adamın dibi olan belediyedir. bolu belediye başkanı yabancı uyruklu kişilerin su faturası ve katı atık vergisi ücretlerine 10 kat zam yapılacağını söylemiş. ayrıca da şunları eklemiş:

''bu misafirlik çok uzadı. bana 'faşist' diyecekler. hiç umurumda değil"
"arkadaş, yardımı kesiyorsun gitmiyorlar. 'iş yeri ruhsatı vermiyorum' diyorsun gitmiyorlar. biz yeni önlemler almaya karar verdik"
"bunu niye yapıyoruz? gitsinler istiyoruz. bu misafirlik uzadı. benim elimde yetki yok ki zorla, zabıtayla şehrin dışına bırakıp koyayım. bir ara sınırlar açıldığında biz otobüsleri ücretsiz yapıp insan gönderdik. şimdi de göndermeye hazırız. gönderelim gitsin."
"gitsinler dava açsınlar. ben hukukçuyum. aldığım kararın gerekçesini de sebebini de söylüyorum. biliyorum ki bu açıklamamdan sonra birileri hakkımda suç duyurusunda bulunacak. gene çıkıp birileri insan haklarından bahsedecek, bana 'faşist' diyecek. hiç umurumda değil"

çok çok haklı. diğer belediyeler de örnek alır umarım.
buradan
devamını gör...

cebindeki telefonu çıkar.
devamını gör...

sevgili aykut’un uzun zamandır emek verdiği, araştırdığı konu üzerinde yapacağı yayın olacaktır.
bir makalede 20. yüzyılın en büyük soykırımı, tanımını görünce çok şaşırmıştım. ardından düşününce şunu fark ettim; evet ikinci dünya savaşı sırasında etnik temizlik olarak yapılan yahudi soykırım ı çok büyük ve acıydı. fakat srebrenitsa 1995 yılında yaşandı…
ikinci dünya savaşı nice acılara sebep olmuş ve dünya sıcak savaşın bedelini fazlasıyla ödemiş. dünya’da barış, güvenlik, işbirliği adına medeni/batı ülkelerinin öncülüğünde bir çok kuruluş kurulmuştur. soğuk savaşı bir kenara bırakıyorum, soykırım üzerinde durmak istiyorum. srebrenits’a da göz göre göre etnik temizlik yapılmıştır. buna katliam demek işin ciddiyetinden uzaklaşmak demektir.
1995 yılında yaşanan srebrenitsa soykırımı üç buçuk yıllık kanlı savaşların ardından açıkça ve çok rahatça yapılmıştır. bütün dünya’nın gözü önünde ve avrupa’da….. ve ne yazık ki avrupa garantörlüğünde.
milliyetçilik, din bunlar benim kesinlikle mantıklı bulmadığın kavramlar ve fakat stebrenitsa’da bir kimliği yok etmiş adamlar, kabul edilebilir hiç bir tarafı yok. aliya veya siyasal islamda şahlandırılan izzet’ten bahsetmek istemiyorum*
içerisinde binlerce acıyı, ayrılığı ve ölümü barındıran bu trajedi, izleyen herkes tarafından desteklenmiştir. 20. yüzyılın en büyük soykırımıdır çünki bütün medeniyete, gelişmişliğe rağmen bir kimliğe/dine mensup insanlar sistematik bir şekilde yok edilmiştir.
srebrenitsa’da soykırım yaşandığını yüce* avrupa tam 12 yıl sonra mecbur kalıp kabul etmiştir…
devamını gör...

2017 yapımı olan yönetmenliğini ozan açıktan'ın yaptığı senaristliğini gülse birsel'in yazdığı, komedi filmi.

başrollerini; engin günaydın, demet evgar, erdal özyağcılar, devrim yakut, şevket çoruh, ayta sözeri, gülse birsel, derya karadaş ve su kutlu paylaşmaktadır.

fikret (engin günaydın) ve solmaz (demet evgar) bir şekilde denk gelir ve tanışırlar. ikiside hayat arkadaşlarından yollarını ayırdıkları dönemde birbirlerini bulmuş ve destek olmuşlardır. solmaz'ın kızı zeynep sevgilisi emirhan'a ve ailesine ailesi hakkında yalanlar söylemiştir. annesinin mesleğini babasıyla ayrılmasını saklamış ve evlilik arifesinde büyük bir karışıklığa neden olmuştur. fikret bu konuda solmaz'a yardım etmeye çalışmış ve emniyet müdürü kocayı oynamaya başlamıştır.

sahte aile toparlanıp adanaya gider ve emirhan'ın ailesiyle tanışıp düğün merasimine katılır. peki ya bu düğün tasarlandığı gibi sorunsuz yapılabilecek midir?

filmi ben beğendim benim için keyifliydi. zaten gülse birsel'in parmağı olan tüm yapımları aşağı yukarı beğenmekteyim. kadın bu işi biliyor. ülkemizde komedyen, komedi yapımına imza atan diyebileceğimiz kadın sayısı pek az. ben gülse birsel'in ilk gag programından hatırlıyorum zaten sonrasında bir çok yapımda imzası ve siması oldu. dolu dolu bir yazar, senarist, yönetmen ve oyuncu. on numero beş yıldız efem.

sizlere keyifli seyirler diliyorum.
devamını gör...

kedilerini atan herkesi favorilemek istediğim başlıktır.
devamını gör...

günaydın sözlük. gidiyorum ben.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: enerjinizi tüketen alışkanlıklar)
devamını gör...

kürdistan bin yılı aşkındır kullanılan bir ad. nasıl ki türkler orta asyaya ana vatanım diyebiliyorsa bir kürt de kürdistan ana vatanım diyebilir, kendisi türkiye cumhuriyeti vatandaşıyım da demiş zaten. kürdistan dendiğinde akla hemen "öyle bir yer yok ki" ya da "öyle bir devlet yok ki" tarzında şeyler geliyor. evet, kürdistan isminde bağımsız bir devlet yok. kürdistan isminde jeokültürel bir bölge var, orası da ortadoğunun belli yerlerini kapsıyor. bir moğolun yurdu nasıl moğolistan toprakları ise, bir türkün yurdu nasıl türkistan yani orta asya ise, bir afro-amerikalının yurdu nasıl özünde afrika ise, selahattin demirtaşın ana yurdu da kürdistandır. bunu söylemek bölücülük ya da teröristlik değildir. buna karşı çıkmak ise ayrımcılıktır. bu topraklarda 18 milyon kürt türkiye cumhuriyeti vatandaşı var. birbirimize saygı duyup uyum içinde yaşamayı öğrenmeliyiz.
devamını gör...

ona değer veren davranislarda bulunmak .
jestler yapmak .
güzelim diye seslenmek .
devamını gör...

biten r.o.k.'tur, rock olsa bilirdik.
devamını gör...

13 mayıs 1981'de vatikan'da , mehmet ali ağca tarafından papa 2.jean paul'e düzenlenen , o dönemin en çok ses getiren suikast girişimi . saldırıdan 3 kurşunla kurtulan papa daha sonra suikasti gerçekleştiren mehmet ali ağca'yı hapishane ziyaret etmiş ve affettiğini açıklamıştı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

dünyanın en güzel olayıdır, başınıza gelebilecek en harika şeydir çocuk sahibi olmak.

ben baba olunca anladım, evlat ne demek.
devamını gör...

tamamen siyah renkli endonezya menşeili nadir görülen bir tavuk ırkıdır. tüylerinin yanında eti ve kemiği de siyah renktedir.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

hiçbir alışkanlığım hayat kalitemi yükseltmiyor.
alışkanlıklar sadece sizi değiştirir.
hayat aynı
hamam aynı
tas aynı.
devamını gör...

9 tane kedi besleyerek, kafa sözlükte rekorun bende olduğunu düşünüyorum.
1- menekşe
2-asteros
3-oburiks
4-şakir
5-pakize
6-nalan
7-tomas
8-ciklet
9-pekmez
devamını gör...

bambaşka bir kültüre damat olmak ya da gelin olmak. dezavantajlarının avantajlarından daha az olduğunu düşündüğüm durumdur.
devamını gör...

evcil hayvan beslemek,
şömine,
doğa manzarası,
hamak,
odanın bir bölümünün kütüphane gibi olması vs.
devamını gör...

sevgili immortel'ın #1230219 şu girdisi sonrası bir açıklama entry'si bırakmak istedim:

öncelikle bu entry kesinlikle kimseyi ikna etme amacı taşımıyor. yalnızca aklıselim insanlar olarak tartışabileceğimizi düşündüm. * bir aşı sevici olarak naçizane kaygılarımı ve bildiklerimi aktaracağım belki muallakta olan insanlar için de açıklayıcı bir entry olur.

tanım olarak da desteklediğim zorunluluktur diyerek şuraya notumuzu düşelim.

* aşıya karşı olan güvensizliği kesinlikle anlayabiliyorum ve haklı buluyorum. ancak toplumu yönlendirici olacak mesnetsiz ifadelerle aşı karşıtlığı bayraklarını ve kılıçlarını kuşanmanızı sanırım bir noktada anlayamıyorum. bir soru işaretiniz varsa bilimsel kaynakları takip edersiniz ''bunlar da insan işi'' deyip yine de güven duymazsanız aşı yaptırmamayı seçersiniz. sosyal medyada ''kaynım sabah aşı olmuş akşam ayakları ters dönmüş çünkü kalbine proteinlerle enzimler el ele tutuşup gitmeye başlamış, alyuvarları da billgates diye sayıklıyollağmış'' derseniz sizi ciddiye alamam. *

* yöneticilere karşı güvensizlik olmasını anlamanın dışında aşırı olumlu buluyorum. şahsen bu adamlara kendini sorgusuz sualsiz emanet eden insanlara karşı aşı karşıtlarına dahi sempati besleyebilirim. *

* arkadaşlar hepimiz aşıya karşı soru işaretleri barındırıyoruz. ancak bilimsel verileri inceleyip, bilgilendirici olan, alanında uzman kişilerden yönlendirici bilgiler talep ediyoruz ve ufak bir kar/zarar hesabı sonrasında aşı olma kararı alıyoruz. yoksa hiçbirimiz sıraya girip ''bana sağlı sollu iki tane uygulayın, yetmedi biraz da verin evde içeceğim ben bunu'' demiyoruz inanın. kar zarar hesabı sonucu nedir onu da özetleyeyim;

--- ilk olarak aşı olmazsak neler olur; toplumda bağışıklığı düşük olan insanların hayatlarını riske atmış oluruz. kimin güçlü kimin değil bilemediğimiz için komple hepimiz topun ucunda oluyoruz. ikinci olarak bu salgın kontrol altına alınamazsa ve sürekli insanlar enfekte olmaya devam ederse sağlık sistemimiz bu yoğunluğu kaldıramayabilir. ben ölürsem evimde geçer ölürüm diyorsunuz ancak bu hastalık kanırta kanırta insan canını alıyor. nefesinizi mabadınızdan almaya başlayınca mecburen bir çare hastanelere koşturacaksınız. eğer kontrol için eve kapanmalar, aşılar olmasaydı hangi hastane hangi doktor size yetecekti? ayrıca doktorlar ve sağlık çalışanları sizlerin kölesi değil. onlar biz size tedavi vereceğiz ancak önce koruyucu önlemleri almalısınız diyorsa uymak mecburiyetindeyiz. ülkece koruyucuyu reddedip sonrasında sıkışınca bu insanlardan şifa talep etmemiz riyakarlık olmaz mı? bu iş ne kadar uzarsa o insanlar o kadar risk altında olmaya devam edecekler. ayrıca covid olup atlatınca eski sağlığınızla devam edemiyorsunuz bunu neden es geçiyorsunuz. covid'in aşıdan daha az yan etkiyle vücudunuz terk ettiğini de nereden çıkardınız?

--- aşı olursak ne olur; korunmuş oluruz ya da tüm dünya birileri tarafından kandırılmıştır ve hepimizi çiplemişler belki de ciddi yan etkileri sebep olacak bir şeyler enjekte etmişlerdir hepimize. bunu direkt covid virüsü ile de yapmış olabilirler. yani aslında bu risk aşılı ya da aşısız her ihtimalde var.

bu iki durumu değerlendirince aşının olası yan etkilerine karşı aşı karşıtlığı yapan insanların tüm sağlık sistemini, olası hastalıklarına karşı tedavi alma haklarını reddetmelerini rica ediyorum.* çünkü aldığınız parolun bile 15 sene sonra oluşturacağı yan etkileri asla öngöremeyeceksiniz. bu ihtimal her ilaç, her aşı için var. bir de şu evrak imzalatma olayına geleceğim: umarım sizi süründüren başka hastalıklardan birine yakalanmazsınız. o zaman bakın nasıl yalvarıyorsunuz herhangi tedavi edici bir şey için milyon sayfa kağıt imzalamaya nasıl dünden hevesli oluyorsunuz. prosedür denen şeyi duydunuz mu hiç? mesela benim bir kronik rahatsızlığım var ve kullandığım ilaçları alabilmem için sayfalarca belge imzalıyordum hem de neredeyse her aydı*, ameliyata girmeden önce yine tonlarca şey imzaladık. mesela ölebilirsiniz sorumluluk bizde değil kağıdına yav kardeşim sen yeter ki yap şu tedaviyi senin canını yerim modunda imzayı çakabiliyorsunuz. böyle bir durumda ne yapacaksınız? sanmayın bu ilaçlar için size yüzlerce araştırma sunulduğunu. hatta korkunuzdan öğrenmek dahi istemiyorsunuz nedir ne değildir, mecbur kullanıyorsunuz.

biraz da nankörlük sizlerin bu yaptığınız. sağlıklı bedenlerinizle bencillik yapıyorsunuz. kanser hastası çocuklar dahi gerektiğinde kemoterapi denilen zehri bedenlerine basıyor. kusura bakmayın da bir aşı yahu 4 yaşındaki çocuk sizden daha cesurdur. ayrıca bu çocukların da hastalık riskini arttırdığınıza daha sonra değineceğim... düşünsenize el kadar bebeler neleri vücuduna almak zorunda kalıyor, o acıyı yaşıyor aileler çaresiz sizler 3 saniyelik bir iğne için cidden ne yaygara koparıyorsunuz. sanmayın aşıdan daha tehlikesiz. aşı bu insanlar için parolden farksızdır, gözleri görmez. ne diyelim umarım bunlara maruz kalmazsınız siz ya da aileniz. o zaman sorgulama nedir gözünüz görmez ama işte nereden bileceksiniz ki...

gelelim sevgili immortelın sorularına;

+ evet, aşıyı olunca virüs kapma ihtimalimiz ortadan kalkmıyor tabii ki. ancak virüsün olası etkilerini en hafif hale getiriyor bu aşı. çünkü bildiğiniz gibi aşı denen olay aslında bedeninize bu virüsü tanıtma ve hazırlık yaptırma görevi görüyor. belki yalnızca sürünmenizi engelleyecek belki de hiç etkilenmemenizi sağlayacak. bu yine sizin bağışıklık sisteminizle ilgili.
+ başkasına bulaştırma olayında da biontech aşıları oldukça etkili. çünkü etrafa damlacık saçmalı ağır hasta olmanızı engelliyor en başında yani bir yandan da virüsün bedende kontrolsüz çoğaltımı olmadığı için dağılımı da minimuma iniyor şeklinde düşünebilirsiniz kabaca.
+ sadece kendimizi değil; bulaşı azalttığımız için de çevremizdeki korunmak zorunda olan insanlara da katkı sağlamış oluyoruz. ailem öncelikle benim için aşılarını oldular en basitinden. insanların çoğu da -özellikle gençler- kendilerinden çok annesine, babasına, ailedeki hastasına bir ihtimal bulaştırır da ölmesine sebep olur korkusuyla bu aşıyı oluyorlar. çünkü bu hayatta tek başımıza var olmuyoruz, kendi bedenimize olduğu kadar tüm insanlara karşı sorumluluğumuz var. eğer bedeninizi bir virüse yuva olacak şekilde toplumda var etmeye çalışırsanız bilemiyorum vicdanınıza karşı şüpheye düşerim.
+ aşı olmayan insan virüsün yayılımını ve mutasyonlarına hizmet etmiş oluyor. virüs bedene girip öldürüp olay yerini terk etmiyor. her mücadele edip kazandığı durumda bir nevi güçleniyor. bu mutasyonların virüsün havada kolbastı oynayarak gerçekleştirdiğini düşünmüyorsunuz umarım...
+ riski göze alan tüm aşı karşıtlarına ithafen; bu tercih kesinlikle sizin. ilgilenmiyoruz kendinizi yaşatmak ya da öldürmek istemenizle. intihar da edebilirsiniz en fazla ''yapma bak hayat çoksel'' deriz. son karar yine sizde. ancak maskeleri atıp toplum sağlığını riske atamazsınız. sadece benim hayatım demek topluma karşı olan sorumluluğunuzu reddetmektir, bu bayağı bencilce lütfen kusuruma bakmayın. bu bencilliğe de okeyim güvensizliğinizden dolayı ancak aşının içinde yıkanmış koyun kanı var şeklinde şamanvari ss'ler ile topluma korku pompalayamazsınız, burada bir anlaşalım.

bir de tüm bu sağlık işlerinin dışında sosyal, psikolojik ve ekonomik duruma değinmek istiyorum. bu işi bitirecek en önemli şey aşı arkadaşlar. toplum bağışıklığı kendi kendine kazanılsın vs. yemedi görüyorsunuz; ingiltere örneği. toplum en az %70 oranında aşılanmadıkça bu işten yakayı sıyıramayacağız. siz istiyorsunuz ki hiçbirimiz aşı olmasın, aşılar şaibeli; o halde 1 sene boyunca işsiz kalan o insanlara bu durumu nasıl açıklayacaksınız. işsizlik, maddi sorunlar, sosyal bir varlık olan insanı evine tıkmanın getirisi olan psikolojik sorunlar... bunlarla artık kimse baş edemiyor görmüyor musunuz? maskeyi normali sanan bebeler var yahu çok üzülüyorum. korona ortasına doğmuş normal dünyanın nasıl olduğunu bile bilmiyor. çocuklar okula gidemiyor. zaten kıt bir eğitim sistemi vardı yine de bir nebze hepsi okula gidip ulaşıyordu eğitime. şimdi sadece zenginlere kaldı, bırak evini köyünde mahallesinde internet olmayan insanlar var, yapmayın lütfen yahu. kolumuzu ne sıktıkları belli değil deyip geçiştirilecek bir mevzu değil artık bu. yahu es kaza yolda bayılsanız, ambulans gelse yapıştırsa iğneyi serumu sorguluyorsunuz sanki ne sıvısı bu diyejksadn belki zehri vurdu adam ama ''oo kafaya yaptı neymiş bu bir daha olursa yine aynısını isterim'' diye soruyorsunuz hemşireye. neyse...

şu an tek çare imkanımız bu aşı denen şey. yeniden yazayım aşı olmak istememenize saygı duyuyorum şahsen, tercihtir bu. geçin kenardan kesin dünyayı, bakın neler oluyor diye. ancak bir değerlendirme sonucu daha mantıklı olan duruma ve eldeki tek çözüme yönelen insanlara her hıyara tuzlukla koşuyormuş muamelesi yapamazsınız. bir de muallakta olan insanları mesnetsiz ifadelerle yönlendiremezsiniz...

birçok şey yazdım, elimden geldiğince açıklamaya çalıştım saygılı bir dille. dokundurttuğum yerler olmuştur illa ki sözlerime levent kırca'dan arada bir dilimiz sürçer ise affola, tutmasını biliriz de kemiği yok bunun diyerek son veriyorum. umarım kimseyi kırıp dökmemişizdir... *
devamını gör...

1998 yapımı bir filmin sanki geleceğin habercisi gibi olan harika bir film.
hayatının her anı takipte olan karakteri harika canlandıran bir jim carrey görüyoruz.

empati kurmak gerekirse kim böyle bir şeyi isterdi acaba diye sormak isterdim ama şu anki çağda herkesin göz önünde, ilgi odağında olmak istemesiyle çok da fazla şikayet etmeyecek gibi bir hal-i vaziyet mevcut.

aslında bir yönden bakılırsa ünlülerin ünlü olduktan sonraki rahat edememelerini de bu filmden sonra hissetmek mümkün gibi geliyor.

beni çok etkiledi ben o durumda olsam anlayabilir mıydım bilemiyorum ancak anlasaydım daha da mı kötü olurdu buda tartışılır.

tekrar tekrar izlenebilecek harika filmlerden birisi, keyifli seyirler.
devamını gör...

ingiliz şarkıcı sting'in ilk akla gelen klasiklerinden biri. şarkının klibinde oynayan ihtiyarı hep kadın sanırdım. meğer eşcinsel erkekmiş.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim