yoldaş benjamin franklin
cağnımm patron, sözlük kurucusu, yol gösterici, kıyak insan. sinirlendirme çabalarıma rağmen hep sakindir. *
hakkında o kadar çok söylenti var ki, kim bilir hangisi doğru. bazen bir mümin cemaatçi, bazen viskisiyle şömine başında keyifçi, bazen yeşil parkasıyla eylemlerde, bazen bir kgb ajanı, bazen bir hokkaaabazz. *
not: bana torpil geçmediği için bir miktar tripli olabilirim. koskoca yönetici yap ama rozet takamasın, olcak şey mi ??
hakkında o kadar çok söylenti var ki, kim bilir hangisi doğru. bazen bir mümin cemaatçi, bazen viskisiyle şömine başında keyifçi, bazen yeşil parkasıyla eylemlerde, bazen bir kgb ajanı, bazen bir hokkaaabazz. *
not: bana torpil geçmediği için bir miktar tripli olabilirim. koskoca yönetici yap ama rozet takamasın, olcak şey mi ??
devamını gör...
brezilya
aslında sadece futbolcular ve festivallerden gördüğüm bir ülkeydi. o yüzden eskiden sadece melezler, siyahlar yaşıyor sanıyordum. ama cape town'a üniversite yada dil okuluna gelen zengin beyaz gençleri görünce anladım ki, güney afrika cumhuriyeti'nin aynısı. hatta gelenlerin içinde siyahı bırak esmer bile görmedim.
devamını gör...
rocky
1976 yapımı abd filmi. 10 dalda oscar ödülüne aday gösterilip, en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi kurgu dallarında bu ödülü kazanmıştır.
o zamanlar hiç tanınmayan bir aktör olan sylvester stallone 'nin aynı zamanda senaryosunu yazdığı ve başrolünde oynadığı film, işsiz ve parasız biri olan rocky balboa 'nın hikayesini anlatmaktadır.
--! spoiler !--
boş zamanlarında amatör boks yapan rocky, gündüzleri değişik işlerde çalışmakta, geçimini zar-zor sağlamaktadır. adrian adlı bir kızla tanışan rocky, onunla evlenmek için daha çok para kazanması gerektiğini düşünmektedir. bu sıralarda, parlak bir boksör olan apollo creed, gösteri maçı yapacak bir boksör aramaktadır. amacı, ringde kolayca pataklayacağı birini bulup, azalmaya başlayan şöhretini tekrar kazanmaktır. ancak, rocky ile yaptığı bu boks maçı, hiç beklemediği bir şekilde gelişir. boks maçı, rocky 'nin sefaletten kurtulma maçıdır.
--! spoiler !--
aslında basit bir boks filmi gibi gözükse de, alt metninde müthiş sosyolojik sorgulamalar yapan bir filmdir. hayatın herkese eşit davranmadığı, hayallerine ulaşabilmek için çok çalışmak gerektiği ancak bazen ne kadar çok çalışsan da bazı şeylere ulaşamayacağın gerçeğini anlatmaya çalışan film, bence tüm zamanların en iyi spor konulu filmidir.
2. ve 3. filminde idare eden, 4. filmle dönemin soğuk savaş unsurlarını, final de biraz da barış unsurlarını ön plana çıkartıp sunarak ve izleyiciye heyecan katarak, 5. ve 6. filmlerde ise sadece gişe filmi özelliğine kavuşan rocky, her sinemaseverin arşivinde bulunması, arada bir açıp izlenmesi gereken bir filmdir.
o zamanlar hiç tanınmayan bir aktör olan sylvester stallone 'nin aynı zamanda senaryosunu yazdığı ve başrolünde oynadığı film, işsiz ve parasız biri olan rocky balboa 'nın hikayesini anlatmaktadır.
--! spoiler !--
boş zamanlarında amatör boks yapan rocky, gündüzleri değişik işlerde çalışmakta, geçimini zar-zor sağlamaktadır. adrian adlı bir kızla tanışan rocky, onunla evlenmek için daha çok para kazanması gerektiğini düşünmektedir. bu sıralarda, parlak bir boksör olan apollo creed, gösteri maçı yapacak bir boksör aramaktadır. amacı, ringde kolayca pataklayacağı birini bulup, azalmaya başlayan şöhretini tekrar kazanmaktır. ancak, rocky ile yaptığı bu boks maçı, hiç beklemediği bir şekilde gelişir. boks maçı, rocky 'nin sefaletten kurtulma maçıdır.
--! spoiler !--
aslında basit bir boks filmi gibi gözükse de, alt metninde müthiş sosyolojik sorgulamalar yapan bir filmdir. hayatın herkese eşit davranmadığı, hayallerine ulaşabilmek için çok çalışmak gerektiği ancak bazen ne kadar çok çalışsan da bazı şeylere ulaşamayacağın gerçeğini anlatmaya çalışan film, bence tüm zamanların en iyi spor konulu filmidir.
2. ve 3. filminde idare eden, 4. filmle dönemin soğuk savaş unsurlarını, final de biraz da barış unsurlarını ön plana çıkartıp sunarak ve izleyiciye heyecan katarak, 5. ve 6. filmlerde ise sadece gişe filmi özelliğine kavuşan rocky, her sinemaseverin arşivinde bulunması, arada bir açıp izlenmesi gereken bir filmdir.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
başka bir başlığa yazmıştım ama yok, hiçbir başlık altına gelmiyor düşüncelerim. en iyi karalama defterine gider. çok üzgünüm bu gece. sizinle dertleşesim var. yine uzun olacak. şu hayatımda hiçbir şeyi kısa kesemedim ki zaten.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
sevdayı anlatan çok şarkı dinledim ben. jale'nin sevdam acıyor'undan gülden karaböceğin sevsen ne olurdu'suna, bergen'inden emre aydın'ına kadar. hepsinin yeri bende farklıdır, inci gibidirler benim için. lakin bir şarkıyı dinledikçe sizin üzerinizdeki etkisini kaybeder. başlarda şarkıdan alacağınız haz, daha onu dinlemeden başlardı. sonra yavaş yavaş terk eder sizi; hislerinizi yeterince kabartmıştır ve görevini yapmıştır. daha önemsiz olur, listede aşağılara gider. arada açıp anarsınız ama hiç o ilk dinlediğiniz gibi tüylerinizi ürpertmez, yüreğinizi titretmez.
benim bir şarkım vardı. çok özeldi benim için. ben bu olayı bildiğim için de bu şarkıyı çok nadir dinlerdim. çünkü zamanında gerçekten sevmiş olanlar bilirler ki; bir zaman sonra o insanı hatırlarken yüreğinizde hissettiğiniz sızıyı bile özler duruma gelirsiniz. hissizleşmek, insanda peydah olan dünyanın en kötü halidir. ben bu hali hiç sevemedim. sevgisizliği, sevmesizliği hiç sevemedim. daha erken zamanlarda, tüm biralarımı devirecek şarkılar bulmakta mahir olduğum zamanlarda birçoğunu tüketmeyi başarmıştım. pek az şarkı beni heyecanlandırıyordu artık, saçma, anlamsız şarkılar dinlemekten de hiç haz etmediğimden müzik tarzımı değiştirmiştim. doğrusu "sen yorulmuş bi kızsın, madem seni çok istiyolardı öylece ortaya koymasalardı" gibi sözleriyle "sıcak su bardağı çatlatır" gibi boktan grupları sevmiyordum. bunları sevenin de kendisine saygısı yoktur zaten. "gül bahara güz düşmüş gibi, mor dağlara kış vurmuş gibi yüreciğim taş olmuş gibi" diyen sanatçılardan "seni aldım bikere vermicem" noktasına asla gelemezdim, böyle saygısızlıkları tolere edebilmek için yeterince genç hissetmiyordum kendimi.
neyse, yıllar sonra cüneyt ergün'ün "bilinmeyen saat uygulaması" diye bir şarkı çalındı kulağıma. bir yerde duydum, hemen kulaklarımdan kalbime bir yol açıldığını hissettim. adeta cengiz holding şantiyeyi kurmuştu vücuduma; "bu adamın a.na koyacağız" diyordu. ben de hemen şarkıyı bulup kaydettim. iki kere dinledikten sonra şarkıyı sakladım. özel günlerde, ortam kurduğumda, masaya bir yetmişlik açıldığında hala kalbimin olduğunu hissetmek için, birileri sevgilerini masaya yatırdıklarında yalnız hissetmemek için dinliyordum. bir kezdi. dört dakika kırk sekiz saniye bana yetiyordu. azla yetinmeyi bilenler için yeter de artar bile. son zamanlarda dinleyecek hiç şarkı bulamaz oldum. iş yoğunluğu, radyo gibi alışkanlıklarımın olmaması falan derken de iyice hiçliğe doğru yol almaya başlamıştım yeniden. dedim bir açayım şu şarkıyı. çıktım balkona, yaktım sigaramı ve dinlemeye başladım: "seni bir saat ileri almışlar, beni bir saat geri"
tabularımız vardır; bastırdıkça bizi zehirleyen tutkularımız vardır. bunları tutan bir eşik vardır. o eşiği bir kez aşarsanız, bir daha asla o çizgiden geri adım atmazsınız. sizi tanıyan insanlar bu eşiği aştığınızı görür ve "sen çok değiştin" derler. bu olağan bir şeydir halbuki, değişime mukavemet gösteremezsiniz, sizi ittirir arkanızdan. siz direndikçe uçuruma doğru sürükler sizi. zaman gelir, sizi zehirleyen tutkularınız ruhunuzu öldürmeye başlar. daha fazla direnenlerin hali nice olmuştur, görürüz, duyarız bunları. sözler söylenmiştir hakkında, kitaplar yazılmış, ağıtları yakılmıştır. o eşiklerden birini aşmıştım o gece. içimde hapsettiğim, zaman zaman dışarı çıkmasına izin verdiğim tutkumu serbest bırakmıştım. sınırı geçmiştim, büyüyü bozmuştum. geri dönemiyordum, ilkeler yıkılmıştı.
sonra dinlemeye devam ettim. saatlerce dinledim. sigara paketim dibini görene kadar yaktım anılarıma. en dipte kalan anıları canlandırmaya çalıştım. yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. seneler öncesinden bir bakıştı aradığım "son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda" demişlerdi ya, o bakış kalmış aklımızda. mutluydum, yine özlemekten memnundum. yine o tatlı sızıyı hissetmekten, yollar sonra yeniden "her şey çok farklı olabilirdi" diyebildiğim için, "ölüm değilse bizi ayıran, yazık olmuş" diyebildiğim için mutluydum. hissizlikten hislere yolculuk yaptığım için, kalbimdeki o ince titreşimi yeniden duyabildiğim için memnundum. sonraki günler de ara ara dinledim. şimdilerde etkisini kaybetmeye, listede gerilere gitmeye başladığını hissediyorum.
az önce açıp dinledim. beni terk ediyor. şarkıya veda ediyorum resmen. ihanet içinde hissediyorum. dinledikçe kalbimi daha az işlemeye başladı ve o titreşimi duyabilmek için daha fazla dinlemeye başladım. bu işler böyledir, yıkım başladığında durdurmak zordur. yavaş yavaş veda ediyoruz birbirimize. çok üzgünüm gerçekten. derdine koyayımlık bir durum değil. inanın bana çok baba dertlerim var benim. şöyle veya böyle diyerek küçümseyemeyeceğiniz, sessizce dinleyebileceğiniz dertlerim var. lakin sapla samanı karıştıramayız. bunun yeri farklıydı.
onu bir saat ileri, beni bir saat geri almışlardı. zaman bizim düşmanımızdı gerçekten. ben, tüm sevilmeyişimle, kapısından giremediğim bir yüreğin sitemini taşırım. kimselere anlatamadığım gurursuzluğumdur bu benim. cüneyt abi "şimdi kimler sensiz kalır, bilemem" derken sevginin karşısındaki gurursuzluğu yeniden hissederdim. saçlarına bir başkasının dokunamayacağına dair edilmiş tüm yeminlerin yere battığı, artık onun kim bilir kim olduğunun merak edildiği bir dönemin tezahürüydü benim için. yıllar sonra bile bir zamanların sitemiydi. yanlış zamana, yanlış mekana, nasipsizliğe bir ağıttı. çok özeldi benim için. çok üzgünüm.
devamını gör...
mhp'nin okul projesine azerbaycan'dan ret cevabı gelmesi
ülkücü hareket engellenmiş
devamını gör...
sözlük yazarlarının uzuvlarını görmekten gına gelmesi
"sağda solda bilimsel başlık diye ağlayan" ama yine de o başlıklardan bazılarına görsel atan biri olarak özünde sonuna kadar katıldığım eleştiri.
ama yönetimin bunları engellemeyeceğine de katılıyorum çünkü amaç tıklanma sayısı, etkileşim sayısı gibi niceliklerde artış sağlamak. şuraya yüzlerce bilimsel başlık serebilirim ikinci bir entry girilmemiş olan. ikinci entry varsa o da %90 ihtimalle yazılanlarla ya da başlıkla ilgili şaka şamata içeriyor. hatta bir ara uzay çöpüyle çarpışmak, uzay istasyonundan düşmek diye başlıklar açarken arkadaşın biri de uzayda bir yerinize şemsiye girmesi diye dalga geçen başlık açıyordu arkamdan. *
burada iş yazarların tamamına düşüyor. ben o tür başlıklara yazmasam ya da böyle başlıkların açılması engellense "niye açılmıyor" demem. işime bile gelir. fakat o tür başlıklar açılmazsa sözlüğü derhal terk edecek bir sürü insan var. siz de iyi kötü tahmin edersiniz bunların kim olduğunu. doğal olarak sözlükler hep en kalabalık güruhtan yana kullanır tercihlerini. benim ya da bu başlığı açan arkadaşın düşüncesinde olanların, en azından sol frame için kalabalık olan taraf olmadığı aşikâr.
özetle; tüm yazarların ya da yazarların ezici çoğunluğunun bundan şikâyetçi olacağı güne dek ne yazık ki bu iş böyle sürecek.
ama yönetimin bunları engellemeyeceğine de katılıyorum çünkü amaç tıklanma sayısı, etkileşim sayısı gibi niceliklerde artış sağlamak. şuraya yüzlerce bilimsel başlık serebilirim ikinci bir entry girilmemiş olan. ikinci entry varsa o da %90 ihtimalle yazılanlarla ya da başlıkla ilgili şaka şamata içeriyor. hatta bir ara uzay çöpüyle çarpışmak, uzay istasyonundan düşmek diye başlıklar açarken arkadaşın biri de uzayda bir yerinize şemsiye girmesi diye dalga geçen başlık açıyordu arkamdan. *
burada iş yazarların tamamına düşüyor. ben o tür başlıklara yazmasam ya da böyle başlıkların açılması engellense "niye açılmıyor" demem. işime bile gelir. fakat o tür başlıklar açılmazsa sözlüğü derhal terk edecek bir sürü insan var. siz de iyi kötü tahmin edersiniz bunların kim olduğunu. doğal olarak sözlükler hep en kalabalık güruhtan yana kullanır tercihlerini. benim ya da bu başlığı açan arkadaşın düşüncesinde olanların, en azından sol frame için kalabalık olan taraf olmadığı aşikâr.
özetle; tüm yazarların ya da yazarların ezici çoğunluğunun bundan şikâyetçi olacağı güne dek ne yazık ki bu iş böyle sürecek.
devamını gör...
gazyağı
genellikle sanayide kullanılan bir tür petrol ailesinden olan bir maddedir. sanayide pas giderici olarak kullanılır. ayrıca japon sobalarında yakıt olarak kullanılır. kerosen halk dilinde gazyağı diye geçen maddenin daha gelişmiş ve içerik olarak süzülmüş maddedir.
petrol ürünleri içinde yer alan benzin, gazyağı, motorin gibi yakıtların içinde bulunan parafin özellikle dizel araçlarda düşük sıcaklıklarda sıvı akışkanlığını donduracak kadar sıvılık özelliğini kaybeder.. bu açıdan uçak motorlarında dizel yakıt kullanılamaz. parafin dizel yakıta göre az oranda da olsa benzin içinde de bulunur. bu açıdan çok düşük sıcaklıklarda sıvının akışkanlığını kaybetmemesi için kerosen kullanılır. yanıcılığının yanında düşük sıcaklıklarda sıvılık özelliğini kaybetmediği için %20 oranında hava taşıtlarının içine karıştırılır. yanma açısından çok ince olan kerosen saf halde kullanıldığında aşırı sıcaklık ile motorun yanmasına ya da pistonların yatak sarmasına sebebiyet verir. yapısı itibarı ile benzinden daha kalın olan bu yakıt yanıcılığı benzinden daha fazla olduğu için benzindeki oktanı yükseltmek içinde kullanılır.
petrol ürünleri içinde yer alan benzin, gazyağı, motorin gibi yakıtların içinde bulunan parafin özellikle dizel araçlarda düşük sıcaklıklarda sıvı akışkanlığını donduracak kadar sıvılık özelliğini kaybeder.. bu açıdan uçak motorlarında dizel yakıt kullanılamaz. parafin dizel yakıta göre az oranda da olsa benzin içinde de bulunur. bu açıdan çok düşük sıcaklıklarda sıvının akışkanlığını kaybetmemesi için kerosen kullanılır. yanıcılığının yanında düşük sıcaklıklarda sıvılık özelliğini kaybetmediği için %20 oranında hava taşıtlarının içine karıştırılır. yanma açısından çok ince olan kerosen saf halde kullanıldığında aşırı sıcaklık ile motorun yanmasına ya da pistonların yatak sarmasına sebebiyet verir. yapısı itibarı ile benzinden daha kalın olan bu yakıt yanıcılığı benzinden daha fazla olduğu için benzindeki oktanı yükseltmek içinde kullanılır.
devamını gör...
svetlana khorkina
1979 doğumlu olimpiyat ve dünya şampiyonu eski rus jimnastikçi.
ulusal takımda olduğu 1994-2004 arası olimpiyatlarda ve dünya şampiyonalarında artistik jimnastikte her dalda en az bir madalya almıştır.
en başarılı olduğu dal asimetrik paraleldir. (uneven bars)
7 olimpiyat madalyası (2 altın, 4 gümüş, 1 bronz)
20 dünya şampiyonası madalyası vardır. (9 altın, 8 gümüş, 3 bronz)
1996 atalanta'da asimetrik paralelde altın
2000 sydney'de asimetrik paralelde altın kazanmıştır.
kısacık saçları (1996 ve 2000'de), takıları, bakışları, gülümsemesi ve 165cm boyu ile artistik jimnastik için oldukça uzun sayılan boyu ile müthiş bir karizmadır khorkina.
şimdilerde ülkesinde spor ve jimnastik için federasyonda resmi görevler yapıyor, eğitimci yanını da kullanıyormuş.
2000 sydney'de sadece kendisi için değil, o gün atlama beygirinde yarışan (vault) tüm sporcular için geçerli olan, akıl almaz bir skandal yaşadıktan sonra koçu ile konuşmaları ve yaşadıkları ibretliktir.
olimpiyat youtube kanalından nefis bir video.
söylediğim skandal için 10. dakikadan itibaren izleyebilirsiniz. gerçekten akıl alır gibi değil ve çok üzücü.
1996 altın hikayesi için:
ulusal takımda olduğu 1994-2004 arası olimpiyatlarda ve dünya şampiyonalarında artistik jimnastikte her dalda en az bir madalya almıştır.
en başarılı olduğu dal asimetrik paraleldir. (uneven bars)
7 olimpiyat madalyası (2 altın, 4 gümüş, 1 bronz)
20 dünya şampiyonası madalyası vardır. (9 altın, 8 gümüş, 3 bronz)
1996 atalanta'da asimetrik paralelde altın
2000 sydney'de asimetrik paralelde altın kazanmıştır.
kısacık saçları (1996 ve 2000'de), takıları, bakışları, gülümsemesi ve 165cm boyu ile artistik jimnastik için oldukça uzun sayılan boyu ile müthiş bir karizmadır khorkina.
şimdilerde ülkesinde spor ve jimnastik için federasyonda resmi görevler yapıyor, eğitimci yanını da kullanıyormuş.
2000 sydney'de sadece kendisi için değil, o gün atlama beygirinde yarışan (vault) tüm sporcular için geçerli olan, akıl almaz bir skandal yaşadıktan sonra koçu ile konuşmaları ve yaşadıkları ibretliktir.
olimpiyat youtube kanalından nefis bir video.
söylediğim skandal için 10. dakikadan itibaren izleyebilirsiniz. gerçekten akıl alır gibi değil ve çok üzücü.
1996 altın hikayesi için:
devamını gör...
sözlüğün en sevilen yazarı
mastor*.en diye kavram yoktur. her yazarın yeri ayrıdır. gökkuşağına sormuşlar hangi rengi daha çok seversin. *heh işte aynen oyle. apayrılar.iyi ki varlar.
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın dostlar! akşam erken yatmanın verdiği enerjiyle yine yollarda, sözlükteki sabah sakinliğinden faydalanıp sol tarafa boncuk gibi sıraya diziyorum başlıkları. çok zevkli gece bulamazsın bu faaliyeti.
gececiler uyudunuz mu len! tamaaaam! onurlulara lafım yooook! adam beynimizi ele geçirdi alüminyum! (bkz: sısısısı)
gececiler uyudunuz mu len! tamaaaam! onurlulara lafım yooook! adam beynimizi ele geçirdi alüminyum! (bkz: sısısısı)
devamını gör...
dış görünüşe önem vermiyorum diyen insan
ben. dış görünüş yerine zeka, kültür ve entelektüelliğe önem veriyorum. ezcümle mutluyum bu durumdan.
devamını gör...
burger king'in logosunu değiştirmesi
bir fast food zinciri olarak mavi renkten kurtulmaları doğru bir değişiklik olmuş. yeni renk tercihleri açlığı daha tetikleyici ve basit olduğu için amaçlarına daha iyi hizmet edecektir.
devamını gör...
ders çalışmamak için yapılanlar
evi tavaf edip tüm insanlara satşıp muhabbet etmek. bazen de bir şarkı açıp bitince başlayacağım diyerek sonsuz döngüye girmek.
devamını gör...
nijerya’da yatılı okuldan 317 kız öğrencinin kaçırılması
şaka gibi ama türkiyeden biraz büyük yüzölçümü olan nijeryanın nüfusu neredeyse 200 milyon, rusyadan çok nüfusları var. doğurmuşlarda doğurmuşlar. petrol çıkan bir ülke ama sadece belli bir grup lüks içinde yaşıyor. eskiden solculuk modaydı o yüzden fakirler sol örgütler kurup savaşıyordu. şimdi kimileri din adına savaşıyoruz diyor, kimileride çeteler kurmuş, gemi basıyor, adam kaçırıyor, her türlü illegal işi yapıyorlar.
devamını gör...
garibanın garibana yaptığı zulüm
güney afrika cumhuriyeti'nde zalimin karşısına çıkmaya korkan ama garibanlara zulmeden garibanlardan bol var. bu ülkede altın, elmas çıkaran, duvarların üstü elektrik telleriyle dolu villalarda yaşayan beyazlara sesi çıkmayan siyahlar, diğer ülkelerden gelen siyahları palalarla yada canlı canlı ateşe verip öldürürler.
devamını gör...
sürrealizm
bu sabah sinirlerimi ölçtürmek için nalbura gittim, bileğime pamuklu kolonya sürüp stres ölçeri acımadan sapladı dümbelek. asgari ücret üzerinden hesapladığı streslerimin ödenmeyen ekstreler yüzünden kritik seviyelere çıktığını ve derhal kayınpederime gidip konkordato ilan etmemi tavsiye etti. itfaiyeyi arayıp duş almak için randevu aldım. konserve fabrikasından gelen elamanlara ekmekten çıkan roma dönemi bronz heykelcikleri kaçak yollardan satıp eve döndüm. buz dolabını açıp beynimi izleyip biraz ferafladıktan sonra kişiliklerimi çıkarıp bulaşık makinasına attım.
karnım zil çalıyordu televizyonu açıp temassız kredi kartı reklamı yiyip üstüne buz gibi dolar kuru içtim. gazımı alması için pijamalarımı kemirdikten sonra yatağıma biraz kömür doldurup fişi burnuma soktum. kahvaltımıda yaptıktan sonra gecem geyiklendi uykum içime kaçtı.
karnım zil çalıyordu televizyonu açıp temassız kredi kartı reklamı yiyip üstüne buz gibi dolar kuru içtim. gazımı alması için pijamalarımı kemirdikten sonra yatağıma biraz kömür doldurup fişi burnuma soktum. kahvaltımıda yaptıktan sonra gecem geyiklendi uykum içime kaçtı.
devamını gör...
christopher robin
2018 yapımı bir marc forster filmidir. filmin başrollerinde fargo’daki rolüyle golden globe kazanan evan mcgregor ve hayley atwell oynarken bu ikiliye winnie the pooh ve arkadaşları da eşlik ediyor.

çocukken en sevdiğiniz oyuncaklarınızı hatırlar mısınız? benim onlarca oyuncağım arasında bir tanesi çok özeldi. komutan adını verdiğim sert plastikten bir asker idi bu. elimden hiç bırakmazdım. hangi oyunu oynasam komutanın mutlaka bir rolü olurdu. yani komutan benim için johnny depp tim burton için ne ise oydu. hangi rolü istesem ona girerdi.
sonra bir gün kardeşim kolunu kopardı komutanın ve komutan benim gazi oyun arkadaşım olmaya devam etti. ama çok yormadım onu o günden sonra ve zamanla da büyüdüm ve komutanı unuttum. bu vefasızlığım hala içimde yaradır.
christopher robin de büyür ve winnie ve arkadaşlarını unutur. onun da büyük dertleri vardır artık. bu dünyada hayatta kalmak ve büyük adam işleri ile meşgul olmak gibi. ama winnie ve diğerleri onu hep bekler. bir gün geleceğinden emindirler. ve o gün bir şekilde gelir.

hüzünlü bir filmdir christopher robin. tıpkı bu filmden bir sene önce çekilen goodbye christopher robin gibi. çünkü unutulmuş oyuncaklar hüzünle doludur. onları unutmayın.

çocukken en sevdiğiniz oyuncaklarınızı hatırlar mısınız? benim onlarca oyuncağım arasında bir tanesi çok özeldi. komutan adını verdiğim sert plastikten bir asker idi bu. elimden hiç bırakmazdım. hangi oyunu oynasam komutanın mutlaka bir rolü olurdu. yani komutan benim için johnny depp tim burton için ne ise oydu. hangi rolü istesem ona girerdi.
sonra bir gün kardeşim kolunu kopardı komutanın ve komutan benim gazi oyun arkadaşım olmaya devam etti. ama çok yormadım onu o günden sonra ve zamanla da büyüdüm ve komutanı unuttum. bu vefasızlığım hala içimde yaradır.
christopher robin de büyür ve winnie ve arkadaşlarını unutur. onun da büyük dertleri vardır artık. bu dünyada hayatta kalmak ve büyük adam işleri ile meşgul olmak gibi. ama winnie ve diğerleri onu hep bekler. bir gün geleceğinden emindirler. ve o gün bir şekilde gelir.

hüzünlü bir filmdir christopher robin. tıpkı bu filmden bir sene önce çekilen goodbye christopher robin gibi. çünkü unutulmuş oyuncaklar hüzünle doludur. onları unutmayın.
devamını gör...


