız beklenen dönemden önce mümkün olan en fazla seçenekle etkileşime girmeniz en mantıklı olandır. hem kendi gelişiminiz hem de kuracağınız potansiyel ilişkinin bilinçli ve doğru bir tercih olduğu konusunda zihninizi önceden programlayacağınız için.

kolaylıklar.
devamını gör...

nerede okuduğumu hatırlamadığım ancak doğruluğuna inandığım "iki insan ayrılırken; şefkatli konuşan taraf aşık olmayan taraftır" * *şeklinde bir cümle var.
ilişkiyi aklında ve kalbinde bitirmiş, karşı tarafa artık bir şey hissetmeyen taraf ayrılık acısı yaşamadığı ya da daha az yaşadığı için daha metanetli ve şefkatli oluyor. hatta kendisi daha sakin ve daha az duygusal olduğu için karşı tarafı teselli edip duruma mantıksal yaklaşıyor.
oysa hala seven, ayrılığı istemeyen taraf mantıktan ziyade duygusal düşünerek hisleriyle hareket ediyor. kırıcı değil ancak isyankar davranıyor diyebilirim bir bakıma ya da o sırada canı acıdığı için acıtmaya çalışıyor.
buradan da mantık ve duygunun bizleri nasıl yönettiğini, tepkilerimizi nasıl değiştirdiğini görüyoruz aslında.
devamını gör...

batı'da hikaye ile roman arası kitaplara verilen isim. dünya üzerinde şimdiye kadar satılmış ilk beş kitaptan biri olan le petit prince kitabı, yani küçük prens novella örneğidir.
devamını gör...

incesaz grubunun en sevdiğim eseridir.

dinlemek isteyenler için, çok aşığın var diyorlar
devamını gör...

''körleşme'' adıyla dilimize çevrilmiş elias canetti'nin inanması çok zor ama henüz 26 yaşındayken yazdığı rivayet edilen muhteşem kitabı. oğuz atay'ın isteği üzerine ahmet cemal tarafından dilimize çevrilmiştir.

bütün dünyası kitaplarından ibaret bir sinoloji profesörünün çevresine, hayata ve insanlara olan körleşmesinin konu edildiği kitap; nietzsche ve hegel'in insan ilişkilerindeki efendi-köle ilişkisine dayalı tahakküm yasasının ispatı niteliği taşıyor adeta.

her ne kadar bilinç akışı tekniği okurken biraz yorucu olsa da, ikinci dünya savaşı ve nazizim dönemini yaşamış bulgar bir yahudi olan canetti bu kitabıyla; içinde bulunduğu atmosferi ve zamanının faşist ruhunu mükemmel yansıtmış fikrimce.
devamını gör...

kulaktan dolma bilgilerle ,okumadan , düşünmeden, araştırmadan konuşmaları.bilim,ilim ve insana değer vermemeleri.
devamını gör...

ismini duyunca (bkz: salavat)getirdiğim en sevdiğim insan.
devamını gör...

seri katilimiz eksikti zaten. ülkede her çeşit parazit canlı var, bırakalım katilimiz de eksik olsun.
ayrıca seri katil deyince hiç aklınıza soğuk amerikan filmleri gelmesin. gerçek hayatta durum daha farklı oluyor.

t: şaşırtıcı ama güzel bir durum.
devamını gör...

bir (bkz: william golding) kitabıdır.

bu kitapla ilgili değinmek istediğim birkaç nokta var. öncelikle rahmetli (bkz: mina urgan) … bugüne kadar okuduğum çeviri kitaplar arasındaki en güzel çeviriydi diyebilirim. hatta, rahmetli mina hanım öyle bir sonsöz yazmış ki kitaba, yani kitap ne anlatıyor, alt metin olarak içinde ne gizlemişse ‘şaaaaaak!’ diye koymuş önünüze… o yüzden kitabı okurken tahayyül ettiğiniz şeyleri unutmadan, kitap biter bitmez sonsözü de sıcağı sıcağına okumayı sakın ha atlamayın… kitabın birçok yerine bakış açınızı değiştirecektir ve sorguladığınız bazı şeylerin cevabını bulacaksınızdır…

bu kitapta bir uçak var... bir kaza sonucu bu uçak ıssız bir adaya düşmüş ve uçaktan sadece çocuklar sağ çıkabilmiştir. bu çocuklar, yasaların ve kuralların olmadığı ıssız bir adada, ilkel bir yaşamla hayatta kalmaya çalışırken masumiyetlerini ne kadar koruyabiliyorlar bunu okuyoruz…

insanın içinde iyilik mi vardır, kötülük mü vardır?
bunlar doğumla birlikte içimizde olan şeyler midir yoksa sonradan öğrenip tercih ettiğimiz kavramlar mıdır?
en saf, en temiz saydığımız çocukların doğasında da şiddet, vahşilik, kan dökme arzusu gibi dürtüler var mıdır?
gibi soruları okur zihninde uyandırıp, okura cevap aratan bir kitap…

abartıldığı kadar var mı demeyin, az bile söyleniyor bence…
15 yaşına giren her çocuğa okutulmalı da bence… siz de okuyun… çocuklarınıza da okutun. oturun sonra kitabı konuşun birkaç akşam… öyle bir kitap…

tavsiyemdir…
devamını gör...

dün gece atacaktım lakin ellerim yağlıydı. bir tepsi nasıl yenir?
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

gitarı konuşturan insanlar.

ben değilim gerisi de beni ilgilendirmiyor.

jimi hendrix

ben değilsem o olsun ne yapayım artık. *

10 üzerinden 10 abime.
devamını gör...

beni oldukça heyecanlandıran bir program daha ve perşembe günü de dizi izleyemeyeceğiz belli oldu*. son bir buçuk aydır süperligde oynanan bütün maçları takip etmek gibi hastalığa yakalandım. merakla ve ilgi ile takip edeceğim. programda ayrıca kazandıran iddaa tahminlerinin olmasını bir dinleyici olarak isterim*
devamını gör...

bunu çok önce fark ettiğim için artık başlık açmıyorum. açtığım başlıkların %90'ın da sadece benim entrym var.* artık forum niteliğindeki bazı başlıklara da ilgimi çeken varsa entry giriyorum.
devamını gör...

ilişkilerin yapı taşıdır. "aynı tenden mi yaratıldık acaba?" diye sorduran dokununca huzur verici nitelikte olmasıdır.
devamını gör...

kendisi az önce bitirdiğim alper canıgüz kitabıdır. yazarın okuduğum 3. kitabıdır daha önce tatlı rüyalar ve oğullar ve rencide ruhlar kitabını okumuştum. kitap hakkındaki izlenimlerimi elimden geldiğince yazar arkadaşlarım için paylaşayım. öncelikle kitap son derece sürükleyici bir oturuşta elinizden düşürmeyeceğiniz bir kitap sıkı bir kurguya sahip. kitabın konusu basit ama etkili klasik geçmişe dönme konusu böyle kurguları okumak eğlencelidir o yüzden okurken büyük keyif aldım. kitabın bölümleri nirvana grubunun bir albümündeki şarkıları içeriyor. her bölüme ayrı bir nirvana şarkısı koymuş. alper bey üç kitabında da iyi bir gözlemci olduğunu bana hissettirdi ama bu kitapta bir başka hissettirdi. yazarımız öyle edebi yönü kuvvetli bir yazar değil. ama zeki birisi çok zeki yaramaz çocuk derler ya öyle birisi okurken çok rahat hissediyorsunuz. olaylara bakış açısının farklılığı sizi şaşırtıyor. karakterler çok iyi yaratılmış o yüzden iyi gözlemci diyorum kendisine. yazar kendini entelektüel zannedip boş lakırdı yapan üniversite ortamındaki tiplere sık sık geçirmeyi ihmal etmemiş. kitaptaki diyaloglar o kadar güzeldi ki tebessüm ederek hatta bazen kahkaha atarak okudum. üniversite kampüsündeki sohbetler kitabı okurken etkileneceğiniz kısımlardır. buraya kadar okuyan yazarlara teşekkür ederim ilginizi çekmesi için hoşuma giden yanları sizlere kendimce aktarmaya çalıştım. buradan sonrası spolier. --! spoiler !--

kitapta belki de canınızı en sıkan durum kurgunun mükemmel şekilde başlayıp sonunun saçma şekilde bağlanması oluyor kitap depar atarak koşarken ortalarda yavaşlıyor sonlarda tüy dikerek kendini salıyor. yazarın bize yarattığı nergis karakteri birini öldürecek bir karakter değil o yüzden şaşırıyorsunuz ama ufak şaşırıyorsunuz kitabın sonu size hissettirdiği şekilde vurmuyor maalesef. ayrıca iskender doğan karakterini öyle ilginç işlemiş ki sonunun bir şekilde ona az bağlanması bir okuyucu olarak beni çok ama çok üzdü. kitabı okurken ister istemez kafanızda tahminler oluşuyor ve o tahmin kitabın sonunda çıkınca hayalkırıklığına uğruyorsunuz.

--! spoiler !-- severek okudum. alper canıgüzün üç kitabı da başarılı ve eğlenceliydi sağolsun. en sevdiğim alıntıyı koyup gidiyorum saygıyla selamlıyorum siz değerli okuyanları. elinde çekiçten başka bir şey olmayan insan, her şeyi çivi olarak görür.
devamını gör...

trafikte yaya ya yol vermektir.
devamını gör...

ne demiş mor ve ötesi:
"ölüm kadar rahatmış ayrılık..."
devamını gör...

salgına karşı elimizde çok büyük bir koz var; yakalanmamak.
devamını gör...

genelde sadece bir sohbet başlatmak için kibarlıktan sorulan, çoğunlukla sorudan çok bir selamlama görevi gören sorudur. cevabı da genelde aynı olur: "iyiyim, sen nasılsın?"
herkes aslında farkındadır bu sorunun yüzeysel, cevabının da daha da yüzeysel olduğunun. ama sonuçta insanoğlu, sosyal bir varlık. bir şekilde karşımızdakiyle iletişime geçmek istiyoruz, birinin nasıl olduğunu sormak da bunun en kolay yollarından biri.
aynı zamanda, çok nadiren de olsa, gerçekten hislerinizi öğrenmek isteyen bir kişinin sorduğu ve sizin yüreğinizi titreten bir sorudur. o anlarda eğer moralinizi bozuksa ya kendinize hakim olamayıp içinizi dökersiniz *, bazen de hislerinize hakim olup bir şekilde geçiştirirsiniz.
günün sonunda, sorulma amacı ne olursa olsun, duyması iyi gelendir.
devamını gör...

an itibariyle kitapyurdu sesli kitap uygulamasından bir hafta boyunca ücretsiz dinleyebileceğiniz kitap.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim