yazarların yalnız olma nedeni
yalnızlıktan dem vurup hayatına hiçbir kimseyi almayan bir ruh hastasıysanız hayat çok zor.
devamını gör...
komünizm
özel mülklerin kamu mülkiyeti ile değiştirilerek temel üretim araçları ve doğal kaynakların halkın kontrolünde olmasını ve sınıf farkını ortadan kaldırarak devletsiz bir toplum düzeni kurmayı amaçlayan ekonomik ve politik öğretidir.
latince'de "ortak, müşterek" anlamına gelen communis kelimesinden türeyen komunizm kavramının ortaya çıkışı karl marx ve friedrich engels tarafından yazılan komünist manifesto isimli eser aracılığıyla olmuştur. kelimenin sözlük anlamı bütün malların ortaklaşa kullanıldığı ve özel mülkiyetin olmadığı toplum düzeni şeklindedir.
komünist düşüncenin tam anlamıyla doğuşu paris sosyalistlerinin fransız hükümetine başkaldırmasıyla olmuştur. sosyalist topluluk komünist hükümet kurma girişiminde bulunsa da kurulan hükümet fransız ordusu tarafından yok edilmiştir.
gerçekleşen bu başarısız girişimin ardından 1917 yılında vladimir lenin önderliğinde bolşevikler rus monarşisi ve feodal sistemini devirmiştir.
yine lenin önderliğinde 1922 yılında sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği kurulmuştur. sscb'nin kurulumunun ardından, lenin'in ölümüyle birlikte lev troçki ve joseph stalin'in destekçileri olarak ikiye bölünen sscb bir süre sonra stalin'in kontrolüne geçmiş ve troçki 1929 yılında sürgün edilmiştir. bu dönemde sscb komünist bir birlikten çok yarı sosyalist bir diktatörlüğe evrilmiştir.
çin'de mao zedong önderliğinde bir komünist devrim yapılsa da stalin dönemindeki sscb'den bir farkı olmamıştır.
bir sonraki büyük devrim, 1959 yılında fidel castro ve she guevara'nın batista rejimini yıkmasıyla gerçekleşmiştir.
son olarak, 1990 yılında sscb'de yaşanan bozulma ve ayrılıklar sebebiyle komünizmin etkisini yitirdiği düşünülse de komünist hareket aktif bir şekilde varlığını sürdürmektedir.
latince'de "ortak, müşterek" anlamına gelen communis kelimesinden türeyen komunizm kavramının ortaya çıkışı karl marx ve friedrich engels tarafından yazılan komünist manifesto isimli eser aracılığıyla olmuştur. kelimenin sözlük anlamı bütün malların ortaklaşa kullanıldığı ve özel mülkiyetin olmadığı toplum düzeni şeklindedir.
komünist düşüncenin tam anlamıyla doğuşu paris sosyalistlerinin fransız hükümetine başkaldırmasıyla olmuştur. sosyalist topluluk komünist hükümet kurma girişiminde bulunsa da kurulan hükümet fransız ordusu tarafından yok edilmiştir.
gerçekleşen bu başarısız girişimin ardından 1917 yılında vladimir lenin önderliğinde bolşevikler rus monarşisi ve feodal sistemini devirmiştir.
yine lenin önderliğinde 1922 yılında sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği kurulmuştur. sscb'nin kurulumunun ardından, lenin'in ölümüyle birlikte lev troçki ve joseph stalin'in destekçileri olarak ikiye bölünen sscb bir süre sonra stalin'in kontrolüne geçmiş ve troçki 1929 yılında sürgün edilmiştir. bu dönemde sscb komünist bir birlikten çok yarı sosyalist bir diktatörlüğe evrilmiştir.
çin'de mao zedong önderliğinde bir komünist devrim yapılsa da stalin dönemindeki sscb'den bir farkı olmamıştır.
bir sonraki büyük devrim, 1959 yılında fidel castro ve she guevara'nın batista rejimini yıkmasıyla gerçekleşmiştir.
son olarak, 1990 yılında sscb'de yaşanan bozulma ve ayrılıklar sebebiyle komünizmin etkisini yitirdiği düşünülse de komünist hareket aktif bir şekilde varlığını sürdürmektedir.
devamını gör...
iyi hissettiren filmler
amelie
devamını gör...
aptalın egemenliği
giacomo papi’nin radikal şıkların sayımı isimli kitabında geçen bir kavramdır. kültürel hegemonya dönemi sona erip entelektüellerin topluma yol gösterdiği, onları eğittiği, onlara akıl verdiği günler geride kaldığında yeni çağ açılır önümüzde. bu çağda roller değişmiştir artık. daha önce herkesi kollarımı açarak karşıladığım çağımızın adı ise: aptalın egemenliği’dir.
italyan yazarlar fruterro ve lucentini’nin ortaya attığı bu kavram uzun süredir kontrol altında tutulan aptal kişinin günümüzde egemen hale gelmesini anlatır. asıl gücünün sayısal üstünlüğünden alan aptal kişiler git gide yönetimi ele geçirir ve bilginin egemenliğine bir son verir.
bu durumun sorumlularından biri de elbette entelektüel güruhtur. çünkü kibirli ve tembel bir ruh hali içinde sadece kendi aralarında konuşarak aptal kişiyi dışlamışlar ve kendini kötü hissetmesine neden olmuşlardır.
gün gelip devran döndüğünde ise aptal kişi artık çok güçlüdür. gücünü ise cehaletinden almaktadır. bir karar almak için düşünmek gibi bir külfete katlanmaz. çabuk harekete geçer ve yukarıda da söylediğim gibi kalabalıktır.
bir tercih olarak cehalet aptal kişiyi sınırsız bir güçle donatmıştır. ve gücü arttıkça cesareti de artır. cehalet cesaret midir yoksa?
italyan yazarlar fruterro ve lucentini’nin ortaya attığı bu kavram uzun süredir kontrol altında tutulan aptal kişinin günümüzde egemen hale gelmesini anlatır. asıl gücünün sayısal üstünlüğünden alan aptal kişiler git gide yönetimi ele geçirir ve bilginin egemenliğine bir son verir.
bu durumun sorumlularından biri de elbette entelektüel güruhtur. çünkü kibirli ve tembel bir ruh hali içinde sadece kendi aralarında konuşarak aptal kişiyi dışlamışlar ve kendini kötü hissetmesine neden olmuşlardır.
gün gelip devran döndüğünde ise aptal kişi artık çok güçlüdür. gücünü ise cehaletinden almaktadır. bir karar almak için düşünmek gibi bir külfete katlanmaz. çabuk harekete geçer ve yukarıda da söylediğim gibi kalabalıktır.
bir tercih olarak cehalet aptal kişiyi sınırsız bir güçle donatmıştır. ve gücü arttıkça cesareti de artır. cehalet cesaret midir yoksa?
devamını gör...
ekşi sözlük'te ülkücülere edilen ağır hakaret
ülkücü itlerin aslında terörist olduğu gerçeği başlığını gündeme taşıyanlardan en kısa zamanda kanunlar çerçevesinde hesap sorulması dileğiyle.
eksisozluk.com/ulkucu-itler...
ek: ülkücülüğü üç beş tane çakalın tavrına indirgeyen, türk milliyetçiliğini topyekün aşağılamaya çalışan köpeklere karşı tüm kurtluğumuz ile buradayız. ekşi'de açılan bu başlıktan legal yollar ile hesap soramayan milliyetçilerin iki elim yakasındadır.
ek 2: çok bilir bir yazar ''sözlük yazarlarının yazdıklarından yöneticiler değil, yazarın kendisi sorumludur.'' diye belirtmiş.
ekşi'deki gündeme sürekli türk düşmanlığı ajite edenlere dair üç beş cümle edecek bilinçteyiz şükür.
eksisozluk.com/ulkucu-itler...
ek: ülkücülüğü üç beş tane çakalın tavrına indirgeyen, türk milliyetçiliğini topyekün aşağılamaya çalışan köpeklere karşı tüm kurtluğumuz ile buradayız. ekşi'de açılan bu başlıktan legal yollar ile hesap soramayan milliyetçilerin iki elim yakasındadır.
ek 2: çok bilir bir yazar ''sözlük yazarlarının yazdıklarından yöneticiler değil, yazarın kendisi sorumludur.'' diye belirtmiş.
ekşi'deki gündeme sürekli türk düşmanlığı ajite edenlere dair üç beş cümle edecek bilinçteyiz şükür.
devamını gör...
ensest ilişki yaşama özgürlüğü
devamını gör...
ince dudak vs kalın dudak
ikisi de değil.tebessüm etmesini ve öpmesini bilen dudak.
devamını gör...
belgrad
balkan turumuz boyunca istanbul'a en çok benzettiğim şehir. işin komiği, 15. yüzyıldan itibaren defalarca osmanlılarla hasburglar arasında el değiştiren, sağlam kalesi her devletçe karşı tarafa yapılacak seferlerde karargâh olarak kullanılan belgrad, belki de yugoslav krallığının (daha sonra tito yugoslavyası ve nihayet sırbistan) başkenti olması hasebiyle yeniden yapılmış, içinde kalemegdan'daki bir türbe, aşağıda bir cami ve birkaç parça kitabe dışında türk veya antik hasburg izi yok. buna rağmen istanbul gözümün önünden geçti hep...
saraybosna'dan çıktığımız sabah, bosna sırp cumhuriyeti topraklarından geçmiş, çevremize dün gördüğümüz acı olayların müsebbiblerini arayarak acıyla bakmıştık. sırbistan topraklarına girince de korku aşılamadı, belgrad'da korkuyla gezenler bile olmuştur.
önce akmam diyen tuna nehri:
nehir hakikaten deniz gibi, içinde kocaman vapurlar yüzüyor. bizim çoğu nehirde tekneyi geç kayık bile yüzemez.
şehir, ikisi de bizim nehirlerin abisi gibi duran sava ve tuna nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş. şehre girmeden önce adını bilmediğim bir banliyöde çorba içip yemek yedik. şehre girince de, epey dolanarak kalemegdan'a çıkılacak, bilahare etrafında gezilecekti.
kaleye tırmanırken ara sokaklardan geçtik, bu arada şehrin ender türk eserlerinden, hasburg imparatorluğu döneminde müslüman azınlığa tahsis edilmiş bayraklı cami'nin de önünden geçtik. 2004 yılında tahrip edilen cami ibadete açık olsa da namaz saatleri dışında kapalı ve ankara'daki kilise ve sinagog gibi koruma altında. tabii bizim "ay bıktık kiliseden camiden" diyenler hemen cami görünce çişe gitti o ayrı...

nihayet yürüye yürüye kalemegdan'a vardık. bu orta ve yeni çağların en güçlü kalelerinden biri, korunması da bizdeki rumeli hisarı gibi. içinde bazı cephanelikler, 1716'da savaşta şehit olan damat ali paşa'nın türbesi ve tuna manzarasına bakacak bir seyir terası var.
hendek:
ali paşa türbesi:
iç kaledeki saat kulesi:
askeri müze (kapalı olduğu için gezemedik, yine kalede bir hayvanat bahçesi varmış ama orası da kapalıydı, salt kokusunu duyduk)
istanbulkapı (orijinalinde kapıda bir tuğra varken hasburg işgallerinden birinde sökülmüş, şimdi avusturya'da imiş)

fatih sultan mehmet dönemindeki kuşatmada osmanlıların durdurulduğu yer:
kalenin hemen karşısında knez mihailova caddesi uzanıyor. burada da herkes kafasına göre takıldı. cadde, ta devlet dairelerinin olduğu semte kadar iniyor. istiklal caddesinin her belediyece üstünde oynanmamış ve arap istilası altında olmayan halini bilenlere güzel bir nostalji yaratıyor: asırlık levant apartmanları, trafiğe kapalı caddede yürüyenler, dilenen müzisyenler ve ara sokaklardaki birahaneler. bir mekânda bira ve patates kızartması yedik. midye yoktu galiba veya kimsenin aklına gelmedi, o da olsa bu tramvaysız istiklal ambiyansı tamamlanacaktı. benim de dayımla balıkpazarında bira içip (birayı içen dayım, ben küçüğüm o zamanlar) midye yediğimiz günler aklıma gelmedi değil...
ama belgrad'ın asıl güzelliği akşamları çıkıyormuş. ortam istanbul gece hayatı kadar renkliydi. mekânlara girip çıkan gençleri gördük ve biz de tekne turuna çıktık, tuna'da gezerken kalemegdan'ı mardin kalesi gibi altın kolyeye benzettim. keza rumelihisarı da herhalde geceleyin öyle ışıklandırılıyordur. görmediğim için bilemem. tekne beklerken de iskelede dilenci çocuklar geldi. ben "hop hop ben tosic'in takımını tutuyorum, hepinizi düşko'ya söylerim belanızı f..k eder" diye anlatınca bize pek bulaşmadılar, yine de yankesicilik etmelerinden az tedirgin olmadık.
gece, partizan stadına karşı güzel bir otelde kaldık. günlerce tck misafirhaneleriyle öğretmenevleri bozması yerlerde geceledikten sonra çok rahat ettik. ama yemekte yine tavuk vardı maalesef. ertesi günkü rotamız, bu turda göreceğimiz son ülke ve ecdad toprağı, bulgaristan...
saraybosna'dan çıktığımız sabah, bosna sırp cumhuriyeti topraklarından geçmiş, çevremize dün gördüğümüz acı olayların müsebbiblerini arayarak acıyla bakmıştık. sırbistan topraklarına girince de korku aşılamadı, belgrad'da korkuyla gezenler bile olmuştur.
önce akmam diyen tuna nehri:

nehir hakikaten deniz gibi, içinde kocaman vapurlar yüzüyor. bizim çoğu nehirde tekneyi geç kayık bile yüzemez.şehir, ikisi de bizim nehirlerin abisi gibi duran sava ve tuna nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş. şehre girmeden önce adını bilmediğim bir banliyöde çorba içip yemek yedik. şehre girince de, epey dolanarak kalemegdan'a çıkılacak, bilahare etrafında gezilecekti.
kaleye tırmanırken ara sokaklardan geçtik, bu arada şehrin ender türk eserlerinden, hasburg imparatorluğu döneminde müslüman azınlığa tahsis edilmiş bayraklı cami'nin de önünden geçtik. 2004 yılında tahrip edilen cami ibadete açık olsa da namaz saatleri dışında kapalı ve ankara'daki kilise ve sinagog gibi koruma altında. tabii bizim "ay bıktık kiliseden camiden" diyenler hemen cami görünce çişe gitti o ayrı...

nihayet yürüye yürüye kalemegdan'a vardık. bu orta ve yeni çağların en güçlü kalelerinden biri, korunması da bizdeki rumeli hisarı gibi. içinde bazı cephanelikler, 1716'da savaşta şehit olan damat ali paşa'nın türbesi ve tuna manzarasına bakacak bir seyir terası var.
hendek:

ali paşa türbesi:

iç kaledeki saat kulesi:

askeri müze (kapalı olduğu için gezemedik, yine kalede bir hayvanat bahçesi varmış ama orası da kapalıydı, salt kokusunu duyduk)

istanbulkapı (orijinalinde kapıda bir tuğra varken hasburg işgallerinden birinde sökülmüş, şimdi avusturya'da imiş)

fatih sultan mehmet dönemindeki kuşatmada osmanlıların durdurulduğu yer:

kalenin hemen karşısında knez mihailova caddesi uzanıyor. burada da herkes kafasına göre takıldı. cadde, ta devlet dairelerinin olduğu semte kadar iniyor. istiklal caddesinin her belediyece üstünde oynanmamış ve arap istilası altında olmayan halini bilenlere güzel bir nostalji yaratıyor: asırlık levant apartmanları, trafiğe kapalı caddede yürüyenler, dilenen müzisyenler ve ara sokaklardaki birahaneler. bir mekânda bira ve patates kızartması yedik. midye yoktu galiba veya kimsenin aklına gelmedi, o da olsa bu tramvaysız istiklal ambiyansı tamamlanacaktı. benim de dayımla balıkpazarında bira içip (birayı içen dayım, ben küçüğüm o zamanlar) midye yediğimiz günler aklıma gelmedi değil...
ama belgrad'ın asıl güzelliği akşamları çıkıyormuş. ortam istanbul gece hayatı kadar renkliydi. mekânlara girip çıkan gençleri gördük ve biz de tekne turuna çıktık, tuna'da gezerken kalemegdan'ı mardin kalesi gibi altın kolyeye benzettim. keza rumelihisarı da herhalde geceleyin öyle ışıklandırılıyordur. görmediğim için bilemem. tekne beklerken de iskelede dilenci çocuklar geldi. ben "hop hop ben tosic'in takımını tutuyorum, hepinizi düşko'ya söylerim belanızı f..k eder" diye anlatınca bize pek bulaşmadılar, yine de yankesicilik etmelerinden az tedirgin olmadık.
gece, partizan stadına karşı güzel bir otelde kaldık. günlerce tck misafirhaneleriyle öğretmenevleri bozması yerlerde geceledikten sonra çok rahat ettik. ama yemekte yine tavuk vardı maalesef. ertesi günkü rotamız, bu turda göreceğimiz son ülke ve ecdad toprağı, bulgaristan...
devamını gör...
pompei
milattan sonra 79 yılında vezüv yanardağı'nın patlaması sonucu volkanik küller, lav ve erimiş kayaların altında kalan roma antik kentidir.
burada şehrin bir kısmını görebilirsiniz.
nasıl olduysa kısa bir zaman içerisinde unutulan şehir, 1500 yıllarda tekrar akıllara gelmiş ve orada kazı çalışmaları canlanmıştır.
hakkında birçok efsane bilgiye ulaşan pompeii'nin, akılda kalıcı olan iki efsanesi vardır;
- insanlar o patlamaya dek vezüv yanardağı'nın aktif bir volkan dağı olduğunu bilmiyorlardı. ta ki binlerce insan cesedi orada yok olana dek.
- söylenene göre olay, yunan mitolojisindeki volkanlar ve yanardağlar tanrısı vulcanus adına yapılan dini törenden bir gün sonra gerçekleşmişti. bu da olayı daha da efsaneleştirdi.
şimdi elde olan bilgilere göre vulcanus'ın öfkesi dinmemiş, yanardağ tekrar patlayacaktır.
burada şehrin bir kısmını görebilirsiniz.
nasıl olduysa kısa bir zaman içerisinde unutulan şehir, 1500 yıllarda tekrar akıllara gelmiş ve orada kazı çalışmaları canlanmıştır.
hakkında birçok efsane bilgiye ulaşan pompeii'nin, akılda kalıcı olan iki efsanesi vardır;
- insanlar o patlamaya dek vezüv yanardağı'nın aktif bir volkan dağı olduğunu bilmiyorlardı. ta ki binlerce insan cesedi orada yok olana dek.
- söylenene göre olay, yunan mitolojisindeki volkanlar ve yanardağlar tanrısı vulcanus adına yapılan dini törenden bir gün sonra gerçekleşmişti. bu da olayı daha da efsaneleştirdi.
şimdi elde olan bilgilere göre vulcanus'ın öfkesi dinmemiş, yanardağ tekrar patlayacaktır.
devamını gör...
kavuğun kadın oyunculara verilmemesi
bu kavuk daha çok tiyatro için çırpınan, tiyatronun yaşaması için gayret gösteren kişilere veriliyor. rasim öztekin'in kavuğu devretme sebebi, sağlık sorunlarından ötürü eskisi gibi tiyatro yapamamasından ötürüydü. zaten kavuğu en az tutan o oldu(2yıl) lakin şevket çoruh'a laf söylemeden önce bir duracaksın orada, hele onu demet akbağ ile falan kıyaslamayaz kimse, demet akbağ sırf para için 9 kere leyla filminde rol aldığı gün bir çok kesim için bitti zaten. şimdi şevket çoruh tiyatro adına ne yapmış bir bakalım.
*kadıköy'de atıl durumda olan kullanılmayan eski bir sinemanın mülkiyetini satın aldı, tabii yandaşlar gibi bedavaya değil.
*tutkunu olduğu 7 adet klasik otomobilini sattı, yetti mi? hayır.
*3 tane evi vardı, onları da gözden çıkardı. yetti mi? hayır.
*bunların üzerine birde bankadan 7 milyon tl kredi çekti bu adam. ne için? ne zoru vardı şevket çoruh'un? arka sokaklarda devamlılığı olan ve ayda 100 bin tl kazandığı bir işi var, borcu derdi yok, haftanın her günü başka bir klasik otomobilini kullanan rahat bir adam.
tüm bunları tiyatro için yaptı şevket çoruh, paraya değil sanata önem verdiği için yaptı. hem de bunu ülkenin kriz içinde olduğu bir dönemde yaptı, hiçbir zaman iktidar yalakası bir kukla olmadı, hiç bir zaman rüzgarın estiği yere dönen bir adam olmadı o. bütün bunları baba sahneyi açabilmek için yaptı. yani tiyatroyu yaşatabilmek için.
o karşılaştırma yaptığınız demet akbağ ise, bazı yapımcıların kuklası olmuş durumda, nasılsa afişte ismi görününce 1m izleyici garantisi var, e yaşı epey ilerledi, paramı alırım işime bakarım derdinde. yani bundan sonra karşılaştırma yaparken, feminazi tarafınızla değil, daha objektif bir insan gözüyle karşılaştırma yapın, bu adam bu kavuğu almak için neleri neleri göze almış bir araştırın derim. derim ama pek umudum yok açıkçası.
*kadıköy'de atıl durumda olan kullanılmayan eski bir sinemanın mülkiyetini satın aldı, tabii yandaşlar gibi bedavaya değil.
*tutkunu olduğu 7 adet klasik otomobilini sattı, yetti mi? hayır.
*3 tane evi vardı, onları da gözden çıkardı. yetti mi? hayır.
*bunların üzerine birde bankadan 7 milyon tl kredi çekti bu adam. ne için? ne zoru vardı şevket çoruh'un? arka sokaklarda devamlılığı olan ve ayda 100 bin tl kazandığı bir işi var, borcu derdi yok, haftanın her günü başka bir klasik otomobilini kullanan rahat bir adam.
tüm bunları tiyatro için yaptı şevket çoruh, paraya değil sanata önem verdiği için yaptı. hem de bunu ülkenin kriz içinde olduğu bir dönemde yaptı, hiçbir zaman iktidar yalakası bir kukla olmadı, hiç bir zaman rüzgarın estiği yere dönen bir adam olmadı o. bütün bunları baba sahneyi açabilmek için yaptı. yani tiyatroyu yaşatabilmek için.
o karşılaştırma yaptığınız demet akbağ ise, bazı yapımcıların kuklası olmuş durumda, nasılsa afişte ismi görününce 1m izleyici garantisi var, e yaşı epey ilerledi, paramı alırım işime bakarım derdinde. yani bundan sonra karşılaştırma yaparken, feminazi tarafınızla değil, daha objektif bir insan gözüyle karşılaştırma yapın, bu adam bu kavuğu almak için neleri neleri göze almış bir araştırın derim. derim ama pek umudum yok açıkçası.
devamını gör...
çocukken unutamadığımız anlar
çok severdim dedemi. o da beni çok severdi, çok yakın otururduk. öğleden sonra bize gelir, beni alırdı. dışarı çıkardık. o zamanlar dereboyu caddesi ya da ortaköy sahilin şimdiki popülaritesi yok. ortaköylülerindi. sahildeki kahvelerde gider, oralet içerdik. parkta oynardık. elimden sıkı sıkı tutardı. veremdi dedeciğim. hastalığı iyice ağırlaşınca, istanbul'dan taşınıp, bol yeşillikli köyümüze taşınmaya karar verdiler. içimden bir parça koptu sanki. kısa süre sonra durumu ağırlaştı, istanbul'a hastahaneye yatırıldı. gece telefon geldi. babamın o anki yıkılışı, gözümün önünden hiç gitmiyor. babamın üzülmesine mi daha çok üzüldüm, dedemi kaybetmemize mi hala karar veremiyorum.
devamını gör...
bana güvenebilirsin deyip kadını dövüp tecavüz eden varlık
bir insanla tanışmak istedik diye aptal olamayız zaten ancak yalnız olabiliriz bu yalnızlığın verdiği acı çok yoğun olabilir, küçük bir eğlence arayışı da olabilir bu. ne olursa olsun kimse bu sonu hak etmezdi. ah, umarım hak ettiği cezayı alır.
devamını gör...
yazarların en çok özlemini duyduğu şey
denizi görmeyi özlüyorum.
devamını gör...
yazarların en türk özelliği
ailemin kız çocuğu olduğum için üstümde kurdukları baskı...
elin kızı 18 yaşında çin'e, güney afrika'ya, peru'ya gider; ben şehir içinde gezemem. sonra konuşurlar, 'obo ros kozloro ozgovonlo, ongoloz kozloro donyo gormoş, tork kozlooro şoylo koto, boylo koto' hadi lan!
5 yıl önce üniversiteden mezun oldum geldim 26 yaşına, paramı da kazanıyorum, evimi bile aldım. hala tepemde "aile şerefi "adı altında demokles'in kılıcı dolanıyor. kesss!
elin kızı 18 yaşında çin'e, güney afrika'ya, peru'ya gider; ben şehir içinde gezemem. sonra konuşurlar, 'obo ros kozloro ozgovonlo, ongoloz kozloro donyo gormoş, tork kozlooro şoylo koto, boylo koto' hadi lan!
5 yıl önce üniversiteden mezun oldum geldim 26 yaşına, paramı da kazanıyorum, evimi bile aldım. hala tepemde "aile şerefi "adı altında demokles'in kılıcı dolanıyor. kesss!
devamını gör...
kitap kulübü
kitap kulübü nedir?
normal sözlük yazarlarının her ay seçilen kitap hakkında kitap toplantılarına katıldığı, bünyesinde edebiyat, yazarlar, kitaplar hakkında sohbet edilen ve incelemelerde bulunulan, yani sizlerin keyifli vakit geçireceği normal sözlük kulüplerinden biridir.
ayrıca okuma arenası'na katılıp bulunulan ay içerisinde en çok kitap okuyan yazarlarımıza sözlükte istediği rozete sahip olma hakkı tanınmaktadır.
katılım şartları
kitap kulübüne katılmak için 500 karma puanı'na sahip olmalı ve kitap kategorisindeki başlıklarda en az 10 öne çıkan tanımlarınız bulunmalıdır.
kulübe katılmak için tüm soru ve sorunlarınızı kulüp başkanları @armysuzy ve @aziz varvara alekseyevna'ya iletebilirsiniz.
katılım linki:
discord.gg/vYRBKKPsMz
kitap kulübü hakkında yazarlarımızın yapmış olduğu tanımlar için (bkz: kitap kulübü hakkında her şey)
''tıp, hukuk, işletme, mühendislik... bunlar asil meşgalelerdir ve hayatı sürdürmek için gereklidir. ama şiir, güzellik, romantizm, aşk. bunlar hayatı uğruna sürdürdüğümüz şeylerdir.''
uğruna yaşamımızı sürdürdüğümüz uğraşlar edebiyat altında toplanmıştır belki de. günlük hayatta kolaylıkla fark edemediğimiz ince ama fark edilmeye değer detayları kitaplarda ahenk içinde görürüz. bu ahengi sürdürmek için normal sözlük bünyesindeki kitap kulübümüze sizleri de bekliyoruz.
normal sözlük yazarlarının her ay seçilen kitap hakkında kitap toplantılarına katıldığı, bünyesinde edebiyat, yazarlar, kitaplar hakkında sohbet edilen ve incelemelerde bulunulan, yani sizlerin keyifli vakit geçireceği normal sözlük kulüplerinden biridir.
ayrıca okuma arenası'na katılıp bulunulan ay içerisinde en çok kitap okuyan yazarlarımıza sözlükte istediği rozete sahip olma hakkı tanınmaktadır.
katılım şartları
kitap kulübüne katılmak için 500 karma puanı'na sahip olmalı ve kitap kategorisindeki başlıklarda en az 10 öne çıkan tanımlarınız bulunmalıdır.
kulübe katılmak için tüm soru ve sorunlarınızı kulüp başkanları @armysuzy ve @aziz varvara alekseyevna'ya iletebilirsiniz.
katılım linki:
discord.gg/vYRBKKPsMz
kitap kulübü hakkında yazarlarımızın yapmış olduğu tanımlar için (bkz: kitap kulübü hakkında her şey)
''tıp, hukuk, işletme, mühendislik... bunlar asil meşgalelerdir ve hayatı sürdürmek için gereklidir. ama şiir, güzellik, romantizm, aşk. bunlar hayatı uğruna sürdürdüğümüz şeylerdir.''
uğruna yaşamımızı sürdürdüğümüz uğraşlar edebiyat altında toplanmıştır belki de. günlük hayatta kolaylıkla fark edemediğimiz ince ama fark edilmeye değer detayları kitaplarda ahenk içinde görürüz. bu ahengi sürdürmek için normal sözlük bünyesindeki kitap kulübümüze sizleri de bekliyoruz.
devamını gör...
gmail
çoğu zaman hayat kurtarıcıdır. evrak sırdaşımdır.
devamını gör...
200 tl ile sigara yakan ablalar
eminim gerçek bir emekle kazanılmış, hakkaniyetli bir çalışmanın ürünü bir para değildir. çünkü tüm milli değerleri bir yana insan, ne kadar cahil ya da aptal olursa olsun kendi emeğini unutmaz.
devamını gör...
pi'yi 4 almak
pi’ye de mi zam geldi?
devamını gör...
yoldaş benjamin franklin ölürse dağıtılacak yemek
(bkz: tombul efes)
devamını gör...
doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
aynaya bakmam kendimi bilmem
hayat acıtınca dünyayı sevmem!
ne yazık ki tek tabanca
serseri doğdum serseri ölcem!
hayat acıtınca dünyayı sevmem!
ne yazık ki tek tabanca
serseri doğdum serseri ölcem!
devamını gör...