dj dikkat
kral adamdır. "herkese merhaba arkadaşlar ben dj dikkat" repligi hafızalara kazınmıştır.
devamını gör...
meja (yazar)
(bkz: sen bize fazlasın üstad)
devamını gör...
depeche mode
ilk adı kısa bir süreliğine "composition of sound" olan ve bir fransızca'da "hızlı moda" anlamına gelen bir moda dergisinin ismini gördükten sonra isim değişikliğine giden synthwave efsaneleri.
müzik hayatına martin l. gore ve andrew fletcher'ın üniversite etkinliklerinde ters çevirilmiş plastik kasaların üzerinde moog'lar ile sahne almaları ile başlayan gruba vince clarke'ın da dahil olmasıyla grupta tek eksik vardır: vokalist.
söylentilere göre martin l. gore, kendi idolleri arasında en önce saydığı isim olan david bowie ile aynı ada sahip olan dave gahan'a gittiği bir pub'da heroes şarkısını söylerken denk gelmiş, ve kendisine gruba katılma davetinde bulunmuştur. dave gahan da bu teklife olumlu yanıt vererek gruba katılmıştır.
grup üyeleri 20'li yaşlarının başlarında ilk albümleri olan speak&spell'i çıkarmışlardır.
buram buram kraftwerk esintilerine sahip, sugar pop bir albümdür.
vince clarke, bu albüm sonrasında müzik kariyerine erasure adı altında devam etmek için ayrılır. talihsiz bir olay gibi gözükse de, hem müzik tarihi hem de depeche mode evveliyatı için en şanslı olay bile denilebilir. sevgili yazarlar, eğer ben şu an favori müzik grubuma dair destan uzunluğundaki bu entry'yi yazabiliyorsam bu olay sayesindedir; çünkü prodüktor koltuğuna bu sefer, gruba altın çağını armağan eden alan wilder dahil olacaktır.
dave gahan, 2001 yılında verdiği bir röportajda wilder'ın gruba dahil olma sürecini şu şekilde tarif eder: "demoları halledecek birileri lazımdı, gazeteye verdiğimiz ilan sonrası elemelere pek çok kişi katıldı ancak alan, alan... bambaşka bir şekilde çalıyordu."
prodüksiyon eksiğini wilder'ı gruba dahil ederek tamamlayan depeche mode, sırayla 1982'de a broken frame, 1983'te construction time again ve 1984'te some great reward 'ı piyasaya sürer. grup, üretkenliği ve dönemin ruhuna uygun müziği ile 80'lerin synth-pop yarışına iyiden iyiye dahil olmaktadır; see you, the meaning of love, somebody gibi daha duygusal parçaları ile gönlümüzün bam telini okşayıp kemik dinleyici kitlesini oluşturmaya devam ederken bir diğer yandan everything counts , people are people ve master and servant gibi sosyo-ekonomik sistem eleştrisi içeren şarkılarıyla evrensel anlamda hayran kitlesini büyütmeye devam etmektedir.
yavaş yavaş 80'lerin sonlarına gelinirken, hemen hemen hepsi 25'li yaşlarına gelmiş olan bu abiler meseleyi daha da ciddi ele almaya başlarlar. grup, o zamanlar dünyada toplam bir elin beş parmağını geçmeyecek sayıda sanatçının yapmadığını yapmaya karar verir: komunist rejime sahip bir ülkede albüm kaydı yapmak. 1986 yılında soğuk savaş devam ederken, duvarı yıkılmamış berlin'in sahip olduğu soğuk ve kasvetli havası black celebration'da hissedilebilecek düzeydedir. albüm müzikal açıdan sytnth-pop'tan ziyade dark-wave, post-punk sayılabilecek bir albümdür.
1987 yılında ise music for the masses adında buram buram aşk kokan, naif bir albüm çıkarırlar. albüm alan wilder'ın grup içerisinde yer aldığı dönemde tercih ettiği senfonik synthtsizer komposizyonlarının en yalın örneğini teşkil eder. wilder, bu albümle a broken frame'de yarım bıraktığı işi bitirmiştir diyebiliriz.
albüm sonrası abd'de turneye çıkan grup, pasadena rose bowl'da verdiği mega konserin kaydını 101 adıyla piyasaya sürmüştür. bu konser ile birlikte amerika'da popülariteye kavuşmuş, aynı zamanda dünya üzerinde elektronik müzik yapıp bu kadar büyük bir kitleyi konsere getirebilen ilk grup ünvanına kavuşmuştur. (60.542 kişi ve tek konserde 1,360,192.50 dolares hasıla)
1990 yılında ise grup, müzik piyasası için rüştünü ispatlamış bir noktadadır. bu nedenle özünden ayrılmamakla birlikte daha deneysel, günün müzik piyasasına da uygun bir albüm yoluna giderler; prodüksiyon koltuğunda alan wilder'ın yanında yer alan flood ile birlikte violator albümü 1990 yılında piyasaya sürülmüştür. martin l. gore "birine depeche mode dinlemeyi tavsiye etseniz, bu albüm hangisi olurdu?" sorusunu bu albüm ile yanıtlar. violator, grubun diğer albümlerine kıyasla en karanlık albümü sayılabilir; loop'a alınmış synth tınılarından meydana gelen, darkwave bir albümdür. aynı zamanda depeche mode denildiğinde akla gelen ilk iki parça olan enjoy the silence, personal jesus'a ev sahipliği yapar. albümün tanıtımı, grubun kendi şarkılarına yaptıkları remixlerden meydana gelen world violation tour adı altında gerçekleştirilmiştir. canlı tur müzik listelerindeki sıralamalar ve grubun genel gidişatı için zirveden önceki son duraktır.
90'lı yıllara gelindiğinde ana akım müzik piyasına rock ve grunge'ın etkileri fazlasıyla görülmekte, bir diğer yandan 30'lu yaşlarına gelmiş olan grup üyeleri belirli sorunlarla yüzleşmektedir; vokalist dave gahan problemli geçen evlilik hayatı sonrasında sahip olduğu ünün etkisinde junkie bir "rockstar" hayatı sürmektedir; söz yazarı ve besteci martin l. gore alkol problemi ile boğuşmaktadır. aynı zamanda grup içerisinde yeteri kadar takdir görmediğini düşünen alan wilder ile martin l. gore arasında, grubun müzikal anlamda geleceği konusunda tartışmalar yaşanmaktadır. grup üyelerinin her biri, farklı şehirlerde ayrı ayrı hayatlar sürerken, gün geçtikçe birliktelikleri sadece müzikal anlamda devam etmeye başlamıştır. nitekim bu sorunlar eşliğinde, hayranları kadar grup üyeleri içerisinde de bölünmeleri meydana getiren albüm 1993 yılında piyasaya sürülmüştür: songs of faith and devotion ile depeche mode, daha önce olmadığı kadar deneysel, sert, aynı zamanda en karanlık albümleri ile karşımıza çıkmaktadır. albüm, gospeltınıları ile harmanlanmış bir synth-rock albümdür; bu albüm aynı zamanda depeche mode'un hem amerika hem de ingiltere listelerinde #1'e yerleşen tek albümüdür. albümünün konser kaydı devotional adıyla piyasaya sürülmüştür. devotional turnesi, albümün başarısı ile birlikte 1994 yılında exotic tour adı altında toplamda 2 seneye uzatılarak grubun en başarılı, aynı zamanda en yorucu turnesi olma özelliğine sahiptir. turne sonrasında alan wilder, gruptan ayrılığını açıklayarak müzik kariyerine kendisinin solo projesi olan recoil adı altında devam edeceğini açıklamıştır.
90'ların sonlarına gelindiğinde, grup için tek sorun prodüksiyonu kimin yapacağı değildir; vokalist dave gahan, speedball kazası sonrasında yaklaşık 1.5 dakikalık bir kalp durması geçirmiştir. kullandığı maddeler sonrası eski sesi ve sağlığına sahip olmayan dave gahan, rehabilite olmak için kliniğe yatmıştır. alan wilder'ın ayrılığı bir yana, dave gahan'ın yaşadığı sağlık sorunları sonrası depeche mode hayranları için, "acaba bir albüm daha gelir mi" sorusu gündemdedir. bu sorulara cevap olarak ilk adı "ultima" (kapanış) olarak planlanan ultra albümü 1997 yılında piyasaya sürülmüştür. albümün kayıt aşaması songs of faith and devotion'dan daha sancılı olmasa da, dave gahan'ın eski haline kıyasla kaybettiği sağlığı ve ses yeteneğini tekrar kazanması da beklenerek yaklaşık 1.5 senelik bir kayıt sürecine sahiptir. bu kez prodüksiyon koltuğunda tim simenon oturmaktadır. albüm, post-wilder dönemi içerisinde hayranlar tarafından en başarılı albüm sayılmakla birlikte alan wilder'ın en sevdiği depeche mode albümü olma özelliğini de taşıyan, synth-rock bir albümdür. bu albüm sonrası turne gerçekleştirilmemiş, "ultra party" adı altında ingiltere çaplı lokal tanıtım konserleri gerçekleştirilmiştir. grup 1998 yılında, the singles 81-85 sonrası çıkardıkları ikinci derleme albümleri olan the singles 86-98 albümünü piyasaya sürmüş, the singles tour adı altında kuzey amerika ve avrupa ile sınırlı bir turne düzenlemiştir.
2001 yılından itibaren depeche mode, prodüksiyon koltuğunda pek çok farklı isimle çalışmıştır; 2001 yılında çıkarılan exciter albümünde björk 'ün de prodüktörlüğünü yapan mark bell ile çalışmış, 2005-2013 yılları arasında ben hillier eşliğinde playing the angel, sounds of the universe ve delta machine 3 albüm çıkarmış ve ve son olarak 2017 çıkarılan spirit albümünde, arctic monkeys'in a.m albümünün de prodüktörü olan tom ford ile ortaklık sağlanmıştır. 2001 yılından itibaren günümüze kadar çıkan albümleri sonrasında turnesi yapılmayan hiçbir albüm bulunmamakta, (bkz: exciter tour)(bkz: touring the angel)(bkz: tour of the universe)(bkz: alive in berlin)(bkz: live spirits) 2021 yılında yeni albümleri ile karşımıza çıkmaları beklenmektedir. her ne kadar aktif müzik hayatına üretken ve başarılı bir grup olarak devam etse de depeche mode, 2000'li yıllar sonrası çıkarılan albümleri grubun 86-95 arası altın çağı ile kıyaslandığı taktirde bu albümler prodüksiyon açısından "eksik" olarak nitelendirilmektedir. alan wilder'ın yokluğu her ne kadar 4 farklı prodüktör, davulda christian eigner ve klavyede peter gordeno ile 2 üye tarafından giderilmeye çalışsa gerek stüdyo albümleri, gerekse canlı konserlerde fazlasıyla hissedilmektedir. altın çağı ile kıyaslamayı bir kenara bırakırsak elektronik müziğin efsaneleri olan bu arkadaşlar her konserlerinde sadık hayran kitlesini hayvanlar gibi coşturmaya devam etmektedir; tabi bu noktada kendilerine 1986'dan itibaren gerek efsane albüm kapakları olsun, gerekse tur projeksiyonlarındaki görüntüler ve sahne düzeni gibi noktalarda katkıda bulunan, grubun adeta gizli elemanı olan anton corbijn'in katkısı yadsınamayacak derecede fazladır.
geçmişini bir kenara bırakırsak depeche mode, müziğin tutku ile yapıldığında ne kadar başarılı olabileceğinin en bariz göstergesidir.
popüler müzik yapma kaygısı gütmeden; kendi çekirdeğine sadık, ancak bir o kadar müziğin değişen doğasına ayak uydurabilen ve denediği her genre'da kendi müziğini de ürünün içine katarak işin altından başarıyla kalkabilen, ikamesi olmayan başka bir grup daha görmediğimi söyleyebilirim. muhtemelen birine just can't get enough ve i feel you şarkılarını aynı grubun çıkardığını söyleseniz "hadi len ordan" gibi bir tepki almanız muhtemeldir.*. muhtemelen bu entry'i okuyup da "acaba nasıl bir grupmuş" diye merak eden arkadaşlara tavsiyem; benim kendileriyle tanışmam -çoğu depeche mode hayranı gibi- enjoy the silence ile oldu. şarkının albüm versiyonu ve mike shinoda mix'ini biliyordum ancak üçüncü ve live versiyonunu da duyunca "dinleyelim bakalım" demem şeklinde gerçekleşti, sizlere tavsiyem dinlemeyi bırakmayın ve imkanınız varsa albümlerden sonra turne kayıtlarını dinleyin, canlı kayıtların gerçekten coşkulu bir seyirci, etkili bir frontman ile birleştiğinde albüm kayıtlarından çok daha güzel olduğunu fark edeceksinizdir. (bkz: devotional) (bkz: a night in paris)(bkz: live spirits).
bir hayran gözünden depeche mode konserleri nasıl oluyor diyenler için 2019 yılında anton corbijn yönetmenliğinde spirits in the forest adıyla piyasaya sürülen bir belgesel film bulunmaktadır; film altı depeche mode hayranının, grubun kendi hayatlarında nasıl bir yere sahip olduğuna dair kesitlerin 2020 yılında vizyona giren live spirits adlı turne kaydının konser kaydı görüntüleri ile harmanlanmasından oluşmaktadır. depeche mode hayranıysanız duygularınıza tercüman olan ikinci bir 101 belgeseli gibidir adeta.
konserlerin genel enerjisi nasıl oluyor diyenler için bkz:
never let me down again
cover me
everything counts
göze çarpan depeche mode cover'ları için bkz:
stripped | rammstein heavy metal mix
enjoy the silence | ki theory |trevor something| mike shinoda from linkin park
waiting for the night | ghost bc
to have and hold | deftones
shake the disease | hooverphonic
people are people | massive inc.
göze çarpan depeche mode mix'leri için bkz:
in chains | alan wilder mix
world in my eyes | cicada mix
enjoy the silence | hands and feet mix
in your room | zephyr mix | jeep rock mix by portishead
i feel you | throb mix
walking in my shoes | grungy gonads mix by portishead
useless | the kruder + dorfmeister session
only when i lose myself | dan the automator mix
freelove | flood mix
a pain that i'm used to | jacques lu cont remix
going backwards | soulful mix
posion heart | soulsavers rework
edit: bir takım imla hatası düzenlemeleri, eklemeler ve meja adlı yazarımıza ukde için teşekkürler
müzik hayatına martin l. gore ve andrew fletcher'ın üniversite etkinliklerinde ters çevirilmiş plastik kasaların üzerinde moog'lar ile sahne almaları ile başlayan gruba vince clarke'ın da dahil olmasıyla grupta tek eksik vardır: vokalist.
söylentilere göre martin l. gore, kendi idolleri arasında en önce saydığı isim olan david bowie ile aynı ada sahip olan dave gahan'a gittiği bir pub'da heroes şarkısını söylerken denk gelmiş, ve kendisine gruba katılma davetinde bulunmuştur. dave gahan da bu teklife olumlu yanıt vererek gruba katılmıştır.
grup üyeleri 20'li yaşlarının başlarında ilk albümleri olan speak&spell'i çıkarmışlardır.
buram buram kraftwerk esintilerine sahip, sugar pop bir albümdür.
vince clarke, bu albüm sonrasında müzik kariyerine erasure adı altında devam etmek için ayrılır. talihsiz bir olay gibi gözükse de, hem müzik tarihi hem de depeche mode evveliyatı için en şanslı olay bile denilebilir. sevgili yazarlar, eğer ben şu an favori müzik grubuma dair destan uzunluğundaki bu entry'yi yazabiliyorsam bu olay sayesindedir; çünkü prodüktor koltuğuna bu sefer, gruba altın çağını armağan eden alan wilder dahil olacaktır.
dave gahan, 2001 yılında verdiği bir röportajda wilder'ın gruba dahil olma sürecini şu şekilde tarif eder: "demoları halledecek birileri lazımdı, gazeteye verdiğimiz ilan sonrası elemelere pek çok kişi katıldı ancak alan, alan... bambaşka bir şekilde çalıyordu."
prodüksiyon eksiğini wilder'ı gruba dahil ederek tamamlayan depeche mode, sırayla 1982'de a broken frame, 1983'te construction time again ve 1984'te some great reward 'ı piyasaya sürer. grup, üretkenliği ve dönemin ruhuna uygun müziği ile 80'lerin synth-pop yarışına iyiden iyiye dahil olmaktadır; see you, the meaning of love, somebody gibi daha duygusal parçaları ile gönlümüzün bam telini okşayıp kemik dinleyici kitlesini oluşturmaya devam ederken bir diğer yandan everything counts , people are people ve master and servant gibi sosyo-ekonomik sistem eleştrisi içeren şarkılarıyla evrensel anlamda hayran kitlesini büyütmeye devam etmektedir.
yavaş yavaş 80'lerin sonlarına gelinirken, hemen hemen hepsi 25'li yaşlarına gelmiş olan bu abiler meseleyi daha da ciddi ele almaya başlarlar. grup, o zamanlar dünyada toplam bir elin beş parmağını geçmeyecek sayıda sanatçının yapmadığını yapmaya karar verir: komunist rejime sahip bir ülkede albüm kaydı yapmak. 1986 yılında soğuk savaş devam ederken, duvarı yıkılmamış berlin'in sahip olduğu soğuk ve kasvetli havası black celebration'da hissedilebilecek düzeydedir. albüm müzikal açıdan sytnth-pop'tan ziyade dark-wave, post-punk sayılabilecek bir albümdür.
1987 yılında ise music for the masses adında buram buram aşk kokan, naif bir albüm çıkarırlar. albüm alan wilder'ın grup içerisinde yer aldığı dönemde tercih ettiği senfonik synthtsizer komposizyonlarının en yalın örneğini teşkil eder. wilder, bu albümle a broken frame'de yarım bıraktığı işi bitirmiştir diyebiliriz.
albüm sonrası abd'de turneye çıkan grup, pasadena rose bowl'da verdiği mega konserin kaydını 101 adıyla piyasaya sürmüştür. bu konser ile birlikte amerika'da popülariteye kavuşmuş, aynı zamanda dünya üzerinde elektronik müzik yapıp bu kadar büyük bir kitleyi konsere getirebilen ilk grup ünvanına kavuşmuştur. (60.542 kişi ve tek konserde 1,360,192.50 dolares hasıla)
1990 yılında ise grup, müzik piyasası için rüştünü ispatlamış bir noktadadır. bu nedenle özünden ayrılmamakla birlikte daha deneysel, günün müzik piyasasına da uygun bir albüm yoluna giderler; prodüksiyon koltuğunda alan wilder'ın yanında yer alan flood ile birlikte violator albümü 1990 yılında piyasaya sürülmüştür. martin l. gore "birine depeche mode dinlemeyi tavsiye etseniz, bu albüm hangisi olurdu?" sorusunu bu albüm ile yanıtlar. violator, grubun diğer albümlerine kıyasla en karanlık albümü sayılabilir; loop'a alınmış synth tınılarından meydana gelen, darkwave bir albümdür. aynı zamanda depeche mode denildiğinde akla gelen ilk iki parça olan enjoy the silence, personal jesus'a ev sahipliği yapar. albümün tanıtımı, grubun kendi şarkılarına yaptıkları remixlerden meydana gelen world violation tour adı altında gerçekleştirilmiştir. canlı tur müzik listelerindeki sıralamalar ve grubun genel gidişatı için zirveden önceki son duraktır.
90'lı yıllara gelindiğinde ana akım müzik piyasına rock ve grunge'ın etkileri fazlasıyla görülmekte, bir diğer yandan 30'lu yaşlarına gelmiş olan grup üyeleri belirli sorunlarla yüzleşmektedir; vokalist dave gahan problemli geçen evlilik hayatı sonrasında sahip olduğu ünün etkisinde junkie bir "rockstar" hayatı sürmektedir; söz yazarı ve besteci martin l. gore alkol problemi ile boğuşmaktadır. aynı zamanda grup içerisinde yeteri kadar takdir görmediğini düşünen alan wilder ile martin l. gore arasında, grubun müzikal anlamda geleceği konusunda tartışmalar yaşanmaktadır. grup üyelerinin her biri, farklı şehirlerde ayrı ayrı hayatlar sürerken, gün geçtikçe birliktelikleri sadece müzikal anlamda devam etmeye başlamıştır. nitekim bu sorunlar eşliğinde, hayranları kadar grup üyeleri içerisinde de bölünmeleri meydana getiren albüm 1993 yılında piyasaya sürülmüştür: songs of faith and devotion ile depeche mode, daha önce olmadığı kadar deneysel, sert, aynı zamanda en karanlık albümleri ile karşımıza çıkmaktadır. albüm, gospeltınıları ile harmanlanmış bir synth-rock albümdür; bu albüm aynı zamanda depeche mode'un hem amerika hem de ingiltere listelerinde #1'e yerleşen tek albümüdür. albümünün konser kaydı devotional adıyla piyasaya sürülmüştür. devotional turnesi, albümün başarısı ile birlikte 1994 yılında exotic tour adı altında toplamda 2 seneye uzatılarak grubun en başarılı, aynı zamanda en yorucu turnesi olma özelliğine sahiptir. turne sonrasında alan wilder, gruptan ayrılığını açıklayarak müzik kariyerine kendisinin solo projesi olan recoil adı altında devam edeceğini açıklamıştır.
90'ların sonlarına gelindiğinde, grup için tek sorun prodüksiyonu kimin yapacağı değildir; vokalist dave gahan, speedball kazası sonrasında yaklaşık 1.5 dakikalık bir kalp durması geçirmiştir. kullandığı maddeler sonrası eski sesi ve sağlığına sahip olmayan dave gahan, rehabilite olmak için kliniğe yatmıştır. alan wilder'ın ayrılığı bir yana, dave gahan'ın yaşadığı sağlık sorunları sonrası depeche mode hayranları için, "acaba bir albüm daha gelir mi" sorusu gündemdedir. bu sorulara cevap olarak ilk adı "ultima" (kapanış) olarak planlanan ultra albümü 1997 yılında piyasaya sürülmüştür. albümün kayıt aşaması songs of faith and devotion'dan daha sancılı olmasa da, dave gahan'ın eski haline kıyasla kaybettiği sağlığı ve ses yeteneğini tekrar kazanması da beklenerek yaklaşık 1.5 senelik bir kayıt sürecine sahiptir. bu kez prodüksiyon koltuğunda tim simenon oturmaktadır. albüm, post-wilder dönemi içerisinde hayranlar tarafından en başarılı albüm sayılmakla birlikte alan wilder'ın en sevdiği depeche mode albümü olma özelliğini de taşıyan, synth-rock bir albümdür. bu albüm sonrası turne gerçekleştirilmemiş, "ultra party" adı altında ingiltere çaplı lokal tanıtım konserleri gerçekleştirilmiştir. grup 1998 yılında, the singles 81-85 sonrası çıkardıkları ikinci derleme albümleri olan the singles 86-98 albümünü piyasaya sürmüş, the singles tour adı altında kuzey amerika ve avrupa ile sınırlı bir turne düzenlemiştir.
2001 yılından itibaren depeche mode, prodüksiyon koltuğunda pek çok farklı isimle çalışmıştır; 2001 yılında çıkarılan exciter albümünde björk 'ün de prodüktörlüğünü yapan mark bell ile çalışmış, 2005-2013 yılları arasında ben hillier eşliğinde playing the angel, sounds of the universe ve delta machine 3 albüm çıkarmış ve ve son olarak 2017 çıkarılan spirit albümünde, arctic monkeys'in a.m albümünün de prodüktörü olan tom ford ile ortaklık sağlanmıştır. 2001 yılından itibaren günümüze kadar çıkan albümleri sonrasında turnesi yapılmayan hiçbir albüm bulunmamakta, (bkz: exciter tour)(bkz: touring the angel)(bkz: tour of the universe)(bkz: alive in berlin)(bkz: live spirits) 2021 yılında yeni albümleri ile karşımıza çıkmaları beklenmektedir. her ne kadar aktif müzik hayatına üretken ve başarılı bir grup olarak devam etse de depeche mode, 2000'li yıllar sonrası çıkarılan albümleri grubun 86-95 arası altın çağı ile kıyaslandığı taktirde bu albümler prodüksiyon açısından "eksik" olarak nitelendirilmektedir. alan wilder'ın yokluğu her ne kadar 4 farklı prodüktör, davulda christian eigner ve klavyede peter gordeno ile 2 üye tarafından giderilmeye çalışsa gerek stüdyo albümleri, gerekse canlı konserlerde fazlasıyla hissedilmektedir. altın çağı ile kıyaslamayı bir kenara bırakırsak elektronik müziğin efsaneleri olan bu arkadaşlar her konserlerinde sadık hayran kitlesini hayvanlar gibi coşturmaya devam etmektedir; tabi bu noktada kendilerine 1986'dan itibaren gerek efsane albüm kapakları olsun, gerekse tur projeksiyonlarındaki görüntüler ve sahne düzeni gibi noktalarda katkıda bulunan, grubun adeta gizli elemanı olan anton corbijn'in katkısı yadsınamayacak derecede fazladır.
geçmişini bir kenara bırakırsak depeche mode, müziğin tutku ile yapıldığında ne kadar başarılı olabileceğinin en bariz göstergesidir.
popüler müzik yapma kaygısı gütmeden; kendi çekirdeğine sadık, ancak bir o kadar müziğin değişen doğasına ayak uydurabilen ve denediği her genre'da kendi müziğini de ürünün içine katarak işin altından başarıyla kalkabilen, ikamesi olmayan başka bir grup daha görmediğimi söyleyebilirim. muhtemelen birine just can't get enough ve i feel you şarkılarını aynı grubun çıkardığını söyleseniz "hadi len ordan" gibi bir tepki almanız muhtemeldir.*. muhtemelen bu entry'i okuyup da "acaba nasıl bir grupmuş" diye merak eden arkadaşlara tavsiyem; benim kendileriyle tanışmam -çoğu depeche mode hayranı gibi- enjoy the silence ile oldu. şarkının albüm versiyonu ve mike shinoda mix'ini biliyordum ancak üçüncü ve live versiyonunu da duyunca "dinleyelim bakalım" demem şeklinde gerçekleşti, sizlere tavsiyem dinlemeyi bırakmayın ve imkanınız varsa albümlerden sonra turne kayıtlarını dinleyin, canlı kayıtların gerçekten coşkulu bir seyirci, etkili bir frontman ile birleştiğinde albüm kayıtlarından çok daha güzel olduğunu fark edeceksinizdir. (bkz: devotional) (bkz: a night in paris)(bkz: live spirits).
bir hayran gözünden depeche mode konserleri nasıl oluyor diyenler için 2019 yılında anton corbijn yönetmenliğinde spirits in the forest adıyla piyasaya sürülen bir belgesel film bulunmaktadır; film altı depeche mode hayranının, grubun kendi hayatlarında nasıl bir yere sahip olduğuna dair kesitlerin 2020 yılında vizyona giren live spirits adlı turne kaydının konser kaydı görüntüleri ile harmanlanmasından oluşmaktadır. depeche mode hayranıysanız duygularınıza tercüman olan ikinci bir 101 belgeseli gibidir adeta.
konserlerin genel enerjisi nasıl oluyor diyenler için bkz:
never let me down again
cover me
everything counts
göze çarpan depeche mode cover'ları için bkz:
stripped | rammstein heavy metal mix
enjoy the silence | ki theory |trevor something| mike shinoda from linkin park
waiting for the night | ghost bc
to have and hold | deftones
shake the disease | hooverphonic
people are people | massive inc.
göze çarpan depeche mode mix'leri için bkz:
in chains | alan wilder mix
world in my eyes | cicada mix
enjoy the silence | hands and feet mix
in your room | zephyr mix | jeep rock mix by portishead
i feel you | throb mix
walking in my shoes | grungy gonads mix by portishead
useless | the kruder + dorfmeister session
only when i lose myself | dan the automator mix
freelove | flood mix
a pain that i'm used to | jacques lu cont remix
going backwards | soulful mix
posion heart | soulsavers rework
edit: bir takım imla hatası düzenlemeleri, eklemeler ve meja adlı yazarımıza ukde için teşekkürler
devamını gör...
güne bir söz bırak
ben,saplanan oku çıkarmak yerine kalktım, oku atanı sordum. işte yenilmek böyle bir acı ile başladı...
devamını gör...
edward snowden
suçu açığa çıkarmak suç olarak kabul ediliyorsa, suçlular tarafından yönetiliyorsunuz demektir. sözünün sahibidir.
devamını gör...
insancıklar
dostoyevski'nin 24 yaşındayken yazdığı ilk romanıdır. iki kişinin karşılıklı mektuplaşmasından oluşuyor. yaşlı memur ve yalnız bir adam ile kimsesiz bir genç kızın dostluğunu anlatıyor. yaşlı adamın kız için ne kadar çabaladığı, vefası, sevgisi yoğun bir şekilde hissediliyor.
devamını gör...
güne ingilizce bir söz bırak
everybody dies but not everybody lives.
herkes ölür ama herkes yaşamaz.
herkes ölür ama herkes yaşamaz.
devamını gör...
gazi koşusu
dün, 95. 'si düzenlenen türk yarışçılık tarihinin en prestijli, büyük koşusu.
jokey ahmet çelik bu sene de kazanmış.
üst üste 7. birincilik oldu böylece. (toplamda da 7 birinciliği var)
ahmet çelik, oldukça mutlu ve gururluyum, 7 kez üstü üste kazanmayı bırak 7 sene aralıksız bu yarışa katılabilmek bile büyük başarıdır diyor. bu başarının tekrarlanabileceğini de düşünmüyorum diyor. katılıyorum valla, helal olsun.
yarış özet bilgiler:
pist: 2400 metre, çim
atlar: 3 yaş safkan ingiliz.
95. koşunun kazananları:
at: burgas
jokey: ahmet çelik
at sahibi: sanem karaman
koşu ile ilgili bazı genel istatistikler:
rekor koşu süresi: 1996 yılında, 2.26.22 ile meşhur bold pilot ve jokey halis karataş'a ait.
en çok kazan jokey: mümin çılgın, 9 kez. jokeylik çok uzun yıllar yapılabiliyor. örneğin mümin çılgın bu 9 şampiyonluğu 32 yıl içinde kazanmış. ilki 1960 yılında helene de troia ile sonuncusu ise 1991 yılında abbas ile.
en çok kazanan eküri: eliyeşil ekürisi, 13 kez.
en çok kazanan at diye bir şey yok çünkü atlar sadece 1 kez yarışabiliyor. (3 yaşında)
95. gazi koşusu burgas ve ahmet çelik
70. gazi koşusu bold pilot ve halis karataş
sağrısında 1 numaralı bold pilot ı görüyorum. son 600'e girilirken.
en iç kulvarda nedim koşunun liderliğini yapmaya çalışıyor ama şimdi en dış kulvardan bold pilot geliyor ve koşunun liderliğini alıyor son 200'e girerken 3 boy da fark yapıyor.
son 100 geçilyor 5 boyluk farkı koruyor ve 1 numaralı bold pilot 70. gazi koşusunu kazanıyor.
şampiyon: bold pilot belgeseli (140journos)
jokey ahmet çelik bu sene de kazanmış.
üst üste 7. birincilik oldu böylece. (toplamda da 7 birinciliği var)
ahmet çelik, oldukça mutlu ve gururluyum, 7 kez üstü üste kazanmayı bırak 7 sene aralıksız bu yarışa katılabilmek bile büyük başarıdır diyor. bu başarının tekrarlanabileceğini de düşünmüyorum diyor. katılıyorum valla, helal olsun.
yarış özet bilgiler:
pist: 2400 metre, çim
atlar: 3 yaş safkan ingiliz.
95. koşunun kazananları:
at: burgas
jokey: ahmet çelik
at sahibi: sanem karaman
koşu ile ilgili bazı genel istatistikler:
rekor koşu süresi: 1996 yılında, 2.26.22 ile meşhur bold pilot ve jokey halis karataş'a ait.
en çok kazan jokey: mümin çılgın, 9 kez. jokeylik çok uzun yıllar yapılabiliyor. örneğin mümin çılgın bu 9 şampiyonluğu 32 yıl içinde kazanmış. ilki 1960 yılında helene de troia ile sonuncusu ise 1991 yılında abbas ile.
en çok kazanan eküri: eliyeşil ekürisi, 13 kez.
en çok kazanan at diye bir şey yok çünkü atlar sadece 1 kez yarışabiliyor. (3 yaşında)
95. gazi koşusu burgas ve ahmet çelik
70. gazi koşusu bold pilot ve halis karataş
sağrısında 1 numaralı bold pilot ı görüyorum. son 600'e girilirken.
en iç kulvarda nedim koşunun liderliğini yapmaya çalışıyor ama şimdi en dış kulvardan bold pilot geliyor ve koşunun liderliğini alıyor son 200'e girerken 3 boy da fark yapıyor.
son 100 geçilyor 5 boyluk farkı koruyor ve 1 numaralı bold pilot 70. gazi koşusunu kazanıyor.
şampiyon: bold pilot belgeseli (140journos)
devamını gör...
yazılımcımızdan ne istiyoruz
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
dicle nehri'ne "seni seviyorummmm..." diye haykırmak istiyorum.
devamını gör...
ilk buluşma için nereye gidilir sorunsalı
(bkz: erdal bakkal)
devamını gör...
kahveden önce su içmek
türk kahvesi içmeden önce boğazı temizlemek amacıyla yapılan gelenekselleşmiş hareket.
devamını gör...
nick değiştirmiş yazarlar veri tabanı
büyük konuştuğunu yaşamada bir marka olma yolunda, basamakları üçer beşer çıkan benim, bu son icraatla içinde bulunduğu veri tabanı.
ben bunu sss' de görünce başlık açtım (bkz: mahlas değiştirmek), bir güzel de entty girdim #447325
olmaz dedim, olmamalı dedim, ben yapmam dedim. ne oldu? bugün fikrimde bir miktar değişiklik oldu. hala mahlasın elzem durumlar dışında değiştirilmesine karşıyım. işte onu yapmam.**
ama gel gör ki bu özelliği kullanarak, sözlüğün genel cerrahı&plastik cerrahı helios önderliğinde küçük bir operasyon geçirdim. mahlası amacından saptırmadan, sadece daha mantıklı, okunur hale getirildi.
baştan niye böyle almadım diye ben sorguladım, sorgulayan olursa da #506762 böyle de yazdım yakın zamanda.
bu arada narkozun etkisi hala geçmedi. yanlış şeyler sayıklamadan, kısaca teşekkür ediyorum. eline sağlık helios.
ben bunu sss' de görünce başlık açtım (bkz: mahlas değiştirmek), bir güzel de entty girdim #447325
olmaz dedim, olmamalı dedim, ben yapmam dedim. ne oldu? bugün fikrimde bir miktar değişiklik oldu. hala mahlasın elzem durumlar dışında değiştirilmesine karşıyım. işte onu yapmam.**
ama gel gör ki bu özelliği kullanarak, sözlüğün genel cerrahı&plastik cerrahı helios önderliğinde küçük bir operasyon geçirdim. mahlası amacından saptırmadan, sadece daha mantıklı, okunur hale getirildi.
baştan niye böyle almadım diye ben sorguladım, sorgulayan olursa da #506762 böyle de yazdım yakın zamanda.
bu arada narkozun etkisi hala geçmedi. yanlış şeyler sayıklamadan, kısaca teşekkür ediyorum. eline sağlık helios.
devamını gör...
sözlüğün iç güzellikle kafayı bozmuş olması
gündeme veya akışa bakınca görülecek olandır. arkadaşlar tamam, 10/10 çekicilikte insanlar değiliz hiçbirimiz ama ne ağladınız gerçekten?
yok iç güzellik yalan, yok dışarısı olmadan kimse içinize bakmaz, yok her şey dış güzellik? ananız babanız da mı sevmedi sizi? hiç mi arkadaşınız olmadı? hiç mi "sen iyi birisin ha" demediler size?
bak iddia ediyorum, bu ağlayan arkadaşlar 8+/10 olsalar, bu sefer de, "çok çekici olduğum için insanlar benimle konuşuyor, başka bir özelliğim yok" diyecek. bunun zengin olanı da "param var diye çevremde çok insan var, gerçek arkadaşım değil hiçbiri" diyen insan.
herkes, sevilmeyi hak ediyor ve emin olun herkes en az bir kişi tarafından seviliyor. içi güzel, dışı güzel, iki tarafı da güzel insanlara buradan selamlar olsun.
yok iç güzellik yalan, yok dışarısı olmadan kimse içinize bakmaz, yok her şey dış güzellik? ananız babanız da mı sevmedi sizi? hiç mi arkadaşınız olmadı? hiç mi "sen iyi birisin ha" demediler size?
bak iddia ediyorum, bu ağlayan arkadaşlar 8+/10 olsalar, bu sefer de, "çok çekici olduğum için insanlar benimle konuşuyor, başka bir özelliğim yok" diyecek. bunun zengin olanı da "param var diye çevremde çok insan var, gerçek arkadaşım değil hiçbiri" diyen insan.
herkes, sevilmeyi hak ediyor ve emin olun herkes en az bir kişi tarafından seviliyor. içi güzel, dışı güzel, iki tarafı da güzel insanlara buradan selamlar olsun.
devamını gör...
yazarların değiştirmek istedikleri özellikleri
cinsiyetim. gerçekten ben artık adam olmak istiyorum.
her sabah aynaya serdar ortaç şarkısını söyleyerek bakıyorum.
her sabah aynaya serdar ortaç şarkısını söyleyerek bakıyorum.
devamını gör...
normal sözlük aşık atışması
kalmadı artık eski maniciler
önüne gelen dörtlük dizer
dünyanınbütünmeşhurlarınıntraşolurkenkullandığıjilet
gel bak kimler maniciyim der
önüne gelen dörtlük dizer
dünyanınbütünmeşhurlarınıntraşolurkenkullandığıjilet
gel bak kimler maniciyim der
devamını gör...
kitap alacaklara tavsiyeler
- (eski) ismimi bana veren seri: kara büyücü the black magician üçlemesi. sonea ile tanışınca büyücülere bakışınızın değişeceğine eminim. şu kitapları okuduktan sonra saygı duyduğum tek büyücü raistlin kaldı. laika’nın bastığı dönemde okumuştum, şimdi aslına uygun olarak 3 kitap şeklinde basılıyor pegasus tarafından. keşke the traitor spy da türkçeye çevrilse de okusak.
- büyü az olsun ama teknoloji ve ortaçağ harmanlansın (hala at arabalarının kullanıldığı, ahşap konaklarda oturulan fakat bilgisayarların, yapay zekanın ve boyutsal bir takım transformasyonların olduğu bir dönem) istiyorsanız: incarceron ve devam kitabı sapphique. filmi de çıkacaktı ama ne oldu bilmiyorum. özünde bir hapisten kaçış hikayesi fakat incarceron kimmiş, sapphique neler yapmış okumanız lazım.
- ben uzaylı şeyler okumak istiyorum, ciddi ve kaliteli olsun istiyorum: the expanse. piyasada bulup bulabileceğiniz en kaliteli space opera günümüzde bu. dizisi de amazon tarafından kurtarıldıktan sonra (#savetheexpanse) gayet güzel para getirmeye devam ediyormuş. dizisini de izleyin, kitaplarını da okuyun. ilk 3 kitap dışındakiler çevrilmedi zaten, ithaki’ye buradan saygılarımı tekrar sunuyorum.
- uzaylı olsun ama biraz daha komikli olsun istiyorum: yaşlı adamın savaşı serisi. zihin transferi, telepatik konuşma, çeşitli yüksek teknoloji bilimkurgu öğeleri vs içeriyor. hızlı akan ve yormayan bir okunuşa sahip.
- uzaylı olsun, yer yer gersin ama güldürünce de tam güldürsün: the martian. bayanlar ve baylar, filmini izlemeyen yoktur diye düşünüyorum. filmdeki esprilerin çoğu kitapta da var, kitapta çok daha ince zeka ürünü espriler var. mark watney çok zeki ve komik biri. tanıştığım en kaliteli karakterlerin başındadır heralde. (bkz: tanışılmak istenen roman karakterleri)
- uzay olsun, ama çok olmasın. daha fazla felsefe olsun, bitirince dolu hissedeyim: ay zalim bir sevgilidir the moon is a harsh mistress. bir süperbilgisayar ve espri yapma çabasının nasıl devrim ve bağımsızlıkla sonuçlandığını anlatır. özgürlüğün ne olduğunu, devrimin nasıl yapıldığını falan işler. mesajı güzeldir.
- mesajı bol olsun, felsefeden bayılayım: yıldız gemisi askerleri starship troopers. felsefeden boğuldum, onun dışında güzel bilimkurgu. öğretilerini görmezden gelmeyi başarabilirseniz seversiniz. ay zalim bir sevgilidir de bu adamın kitabı, yıldız gemisi askerleri de… ama birine bayılırken diğerini hiç beğenmiyorum. ilginç.
- distopya okuycam ben: biz mıy. yevgeni zamyatin’in kitabı. cesur yeni dünya’nın esinlenildiği kitap bu işte. her ne kadar aldous huxley kabul etmese de bal gibi esinlenmiş, hatta bayağı bayağı esinlenmiş. bunu okuyan şunu da okudu: cesur yeni dünya, 1984 (bu fantastik hiç değil ama bilimkurgu olup olmadığını tartışırım. azıcık bilim elementleri var), fahrenheit 451.
- içimi baydın çocuk. beni distopyayla değil zombiyle korkut: zombi savaşı world war z. world war z diye izlediğiniz filmin kitabı işte bu. kitapla filmin alakası yok. kitapta sağa sola gezip, gezdiği insanlarla röportaj yapan birini okuyoruz. kitap bildiğiniz röportaj.
- başka zombili yok mu: günbegün mahşer day by day armageddon. çıt diye bitiverecek çerez kitap. devamı da var ama dilimize çevrilmedi diye biliyorum. uzun zaman önce okudum, devam kitapları ne alemde bilmiyorum. basan yayınevi de kapanmıştı zaten: resif
- çıtır çerez kitaplar öneriyon, başka tür yok mu: uzaktan kumandalı kız the girl who was plugged in. avatar (film olan) gibi bir teknolojiyi anlatır fakat altındaki psikolojik bölünmeyi işler. çok güzel sorular sorar. birkaç saatte bitirebileceğiniz (ya da otobüste okumak için yanınızda taşıyabileceğiniz) bir kitap.
- sanal gerçeklikten girdim madem: başlat ready player one. ernest cline’ın kitabı, orijinal ismi ready player one. aynı isimli filmi de var (ki ben çok severim. matrix severseniz onun eğlenceli hali. tron ya da matrix gibi sanal bir ortama login olup orada yaşanan hayatı konu alıyor özetle).
- çok umutlu olduğum ama yarıda kesilen bir seri: karanlığa doğru fade to black. francis knight’ın kitabı, elf yayınları basıyordu. ne olduysa fantastik edebiyattan twilight edebiyatına kaydılar. sorularıma da cevap vermediler. yazık ettiler gül gibi kitaba bence. kitapta anlatılan şehir, biraz coruscant’ı anımastıyordu bana. aşağısı-yukarısı falan. serinin adı rojan dizon, ingilizce okurum derseniz buyrun.
- son zamanlarımın en büyük eğlencesi: katilbot günlükleri the murderbot diaries. çıtır çerez ile eğlenceli kategorilerine sokabileceğim bir kitap. kendi idari birimini hackleyip televizyon izleyen bir güvenlik robotunun maceralarını ve konforbotları “seksbot” diye aşağılamalarını okuyoruz hehe. katilbot, seviyorum seni.
- defalarca kez orada burada yazılmış olan 2 seriden bahsetmezsem allah çarpar: yerdeniz earthsea ve dragonlance. hem ged ile, hem de raistlin ile tanışmalısınız. okuyun mutlaka. ursula k. leguin’in bütün kitaplarını okuyun. mesela sürgün gezegeni planet of exile. aynı gezegeni paylaşan iki farklı türün kendilerine “insan” deyip diğer türü ötekileştirmesini metafor olarak kullanıp “hayatta kalmak” mı yoksa “modernizasyon” mu insanı asıl tanımlayan şeydir diye soruyor (bence). çok farklı soruları var aslında içinde ama okuyalı uzun zaman oldu, hatırlamıyorum tam olarak.
- alıp henüz okumadığım kitaplardan kötü çıkmasına asla ihtimal vermediğim sürü der schwarm ve [limit] (frank schatzing’in kitapları). 2001: a space odyssey, solaris ve fantastik kategorisine aday kanlı kızıl baron the bloody red baron (kim newman) da önerilerim arasına girebilir. henüz okumadım ama dediğim gibi, beğenmeyeceğime ihtimal dahi vermiyorum.
-çoluğunuza çocuğunuza okutursunuz: momo (michael ende) ve yeraltı günlükleri the underland chronicles (suzanne collins) güzel çocuk kitapları. yeraltı günlükleri deyince aklıma hep anansi çocukları anansi boys ve yazarı neil gaiman gelir. o da değişik bir deha tabii.
- ben bunu nasıl atlarım: labirent the maze runner. james dashner'ın yazdığı çokzel seri. açlık oyunları the hunger games havası var birazcık ama bayılmıştım ben. filmleri de çok güzel, her duyuru yapıldığında heyecanla beklemiştim.
- büyü az olsun ama teknoloji ve ortaçağ harmanlansın (hala at arabalarının kullanıldığı, ahşap konaklarda oturulan fakat bilgisayarların, yapay zekanın ve boyutsal bir takım transformasyonların olduğu bir dönem) istiyorsanız: incarceron ve devam kitabı sapphique. filmi de çıkacaktı ama ne oldu bilmiyorum. özünde bir hapisten kaçış hikayesi fakat incarceron kimmiş, sapphique neler yapmış okumanız lazım.
- ben uzaylı şeyler okumak istiyorum, ciddi ve kaliteli olsun istiyorum: the expanse. piyasada bulup bulabileceğiniz en kaliteli space opera günümüzde bu. dizisi de amazon tarafından kurtarıldıktan sonra (#savetheexpanse) gayet güzel para getirmeye devam ediyormuş. dizisini de izleyin, kitaplarını da okuyun. ilk 3 kitap dışındakiler çevrilmedi zaten, ithaki’ye buradan saygılarımı tekrar sunuyorum.
- uzaylı olsun ama biraz daha komikli olsun istiyorum: yaşlı adamın savaşı serisi. zihin transferi, telepatik konuşma, çeşitli yüksek teknoloji bilimkurgu öğeleri vs içeriyor. hızlı akan ve yormayan bir okunuşa sahip.
- uzaylı olsun, yer yer gersin ama güldürünce de tam güldürsün: the martian. bayanlar ve baylar, filmini izlemeyen yoktur diye düşünüyorum. filmdeki esprilerin çoğu kitapta da var, kitapta çok daha ince zeka ürünü espriler var. mark watney çok zeki ve komik biri. tanıştığım en kaliteli karakterlerin başındadır heralde. (bkz: tanışılmak istenen roman karakterleri)
- uzay olsun, ama çok olmasın. daha fazla felsefe olsun, bitirince dolu hissedeyim: ay zalim bir sevgilidir the moon is a harsh mistress. bir süperbilgisayar ve espri yapma çabasının nasıl devrim ve bağımsızlıkla sonuçlandığını anlatır. özgürlüğün ne olduğunu, devrimin nasıl yapıldığını falan işler. mesajı güzeldir.
- mesajı bol olsun, felsefeden bayılayım: yıldız gemisi askerleri starship troopers. felsefeden boğuldum, onun dışında güzel bilimkurgu. öğretilerini görmezden gelmeyi başarabilirseniz seversiniz. ay zalim bir sevgilidir de bu adamın kitabı, yıldız gemisi askerleri de… ama birine bayılırken diğerini hiç beğenmiyorum. ilginç.
- distopya okuycam ben: biz mıy. yevgeni zamyatin’in kitabı. cesur yeni dünya’nın esinlenildiği kitap bu işte. her ne kadar aldous huxley kabul etmese de bal gibi esinlenmiş, hatta bayağı bayağı esinlenmiş. bunu okuyan şunu da okudu: cesur yeni dünya, 1984 (bu fantastik hiç değil ama bilimkurgu olup olmadığını tartışırım. azıcık bilim elementleri var), fahrenheit 451.
- içimi baydın çocuk. beni distopyayla değil zombiyle korkut: zombi savaşı world war z. world war z diye izlediğiniz filmin kitabı işte bu. kitapla filmin alakası yok. kitapta sağa sola gezip, gezdiği insanlarla röportaj yapan birini okuyoruz. kitap bildiğiniz röportaj.
- başka zombili yok mu: günbegün mahşer day by day armageddon. çıt diye bitiverecek çerez kitap. devamı da var ama dilimize çevrilmedi diye biliyorum. uzun zaman önce okudum, devam kitapları ne alemde bilmiyorum. basan yayınevi de kapanmıştı zaten: resif
- çıtır çerez kitaplar öneriyon, başka tür yok mu: uzaktan kumandalı kız the girl who was plugged in. avatar (film olan) gibi bir teknolojiyi anlatır fakat altındaki psikolojik bölünmeyi işler. çok güzel sorular sorar. birkaç saatte bitirebileceğiniz (ya da otobüste okumak için yanınızda taşıyabileceğiniz) bir kitap.
- sanal gerçeklikten girdim madem: başlat ready player one. ernest cline’ın kitabı, orijinal ismi ready player one. aynı isimli filmi de var (ki ben çok severim. matrix severseniz onun eğlenceli hali. tron ya da matrix gibi sanal bir ortama login olup orada yaşanan hayatı konu alıyor özetle).
- çok umutlu olduğum ama yarıda kesilen bir seri: karanlığa doğru fade to black. francis knight’ın kitabı, elf yayınları basıyordu. ne olduysa fantastik edebiyattan twilight edebiyatına kaydılar. sorularıma da cevap vermediler. yazık ettiler gül gibi kitaba bence. kitapta anlatılan şehir, biraz coruscant’ı anımastıyordu bana. aşağısı-yukarısı falan. serinin adı rojan dizon, ingilizce okurum derseniz buyrun.
- son zamanlarımın en büyük eğlencesi: katilbot günlükleri the murderbot diaries. çıtır çerez ile eğlenceli kategorilerine sokabileceğim bir kitap. kendi idari birimini hackleyip televizyon izleyen bir güvenlik robotunun maceralarını ve konforbotları “seksbot” diye aşağılamalarını okuyoruz hehe. katilbot, seviyorum seni.
- defalarca kez orada burada yazılmış olan 2 seriden bahsetmezsem allah çarpar: yerdeniz earthsea ve dragonlance. hem ged ile, hem de raistlin ile tanışmalısınız. okuyun mutlaka. ursula k. leguin’in bütün kitaplarını okuyun. mesela sürgün gezegeni planet of exile. aynı gezegeni paylaşan iki farklı türün kendilerine “insan” deyip diğer türü ötekileştirmesini metafor olarak kullanıp “hayatta kalmak” mı yoksa “modernizasyon” mu insanı asıl tanımlayan şeydir diye soruyor (bence). çok farklı soruları var aslında içinde ama okuyalı uzun zaman oldu, hatırlamıyorum tam olarak.
- alıp henüz okumadığım kitaplardan kötü çıkmasına asla ihtimal vermediğim sürü der schwarm ve [limit] (frank schatzing’in kitapları). 2001: a space odyssey, solaris ve fantastik kategorisine aday kanlı kızıl baron the bloody red baron (kim newman) da önerilerim arasına girebilir. henüz okumadım ama dediğim gibi, beğenmeyeceğime ihtimal dahi vermiyorum.
-çoluğunuza çocuğunuza okutursunuz: momo (michael ende) ve yeraltı günlükleri the underland chronicles (suzanne collins) güzel çocuk kitapları. yeraltı günlükleri deyince aklıma hep anansi çocukları anansi boys ve yazarı neil gaiman gelir. o da değişik bir deha tabii.
- ben bunu nasıl atlarım: labirent the maze runner. james dashner'ın yazdığı çokzel seri. açlık oyunları the hunger games havası var birazcık ama bayılmıştım ben. filmleri de çok güzel, her duyuru yapıldığında heyecanla beklemiştim.
devamını gör...


