bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
dağın başında radyo çekecek kadar çekmeyen internetime lanet ederek, tanımlardan program takip etmeye çalışıyorum, çok acı.*
eminim süper oluyor program.
sevgili gomercan, bu programın tekrarını vermezsen, beni engelle. yoksa mesaj kutun taciz mesajlarımla dolacak. 48 saatin var dostum.*
eminim süper oluyor program.
sevgili gomercan, bu programın tekrarını vermezsen, beni engelle. yoksa mesaj kutun taciz mesajlarımla dolacak. 48 saatin var dostum.*
devamını gör...
genç werther'in acıları
goethe'nin 1774 yılında sadece iki haftada yazdığı rivayet edilen kitabı. böyle bir eser 2 haftada nasıl yazılır bilmem fakat yazar da bu şekilde hissediyorsa veya kitapta anlatılanlara bir yerde şahit olduysa bunu başarabilir gibi hissediyorum. kitap, werther'in, arkadaşı wilhelm'a yazdığı mektupların birleştirilmesiyle oluşuyor.
kitapta werther'in aşkından, toplumun görüşlerine uymadığı için bunun imkansız hale gelmesinden ve çektiği toplumsal ilişkilerin sancısından oluşan çırpınışları, ıstırabı görüyoruz. fakat bu çırpınış o kadar nahif bir şekilde aktarılıyor ki, şu ana kadar okuduğum, sabahattin ali'nin eserlerinden sonra, en nahif anlatıma sahip kitap diyebilirim. bu kadar derin şeyleri bu kadar nahif işlemek, üstelik bunu 2 haftada yapmak büyük bir ustalık ve yetenek gerektirir. fakat bu nahif anlatım bile okuyanın kasvetli hissetmesinin önüne geçemiyor.
bu yüzden, kitabı çok da karamsar bir anınızda okumamanızı öneriyorum. karamsar anlara kasvetli hisler eşlik edince hiç de hoş bir durum çıkmıyor ortaya. zaten duymuşsunuzdur, kitap çıktıktan sonra almanya'da intihar vakaları artmış, werther'ın tarzında giyinenler ortaya çıkmış. yani fazlasıyla etkileyici bir üslup ve anlatıma sahip.
"wilhelm, son kez kırlara, ormana, gökyüzüne baktım. sen de hoşça kal."
kitapta werther'in aşkından, toplumun görüşlerine uymadığı için bunun imkansız hale gelmesinden ve çektiği toplumsal ilişkilerin sancısından oluşan çırpınışları, ıstırabı görüyoruz. fakat bu çırpınış o kadar nahif bir şekilde aktarılıyor ki, şu ana kadar okuduğum, sabahattin ali'nin eserlerinden sonra, en nahif anlatıma sahip kitap diyebilirim. bu kadar derin şeyleri bu kadar nahif işlemek, üstelik bunu 2 haftada yapmak büyük bir ustalık ve yetenek gerektirir. fakat bu nahif anlatım bile okuyanın kasvetli hissetmesinin önüne geçemiyor.
bu yüzden, kitabı çok da karamsar bir anınızda okumamanızı öneriyorum. karamsar anlara kasvetli hisler eşlik edince hiç de hoş bir durum çıkmıyor ortaya. zaten duymuşsunuzdur, kitap çıktıktan sonra almanya'da intihar vakaları artmış, werther'ın tarzında giyinenler ortaya çıkmış. yani fazlasıyla etkileyici bir üslup ve anlatıma sahip.
"wilhelm, son kez kırlara, ormana, gökyüzüne baktım. sen de hoşça kal."
devamını gör...
aynı hataları tekrarlamak
başlığı azıcık değiştirip yanlış olarak düşünürsek; dostoyevski'ye göre; yapılan ilk yanlış kazadır, ikincisi hatadır, üçüncüsü ise tamamen tercihtir.
eğer sürekli aynı yanlışa düşüyorsanız durup yanlışı nerede yaptığınıza bakın. böylece tercih olmaktan çıkacaktır.
eğer sürekli aynı yanlışa düşüyorsanız durup yanlışı nerede yaptığınıza bakın. böylece tercih olmaktan çıkacaktır.
devamını gör...
pnömotoraks
plevral efüzyonun sulu değil havalı olanı. viseral plevra ile parietal plevra arasına aşırı miktarda hava girerse tıpkı su fazlalığında olduğu gibi akciğere baskı yapar ve sıkıştırır. o da şöyle görünür.

belirtiler yine benzer, nefes darlığı ve göğüs ağrısı kesin var ama bu tablo daha ciddi olabilir. akciğerleriniz delinse viseral plevra ile parietal plevra arasına su kaçağı olmaz, ama hava kaçağı olur. ki pnömotoraksın en büyük sebeplerinden biri akciğer yırtıklarıdır. başka sebeplerle de olabilir tabi ama akciğer yırtıkları ciddi sorunlardır, şakaya gelmez.
şimdi burada bir fikir yürütüp topu siz değerli okuyucularıma atacağım. sigara bildiğiniz gibi akciğerin en büyük düşmanı. alveolar formasyonu bozup bu odacıkların birbirine kaynaşmasına ve daha büyük odacıklar oluşmasına neden oluyor, bu da nefes darlığına sebep oluyor. sigaranın akciğer üstünde böyle bir etkisinin olduğunu bildiğimize göre (odacıklar arası duvarları eritme yeteneği) bunu neden dış duvarlara da uygulayamasın? akciğer dış duvarını (viseral plevra) delen sigara, akciğerden göğüs boşluğuna hava kaçağına sebep olamaz mı? bal gibi de olur bence. zaten yaralanma, kavga, darbe vs gibi bir sebep yokken durduk yere olan akut pnömotoraksın sebebi ne, ben bilmiyorum. bence bu yani, sigara. hık diye gidiverirsiniz. boş da atmıyorum hani, bakın bilim de benim yanımda.
dipnot: bu bir nastenka isteğiydi. zorla yazdırılan entry no: #xj19, case closed.

belirtiler yine benzer, nefes darlığı ve göğüs ağrısı kesin var ama bu tablo daha ciddi olabilir. akciğerleriniz delinse viseral plevra ile parietal plevra arasına su kaçağı olmaz, ama hava kaçağı olur. ki pnömotoraksın en büyük sebeplerinden biri akciğer yırtıklarıdır. başka sebeplerle de olabilir tabi ama akciğer yırtıkları ciddi sorunlardır, şakaya gelmez.
şimdi burada bir fikir yürütüp topu siz değerli okuyucularıma atacağım. sigara bildiğiniz gibi akciğerin en büyük düşmanı. alveolar formasyonu bozup bu odacıkların birbirine kaynaşmasına ve daha büyük odacıklar oluşmasına neden oluyor, bu da nefes darlığına sebep oluyor. sigaranın akciğer üstünde böyle bir etkisinin olduğunu bildiğimize göre (odacıklar arası duvarları eritme yeteneği) bunu neden dış duvarlara da uygulayamasın? akciğer dış duvarını (viseral plevra) delen sigara, akciğerden göğüs boşluğuna hava kaçağına sebep olamaz mı? bal gibi de olur bence. zaten yaralanma, kavga, darbe vs gibi bir sebep yokken durduk yere olan akut pnömotoraksın sebebi ne, ben bilmiyorum. bence bu yani, sigara. hık diye gidiverirsiniz. boş da atmıyorum hani, bakın bilim de benim yanımda.
dipnot: bu bir nastenka isteğiydi. zorla yazdırılan entry no: #xj19, case closed.
devamını gör...
yaohnanen kabilesi
güney pasifik okyanusunda bulunan vanuatu adasında yaşayan kabile. bu kabilenin ilginç özelliği, geçen gün ölen prens philip'in kendi tanrıları olduğuna inanmaları. prens ölünce kabile de yas tutmuş. kabilenin tarım ürünlerini koruduğuna ve yanardağ ruhu reenkarnasyonu bulunduğuna inandıkları prensin ölümünü adada bulunan otel çalışanından öğrenmişler. kabile prensin öldüğüne inanmamış, hatta kadınlar çığlık atarak ağlamışlar.
prens adaya hiç gitmemiş ama bu kabile her nedense o'nu tanrı olarak benimsemiş. fakat 50 yıl önce adaya gittiklerinde kraliçe elizabeth ve prens philip'in büyük boy fotoğraflarından etkilenip, güçlü beyaz bir kraliçeyle evli olduğu için prensi tanrı ilan etmişler. bunu öğrenen prens de kabileye imzalı bir fotoğrafını göndermiş. kabile de avlanmakta kullandıkları sopayı prense hediye olarak gönderip onunla fotoğraf çekinmesini istemiş, prens de bu sopayla çekilen fotoğrafı adaya göndermiş.
prens adaya hiç gitmemiş ama bu kabile her nedense o'nu tanrı olarak benimsemiş. fakat 50 yıl önce adaya gittiklerinde kraliçe elizabeth ve prens philip'in büyük boy fotoğraflarından etkilenip, güçlü beyaz bir kraliçeyle evli olduğu için prensi tanrı ilan etmişler. bunu öğrenen prens de kabileye imzalı bir fotoğrafını göndermiş. kabile de avlanmakta kullandıkları sopayı prense hediye olarak gönderip onunla fotoğraf çekinmesini istemiş, prens de bu sopayla çekilen fotoğrafı adaya göndermiş.
devamını gör...
mualla'yı sandala atıp ruhumda hicranın'ı söyletme hikayesi
mualla sanırım senelerce aynı muallaklığa sebebiyet veren bir isim, aramızda mualla varsa kusura bakmasın ama ne bileyim şarkılardaki bir leyla açıklığı yok bu isimde. leylayı görünce duyunca insan anlıyor ki hattın diğer ucunda yanık biri var.
ama bu mualla kim, ne ayak?
dün gece saat 4-5 civarı olmayacak şarkılar dinliyorum, karşıma çıka çıka bu isim çıktı, bir gazapizm şarkısı. şarkı da demek doğru mu bilmiyorum, orhan veli'nin o dalgalı anlatımı yok, gazap eline geçirse dövecek kadını, öyle bir tarz?
"kendine bile katlanamayan bir adamım ben artık mualla!
anlayacağın yürekten yedik yiyeli façayı,
hani o ilk aşk dokunuşundan;
yani geç gelince yeni yetmelik ağıran saçlardan
sen kurtulursun aslında kırklanırsanda.
olsa olsa teneşir paklar beni
sonrasında kırkımdan!
kendine bile inanmayan bir adamım ben artık mualla!
tanrı var mı? yok mu?
nerdedir derdi nedir?
felsefik takılma şimdi ben kendime salıncak yapmışken alkolik efkarlanışlardan,
sallanıyoruz bak fena mı
sen kucağımda,
hayalden falan,
saçlarını da okşarım birazdan
ellerini de tutarım hatta
bozma işte fiyakasını çok durmıcak zaten kanımda
gerçi sen beni kansız da sanırdın gamsız da ama
ben içanaboşu bir türkçeyle anlatmaya çalışırken sana içimin akışını
sen fransız lügatından yan çevirmiştin hatırlarsan.
neyse ne, artık zamanlarındayız değil mi ‘artık mualla’?
bakışın fingirderken gözbebeğimin içine içine
tam belinden yakalarken hadiseyi
zorla güzellik değilse de zorbadır güzellik,
öğrenirken kaçışsız
teslim olmadım da ben esir alındım sayarsın ‘artık!kelepçelendim lan sana
iki gözün bir dizi parmaklık.
ölümüm olacaksın diye fısıldayan o ahmağı
unutmasan ne çıkardı ulan?
bilmem kaç santimden başka ne boşluk kalırdı içinde?
yüreğin çok mu doluydu, yersiz kaçtım bütün vakitlerinde?
unutkan randevulaştığın hani
hep sonradan.
kendine bile eğreti bir adamım ben artık mualla.
ellerim ceplerimde
ne zaman sokaklara serseri dalsam
aklımdasın
en saklımdasın hala
öylece ortada duran.."
hadi bakalım, buyurun cenaze namazına seneler sonra yeniden ama bambaşka bir kimlikte ve tarzda ortaya çıkan bu mualla kim?
hiç alakasız dipçe : murteke candır ve kibariye onun elçisidir.
ama bu mualla kim, ne ayak?
dün gece saat 4-5 civarı olmayacak şarkılar dinliyorum, karşıma çıka çıka bu isim çıktı, bir gazapizm şarkısı. şarkı da demek doğru mu bilmiyorum, orhan veli'nin o dalgalı anlatımı yok, gazap eline geçirse dövecek kadını, öyle bir tarz?
"kendine bile katlanamayan bir adamım ben artık mualla!
anlayacağın yürekten yedik yiyeli façayı,
hani o ilk aşk dokunuşundan;
yani geç gelince yeni yetmelik ağıran saçlardan
sen kurtulursun aslında kırklanırsanda.
olsa olsa teneşir paklar beni
sonrasında kırkımdan!
kendine bile inanmayan bir adamım ben artık mualla!
tanrı var mı? yok mu?
nerdedir derdi nedir?
felsefik takılma şimdi ben kendime salıncak yapmışken alkolik efkarlanışlardan,
sallanıyoruz bak fena mı
sen kucağımda,
hayalden falan,
saçlarını da okşarım birazdan
ellerini de tutarım hatta
bozma işte fiyakasını çok durmıcak zaten kanımda
gerçi sen beni kansız da sanırdın gamsız da ama
ben içanaboşu bir türkçeyle anlatmaya çalışırken sana içimin akışını
sen fransız lügatından yan çevirmiştin hatırlarsan.
neyse ne, artık zamanlarındayız değil mi ‘artık mualla’?
bakışın fingirderken gözbebeğimin içine içine
tam belinden yakalarken hadiseyi
zorla güzellik değilse de zorbadır güzellik,
öğrenirken kaçışsız
teslim olmadım da ben esir alındım sayarsın ‘artık!kelepçelendim lan sana
iki gözün bir dizi parmaklık.
ölümüm olacaksın diye fısıldayan o ahmağı
unutmasan ne çıkardı ulan?
bilmem kaç santimden başka ne boşluk kalırdı içinde?
yüreğin çok mu doluydu, yersiz kaçtım bütün vakitlerinde?
unutkan randevulaştığın hani
hep sonradan.
kendine bile eğreti bir adamım ben artık mualla.
ellerim ceplerimde
ne zaman sokaklara serseri dalsam
aklımdasın
en saklımdasın hala
öylece ortada duran.."
hadi bakalım, buyurun cenaze namazına seneler sonra yeniden ama bambaşka bir kimlikte ve tarzda ortaya çıkan bu mualla kim?
hiç alakasız dipçe : murteke candır ve kibariye onun elçisidir.
devamını gör...
6 kelimelik hikayeler
yaşandı bitti saygısızca,
aldatmanın tadına varınca.
aldatmanın tadına varınca.
devamını gör...
inci küpeli kız
kızın başörtüsündeki lacivert renkte bu kadar yüksek kalitede bir boya kullanılması göz alıcı derecede şaşırtıcı.
devamını gör...
spektaküler şehir heykelleri
2010 yılından bu yana ülkemizin dört bucağında görenlerin gözlerine inanamadığı heykellerin fotoğraflarını bir galerici titizliğiyle arşivleyen şahane blog.
"her gün önlerinden geçiyoruz. çoğu, kentin en önemli simgesinin yüzlerce kez büyütülmüş hali. o kadar çirkinler ki çoğu zaman görmezden gelmeyi tercih ediyoruz." düşüncesiyle yola çıkmışlar ve "binlerce heykel var" diyerek epeydir devam ediyorlar. can sıkıntısına birebir, moral yükseltme deseniz var, "iyi ki bunu ben yapmamışım" ya da "iyi ki bu heykel yaşadığım yere ait değil" deyip mutlu bile olabilirsiniz. ama muhtemelen yaşadığınız güzide ile veya ilçeden de bir spektaküler şehir heykeli göreceksiniz, çok da sıkmayın canınızı. yurtdışındaysanız ve kıh kıh gülüyorsanız bilin ki bu heykellerin yurtdışı versiyonları da bu blogun markajında üstelik. hatta varsa "görüyorum ve arttırıyorum" diyerek çektiğiniz fotoğrafı gönderip bu görsel şölene destek olabilirsiniz. şimdi bir de yeni alan adı almışlar, pek hoş olmuş.
spektakulersehirheykelleri....
sehirheykelleri.com
"her gün önlerinden geçiyoruz. çoğu, kentin en önemli simgesinin yüzlerce kez büyütülmüş hali. o kadar çirkinler ki çoğu zaman görmezden gelmeyi tercih ediyoruz." düşüncesiyle yola çıkmışlar ve "binlerce heykel var" diyerek epeydir devam ediyorlar. can sıkıntısına birebir, moral yükseltme deseniz var, "iyi ki bunu ben yapmamışım" ya da "iyi ki bu heykel yaşadığım yere ait değil" deyip mutlu bile olabilirsiniz. ama muhtemelen yaşadığınız güzide ile veya ilçeden de bir spektaküler şehir heykeli göreceksiniz, çok da sıkmayın canınızı. yurtdışındaysanız ve kıh kıh gülüyorsanız bilin ki bu heykellerin yurtdışı versiyonları da bu blogun markajında üstelik. hatta varsa "görüyorum ve arttırıyorum" diyerek çektiğiniz fotoğrafı gönderip bu görsel şölene destek olabilirsiniz. şimdi bir de yeni alan adı almışlar, pek hoş olmuş.
spektakulersehirheykelleri....
sehirheykelleri.com
devamını gör...
dinleyenin ruh halini yükselten müzikler
devamını gör...
her şeyden sıkılmış olmak
bir çeşit isteksizlik halidir. hiçbir şeyden keyif almadan zorunluluk dahilinde bir şeyler yapmaktır.
devamını gör...
euro'yu tl'ye çevirerek hayat pahalılığını anlatmak
başlığın tam hali "türkiye gazetesinin euro'yu tl'ye çevirerek avrupa'daki hayat pahalılığını anlatmaya çalışması" olacakken karakter sınırından ötürü kısaltmak zorunda kaldığım ve dezenformasyona uğrayan bilmem kaçıncı başlık.
türkiye gazetesi, euro’yu tl’ye çevirerek avrupa’daki hayat pahalılığını anlatmaya çalıştı.
yandaş olursun da bu kadar omurgasız olmazsın be. işin güzel yanı ise artık insanlar bunu yemiyor ve türkiye'deki insanların ceplerine elinizi attığınız an babalarının oğlu olsanız dahi iktidardan postalayacaklarını bildikleri için böyle saçma ve aciz uğraşlar içerisine giriyorlar işte. muhalif kesim için bu yandaş basının çırpınışları gayet "komik" görünüyor olmakla birlikte iktidara da en çok zararı bu yandaş basın veriyor işte. neyse yine tekrarlamakta fayda var "gideceksiniz efendiler, ayaklarınız kıçınıza vura vura kaçacaksınız."
kaynak 1
kaynak 2
kaynak 3
türkiye gazetesi, euro’yu tl’ye çevirerek avrupa’daki hayat pahalılığını anlatmaya çalıştı.
yandaş olursun da bu kadar omurgasız olmazsın be. işin güzel yanı ise artık insanlar bunu yemiyor ve türkiye'deki insanların ceplerine elinizi attığınız an babalarının oğlu olsanız dahi iktidardan postalayacaklarını bildikleri için böyle saçma ve aciz uğraşlar içerisine giriyorlar işte. muhalif kesim için bu yandaş basının çırpınışları gayet "komik" görünüyor olmakla birlikte iktidara da en çok zararı bu yandaş basın veriyor işte. neyse yine tekrarlamakta fayda var "gideceksiniz efendiler, ayaklarınız kıçınıza vura vura kaçacaksınız."
kaynak 1
kaynak 2
kaynak 3
devamını gör...
tiamat
1987 yılında kurulan isveçli gotik metal grubudur. bu tarihi eski ama bir o kadar da şahane grup halkında sadece 2 entry girilmiş şiddetle kınıyorum sizleri metalciler. * grup ilk başta black metal tarzında olup sonra doom metale kaymışlardır ardından da gotik metal yapmaya karar vermişler. şarkıları cidden şahanedir, geçmişte de muhteşem albümler yapmışlardır. ilk kurulduğunda grubun adı aslında treblinka imiş. bir tane albüm yapmışlar ardından grubun kurucu üyesiyle birlikte bir gitarist gruptan ayrılmış diğerleri devam ettirmiş.
bazı albümleri beğenilmiş bazı albümleri de beğenilmemiş. metal dünyası böyle zaten, her grubun albümlerinin tamamı beğenilmiyor, eleştirmenler tarafından eleştiriliyor. bu grupta da aynısı olmuş. grup ismini, babil ve akad mitolojisi'ndeki okyanus tanrıçasından almış.
grubun favori albümleri şunlardır; the astral sleep, wildhoney, the scarred people gibi gibi. yalnız bazı şarkıları gerçekten enfes. misal vote for love olsun, on golden wings olsun, angels far beyond olsun teonanacatı falan filan.
bazı metalciler hep klişe müzik gruplarını beğeniyorlar dinliyorlar. aslında biraz farklılık yapmak lazım, her grubun tadına bakmak lazım. her ne kadar black metalci de olsam bütün metal müzik gruplarının tadına bakarım. sanırım dinlemediğim müzik grubu yok şu yaşıma kadar. demem o ki; tek bir gruba bağlı olmayın klişelerden uzak durun böyle şahane metal gruplarını da dinleyin arada.
bu gruba da eriyorum vallahi be. çok albüm yapsın çok dinleyeyim o derece.
bazı albümleri beğenilmiş bazı albümleri de beğenilmemiş. metal dünyası böyle zaten, her grubun albümlerinin tamamı beğenilmiyor, eleştirmenler tarafından eleştiriliyor. bu grupta da aynısı olmuş. grup ismini, babil ve akad mitolojisi'ndeki okyanus tanrıçasından almış.
grubun favori albümleri şunlardır; the astral sleep, wildhoney, the scarred people gibi gibi. yalnız bazı şarkıları gerçekten enfes. misal vote for love olsun, on golden wings olsun, angels far beyond olsun teonanacatı falan filan.
bazı metalciler hep klişe müzik gruplarını beğeniyorlar dinliyorlar. aslında biraz farklılık yapmak lazım, her grubun tadına bakmak lazım. her ne kadar black metalci de olsam bütün metal müzik gruplarının tadına bakarım. sanırım dinlemediğim müzik grubu yok şu yaşıma kadar. demem o ki; tek bir gruba bağlı olmayın klişelerden uzak durun böyle şahane metal gruplarını da dinleyin arada.
bu gruba da eriyorum vallahi be. çok albüm yapsın çok dinleyeyim o derece.
devamını gör...
minibüs dili ve edebiyatı
-üstten gidecek olan var mı?
sessizlik olursa alttan gidilir, biri
-var kaptan, derse üstten gidilir.
bazen şaşar yok derdim, şoför bana ters ters bakardı.
minibüste aksi durum yoksa, şoförün çoğu sorusuna sessiz kalınır.
sessizlik olursa alttan gidilir, biri
-var kaptan, derse üstten gidilir.
bazen şaşar yok derdim, şoför bana ters ters bakardı.
minibüste aksi durum yoksa, şoförün çoğu sorusuna sessiz kalınır.
devamını gör...
çok canım sıkılıyor
çocukken bu tabiri her kullandığımda iyi işte sıkı can kolay çıkmaz cevabını alırdım.
çıkmayan candan da ümit kesilmez diyerek arttırıyorum.
çıkmayan candan da ümit kesilmez diyerek arttırıyorum.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
hipopotam
yetişkin bir timsahı bir ısırıkta ortadan ikiye ayırabilirlermiş ayrıca..
tanım: oldukça iri ve memeli bir hayvan.
tanım: oldukça iri ve memeli bir hayvan.
devamını gör...
alkollü içkileri siyah poşete koymanın amacı
bazı yazarlar kamuflaj amaçlı demeye getirmiş. allah akıl fikir versin. asıl o siyah poşet olayı ifşa ediyor. vah vah.
devamını gör...
nerde kalmıştık
nerde kalmıştık?
cahit berkay, cem karaca ve uğur dikmen'in müzik albümü.

1 raptiye rap rap
2 bu biçim
3 herkes gibisin
4 ıslak ıslak
5 sen duymadın
6 sen de alıp başını gitme
7 niyazi köfteler
8 karabağ
9 ömrüm
10 suskunluk
11 nöbetçinin türküsü
cahit berkay, cem karaca ve uğur dikmen'in müzik albümü.

1 raptiye rap rap
2 bu biçim
3 herkes gibisin
4 ıslak ıslak
5 sen duymadın
6 sen de alıp başını gitme
7 niyazi köfteler
8 karabağ
9 ömrüm
10 suskunluk
11 nöbetçinin türküsü
devamını gör...
