komutan logar
adını duyunca komutan logar mı onun ben ... diye devamı gelmesi gereken dünyalılardan nefret eden kişi. aslında haklı kişidir.
devamını gör...
sahafta tanışılan kişiyle evlenmek
denk gelinse sayfaların arasında,
güzel düşlü, hem de kitaplar kadar.
tutulsa elleri dolaşırken raflarda,
güzel yüzlü, hem de hayallerim kadar.
t: uğruna bir ömür şiirler yazdıracak kişiyle evlenmektir..
güzel düşlü, hem de kitaplar kadar.
tutulsa elleri dolaşırken raflarda,
güzel yüzlü, hem de hayallerim kadar.
t: uğruna bir ömür şiirler yazdıracak kişiyle evlenmektir..
devamını gör...
meja'nın rozet almama sorunsalı
devamını gör...
10 mart 2021 fahrettin koca'nın mutasyonlu virüs açıklaması
sağlık bakanı fahrettin koca toplanan bilim kurulu'ndan sonra kişisel twitter hesabından mutasyonlu virüs hakkında paylaşımlarda bulundu.
bakanın paylaşımları şöyle :
unutmayalım! inanç, azim ve kararlılık olduğu sürece kırmızı maviye en yakın renktir.

bugüne kadar 76 ilimizde toplam 41.488 b.1.1.7 (ingiltere) mutantı, 9 ilimizde toplam 61 b.1.351 (güney afrika) mutantı 1 ilimizde 2 b.1.427 (california-newyork) mutantı ve 1 adet de p.1 (brezilya) mutantı tespit edilmiştir.
mutant virüsler yayılım hızını artırmıştır. her ne kadar bu artış hastanelere yatışları paralel şekilde etkilemese de çok vaka maalesef çok hasta potansiyelini barındırıyor.
fahrettin koca twitter hesabı
bakanın paylaşımları şöyle :
unutmayalım! inanç, azim ve kararlılık olduğu sürece kırmızı maviye en yakın renktir.
bugüne kadar 76 ilimizde toplam 41.488 b.1.1.7 (ingiltere) mutantı, 9 ilimizde toplam 61 b.1.351 (güney afrika) mutantı 1 ilimizde 2 b.1.427 (california-newyork) mutantı ve 1 adet de p.1 (brezilya) mutantı tespit edilmiştir.
mutant virüsler yayılım hızını artırmıştır. her ne kadar bu artış hastanelere yatışları paralel şekilde etkilemese de çok vaka maalesef çok hasta potansiyelini barındırıyor.
fahrettin koca twitter hesabı
devamını gör...
miço
gemilerin güvertelerinde işçi olarak çalışan kişilere denir. ayrıca hepimizin çocukluğunda en azından bir kez okuduğu yalvaç ural'ın yarattığı çocuk dergisidir.
devamını gör...
cem küçük'ün sedat peker’e yazdığı tweeti silmesi
sıralı gidelim önce cem :
elinden geleni ardına koyma. senin gibilerle sonuna kadar mücadele etmek benim ruhumda var. bu işler bittiğinde kim nerde olacak göreceğiz.
sonra peker:
cem küçük, çakma mit’çi, pazar günü boşluk olursa seni de misafir oyuncu olarak alacağım. kardeşlerim pazar günü çok eğleneceğiz çok. hem de çok.
sonra küçük :
twit silindi…
bilgisayar biliminde buna klavye göt senkronizasyon sorunu denir.(keyboard asshole synchronization problem). (kasp) 1942 yılında alman kökenli amerikan bilim adamı göting yermin tarafından tanımlanmış bu problem esasında insanın götü ile klavyeye basan parmakları arasında bir anlık senkronizasyon kayması olarak tanımlanmaktadır, bu sendromun devamı kişinin beyninin devreye girerek götüyle bağlantıyı kurup, götünün değerini anladığı an elleriyle yazdıklarını silmesi şeklinde açıklanmaktadır.
elinden geleni ardına koyma. senin gibilerle sonuna kadar mücadele etmek benim ruhumda var. bu işler bittiğinde kim nerde olacak göreceğiz.
sonra peker:
cem küçük, çakma mit’çi, pazar günü boşluk olursa seni de misafir oyuncu olarak alacağım. kardeşlerim pazar günü çok eğleneceğiz çok. hem de çok.
sonra küçük :
twit silindi…
bilgisayar biliminde buna klavye göt senkronizasyon sorunu denir.(keyboard asshole synchronization problem). (kasp) 1942 yılında alman kökenli amerikan bilim adamı göting yermin tarafından tanımlanmış bu problem esasında insanın götü ile klavyeye basan parmakları arasında bir anlık senkronizasyon kayması olarak tanımlanmaktadır, bu sendromun devamı kişinin beyninin devreye girerek götüyle bağlantıyı kurup, götünün değerini anladığı an elleriyle yazdıklarını silmesi şeklinde açıklanmaktadır.
devamını gör...
fransız yeni dalgası
yalnızca fransa'da yaşamış olan, fransızcası la nouvelle vague olan bu güzel sinema akımı, 2.dünya savaşı sonrasında yeni yeni toparlanan 1950'lerin fransasında ortaya çıkmış ve ortaya çıkma sebepleri arasında da o zamanın hollywood'una rakip olabilmek ve sinemaya gereken değeri göstermekti.
o dönemlerde yeni kurulmuş olan ulusal sinematografi merkezi, bu akım sayesinde fransa sinemasını olağanüstü canlandırırken, bu akım da birçok ilki bünyesinde barındırmıştır.
örnekler verecek olur isek, ilk kez bir sinema akımında, kendinden önceki filmlere veyahut film serilerine oldukça bol göndermeler yapılmıştır.
1945 yıllarında italya'da ortaya çıkmış olan yeni gerçekçilik akımından da oldukça etkilenmiş ve yoğun bir biçimde beslenmiş bu akımda, yeni gerçekçilik gibi oldukça doğal ışıklandırma kullanılması da bu akımı bir tık daha yükseğe taşımıştır bana kalırsa.
devam edecek olur isek, bugünlerde "tarantino tarzı..." olarak adlandırdığımız karmaşık kurgular, kronolojik olmayan sahne sırası da kendisini oldukça net bir biçimde bu akımın bayrak taşıyan yönetmenlerinin filmlerinde sık sık görülüyor. hah unutmadan, ilk bu dönemde yapılmış bu tarz...
hmm devam edeyim, bu akımın beni en etkileyen akımı ise bir anda "n... nasıl ya?!" diye haykırmama sebebiyet vermiş olaylar bütünü; misal bir adam ve bir kadın çok komik bir sohbet içerisindeyken sizi kahkaha tufanına sokarken bir anda hiç olmayacak bir biçimde kadın, eline bir bıçak alıp adamı 42 yerinden *42 hehehe canım otostopçunun galaksi rehberi okumak çekiyo tekrar...* bıçaklayabiliyor... yani anlatmak istediğim oldukça uyumsuz ve çarpıcı geçişler olabiliyor bu akımın filmlerinde...
bu arada bu akımın karakterleri de genelde siyasetten ve gündelik koşuşturmacadan, aile kavramından uzak öğrenciler, hayat kadınları...
bu film akımının benim için en güzel filmleri de şunlar;
bu akımın en büyük temsilcisi olarak gördüğüm godard ağabeyimin vivre sa vie'si...
yine godard ağabeyimizin pierrot le fou'su..
veeeeeee ke-sinlikle ama kesinlikle godard ağabeyimizin bande a part'ı... hele o louvre'da koşma sahnesi vardır ya, hani seneler sonra dremaers filminde o sahneye selam çakılmıştır... size bir itirafta bulunayım ben ne zaman o sahneyi görsem hep salya sümük ağlıyorum, o kadar hoşuma gidiyor; hatta bir filmde en etkilendiğim sahne olabilir o sahne...
hadi godard dışında bi yönetmen ve filmini de söyleyeyim bari ayıp olmasın.
françois truffaut'nun les quatre cents coups'u...
bu arada bu akımı ne zaman düşünsem aklıma hep anna karina geliyor, onun sigara içerken bi sahnesi vardı vivre sa vie'de, hep dövme yaptırmak istemiştim ama hep param yetişmemişti, ağlamadan sonlandırıyorum bu girdiyi.
bande a part izleyin ama tamam mı? o louvre'da koşma sahnesini izlerken de beni hatırlayın.
o dönemlerde yeni kurulmuş olan ulusal sinematografi merkezi, bu akım sayesinde fransa sinemasını olağanüstü canlandırırken, bu akım da birçok ilki bünyesinde barındırmıştır.
örnekler verecek olur isek, ilk kez bir sinema akımında, kendinden önceki filmlere veyahut film serilerine oldukça bol göndermeler yapılmıştır.
1945 yıllarında italya'da ortaya çıkmış olan yeni gerçekçilik akımından da oldukça etkilenmiş ve yoğun bir biçimde beslenmiş bu akımda, yeni gerçekçilik gibi oldukça doğal ışıklandırma kullanılması da bu akımı bir tık daha yükseğe taşımıştır bana kalırsa.
devam edecek olur isek, bugünlerde "tarantino tarzı..." olarak adlandırdığımız karmaşık kurgular, kronolojik olmayan sahne sırası da kendisini oldukça net bir biçimde bu akımın bayrak taşıyan yönetmenlerinin filmlerinde sık sık görülüyor. hah unutmadan, ilk bu dönemde yapılmış bu tarz...
hmm devam edeyim, bu akımın beni en etkileyen akımı ise bir anda "n... nasıl ya?!" diye haykırmama sebebiyet vermiş olaylar bütünü; misal bir adam ve bir kadın çok komik bir sohbet içerisindeyken sizi kahkaha tufanına sokarken bir anda hiç olmayacak bir biçimde kadın, eline bir bıçak alıp adamı 42 yerinden *42 hehehe canım otostopçunun galaksi rehberi okumak çekiyo tekrar...* bıçaklayabiliyor... yani anlatmak istediğim oldukça uyumsuz ve çarpıcı geçişler olabiliyor bu akımın filmlerinde...
bu arada bu akımın karakterleri de genelde siyasetten ve gündelik koşuşturmacadan, aile kavramından uzak öğrenciler, hayat kadınları...
bu film akımının benim için en güzel filmleri de şunlar;
bu akımın en büyük temsilcisi olarak gördüğüm godard ağabeyimin vivre sa vie'si...
yine godard ağabeyimizin pierrot le fou'su..
veeeeeee ke-sinlikle ama kesinlikle godard ağabeyimizin bande a part'ı... hele o louvre'da koşma sahnesi vardır ya, hani seneler sonra dremaers filminde o sahneye selam çakılmıştır... size bir itirafta bulunayım ben ne zaman o sahneyi görsem hep salya sümük ağlıyorum, o kadar hoşuma gidiyor; hatta bir filmde en etkilendiğim sahne olabilir o sahne...
hadi godard dışında bi yönetmen ve filmini de söyleyeyim bari ayıp olmasın.
françois truffaut'nun les quatre cents coups'u...
bu arada bu akımı ne zaman düşünsem aklıma hep anna karina geliyor, onun sigara içerken bi sahnesi vardı vivre sa vie'de, hep dövme yaptırmak istemiştim ama hep param yetişmemişti, ağlamadan sonlandırıyorum bu girdiyi.
bande a part izleyin ama tamam mı? o louvre'da koşma sahnesini izlerken de beni hatırlayın.
devamını gör...
gönül kimi severse güzel odur
güzelliğin göreceli bir kavram olup kişiden kişiye farklılık gösterdiğini ifade eden bir atasözüdür.
devamını gör...
adana kebabı acılı mı olur acısız mı sorunsalı
adana acili, urfa acisizdir. ıki kebap turune de tuz disinda hic bir baharat ve sogan-sarimsak turevi eklenmemektedir. adana kebabina ilave olarak ince kiyilmis suyu sıkılmis aci kirmizi biber ( yada pul biber) eklenmektedir. urfa kebabina ise sadece tuz eklenir. ıkisinin de zirhla cekilmesi makbuldur, ikisi de kuzu etiyle yapilir...
devamını gör...
islam dininin hoşgörü dini olmaması
neden böyle dusunuyorum çünkü sahura kalkmak istemediğim halde 1 ay boyunca gecenin bir vakti davulla uyandirilmak zorunda kaliyorum,inanmadigim halde 5 vakit ezan sesi duyuyorum kaldı ki ezan kuranda bu şekilde gecmiyor yani bir metin verilipte bunu okuyun denilmemis sadece haber verin denmiş ama o haber ver öyle anlaşılmış ki 5 vakit hoperlorden dinli dinsiz yaşlı bebek herkese arapça bir metin dinlet,yahu ben istemiyorum ben bu ulkenin vatandaşı degilmiyim deme gibi bir lüksün yok,turkce olsun bari desen o da yok illa arapça olacak yahu bu ezan metninin kendisi tek başına kuranda yok zaten sadece haber verin denmiş neden ille arapca oluyor desen onada cevap yok hadi hepsini geçtim,herkesin elinin altinda telefon var herkes bireysel olarak kendini ayarlayabilir e bu durumda neden kendi dininden olmayanin kul hakkina girersin? biz bu ulkenin vatandaşı degilmiyiz bizim dedemiz savasmadimi kurtulus savasinda savaştı ee? ha simdi biri çıkar der ki bu ülkenin çoğunluğu musluman hatta %90 der belki ama hiçte öyle değil çoğunluğu musluman olan bir ülkede bu kadar adaletsizlik bu kadar zulüm olmaz,anneler cocugunun eline fon makinesi tutusturup intihar etmez,liyakatsizlik boyle basini alip yürümez israf bu raddeye gelmez hadi bunlarin hepsini geciyorum senin islam anlayisin bu duzensizligi kabul etti diyelim ama şöylede birşey var benim cevremdeki kimse artık musluman değil,10 tane arkadasim varsa 10uda ya deist ya ateist ve bu sadece benim cevremlede sınırlı degil ama tabiki buna ikna olmazlar,neyse benim derdim buna ikna etmek değil bu hoşgörü dinini birazcık irdelemkti tabi zaten benim gibi düşünenler için malumun ilanı oldu bu.
edit:bir iki arkadaş hakli olarak bunlarin kuranda yeri olmadığını kulturel oldugunu belirten entryler yazmis hatta birisi okumaya bile tenezzul etmemis cani sağolsun, peki bunlarin islam icerisinde bulunmayan seyler oldugunda hemfikiriz neden hala kendine musluman diyen guruh bunlari surduruyor yani siz diyorsunuz ki gercek islam bu değil ama şuanda 5 vakit ezanı hoperlorlerden yuksek seste okunmasini saglayan kisilerde kendilerine musluman diyenler değilmi? kisaca neden bir türlü gercek islama ulasamiyoruz? isid kafa kesiyor gerçek islam bu değil deniyor,din mezheplere bölünüyor birsuru meshep var ama hepsi bizim dediğimiz dogrudur diyor yahu hangisi gerçek islam bilelimde ona göre konuşalım.
edit: ben daha editlerken birisi yine beni ciddiye almamak lazim falan demiş onada cevao vereyim ama daha fazla editlemiyecegim çünkü isim var,beni ciddiye almayan arkadasa cevaben:
davul calmak kültürel bir gelenek olabilir ama bunu caldiran kisilerde kendilerine musluman diyen kişiler,kisaca bunu yapanlara kiz islama kizma çünkü yanlisi insan yapiyor islam değil demissin ama bu bana çok kacak bir cevap gibi geldi,islamla ilgili kendilerince birşey yapiyorlar yanlış deyince yanlis islamda degil insanda yapilan hatayi islama mal etme diyorlar,yahu bir kere mal etmesin iki kere mâl etmezsin,muslumanlarin hoşgörüsüzlükleri bir degil iki değil e demekki özünde bir problem var,yoksa bu kitap anlasilmasi bu kadar zor bir kitapmı,hayir bence değil cok açık bir şekilde anlatıyor,onlari gordugunuz yerde öldürün diyor ,peygamberin evine izinsiz girmeyim diyor,arada hoşgörülü olunda diyor ama sanirim koskoca ülkedeki muslumanlar bu maddeyi atlıyorlar.
edit:bir iki arkadaş hakli olarak bunlarin kuranda yeri olmadığını kulturel oldugunu belirten entryler yazmis hatta birisi okumaya bile tenezzul etmemis cani sağolsun, peki bunlarin islam icerisinde bulunmayan seyler oldugunda hemfikiriz neden hala kendine musluman diyen guruh bunlari surduruyor yani siz diyorsunuz ki gercek islam bu değil ama şuanda 5 vakit ezanı hoperlorlerden yuksek seste okunmasini saglayan kisilerde kendilerine musluman diyenler değilmi? kisaca neden bir türlü gercek islama ulasamiyoruz? isid kafa kesiyor gerçek islam bu değil deniyor,din mezheplere bölünüyor birsuru meshep var ama hepsi bizim dediğimiz dogrudur diyor yahu hangisi gerçek islam bilelimde ona göre konuşalım.
edit: ben daha editlerken birisi yine beni ciddiye almamak lazim falan demiş onada cevao vereyim ama daha fazla editlemiyecegim çünkü isim var,beni ciddiye almayan arkadasa cevaben:
davul calmak kültürel bir gelenek olabilir ama bunu caldiran kisilerde kendilerine musluman diyen kişiler,kisaca bunu yapanlara kiz islama kizma çünkü yanlisi insan yapiyor islam değil demissin ama bu bana çok kacak bir cevap gibi geldi,islamla ilgili kendilerince birşey yapiyorlar yanlış deyince yanlis islamda degil insanda yapilan hatayi islama mal etme diyorlar,yahu bir kere mal etmesin iki kere mâl etmezsin,muslumanlarin hoşgörüsüzlükleri bir degil iki değil e demekki özünde bir problem var,yoksa bu kitap anlasilmasi bu kadar zor bir kitapmı,hayir bence değil cok açık bir şekilde anlatıyor,onlari gordugunuz yerde öldürün diyor ,peygamberin evine izinsiz girmeyim diyor,arada hoşgörülü olunda diyor ama sanirim koskoca ülkedeki muslumanlar bu maddeyi atlıyorlar.
devamını gör...
etoro kabilesi
papua yeni gine'de yaşayan etoro kabilesi'nde genç erkeklerin güçlenmeleri, yetişkinliğe ve olgunluğa erişmeleri için kabilenin yaşlı üyelerinin spermlerini yutmaları gerektiğine inanılıyor. yaşam gücünün spermde olduğunu, hayat enerjisinin nesilden nesile aktarıldığına inanıyor ve bu ritüeli uyguluyorlar.
devamını gör...
tanımlarını kimin oyladığını kontrol eden yazar
ay ben bakıyorum niye bakmayayım.
devamını gör...
pku
ebeveynden genetik yollarla geçen ve diğer ismi de fenilketonüri olan kalıtsal bir amino asit metabolizma bozukluğudur. hastalık, karaciğerdeki bir enzimin eksik çalışması veya hiç çalışmamasından ileri geliyor. bu hastalıkla doğan çocuklar fenialalin asidini başka bir amino asit olan tirozine dönüştüremiyorlar. bu dönüşümü sağlayacak olan enzim bu hastalarda eksiktir. bu hastalıkta proteinler vücutta dönüşemediği için, kanda ve vücudun çeşitli dokularında birikiyor. bu da kalıcı ve ilerleyici beyin hasarına sebep olabiliyor. bu hastalığın yenidoğan tarama testi ile erken teşhis ve tedavisi mümkündür.
pku hastası genç ve çocuklar, bu yüzden hayat boyu et, süt, yumurta, kuru yemiş, kuru baklagiller gibi yüksek protein içerikli gıdaların tüketilmediği özel ve düşük proteinli diyet tedavisi uygulamak zorunda kalıyorlar. her besini tüketemeyen pku hastalarının, ciddi bir beslenme giderleri ortaya çıkıyor.
ülkemiz, bu hastalığın en fazla görüldüğü ülkeler arasında yer alıyor. türkiye halk sağlığı kurumu tarafından 2016 yılında paylaşılan veriye göre, türkiye'de her 6 bin 228 çocuktan biri pku hastası olarak dünyaya geliyor. türkiye'de bu hastalıkla ilgili en büyük sorun da, hastalık hakkında geç tanı koyulması.
pku hastası genç ve çocuklar, bu yüzden hayat boyu et, süt, yumurta, kuru yemiş, kuru baklagiller gibi yüksek protein içerikli gıdaların tüketilmediği özel ve düşük proteinli diyet tedavisi uygulamak zorunda kalıyorlar. her besini tüketemeyen pku hastalarının, ciddi bir beslenme giderleri ortaya çıkıyor.
ülkemiz, bu hastalığın en fazla görüldüğü ülkeler arasında yer alıyor. türkiye halk sağlığı kurumu tarafından 2016 yılında paylaşılan veriye göre, türkiye'de her 6 bin 228 çocuktan biri pku hastası olarak dünyaya geliyor. türkiye'de bu hastalıkla ilgili en büyük sorun da, hastalık hakkında geç tanı koyulması.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
kıyılar eksik kalırdı yanında
balıklar sessiz
ağaçlar nefessiz
yaşam ise gereksiz...
onda olan her şey güzel
olmayan her şey kötüydü sanki
bazı şeyler yazılmalı ve bazı şeyler yakılmalıydı.
bazı şeyler ise sadece onun sesine yakışırdı...
balıklar sessiz
ağaçlar nefessiz
yaşam ise gereksiz...
onda olan her şey güzel
olmayan her şey kötüydü sanki
bazı şeyler yazılmalı ve bazı şeyler yakılmalıydı.
bazı şeyler ise sadece onun sesine yakışırdı...
devamını gör...
le dôme
arjantinli yazar ve şair julio cortázar'ın salvo el crepúsculo isimli şiir koleksiyonun bir parçası olan şaheser. bildiğim kadarıyla şairin bu kitaptaki dilimize kazandırılmış olan tek şiiri ne yazık ki. le ceremonia gibi insanın ruhunu tamamen yakıp kavuran bir şiir yerine soluk bir alevi andıran bu ayrılık şiirini çevirmeyi tercih eden çevirmeni kınamakla beraber yine de çok güzel bir şiirdir bu. kitabın bende bulunan baskısında 23. sayfada yer alıyor. şiirin teması tamamen şairin aşk ve gitmek hakkındaki görüşleri ile tutarlı bundan ötürü şiir cortázar'ın bakış açısının oldukça iyi bir yansıması. bana gelince, şiir beni tutup 1950'lerin sonuna çekiştiriyor. montparnasse'da yağmur bastırmış ama ben ıslanma telaşesinden sıyrılmış ellerim ceplerimde yürüyorum yol boyu. şiirin sonunda geçen kahveden, o hak edilmiş ayrılığa şahit olan yerden çıkıp sokağa karışmışım yalnızca. hüsran yok ama rahatlatmamış beni, zaman hiç durmamış; cebimde yalnızca iki üç metelik, adımlarım koşarak geçip giden insanlara çarpmamak için bile duraksamıyor ama nereye yürüdüğümü de bilmiyorum. bu şiirin beni çekip götürdüğü yer şairin de şiirini yazdığı eski montparnasse ve yitip gitmenin karşı konulamaz bir hafifliğe dönüştüğü bir yer.
evrensel kusurluluk kuşkusuna katkıda bulunur
bana kalıt bıraktığın o kırılgan anı
aynalarla kirli tabaklar arasında bir yüz
güneşin ağulandığının, her bir buğday tanesinde
yıkımın silahının ırgalandığının kesinliğine
karşı savunur gelip çatan son saatimizin kırılganlığı
aslında aydınlıkta, sessizlik içinde geçirilmesi gerekmektedir
a la sospecha de imperfección universal contribuye este recuerdo que me legas, una cara entre
espejos y platillos sucios.
a la certidumbre de que el sol está envenenado,
de que en cada grano de trigo se agita el arma de la ruina, aboga la torpeza de nuestra última hora
que debió transcurrir en claro, en un silencio
söylenecek ne kaldıysa kaçınmadan söyleneceği yerde
ama hiç de böyle olmadı ve ayrıldık
tam da hak ettiğimiz gibi
kasvetli leş gibi bir kahve köşesinde
yanımız yöremiz kurtçuklarla sigara izmaritleriyle çevrilmiş
acınası öpücüklerimizi çöken geceye katarak
donde lo que quedaba por decir se dijera sin menguas. pero no fue así, y nos separamos
verdaderamente como lo merecíamos, en un café mugriento, rodeados de larvas y colillas,
mezclando pobres besos con la resaca de la noche.
evrensel kusurluluk kuşkusuna katkıda bulunur
bana kalıt bıraktığın o kırılgan anı
aynalarla kirli tabaklar arasında bir yüz
güneşin ağulandığının, her bir buğday tanesinde
yıkımın silahının ırgalandığının kesinliğine
karşı savunur gelip çatan son saatimizin kırılganlığı
aslında aydınlıkta, sessizlik içinde geçirilmesi gerekmektedir
a la sospecha de imperfección universal contribuye este recuerdo que me legas, una cara entre
espejos y platillos sucios.
a la certidumbre de que el sol está envenenado,
de que en cada grano de trigo se agita el arma de la ruina, aboga la torpeza de nuestra última hora
que debió transcurrir en claro, en un silencio
söylenecek ne kaldıysa kaçınmadan söyleneceği yerde
ama hiç de böyle olmadı ve ayrıldık
tam da hak ettiğimiz gibi
kasvetli leş gibi bir kahve köşesinde
yanımız yöremiz kurtçuklarla sigara izmaritleriyle çevrilmiş
acınası öpücüklerimizi çöken geceye katarak
donde lo que quedaba por decir se dijera sin menguas. pero no fue así, y nos separamos
verdaderamente como lo merecíamos, en un café mugriento, rodeados de larvas y colillas,
mezclando pobres besos con la resaca de la noche.
devamını gör...
rapidshare
(bkz: lost) dizisini ilk yayımlandığı zamanlarda burdan neredeyse eş zamanlı indirir cd lere yükler seri seri izlerdik. emekçi bir programdı.
devamını gör...
ezberlenen en saçma şey
tüm ailemin tc kimlik numarasını biliyorum.
devamını gör...
hakaret olmayan ama hakaret olan cümleler
birtakım ifadeler.
tam bir cümle olmamakla beraber, bana göre "senin anlayacağın" sözcük grubu bir nevi hakarettir. "uzun yoldan söyleneni anlamayan bir beyinsiz olduğun için anlayacağın şekilde kısalttım" demek gibidir. her ne kadar kullananlar bu amaçla kullanmıyor olsa da bana hep böyle gelmiştir. sevemedim gitti.
bir de "anlamıyorsun" ya da "anladın mı?" kelimeleri var. ilkini söyleyenlere diyeceğim şey şu: belki sen anlatamıyorsundur? son günlerde iyice taktım bu kelimeye.
ikincisi de ayrı bir garabet. anladın mı diyeceğine anlatabildim mi demeli insan. çok sevdiğim ve ağız alışkanlığı nedeniyle, kesinlikle kötü niyetli olmaksızın bu kelimeyi sık sık kullanan insanlar tanıyorum ama niyetlerinin iyi olması bundan rahatsızlık duymamak için yeterli değil bence.
edit: imla
tam bir cümle olmamakla beraber, bana göre "senin anlayacağın" sözcük grubu bir nevi hakarettir. "uzun yoldan söyleneni anlamayan bir beyinsiz olduğun için anlayacağın şekilde kısalttım" demek gibidir. her ne kadar kullananlar bu amaçla kullanmıyor olsa da bana hep böyle gelmiştir. sevemedim gitti.
bir de "anlamıyorsun" ya da "anladın mı?" kelimeleri var. ilkini söyleyenlere diyeceğim şey şu: belki sen anlatamıyorsundur? son günlerde iyice taktım bu kelimeye.
ikincisi de ayrı bir garabet. anladın mı diyeceğine anlatabildim mi demeli insan. çok sevdiğim ve ağız alışkanlığı nedeniyle, kesinlikle kötü niyetli olmaksızın bu kelimeyi sık sık kullanan insanlar tanıyorum ama niyetlerinin iyi olması bundan rahatsızlık duymamak için yeterli değil bence.
edit: imla
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
gecenin karanlığından çıktı geldi bir hüzün.
yavaşça çömeldi yanı başıma. beni tanıdın mı diye sordu?
daha önceleri de gelmiştin ziyaretime, gelişinden tanıdım seni, diye cevap verdim.
neyin var dedim. hadi anlat bana. hüzünlerden hangi hüzünsün?
anlat herşeyi. neyin hüznüsün sen?
anlatırım elbet, biraz soluklanayım dedi.
şöyle rahat otur lütfen dedim.
uzandı yatağıma,
sigarasını yakmaya yeltendi.
burada sigara içemezsin dedim.
özür diledi. ve sustu.
göz bebeklerim karanlıkta büyüdükçe onun ne kadar güzel bir hüzün olduğunu farkediyordum. ne kadarda kibar ve naifti.
pencereyi açar mısın dedi. açtım, içeri hoş bir soğukluk girdi.
derin bir sessizlikten sonra sessizce konuşmaya başladı.
ihaneti, gördüm dedi.
şaşkın bir şekilde, açıklar mısın diye sordum?
doğruldu ve acı bir ifade büründü yüzüne,
lütfen sorularına biraz ara verir misin dedi
ve sustum. pencereyi kapattım güzel bir sıcaklık kaldı odada.
………………………………..
yavaşça çömeldi yanı başıma. beni tanıdın mı diye sordu?
daha önceleri de gelmiştin ziyaretime, gelişinden tanıdım seni, diye cevap verdim.
neyin var dedim. hadi anlat bana. hüzünlerden hangi hüzünsün?
anlat herşeyi. neyin hüznüsün sen?
anlatırım elbet, biraz soluklanayım dedi.
şöyle rahat otur lütfen dedim.
uzandı yatağıma,
sigarasını yakmaya yeltendi.
burada sigara içemezsin dedim.
özür diledi. ve sustu.
göz bebeklerim karanlıkta büyüdükçe onun ne kadar güzel bir hüzün olduğunu farkediyordum. ne kadarda kibar ve naifti.
pencereyi açar mısın dedi. açtım, içeri hoş bir soğukluk girdi.
derin bir sessizlikten sonra sessizce konuşmaya başladı.
ihaneti, gördüm dedi.
şaşkın bir şekilde, açıklar mısın diye sordum?
doğruldu ve acı bir ifade büründü yüzüne,
lütfen sorularına biraz ara verir misin dedi
ve sustum. pencereyi kapattım güzel bir sıcaklık kaldı odada.
………………………………..
devamını gör...

