şakir.
devamını gör...

32. küçükken 32 yaşındaki adamlara amca diyorduk. amcalığı bırak abilik halim yok. yaşımdan küçük gösteriyorum biraz belki. ama hayata dair düşüncelerim ya da çıkarımlarım olması gerekenden daha fazla. tanımlamayı seviyorum olayları. insanlar değişmiyor, sadece yaş alıyor.

yaşın saygı duyulacak bir şey olduğunu sandım bir de yıllarca. bu yaşımda o kadar da büyük bir şey olmadığını anladım 50 yaşındaki benden çocuk adamları görünce.
devamını gör...

devamını gör...

bir evrenin iki yarısı: güneş ve ay

güneş ve ay hakkında geçmişten beri birçok düşünce ortaya atılmıştır. kimileri onları sürekli birbirlerini kovalayan, ezeli iki düşman kimileri de birbirlerine tutkun iki aşık olarak tasvir etmiştir. benim zihnimdeki hikayede de onlar iki aşık. asla kavuşamayan, hep bir arada olabilmek için çırpınan ama birbirlerinden de bir o kadar uzakta olan iki aşık... iki farklı hayata sahip olan. işte onların hikayesi de böyle başladı:

aşıklardan birisi olan güneş, günü açardı. tüm parlaklığıyla herkesin gözünü kamaştırırdı. gören herkes birkaç saniyeden daha fazla bakamazdı bu aşığa. güneşin tüm parlaklığı aşkında gelirdi. o'nun içindi hepsi. gün güzelse o'nun içindi. hava güzelse o'nun eseriydi. aşkından mest olmuş bir şekilde, yaptığı her şey aşkı içindi. kimi zaman özlemin buruk acısıyla kavururdu çölleri. kimi zaman da kışın dışarıda üşüyen yürekleri ısıtırdı kendi yüreğinin sıcaklığıyla. ona göre sevgisinin göstergesiydi ışığı. çünkü aşkı olmasaydı o ışığın bir anlamı da olmazdı. o hiç var olmamış olsaydı o zaman kendi varlığının ne önemi kalırdı ki? kendi mevcudiyeti aşkının varlığına bağlıydı...

diğer aşık ay ise gece gelirdi. karanlığı severdi. gecenin ortasında mağrur ve gururlu duruşuyla herkesi kendine hayran bırakırdı. aşkı ne kadar enerji doluysa o, o kadar sakin bir yapıya sahipti. içindeki fırtınaları sevdiğinden başka kimseye göstermezdi. nitekim ondan başka kimse de görmezdi yüreğindeki yangınları. belki de ona bu kadar bağlı olmasının sebebi buydu. onu bir tek sevdiği anlardı. bir tek onun sözleri değerliydi. çünkü her zaman söylenecek doğru kelimeleri hiç zorluk çekmeden bulurdu. kalbinde kendine bile söylemediği kelimeleri ne güzel de bir araya getirirdi. adeta 'iç sesinin dış sesi'ydi. bu evrende onun karanlığını aydınlatabilecek bir tek o vardı.

bu iki aşık çok farklı olmalarına rağmen birbirlerine o farklılıklar kadar bağlıydılar. hani "gün ve gece kadar ayrı olmak" tabiri vardır ya, bizim aşıklar bu tabire hiç anlam veremezlerdi. farklı olduklarını inkar ettikleri yoktu ama aşkın ve sevginin, ne kadar ayrı olurlarsa olsunlar birleştiremeyeceği kimse olmadığının en güzel kanıtıydılar. buna rağmen insanlar sevdikleri kişide kendilerinden farklı bir taraf görünce hemen karalar bağlarlardı. bunu gören güneş ve ay insanların sevinmesi gereken yerde neden üzüldüklerini de anlamazlardı. çünkü onlar birbirleri sayesinde hayata başka bir pencereden bakabilmeyi öğrenmişlerdi. mesela güneş aslında karanlıktan korkardı. ta ki zifiri karanlık bir gecede ay onun elinden tutana kadar. o karanlığın içinde ikisi yürürken güneş ilk defa kendini böyle bir anda çok güvende hissettiğini fark etti. karanlığın barındırdığı o belirsizlik onu korkutmuyordu artık. aksine canından çok sevdiği ay ile beraber o karanlığa adım atmak, orayı keşfe çıkmak ve aşklarıyla aydınlatmak istiyordu.

ay ise her zaman o karanlıkta yaşamıştı. ruhu geceye aitti. aydınlık yerlerde duramaz hemen gölgeye kaçardı. fakat güneşin elini tutunca ışığın o kadar da kötü olmadığını düşünmeye başladı. hatta alışabilirdi de aydınlığa. sevebilirdi bile... yanında sevdiği olduktan sonra geceyi aydınlatmak bir başka güzeldi neticede.

tabii bizim aşıkların yan yana gelebildikleri zamanlar çok azdı. özlem ve hasret onların hep yanındaydı. en iyi dostlarıydı hatta. az görüşebilmelerinden dolayı ikisinin de tek isteği birlikte olabilmekti. fakat yılda yalnızca birkaç kez bir araya gelebiliyorlardı.

insanlar buna güneş tutulması diyordu ve çok az kavuşabilen bu iki aşığın beraberlikleri herkesin gözlerini kamaştırıyordu.

onlar içinse bu anlar kalp tutulmasıydı. çünkü birbirlerine yavaş yavaş yaklaşırlarken kalplerinin son derece olan hızı bir anda, karşı karşıya olduklarında, dururdu. o an insanlar o karşılaşmayla mest olmuşken, onlar bu özel anın tadını çıkarırlardı.

güneş uzun uzun bakardı sevdiğine. ay da ona karşılık verirdi. gözlerini ayıramazlardı. o kısa anların bir saniyesini bile ziyan etmek istemezlerdi. zira ikisi içinde sevdiğine bakamadığı her saniye ziyan olmuş zamandı. o an konuşmayı unuturlardı. sadece birbirlerine bakarlar ve o anın tadını çıkarırlardı. ışıl ışıl olan bakışları sevinçlerini anlatmaya yetmezdi.

o kısa anlarda konuşacak pek vakit bulamadıklarından daha sonra okumak üzere birbirlerine yazdıkları mektupları verirlerdi. hatta bu yüzdendi göğün bazen renk değiştirmesi. ikisi de mektupları okurlarken kâh güler kâh ağlarlardı. göğün rengi değişirdi onların ruh haline göre. bazen bulutlanırdı hava, güneş yüzünü göstermek istemezdi. bazen ay hiç gelmezdi, hatta bütün ışığını yitirirdi. bazen de hava o kadar güzel olurdu ki güneş doğaya ve canlılara hayat verirdi. ay ise en güzel gülümsemesini o gecelere saklardı.

hep özlerlerdi birbirlerini hep uzaklardı... ve bu uzaklık onları asıl yakınlaştıran şeydi. hallerinde memnundular. özlem, aşkın en güzel haliydi çünkü. aşkın en güzel ve en saf olan hali... çektikleri tüm acılara ve üzüntülere değerdi onların sevgisi. her ayrıldıklarında da bilirlerdi, her ayrılık bir son değil, aksine her ayrılık yeni bir başlangıçtı onların yüreğinde. kısacası onlar bu evrenin en imkansız aşkına sahiptiler ama aynı zamanda da en imkanlı aşkına...

edit: uzun zamandır yoktum herkese merhabaaa. bu benim 300. gönderim ve özel bir yazı olsun istedim. bu yüzden de sanırım yazdığım hikayeler arasında en sevdiğim hikaye olmaya aday olan hikayeyi yani ay ve güneşin hikayesini benim bakışımdan olabildiğince anlatmaya çalıştım. onlara böyle güzel bir hikaye yazmak çok farklı ve özeldi. umarım sizlerde beğenmişsinizdir. güneş ve ayın birlikteliği benim ilişkime de benzediği için onların hikayesinin bende yeri ayrıdır. tüm benzerlik ve farklılıklarına rağmen sevmekten ve sevilmekten vazgeçmeyen herkese de umut olması dileğiyle...

bir sonraki hikayede görüşmek üzere. o zamana kadar da kendinize çok iyi bakın, aşkla bakın*.
devamını gör...

tüm felsefecilere selam olsun...

oyum felsefe ve mantıyı aynı anda yapabilen kadın ve erkeğe.

ohh başlığıda sabote ederim.
sefam olsun..
devamını gör...

tevafuk; birbirine uyma, uygun düşme anlamına geliyormuş.*

yani anlamlı bir birleşme söz konusuymuş.rastgele olan bir şey değilmiş tesadüf gibi.

bu iki kelime bana göre aynı demiştim bir tanımda. yanılmışım.

şiir okuyan biri değilim ben aslında. bugüne kadar okuduğum bir orhan veli bir de sizin paylaştıklarınız.

ama nasıl oluyor ben de bilmiyorum. bir şeyler karalıyorum. kayboluyorum imgelerde. güzel yazıyorsun diyorlar. umarım öyledir. ama ne fark eder değil mi?
kimse beğenmese ne olur ki?


kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
mavi bir elbise
maviye dönen bir göz
özgür bir bakış
gökyüzümde mutluluk
hiç bitmesin diyor

temiz bir kalpten gelen dilek
nasıl da tevafuk oluyor
insan hayret ediyor
kaybediyor yolunu
anlatamıyor...
devamını gör...

mesela bende geçtiğimiz hafta kraliyet armasını 2. den 1. olarak aldım. bu benim rekorumdu, sayılır mı? (swh) sağolsun sevgili (bkz: daddy) sözlüğün içinden karma puanlarını “ bonus bonus” diye hoplaya zıplaya toplayarak geçtiğinden, kaderime bu düştü. hayır ya ağlamıyorum, ne ağlayacağım. tabi ki gözüme toz kaçtı. cıks cıks cıks...
devamını gör...

ileride ciddi sorunlara sebep olacak bir durum.
neyseki aileler tanrı olmadığından her niyet ettiklerini yapamıyorlar. bildiğinizi okumaya devam edin. bir noktada aileye 'he he' diyip paşa gönlünü dinlemek şart.
devamını gör...

9. sınıftayken kantinden bir liraya aldığım uçlu kalemim ve kalemimle 5. yılımız oluyor.
devamını gör...

kelime haznesi ve çok yönlü düşünebiliyor olması.
devamını gör...

yks sonuncularının da türkiye'den çıkmasıyla nötrlenen durum.
devamını gör...

kaç ordan be eyy, trakya kizanlari geliyu. count me in aganı.
devamını gör...

görüp de ibret alır mıyız bilmem ama ekmek israfının en büyük sebebi, "ben bayat ekmek yemem" diyen kibirli insanlardır. evde bayat ekmek varsa, bakkala çocuğu gönderip taze ekmek aldırılmaz, aldırılmamalıdır.
devamını gör...

çiçek hastalığı sonucunda sol gözünü, bir talihsizlik sonucuyla da sağ gözünü kaybeden türk halk ozanı..


her gün aklımdan geçiyorsun, insan bir selam verir.
devamını gör...

herhangi bir hastalığı erken tanımak için yapılan işlemlere verilen isimdir.
şeker hastalığı için ara sıra şeker takipleri, tansiyon hastalığı için tansiyon ölçümü veya serviks kanseri taraması için servikal smear örnek olarak verilebilir.
devamını gör...

kısa adı ampas olan 1929 yılından beri popüler ismi ile oscar ödüllerini dağıtan akademi. türkiye'de "sinema sanatları ve bilimleri akademisi" adıyla bilinir. tören boyunca sunucular ve ödül alanlar bu dev ekibi akademi olarak anarlar.*
dünyanın her yerinden üyesi vardır. net sayısı bilinmemekte birlikte son yıllarda yaklaşık 6000 üyesi olduğu söylenmektedir. üye listesi gizli tutulur. en iyi film kategorisi hariç tüm kategorilerde akademinin çoğunluğu hangi filme oy verdiyse o film kategorinin kazananı olur. sanırım son 3 yıldır ise töreni sürekli takip eden sinefilleri şaşırtmak, töreni tahmin edilebilir sonuçları olan bir şov olmaktan çıkarmak için oylama sistemi değiştirdiler. en iyi film kategorisinde ilk oylamada %50 bulunamadıysa akademi üyelerinin ikinci en iyi tercihlerine geçiyorlar. bir film için %50 bulunana dek sıralamada geriye doğru gidiliyor. salt çoğunluğun en iyi üçüncü film olarak listesine yazdığı bir film akademinin %49'unun birinci film olarak seçtiği filmi geçerek heykelciği kapabiliyor kısacası. sistem böyle ama tam ne zamandır uygulanıyor çok iyi hatırlayamıyorum açıkçası. ilginç kafalar.
devamını gör...

buram buram zenginlik kokan bir başlık.*
zengin olmadığım için mantığını da anlamıyorum ben. nasıl oluyor mesela cok mu acelesi var da bir yudum alarak işe gidiyor? beni masada bekleyen bir portakal suyum varsa gec kalmami dert etmeyecek bir isim de olmalı sonucta dimi?
devamını gör...

şu an için budur.

dünyanın binbir türlü hali var. her şeyi bilmek lazım.
devamını gör...

herkes kalbimde bir yere sahipken, senin ülken vardı...””
devamını gör...

bir insanın( veya canlının ) iç dünyasını ve hislerini yansıtan fotoğrafların elde edilmesini amaçlayan fotoğrafçılık dalına portre fotoğrafçılığı denmektedir. portre fotoğrafçılığında ana özne modelin yüzü olabildiği gibi, eli, ayakları, ayakkabısı bile olabilir. hatta modelin yüzünün bir kısmı sadece tek göz bile portre olabilir. mesela erkek bir modelde alından kesilmesi, modelin saçının olduğu veya kel olduğuna ilişkin detayı izleyicinin hayal gücüne bırakır.
genelde prime lensler ( 35 mm, 50 mm, 85 mm) portre çekimi için uygun lenslerdir. model ile çekim öncesi konuşmak, onu fotoğrafa yansımasının arzu edildiği duygu bütünlüğü içerisine girdiğinden emin olmak en doğru yoldur. çek - kaç tarzı fotoğraf çekmeye çalışanlar için pek uygun değildir. bazen bütün gün uğraşarak bir kare elde edebilirsiniz. mekansal portreler de ise kişinin hisleri ,iç dünyasına ilişkin detayların anlatılması sırasında ana model yanında çevresel detaylarda hikayeyi güçlendirici elementler olarak kullanılmaktadır. mesela bir kaybolan meslek sahibi bir zanatkarı ruh hali ile çekmek gibi.. bu durumlarda hikayeyi en iyi anlatacak olan açıya tripod üzerine makinayı kurmak, uzaktan ekrana ulaşarak ( ipad veya telefon ile vb.) çekmek belki de en iyi sonuçları elde etmek için kullanılacak en etkin yöntem olabilir. çünkü oradaki varlığınız bile modeli tedirgin edbilecektir. eğer fotoğaflar bir stok sayfasında ticari olarak yer alacaksa veya ödül için yarışmalara gönderilecek ise mutlaka modellik sözleşmesi imzalatılmalıdır. yapay ışık kullanımı özellikle iç mekanlarda tercih edilen bir argüman olsa da, büyük tecrübe gerektirdiğinden, dikkatli olunmalıdır. özellikle mekansal çekimlerde ortamdaki günümüze ait ortam bütüntüğüne uymayan eşyaların varlığı ( mesela poşet, eski kaybolan bir meslek erbabının masasındaki cep telefonu vb) büyük tartışma konusudur. diğer bir al tür olan self portrait çekimlerde ise fotoğraf üretmeyi amaçlayan fotoğrafçı ana model olarak kendini kullanarak, zamanlayıcı yardımı ile rol değiştirerek hem fotoğraf çekmekte hemde modellik yapmaktadır. günümüzün dudakları büzerek çekilen selfilerinden çok daha başarılı karelerin elde edildiği bu portre fotoğrafçılığı alt türünün etkileyici örneklerini internet üzerinden görmek mümkündür.
renkli sunulan fotoğraflar olduğu gibi çok etkili siyah beyaz fotoğraf larda mevcuttur.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim