karantinada olması gerekirken cuma namazına giden adam
cinayete teşebbüsten yargılanması gereken şahıs.
devamını gör...
trimetafan kamsilat
hipertansif kriz tedavisinde kullanılan, kısa etkili gangliyon blokörü ajandır.
kullanimindan sonra atropin benzeri etkiler yapar.
kullanimindan sonra atropin benzeri etkiler yapar.
devamını gör...
ehlibeyt
ahzab suresi 33. ayette geçen peygamber (saa) in seçkin aile fertleri.
"ve evlerinizde oturun ve ilk câhiliyet devrinde olduğu gibi sokaklara çıkmayın ve namaz kılın ve zekât verin ve itâat edin allah'a ve peygamberine.
ancak ve ancak allah, ey ehl-i beyt, sizden her çeşit pisliği, suçu gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hale getirmek diler."(ahzab suresi 33)
bu noktada, sünni ve şii alimler, ehlibeyt in kimleri kapsadığı hususunda ortak bir düşünceye sahip değildir.
sünni alimler; peygamber hanımlarının da ehlibeyt ten olduğu fikrini savunur*.
şii alimler ise;" ali aba*nın ehlibeyt olduğunu ve bu sıfatın 14 masum* a özel bir sıfat olduğu fikrini savunur.
ehlibeyt in kim olduğu ile ilgili başka bir ayet ise mubahale* ayetidir.
mübahale ayetinin nüzul sebebi; necran hristiyanlarının, peygamberimizi mübahale ye davet etmesidir. bunun üzerine peygamberimiz; ali, fatıma, hasan ve hüseyin(selam onlara olsun) i çağırıp mübahale davetine icabet etmiştir. necran hristiyanlarının vazgeçmesi üzerine mübahale gerçekleşmemiştir.
ali imran 61. ayette;
"...öyleyse de ki: gelin, çağıralım çocuklarımızı* ve çocuklarınızı, kadınlarımızı* ve kadınlarınızı ve kendimizi* ve kendinizi; sonra mübahale edelim de allah'ın lanetini yalancıların üzerine gönderelim." (ali imran 61)
ali imran 61 de mubahale ayetinin emri gereği peygamberimiz, eşlerini mübahale ye götürmemiştir. yani" ehlibeyt" kavramı peygamber hanımlarını kapsamış olsaydı, ayette geçen "kadınlarımız" emri gereği peygamber hanımları da mübahale ayetinin muhattabı olurdu.
bu nedenlerden ötürü şii ulemanın ehlibeyt in kimleri kapsadığı tezi, daha sağlıklı bir yaklaşımdır.
"ve evlerinizde oturun ve ilk câhiliyet devrinde olduğu gibi sokaklara çıkmayın ve namaz kılın ve zekât verin ve itâat edin allah'a ve peygamberine.
ancak ve ancak allah, ey ehl-i beyt, sizden her çeşit pisliği, suçu gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hale getirmek diler."(ahzab suresi 33)
bu noktada, sünni ve şii alimler, ehlibeyt in kimleri kapsadığı hususunda ortak bir düşünceye sahip değildir.
sünni alimler; peygamber hanımlarının da ehlibeyt ten olduğu fikrini savunur*.
şii alimler ise;" ali aba*nın ehlibeyt olduğunu ve bu sıfatın 14 masum* a özel bir sıfat olduğu fikrini savunur.
ehlibeyt in kim olduğu ile ilgili başka bir ayet ise mubahale* ayetidir.
mübahale ayetinin nüzul sebebi; necran hristiyanlarının, peygamberimizi mübahale ye davet etmesidir. bunun üzerine peygamberimiz; ali, fatıma, hasan ve hüseyin(selam onlara olsun) i çağırıp mübahale davetine icabet etmiştir. necran hristiyanlarının vazgeçmesi üzerine mübahale gerçekleşmemiştir.
ali imran 61. ayette;
"...öyleyse de ki: gelin, çağıralım çocuklarımızı* ve çocuklarınızı, kadınlarımızı* ve kadınlarınızı ve kendimizi* ve kendinizi; sonra mübahale edelim de allah'ın lanetini yalancıların üzerine gönderelim." (ali imran 61)
ali imran 61 de mubahale ayetinin emri gereği peygamberimiz, eşlerini mübahale ye götürmemiştir. yani" ehlibeyt" kavramı peygamber hanımlarını kapsamış olsaydı, ayette geçen "kadınlarımız" emri gereği peygamber hanımları da mübahale ayetinin muhattabı olurdu.
bu nedenlerden ötürü şii ulemanın ehlibeyt in kimleri kapsadığı tezi, daha sağlıklı bir yaklaşımdır.
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
aklında ne varsa sil hemen bengaripsengüzeldünyaumutlu haftaya kesinlikle anarşi gecesi düzenle.. hard hard rock dinleyelim.. bence gideri var sen bunu bi düşün..
devamını gör...
yazarların unutamadığı çocukluk anısı
bizim köyümüz ne yazık ki yok. annemlerde de beni komşumuzun köyüne götürmüş tabi ben 4 5 ya varmışım ya yokmuşum hayvanları biraz sevdikten sonra annem beni otlara oturtmuş bende yerde bulduğum küçük siyah şeyleri tek tek yiyorum efenim.köyüne gittiğimiz kadın anneme kız bir şey yiyor bak istersen demiş annem koşarak yanıma gelince elime vurduğunu ve benim yumuşak zeytin diye elimden düşürdüğüm şey için ağlamam bir olmuş.sadece hastaneye gittiğimiz o kısmı çok net hatırıyorum.(u: )
devamını gör...
emre mor
milli takıma ilk katıldığında kimse ismini bilmezken, oynadığı futbolla bu çocuk bir harika dedirten, artan şöhretiyle birlikte oyun disiplinini kaybeden, yeteneğini heba eden, bizler için hayal kırıklığı olmuş genç futbolcumuz.
devamını gör...
romen diyojen
bumahado'nun yazdığı #339284 tanimda, üstü kapalı olarak bahsettiği entrikaların arkasında hafızam beni yanılmıyorsa dukas ailesi vardır. diyojen ordudan yetişen ve ordu içinde çok sevilen bir asker, askerin baskısıyla dul kalan imporotirice ile evleniyor ve imparator oluyor. dukas ailesi ise, merkezde ciddi nüfuz sahibi olmuş, bürokraside epeyi guclenmistir. malazgirt savaşı aslında hem diyojen'i iktidara taşıyan askerin, hem de diyojen'in önemli bir sınavı olacaktı. bu sınav başarıyla sonuçlanirsa, dukas ailesine neler olabileceğini söylememe gerek yok sanırım. her neyse, savaş esnasında dukas hizibinin ajanları "diyojen esir düştü, diyojen öldü" gibi şayialar yayıyor. bu esnada beklenmedik bir şekilde, hristiyan türkler selçuklular tarafına geçiyor ki, bunun hikayesi ilginçtir. ordu panik halinde geri çekilmeye başlıyor ki, bu bozguna panik neden oluyor. sonrası diyojen'e olanlar malum.
hristiyan türklerin karşı tarafa geçmesi söyle oluyor, savaştan önce selçuklu komutanları, avarlar ve kumanlar'ın - hristiyan turkler-komutanlarıyla konuşma yapıyorlar. ne konuştukları bilinmiyor çünkü türkçe konuşuyorlar, aktaran bizans kaynakları olduğu için ve türkçe kaynaklarda sessiz olduğundan içerik bilinmiyor. fakat selçuklu komutanları, ayrılırken masaya ok ve tuz bırakıyor ki, oğuz adının buradan türedigi iddia edilir. artık ok ve tuz için mi taraf değiştiriyorlar, para mı teklif ediliyor, bilemiyorum*
hristiyan türklerin karşı tarafa geçmesi söyle oluyor, savaştan önce selçuklu komutanları, avarlar ve kumanlar'ın - hristiyan turkler-komutanlarıyla konuşma yapıyorlar. ne konuştukları bilinmiyor çünkü türkçe konuşuyorlar, aktaran bizans kaynakları olduğu için ve türkçe kaynaklarda sessiz olduğundan içerik bilinmiyor. fakat selçuklu komutanları, ayrılırken masaya ok ve tuz bırakıyor ki, oğuz adının buradan türedigi iddia edilir. artık ok ve tuz için mi taraf değiştiriyorlar, para mı teklif ediliyor, bilemiyorum*
devamını gör...
28 mart 2021 kürşat ayvatoğlu'nun yeniden gözaltına alınması
fiyasko, rezalet, skandal diyerek geçen bir günün ardından serbestlik haberi ile aklıma gelenler;
acaba gündem değiştirmek için midir bu çabalar?
ülkede tek sıkıntı kokain için birinin içeri alınıp-alınmaması mıdır?
bitti mi bütün her şey? çözüldüğü göstermelik manifestolar ile ekonominin gerçekten batmadığı sorunu?
yeni gündemimiz hayırlı olsun, adam alındı-bırakıldı.
evet aptal yerine konuyoruz fakat bu ilk kez olmuyor.
her zaman ki gibi krizi fırsata çevirdiler.
çocukcağıza* sıradan bir büro memuru diyenler, pudra şekeri saçmalığına neden sığındı?
biz neden günlerce bunu tartışacağız?
neyse aklıma “akp yükselirken, mecliste gece yarıları çatır çatır geçirilen yasalara rağmen bizim bayrak yürüyüşlerine sarılıp, laiklik için yürüdüğümüz, toplandığımız günler geldi....”
biz yine boş kovalayalım, bir söylem, bir haber bizi deliye çevirsin. yüreğimizi tüketelim fakat adamlar ne yapmak istiyorsa onu yapsın.
sabahtan beri lannnn acaba bunlar bizi oyalamak ve çıldırtmak için bilerek mi kurban seçtiler diye düşünmeden edemiyorum.
evet tertemiz delirdim.
sağ gösterip soldan vuruyorlar hep.
acaba gündem değiştirmek için midir bu çabalar?
ülkede tek sıkıntı kokain için birinin içeri alınıp-alınmaması mıdır?
bitti mi bütün her şey? çözüldüğü göstermelik manifestolar ile ekonominin gerçekten batmadığı sorunu?
yeni gündemimiz hayırlı olsun, adam alındı-bırakıldı.
evet aptal yerine konuyoruz fakat bu ilk kez olmuyor.
her zaman ki gibi krizi fırsata çevirdiler.
çocukcağıza* sıradan bir büro memuru diyenler, pudra şekeri saçmalığına neden sığındı?
biz neden günlerce bunu tartışacağız?
neyse aklıma “akp yükselirken, mecliste gece yarıları çatır çatır geçirilen yasalara rağmen bizim bayrak yürüyüşlerine sarılıp, laiklik için yürüdüğümüz, toplandığımız günler geldi....”
biz yine boş kovalayalım, bir söylem, bir haber bizi deliye çevirsin. yüreğimizi tüketelim fakat adamlar ne yapmak istiyorsa onu yapsın.
sabahtan beri lannnn acaba bunlar bizi oyalamak ve çıldırtmak için bilerek mi kurban seçtiler diye düşünmeden edemiyorum.
evet tertemiz delirdim.
sağ gösterip soldan vuruyorlar hep.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
hisler ve auralar hakkında eşsiz bilgiler
daha önce bir empati sanatçısı olduğumu söylemiştim. hisleri ve auraları algılayabilmek ve tanımlayabilmek için empati konusunda master level olmalısınız.
günlük hayatta pek çok insanla etkileşime geçeriz, bazılarının yanında iyi yada pozitif şeyler hissederken, bazı insanların yanında ise kötü yada negatif hislerle dolarız.
buna kendini kötü hissetmekte diyebiliriz. bu hissiyat iki aşamadan oluşur; birincisi yanında olduğunuz kişi hakkındaki ön yargılarınız, ikincisi onun sizin hakkında olduğu varsayılan ön yargıları.
dışarı nasıl bir imaj veriyorum kaygısı ve karşımdaki beni x biçimde algılıyor olabilir endişesi. bu denklemleri çoğunuz analiz etmiştir. işin birde algı düzeyini yükseltmek var. daha yüksek bir eşikten olayları gözlemleyebilmek için, o an hissedilenleri organize bir şekilde tanımlayıp çözümlemeliyiz bu yetenek otomatik bir yeti haline geldiğinde insanların yanında hislerinizi görüyor yada kokusunu tanıyor ve ayırt ediyor gibi algılamaya başlarız.
işin aslına ve doğru kavramlarla yeniden tanımlamaya başlayabiliriz. insanların aurasını yani etrafındakilere yansıttığı şey hisler değil düşüncelerdir. bunlara iyi kötü pozitif negatif demek yerine önyargılar ve endişeler diyebiliriz.
misal "x kişisinin yanındayken çok kötü hissediyorum, beni küçük görüyormuş gibi tavırları var" yada tam tersi " x kişisinin yanında çok iyi hissediyorum bana güvendiğini düşünüyorum."
ilk örnekte, karşısındakinin tavırlarını küçümseyici bulmaktan doğan bir huzursuzluk yani endişe var, bunun alt metninde "ben küçümsenecek biri değilim, bana böyle olduğumu hissettiriyor, değersiz biri gibi görünmek endişe verici" gibi bir mesaj var.
ikinci örnekte, karşısındakinin kendisine güvendiğini düşündüğü için yanında iyi hissetme durumu var. burda ise ön yargı yada ön kabul var. alt metninde ise, "insanların bana güvenmesi fikri bana iyi geliyor" gibi bir mesaj var.
özetle, yanınızdaki insanın sizin hakkınızdaki muhtemel fikirleri sizin auranız oluyor. sizin yanınızdaki insan hakkındaki fikirlerinizde onun aurası oluyor.
her insan çevresinde karşılaştığı insanlar hakkında eylemlerden ve dış görünüşten bir takım çıkarımlar yapar ve kafasında o insanlar hakkında yargılar oluşturur. bunu neye göre yaptığı kişiseldir ve konumuzun dışındadır. bir takım insanlar hakkında da endişeler duyar. bunun sebebi ise kendi yaptığı şeyi diğer insanlarında yaptığını bilinç düzeyinde olmasada iç güdüsel olarak bilir. bu akıl okumaya benzeyen bir yetidir fakat bilinçli kullanılmaz. kendini onun yerine koyup onun gözünden kendini yargılamak ve tanımlamak ön yargılara veya endişelere sebep olur.
hayli karmaşık bir denklemler yığını olduğu için anlamlandırmanız biraz güç olabilir. işte bu cümle anlattığım her şeyi özetleyen bir cümle oldu. anlattıklarımı karmaşık bulacağınızla ilgili ön yargılarım ve endişelerim olduğunun bir göstergesi. bu yetenekte ustalaşmak bir hayli pratik gerektiriyor içgüdüsel mekanizmaları bilinç düzeyine çıkarıp daha derin analizler ve gözlemler yapabilirsiniz bunun yanında kendinizi gözlemleme fırsatınızda olur.
günlük hayatta pek çok insanla etkileşime geçeriz, bazılarının yanında iyi yada pozitif şeyler hissederken, bazı insanların yanında ise kötü yada negatif hislerle dolarız.
buna kendini kötü hissetmekte diyebiliriz. bu hissiyat iki aşamadan oluşur; birincisi yanında olduğunuz kişi hakkındaki ön yargılarınız, ikincisi onun sizin hakkında olduğu varsayılan ön yargıları.
dışarı nasıl bir imaj veriyorum kaygısı ve karşımdaki beni x biçimde algılıyor olabilir endişesi. bu denklemleri çoğunuz analiz etmiştir. işin birde algı düzeyini yükseltmek var. daha yüksek bir eşikten olayları gözlemleyebilmek için, o an hissedilenleri organize bir şekilde tanımlayıp çözümlemeliyiz bu yetenek otomatik bir yeti haline geldiğinde insanların yanında hislerinizi görüyor yada kokusunu tanıyor ve ayırt ediyor gibi algılamaya başlarız.
işin aslına ve doğru kavramlarla yeniden tanımlamaya başlayabiliriz. insanların aurasını yani etrafındakilere yansıttığı şey hisler değil düşüncelerdir. bunlara iyi kötü pozitif negatif demek yerine önyargılar ve endişeler diyebiliriz.
misal "x kişisinin yanındayken çok kötü hissediyorum, beni küçük görüyormuş gibi tavırları var" yada tam tersi " x kişisinin yanında çok iyi hissediyorum bana güvendiğini düşünüyorum."
ilk örnekte, karşısındakinin tavırlarını küçümseyici bulmaktan doğan bir huzursuzluk yani endişe var, bunun alt metninde "ben küçümsenecek biri değilim, bana böyle olduğumu hissettiriyor, değersiz biri gibi görünmek endişe verici" gibi bir mesaj var.
ikinci örnekte, karşısındakinin kendisine güvendiğini düşündüğü için yanında iyi hissetme durumu var. burda ise ön yargı yada ön kabul var. alt metninde ise, "insanların bana güvenmesi fikri bana iyi geliyor" gibi bir mesaj var.
özetle, yanınızdaki insanın sizin hakkınızdaki muhtemel fikirleri sizin auranız oluyor. sizin yanınızdaki insan hakkındaki fikirlerinizde onun aurası oluyor.
her insan çevresinde karşılaştığı insanlar hakkında eylemlerden ve dış görünüşten bir takım çıkarımlar yapar ve kafasında o insanlar hakkında yargılar oluşturur. bunu neye göre yaptığı kişiseldir ve konumuzun dışındadır. bir takım insanlar hakkında da endişeler duyar. bunun sebebi ise kendi yaptığı şeyi diğer insanlarında yaptığını bilinç düzeyinde olmasada iç güdüsel olarak bilir. bu akıl okumaya benzeyen bir yetidir fakat bilinçli kullanılmaz. kendini onun yerine koyup onun gözünden kendini yargılamak ve tanımlamak ön yargılara veya endişelere sebep olur.
hayli karmaşık bir denklemler yığını olduğu için anlamlandırmanız biraz güç olabilir. işte bu cümle anlattığım her şeyi özetleyen bir cümle oldu. anlattıklarımı karmaşık bulacağınızla ilgili ön yargılarım ve endişelerim olduğunun bir göstergesi. bu yetenekte ustalaşmak bir hayli pratik gerektiriyor içgüdüsel mekanizmaları bilinç düzeyine çıkarıp daha derin analizler ve gözlemler yapabilirsiniz bunun yanında kendinizi gözlemleme fırsatınızda olur.
devamını gör...
bobby sands
ingiliz yönetiminin, irlanda katoliklerine uyguladığı baskı ve eziyetlerin iyice arttığı 70’ li yıllarda, ira safında mücadele veren irlanda direnişinin tüm dünyaca tanınan sembollerinden biridir.
kuzey irlanda’ dan bağımsız milletvekili olarak ingiltere parlamentosu’na seçilmesine rağmen tutukluydu ve ölüm orucundaydı. papa bile ölüm orucunu sonlandırmasını istedi. fakat dönemin ingiltere başbakanı, işçi hakları ve dış siyasette uyguladığı çok cevval politikalarla hatırladığımız (!) margaret thatcher “suç, suçtur” dedi ve geri adım atmadı.
sands, 66 günlük açlık grevinin sonunda, 5 mayıs 1981 yılında, 27 yaşındayken hayata gözlerini yumdu.
ölümünün ardından belfast’ ta tabutunun arkasından binlerce insan yürüdü. dünyanın çeşitli yerlerinde eylemler yapıldı. bence en manidarı iran’ ın yaptığıydı. tahran’ da ingiliz elçiliğinin bulunduğu sokağa, bobby sands’ in adını verdi.
...ki neden vermesindi ? 1900’ lerin başında kurulan, “anglo-persian oil company” (apoc) adlı ingiliz petrol şirketi, iran petrolünü yıllarca neredeyse gasp etmişti. petrolünü millileştirmek isteyen muhammed musaddık ’ ı devirmişti. yani iran, ingiliz emperyalizmine olan öfkesini bir anlamda bobby sands’ in ismiyle de somutlaştırdı.
hapisanede yazmış olduğu şiirinden bir alıntıyla;
“ve rüzgar barut kokusunu götürür, kar kan izlerini temizler elbet,
ama özgürlük ruhu ölmez, ne de çürüyüp gider.”
bobby sands
kuzey irlanda’ dan bağımsız milletvekili olarak ingiltere parlamentosu’na seçilmesine rağmen tutukluydu ve ölüm orucundaydı. papa bile ölüm orucunu sonlandırmasını istedi. fakat dönemin ingiltere başbakanı, işçi hakları ve dış siyasette uyguladığı çok cevval politikalarla hatırladığımız (!) margaret thatcher “suç, suçtur” dedi ve geri adım atmadı.
sands, 66 günlük açlık grevinin sonunda, 5 mayıs 1981 yılında, 27 yaşındayken hayata gözlerini yumdu.
ölümünün ardından belfast’ ta tabutunun arkasından binlerce insan yürüdü. dünyanın çeşitli yerlerinde eylemler yapıldı. bence en manidarı iran’ ın yaptığıydı. tahran’ da ingiliz elçiliğinin bulunduğu sokağa, bobby sands’ in adını verdi.
...ki neden vermesindi ? 1900’ lerin başında kurulan, “anglo-persian oil company” (apoc) adlı ingiliz petrol şirketi, iran petrolünü yıllarca neredeyse gasp etmişti. petrolünü millileştirmek isteyen muhammed musaddık ’ ı devirmişti. yani iran, ingiliz emperyalizmine olan öfkesini bir anlamda bobby sands’ in ismiyle de somutlaştırdı.
hapisanede yazmış olduğu şiirinden bir alıntıyla;
“ve rüzgar barut kokusunu götürür, kar kan izlerini temizler elbet,
ama özgürlük ruhu ölmez, ne de çürüyüp gider.”
bobby sands
devamını gör...
havanın tam intiharlık olması
hiçbir hava intiharlık değildir. kişinin algısıdır, karamsarlığıdır. hayat, en kötü havada bile yürünecek kadar güzel. hiçbir şey yapamıyorsanız okuyun, yürüyün.
devamını gör...
volvo
emniyet kemerini bulup her araca girsin diye lisansını almayan marka.
otomobilde güveni her şeyin üzerinde tutan marka.
helal olsun.
otomobilde güveni her şeyin üzerinde tutan marka.
helal olsun.
devamını gör...
en hüzünlü kelime
çıkartmak.
örnek:seni hayatımdan çıkartıyorum.
-acilen makarnayı ve ekmeği hayatından çıkarmalısın.
+eee geriye neyim kaldı ki?
hayatımdan çıkar(t)mak zorunda kaldığım ve bunu da bir kelime sayesinde yapabildiğim en hüzünlü kelime çıkartmaktır.
düşük bütçeli üniversite sınavı için konu anlatımlı whis yayınları. çok yakında sizlerle.
örnek:seni hayatımdan çıkartıyorum.
-acilen makarnayı ve ekmeği hayatından çıkarmalısın.
+eee geriye neyim kaldı ki?
hayatımdan çıkar(t)mak zorunda kaldığım ve bunu da bir kelime sayesinde yapabildiğim en hüzünlü kelime çıkartmaktır.
düşük bütçeli üniversite sınavı için konu anlatımlı whis yayınları. çok yakında sizlerle.
devamını gör...
sümer mitolojisine göre insanın yaratılışı
sümer tanrıları tembeldir ama diğer mitolojilerdeki tanrılara göre daha dürüsttürler. neticede insanları kendi ayak işlerini yapmaları, mabetlerde kendilerine adak adamaları ve bolca dua etmeleri için yaratmışlardır ve bunu da açıkça itiraf ederler. diğerleri gibi kıvırmazlar. bu yüzden takdire şayandırlar. sümer yaratılış efsanesi özellikle ülgen ve ak ana hikayesi ile bayağı bir paralellik arz eder. oradan da mevzuyu hemen kendimize yontalım. *
bunun haricinde tamamlayıcı olması açısından dilmun şehri mevzusuna da girmek lazım. bu tembel sümer tanrılarının süper ötesi bir şehri var. orada bir elleri yağda bir elleri balda yaşarlar. tam tanrılara göre bir mekan. ne hastalık var, ne ölüm... yalnız muazzez hocanın anlattığına göre bu şehirde su yok. yani koskoca tanrı milleti daha alt yapı işlerini tam olarak halledememiş. oysa kadroda ankara'nın eski belediye başkanı gibi bir figür olsa, dilmun nasıl da güzel kalkınırdı. sular seller kaplardı tüm şehri. bonus olarak da, dinozorları kondurdu mu, değmeyin tanrıların keyfine. hem mitolojik hikayelere böylece dinozorları da eklemiş olurlardı ve dünya kültür mirasına daha büyük katkıları olurdu. neyse imkanları bu kadarmış diyelim o mevzuyu kapayalım. elde böyle süper figür olmayınca ünlü sümerolog kramer'e göre su tanrısı ile güneş tanrısı kuyu açıyorlar. yahu gel de gülme, tanrıların haline ahvaline bakar mısınız? su kuyusu açmak nedir? tamam bizim ülkemizde de 2002 yılından önce su yoktu ama daha sonra muazzam bir alt yapıya kavuştuk. tanrı milleti ise su kuyusu açmakla uğraşmış. vallahi şaka gibi. yazık günah sizin tanrılığınıza!
ama bu şaka dilmun şehrinin cennete dönüşmesine yol açacak bir atılım haline geliyor. bir su kuyusundan cennet doğuyor. her yer bağ bahçe haline dönüşüyor. hele bir tanesi var ki, ona cennet bahçesi adını veriyorlar. burada 8 tane özel meyve yetiştiriyorlar. bunların yenmesi yasak. niye yasak? o kısmı muamma. tanrıya yasak olur mu arkadaş? hayır yani yenmeyecekse niye bu meyveleri yetiştiriyorsunuz, amacınız nedir sizin?
benim gibi düşünmüş olsa gerek ki, bilgelik tanrısı enki başlarım sizin yasağınıza diyerek bilgeliğini konuşturuyor ve bütün meyveleri afiyetle mideye indiriyor. bilgelik işte böyle bir şey. sorunca sorgulayınca sonuca varıyorsun. ama tanrılar arasında bağnazlık hakim. yer altı tanrıçası ereşkigal, enki'nin meyveleri yediğini duyunca onu ölümle lanetliyor. yahu psikopat kadın, adam sadece meyve yemiş, neyin tatavası bu. neyse efendim bu tanrıların arasından pek aklı selim çıkmaz zaten. ben doğal karşılıyorum artık bunları. diğer tanrılar üzülüyorlar enki'nin haline, bilgelik tanrısı ölecek gidecek, e ne olacak? sonsuz cehalet dünyayı kaplayacak. bence enki öleli çok olmuş. sadece gerçekleri bizden saklamışlar, yoksa enki yaşıyor olsa dünya bu halde mi olurdu? her yer cehalet, her yer rezalet! ama anlatılan hikâye yaşadığına dair bir kurmaca işte. neymiş efendim, diğer tanrılar yer altı tanrıçasını ikna etmişlerde, o da enki'nin farklı organlarında oluşan sıkıntılar için tanrı ve tanrıçalar yaratmış. bak ben bunu da anlamıyorum neden kısa yoldan iyileştirmiyorsun da bu kadar merasime gerek duyuyorsun? baksanıza resmen bürokratik hantallık var bunların her adımında. hah işte o tanrıçalardan birinin adı ninti yani kaburga hanım ya da yaşam hanım. bu kaburga kısmına niye girdim peki? eh o da başka bir yaratılışın tetikleyicisi de o yüzden. onu da israil oğulları düşünsün bana ne! bu arada yunanlılara da çok kırgınım. ereşkigal'in cinsiyetini değiştirip ne diye hades yaptınız arkadaş? hiç utanma arlanma yok sizde vallahi. neyse böyle işte, çok karışık bu işler...
bunun haricinde tamamlayıcı olması açısından dilmun şehri mevzusuna da girmek lazım. bu tembel sümer tanrılarının süper ötesi bir şehri var. orada bir elleri yağda bir elleri balda yaşarlar. tam tanrılara göre bir mekan. ne hastalık var, ne ölüm... yalnız muazzez hocanın anlattığına göre bu şehirde su yok. yani koskoca tanrı milleti daha alt yapı işlerini tam olarak halledememiş. oysa kadroda ankara'nın eski belediye başkanı gibi bir figür olsa, dilmun nasıl da güzel kalkınırdı. sular seller kaplardı tüm şehri. bonus olarak da, dinozorları kondurdu mu, değmeyin tanrıların keyfine. hem mitolojik hikayelere böylece dinozorları da eklemiş olurlardı ve dünya kültür mirasına daha büyük katkıları olurdu. neyse imkanları bu kadarmış diyelim o mevzuyu kapayalım. elde böyle süper figür olmayınca ünlü sümerolog kramer'e göre su tanrısı ile güneş tanrısı kuyu açıyorlar. yahu gel de gülme, tanrıların haline ahvaline bakar mısınız? su kuyusu açmak nedir? tamam bizim ülkemizde de 2002 yılından önce su yoktu ama daha sonra muazzam bir alt yapıya kavuştuk. tanrı milleti ise su kuyusu açmakla uğraşmış. vallahi şaka gibi. yazık günah sizin tanrılığınıza!
ama bu şaka dilmun şehrinin cennete dönüşmesine yol açacak bir atılım haline geliyor. bir su kuyusundan cennet doğuyor. her yer bağ bahçe haline dönüşüyor. hele bir tanesi var ki, ona cennet bahçesi adını veriyorlar. burada 8 tane özel meyve yetiştiriyorlar. bunların yenmesi yasak. niye yasak? o kısmı muamma. tanrıya yasak olur mu arkadaş? hayır yani yenmeyecekse niye bu meyveleri yetiştiriyorsunuz, amacınız nedir sizin?
benim gibi düşünmüş olsa gerek ki, bilgelik tanrısı enki başlarım sizin yasağınıza diyerek bilgeliğini konuşturuyor ve bütün meyveleri afiyetle mideye indiriyor. bilgelik işte böyle bir şey. sorunca sorgulayınca sonuca varıyorsun. ama tanrılar arasında bağnazlık hakim. yer altı tanrıçası ereşkigal, enki'nin meyveleri yediğini duyunca onu ölümle lanetliyor. yahu psikopat kadın, adam sadece meyve yemiş, neyin tatavası bu. neyse efendim bu tanrıların arasından pek aklı selim çıkmaz zaten. ben doğal karşılıyorum artık bunları. diğer tanrılar üzülüyorlar enki'nin haline, bilgelik tanrısı ölecek gidecek, e ne olacak? sonsuz cehalet dünyayı kaplayacak. bence enki öleli çok olmuş. sadece gerçekleri bizden saklamışlar, yoksa enki yaşıyor olsa dünya bu halde mi olurdu? her yer cehalet, her yer rezalet! ama anlatılan hikâye yaşadığına dair bir kurmaca işte. neymiş efendim, diğer tanrılar yer altı tanrıçasını ikna etmişlerde, o da enki'nin farklı organlarında oluşan sıkıntılar için tanrı ve tanrıçalar yaratmış. bak ben bunu da anlamıyorum neden kısa yoldan iyileştirmiyorsun da bu kadar merasime gerek duyuyorsun? baksanıza resmen bürokratik hantallık var bunların her adımında. hah işte o tanrıçalardan birinin adı ninti yani kaburga hanım ya da yaşam hanım. bu kaburga kısmına niye girdim peki? eh o da başka bir yaratılışın tetikleyicisi de o yüzden. onu da israil oğulları düşünsün bana ne! bu arada yunanlılara da çok kırgınım. ereşkigal'in cinsiyetini değiştirip ne diye hades yaptınız arkadaş? hiç utanma arlanma yok sizde vallahi. neyse böyle işte, çok karışık bu işler...
devamını gör...
beyaz türkler
her seferinde ezilip, eleştirilen cumhuriyeti ve türkiyeyi ayakta tutmak için ömrünü feda eden kitledir.
edit:olay renk degildir yaşam bicimi ve kültürüdür.
edit:olay renk degildir yaşam bicimi ve kültürüdür.
devamını gör...



