renkleri farklı görüyor olma ihtimalimiz
renklerin kaynağından değil ama bunu algılayan insanların gözlerindeki reseptörlerinin ve beyindeki nöronlarının farklılığı ile olabileceğini düşündüğüm ihtimaldir.
mesela sizin kırmızı diye adlandırdığınız rengi ben başka bir renk olarak görüyor ama yine de adına kırmızı diyor olabilir miyim? uzak bir ihtimal ama yine de olabilir.
sadece farklı olarak da değil, kontrast olarak da farklı görüyor olabiliriz. mesela ben mavileri belki de daha soluk görüyorum, bir başkası daha koyu görüyor, bir başkası da daha da koyu görüyor olabilir.
sanırım hiç bir zaman tam olarak birbirimizin bakış açısıyla göremeyeceğiz dünyayı. zaten dünyadaki bütün problemler de buradan çıkmamış mıydı?
mesela sizin kırmızı diye adlandırdığınız rengi ben başka bir renk olarak görüyor ama yine de adına kırmızı diyor olabilir miyim? uzak bir ihtimal ama yine de olabilir.
sadece farklı olarak da değil, kontrast olarak da farklı görüyor olabiliriz. mesela ben mavileri belki de daha soluk görüyorum, bir başkası daha koyu görüyor, bir başkası da daha da koyu görüyor olabilir.
sanırım hiç bir zaman tam olarak birbirimizin bakış açısıyla göremeyeceğiz dünyayı. zaten dünyadaki bütün problemler de buradan çıkmamış mıydı?
devamını gör...
vücuda yapışan ince ve dar tayt giyen kadın
erkekler daha çok giyiyor, bize sıra gelmiyor. her şey ortada geziyorlar resmen! yahu arkadaş biz gözlerimiz kapalı yürümek zorunda mıyız? edep illa da edep!
devamını gör...
eren bülbül
vatanın gerçek kahramanıdır, ruhu şad olsun!
lanet olsun terörizme ve onun kahpe destekçilerine!
lanet olsun terörizme ve onun kahpe destekçilerine!
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının şiirleri
hakkında kaç kitap okunmalıydı?
öyküler, masallar filan.
ben en çok, masal halini okumak isterdim.
yıldızlara en yakın,
buralara en uzak yerlerde geçenlerden.
yokluğuna kaç masal sığardı?
mesela prenses kurbağayı kaç kere öpmeliydi?
bir prens kaç kere tırmanmalıydı
rapunzelin altın sarısı saçlarına?
şimdi aylardan bahardı.
çiçekli şiirler falan.
balkonda çiçekler beslerdin.
orda mevsim kış mıydı?
hayat kar gibi avuçlarımda erirdi.
durmazdi akardı.
sense mavi tokalar takardın.
ve sen kaç kadehte içilirdin?
o salaş meyhanenin mezeleri yeter miydi?
karşıdaki masada oturan adam var ya
daha ne kadar konuşmalıydı?
o dalgalar daha ne kadar vurmalıydı kıyıya?
öyküler, masallar filan.
ben en çok, masal halini okumak isterdim.
yıldızlara en yakın,
buralara en uzak yerlerde geçenlerden.
yokluğuna kaç masal sığardı?
mesela prenses kurbağayı kaç kere öpmeliydi?
bir prens kaç kere tırmanmalıydı
rapunzelin altın sarısı saçlarına?
şimdi aylardan bahardı.
çiçekli şiirler falan.
balkonda çiçekler beslerdin.
orda mevsim kış mıydı?
hayat kar gibi avuçlarımda erirdi.
durmazdi akardı.
sense mavi tokalar takardın.
ve sen kaç kadehte içilirdin?
o salaş meyhanenin mezeleri yeter miydi?
karşıdaki masada oturan adam var ya
daha ne kadar konuşmalıydı?
o dalgalar daha ne kadar vurmalıydı kıyıya?
devamını gör...
kara mizah
sevdiğimdir, güldüğümdür. ama türkiye’de her şeyde olduğu gibi burada da sınır aşılmıştır ve bazen b.ku çıkarılabilir mamafih kalp de kırar.
kara mizah ile vakitsiz yapılan dalga ayırt edilemiyor, karşı çıkarsanız “duyar kasmakla” suçlanabilmeniz mümkün.*
kara mizah ile vakitsiz yapılan dalga ayırt edilemiyor, karşı çıkarsanız “duyar kasmakla” suçlanabilmeniz mümkün.*
devamını gör...
anneler günü
annelerimiz hayatın ışığıdır. hayatın anahtarlarıdır.
karşılıksız sevginin, şefkatin timsali olan annelerimizin ayakları altına cennetler serilmiş, edebiyatımızda, şiirlerimizde fedakarlıkları, çileleri ile geniş yer tutmuşlardır.
'ana başa taç imiş
her derde ilaç imiş.
kişi pir olsa da
anaya muhtaç imiş.'
(bkz: hüseyin nail kubalı)
karşılıksız sevginin, şefkatin timsali olan annelerimizin ayakları altına cennetler serilmiş, edebiyatımızda, şiirlerimizde fedakarlıkları, çileleri ile geniş yer tutmuşlardır.
'ana başa taç imiş
her derde ilaç imiş.
kişi pir olsa da
anaya muhtaç imiş.'
(bkz: hüseyin nail kubalı)
devamını gör...
ekolali
otizm , uyaran eksikliği ve mental retardasyonun tanılanmasında aranan bulgulardan birisidir. kişi iletişim amacı olmaksızın sesleri, heceleri ve cümleleri tekrar eder. özellikle stres durumu arttığında ekolalide artış gösterir. özellikle otizmli çocuklar anlamlandıramadıkları kelimeleri tekrar etme eğilimi gösterirler ve bu şekilde o kelimeyi yada kavramı anlamlandırmaya çalışırlar. ekolali, öğrenciler ile iletişim kurmamız konusunda ciddi problem teşkil eder bu sebeple azaltmaya çalışırız. ekolali yapan çocukların tablet,telefon ve televizyon gibi teknoloji cihazlardan uzak tutulması son derece önem arz eder. etkinlik icerisinde kullanmak için çocuk şarkıları seçilirkende aynı kelimelerin yada cümlelerin çok sık tekrar edildiği şarkılardan mümkün mertebe uzak durulması önerilir. çocuklar ezber diyalogları sürdürme noktasında ısrarcı olacağı için günlük konuşma dilinde mümkün mertebe aynı soruları alternatif cümleler ile sormak gereklidir.
devamını gör...
hiçbir hayali olmayan çocuk
az önce denk geldim çalışmak zorunda olan bi çocuğa muhabir hayal kuruyor musun diyor “yok! hiçbir hayalim yok” diye cevap veriyor çalışmak zor geliyor mu sorusuna “başta zor geliyor sonra alışıyorsun” diye cevap veriyor.yazık be! bu çocuklara gerçekten yazık! yaşam standartları bu kadar da kötü olmamalı
devamını gör...
tanrının size verdiği en önemli yetenek
devamını gör...
değersizlik hissi
boktan bir histir. birinin size değer vermediğini anlayınca oluşan histir. aileden değer görememek özellikle insanın içini yara yapar. yarayı bulamazsınız bulamadığınız için yarayı kapatamazsınız.
devamını gör...
tanımlarını birleştirip bir yazarı tanımlama
dünyanın tamamı bizi adımız soyadımız yaşımız boyumuz göz rengimiz tenimizle tanıyor. yaptığımız şakalara bile bunlara bakarak karar veriyor. burası bizim bu saydığımız şeyleri saklayıp sadece biz olarak olabildiğince biz olarak kendimizi tanıttığımız yer. cinsiyetimizden önce mizahımız. tipimizden önce duygularımız. paramızdan önce samimiyetimiz var. burada herkes birbirine benziyor ama herkes çok farklı çünkü burada herkes çok doğal. cinsel şaka mı yapmak istiyor yapsın. dinimi eleştirecek eleştirsin. siyaset mi konuşacak konuşsun. o bu çünkü. kızmayın kimseye buna hakkınız yok. çünkü siz ne kadar sizseniz onlar da o kadar kendileri. sevmediniz mi? okumayın zorunda değilsiniz. engelleme seçeneği var. ama kalkıp kıracak ölçüde eleştirmek haksızlık. onun kendi olma özgürlüğüne bir saldırıdır.
çok güzel gidiyordum ama ne diyeceğimi unuttum konuyu da unuttum zaten. adam olun. çocuklara selamlar yengeyi öpün yerime. tamam bu cümle ters oldu biraz siz anladınız her neyse. sağlıcakla kalın.
çok güzel gidiyordum ama ne diyeceğimi unuttum konuyu da unuttum zaten. adam olun. çocuklara selamlar yengeyi öpün yerime. tamam bu cümle ters oldu biraz siz anladınız her neyse. sağlıcakla kalın.
devamını gör...
kişinin kendini en özgür hissettiği an
güzel bir manzara izlerken oluyor bu bana. istediğim her şeyi yapabilecek kadar güçlü ve özgür hissediyorum.
devamını gör...
netflix dizi önerileri
love death & robots henüz diğerleri kadar ünlü olmadığından bir kez daha yazılmayı hak ediyor fikrimce.
devamını gör...
fizik yasaları
gözlenebilir evrende geçerli olan, deneylerle kanıtlanmış, belirli şartlar altındaki maddelerin ve enerjinin davranışını açıklayan ilkeler.
devamını gör...
alt üst soy bilgisindeki tuhaf isimler
küçük ala hasan *
her gördüğümde pamuk gibi oluyorum. size saçma gelebilir ama sanki bob ross resim yaparken "işte şuraya da küçük ala bir hasan resmedelim" diyormuş gibi zihnimde canlandırıyorum.
her gördüğümde pamuk gibi oluyorum. size saçma gelebilir ama sanki bob ross resim yaparken "işte şuraya da küçük ala bir hasan resmedelim" diyormuş gibi zihnimde canlandırıyorum.
devamını gör...
annenin en iyi olduğu konu
yemek ve temizlik.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
...kim ne derse desin mutlu oluruz
içimizde ümit, arzu teselli
bende aşk ve sende güzellik sonsuz
aşkımız gözlerimizden besbelli
kim ne derse desin, mutlu oluruz.
- ümit yaşar oğuzcan
devamını gör...
sami kanı
sameblod (sami blood), amanda kernell’in yazıp yönettiği, 2016 yapımı bir film. filmde sami halkının isveç’te yaşadıkları ve maruz kaldıkları ayrımcı davranışlar genç bir kız özelinde anlatılıyor. film, kendisine “christina” olarak seslenilen yaşlı bir kadının, kızkardeşinin cenaze töreni dolayısıyla, çocukluğunun geçtiği yere oğlu ve torunu ile birlikte dönmesiyle başlıyor. buradan sonrasını biraz spoiler'lı anlatacağım.
--! spoiler !--
christina orada olmayı pek istemiyor, yolculuk esnasında oğluna samileri sevmediğini, onların hırsız ve yalancı olduklarını söylüyor. dillerini konuşmayı reddediyor ve anlamadığını söylüyor, kızkardeşinin ailesinin olduğu yerde kalmak yerine otelde kalmayı tercih ediyor. sonrasında geriye dönüşlerle kadının gençlik yıllarına tanık oluyoruz.
elle marja, 14 yaşında bir sami kızı ve 1930’lu yıllarda küçük kızkardeşi njenna’yla yatılı bir okulda okumaya yollanıyor. burası, katı sınırları olan ve kurallara uymadıklarında dövülerek cezalandırıldıkları bir yer. isveççe öğrenmek zorundalar ve onların kültürüne uyum sağlamalılar, ancak yine de bir “lapon” olduklarını da unutmamalılar. hatta biyoloji araştırmaları için kafataslarının ölçülerinin alınmasına ve çırılçıplak fotoğraflarının çekilmesine de ses çıkarmamaları bekleniyor. ayrıca mahalledeki erkek çocukların ırkçı hakaretlerle onlara laf atmaları da katlanmaları gereken başka bir konu. ama bir gün elle marja daha fazla dayanamayıp babasından kalan bıçağını çekerek sözlerini geri almalarını istediğinde, gruptakiler onun elinden bıçağını alarak onu kulağından yaralıyorlar (samiler geyikleri damgalamak için onların kulağına kesik atıyorlar, erkek çocuklar da bu törenin bir taklidini yapıyor).
elle marja yoldan geçen genç isveçli askerlerin onu dansa davet etmesinden sonra, öğretmenin kıyafetlerini çalarak gizlice dansa gidiyor ve orada onu oraya çağıran niklas’la tanışıyor, ama çok geçmeden yakalanıp okula geri götürülüyor ve dövülerek cezalandırılıyor. danstayken onu aramaya gelen kardeşi njenna’yı tanımamazlıktan gelmesi ve aşağılaması, kardeşinin ve okuldaki diğer çocukların ona soğuk davranmasına neden oluyor. elle marja, yaşadığı tüm olumsuzlukların sebebinin “lapon” olması olduğunu düşünerek, ailesi ve geçmişiyle bağlarını koparmak ve öğretmen olmak için uppsala şehrine kaçıyor. orada kendini “christina” olarak tanıttığı niklas’ın evinde bir gece kaldıktan sonra niklas’ın ailesi nedeniyle oradan ayrılıyor ve geceyi parkta geçirip oradaki okula kaydoluyor. biraz zor da olsa okula kabul edilmesi ve kendine yeni bir arkadaş çevresi edinmesinin ardından ise, eline 200 kronluk okul faturası tutuşturuluyor.
yeni adıyla “christina”, faturayı ödeyebilmek için niklas’tan yardım istemek üzere onun evine gidiyor. ancak niklas’ın doğum günü partisi için orada bulunan arkadaşları onun sami olduğundan haberdarlar ve onu türlü aşağılamalara maruz bırakıyorlar. christina, niklas’tan da istediği yardımı alamayınca, parayı bulabilmek için ailesinin yanına dönmek zorunda kalıyor. annesine durumu anlatıp babasından kalan gümüş kuşağı satmak istediğini söylüyor, annesi izin vermediğinde de onlarla yaşamak istemediğini anlatıyor ve annesi de bunun üzerine onu kovuyor. ancak ertesi sabah yine de istediği gümüş kuşağı ona verip tek kelime etmeden yanından ayrılıyor.
tüm bu yaşadıklarını düşünen yaşlı kadın, otelde eğlenen kalabalığın yanından ayrılarak kız kardeşinin tabutunun yanına gidiyor ve ondan kendisini affetmesini istiyor, ardından bir tepeye çıkarak samilerin yaşadığı yere gittiğinde film sona eriyor.
filmde beni en çok etkileyen sahnelerden ilki, araştırma için okula gelen biyologların olduğu sahneydi. elle maria, isveççe okumada başarılı olduğu için gelen ekibi okulun önünde karşılama sözlerini söyleme ve hediyelerini takdim etme görevine seçilmişti. biraz utangaçtı, ama biraz da mutluluk duyuyordu; fakat daha sonra neler olacağından habersizdi. içeriye geçmeleri söylendikten sonra kafasının çeşitli yerleri ölçüldü, ancak onun tüm bunların ne için olduğu sorusuna kimse cevap vermeye bile tenezzül etmedi. daha sonra kıyafetlerini çıkarmalarını istediklerinde de ondan örnek bir öğrenci olmasını bekliyorlardı, o da istemeye istemeye sustu ve dediklerini yapmak zorunda kaldı. sıra diğer öğrencilere ve kardeşine geldiğinde, artık her flaş patlayışında irkiliyordu.
benim için bir diğer etkileyici sahne, isveçli öğretmenin elle maria’yla olan konuşmasıydı. genç kız, uppsala’daki okula geçmek istediğini söyleyip ne yapması gerektiğini sormuştu. öğretmeni de orada okumasının zor olduğunu, sertifika ve evrak gerektiğini, ona referans olamayacağını söyleyip başından savmak için cevaplar sıralarken elle maria’nın ısrar etmesiyle şu cevabı vermişti: “zekan sadece buraya yeterli. bilimsel raporlara göre şehre uygun insanlar değilsiniz. beyniniz… gerekli donanıma sahip değilsiniz. ya burada kalırsın ya da ölürsün.”
son olarak, elle maria’nın gördüğü rüya sahnesinden etkilendim. annesine onlarla yaşamak istemediğini söyledikten sonra çadırdan kovulmuş, dışarıda uyuyordu. rüyasında ise sisler içerisinde, etrafında bir ren geyiği sürüsüyle birlikteydi. elindeki ipi öfkeyle sağa sola savurduktan sonra ren geyiklerinden birini boynuzundan yakalamış, ardından büyük bir çaba sarf ederek onu yanına çekip öldürmüştü. öldürdükten sonra nefes nefese yerdeki kan birikintisine bakıyordu. sabah, annesi yanına gelip gümüş kemeri ona verdiğinde o da tek kelime etmemişti, artık onun da damarlarında sami kanı yoktu.
--! spoiler !--
--! spoiler !--
christina orada olmayı pek istemiyor, yolculuk esnasında oğluna samileri sevmediğini, onların hırsız ve yalancı olduklarını söylüyor. dillerini konuşmayı reddediyor ve anlamadığını söylüyor, kızkardeşinin ailesinin olduğu yerde kalmak yerine otelde kalmayı tercih ediyor. sonrasında geriye dönüşlerle kadının gençlik yıllarına tanık oluyoruz.
elle marja, 14 yaşında bir sami kızı ve 1930’lu yıllarda küçük kızkardeşi njenna’yla yatılı bir okulda okumaya yollanıyor. burası, katı sınırları olan ve kurallara uymadıklarında dövülerek cezalandırıldıkları bir yer. isveççe öğrenmek zorundalar ve onların kültürüne uyum sağlamalılar, ancak yine de bir “lapon” olduklarını da unutmamalılar. hatta biyoloji araştırmaları için kafataslarının ölçülerinin alınmasına ve çırılçıplak fotoğraflarının çekilmesine de ses çıkarmamaları bekleniyor. ayrıca mahalledeki erkek çocukların ırkçı hakaretlerle onlara laf atmaları da katlanmaları gereken başka bir konu. ama bir gün elle marja daha fazla dayanamayıp babasından kalan bıçağını çekerek sözlerini geri almalarını istediğinde, gruptakiler onun elinden bıçağını alarak onu kulağından yaralıyorlar (samiler geyikleri damgalamak için onların kulağına kesik atıyorlar, erkek çocuklar da bu törenin bir taklidini yapıyor).
elle marja yoldan geçen genç isveçli askerlerin onu dansa davet etmesinden sonra, öğretmenin kıyafetlerini çalarak gizlice dansa gidiyor ve orada onu oraya çağıran niklas’la tanışıyor, ama çok geçmeden yakalanıp okula geri götürülüyor ve dövülerek cezalandırılıyor. danstayken onu aramaya gelen kardeşi njenna’yı tanımamazlıktan gelmesi ve aşağılaması, kardeşinin ve okuldaki diğer çocukların ona soğuk davranmasına neden oluyor. elle marja, yaşadığı tüm olumsuzlukların sebebinin “lapon” olması olduğunu düşünerek, ailesi ve geçmişiyle bağlarını koparmak ve öğretmen olmak için uppsala şehrine kaçıyor. orada kendini “christina” olarak tanıttığı niklas’ın evinde bir gece kaldıktan sonra niklas’ın ailesi nedeniyle oradan ayrılıyor ve geceyi parkta geçirip oradaki okula kaydoluyor. biraz zor da olsa okula kabul edilmesi ve kendine yeni bir arkadaş çevresi edinmesinin ardından ise, eline 200 kronluk okul faturası tutuşturuluyor.
yeni adıyla “christina”, faturayı ödeyebilmek için niklas’tan yardım istemek üzere onun evine gidiyor. ancak niklas’ın doğum günü partisi için orada bulunan arkadaşları onun sami olduğundan haberdarlar ve onu türlü aşağılamalara maruz bırakıyorlar. christina, niklas’tan da istediği yardımı alamayınca, parayı bulabilmek için ailesinin yanına dönmek zorunda kalıyor. annesine durumu anlatıp babasından kalan gümüş kuşağı satmak istediğini söylüyor, annesi izin vermediğinde de onlarla yaşamak istemediğini anlatıyor ve annesi de bunun üzerine onu kovuyor. ancak ertesi sabah yine de istediği gümüş kuşağı ona verip tek kelime etmeden yanından ayrılıyor.
tüm bu yaşadıklarını düşünen yaşlı kadın, otelde eğlenen kalabalığın yanından ayrılarak kız kardeşinin tabutunun yanına gidiyor ve ondan kendisini affetmesini istiyor, ardından bir tepeye çıkarak samilerin yaşadığı yere gittiğinde film sona eriyor.
filmde beni en çok etkileyen sahnelerden ilki, araştırma için okula gelen biyologların olduğu sahneydi. elle maria, isveççe okumada başarılı olduğu için gelen ekibi okulun önünde karşılama sözlerini söyleme ve hediyelerini takdim etme görevine seçilmişti. biraz utangaçtı, ama biraz da mutluluk duyuyordu; fakat daha sonra neler olacağından habersizdi. içeriye geçmeleri söylendikten sonra kafasının çeşitli yerleri ölçüldü, ancak onun tüm bunların ne için olduğu sorusuna kimse cevap vermeye bile tenezzül etmedi. daha sonra kıyafetlerini çıkarmalarını istediklerinde de ondan örnek bir öğrenci olmasını bekliyorlardı, o da istemeye istemeye sustu ve dediklerini yapmak zorunda kaldı. sıra diğer öğrencilere ve kardeşine geldiğinde, artık her flaş patlayışında irkiliyordu.
benim için bir diğer etkileyici sahne, isveçli öğretmenin elle maria’yla olan konuşmasıydı. genç kız, uppsala’daki okula geçmek istediğini söyleyip ne yapması gerektiğini sormuştu. öğretmeni de orada okumasının zor olduğunu, sertifika ve evrak gerektiğini, ona referans olamayacağını söyleyip başından savmak için cevaplar sıralarken elle maria’nın ısrar etmesiyle şu cevabı vermişti: “zekan sadece buraya yeterli. bilimsel raporlara göre şehre uygun insanlar değilsiniz. beyniniz… gerekli donanıma sahip değilsiniz. ya burada kalırsın ya da ölürsün.”
son olarak, elle maria’nın gördüğü rüya sahnesinden etkilendim. annesine onlarla yaşamak istemediğini söyledikten sonra çadırdan kovulmuş, dışarıda uyuyordu. rüyasında ise sisler içerisinde, etrafında bir ren geyiği sürüsüyle birlikteydi. elindeki ipi öfkeyle sağa sola savurduktan sonra ren geyiklerinden birini boynuzundan yakalamış, ardından büyük bir çaba sarf ederek onu yanına çekip öldürmüştü. öldürdükten sonra nefes nefese yerdeki kan birikintisine bakıyordu. sabah, annesi yanına gelip gümüş kemeri ona verdiğinde o da tek kelime etmemişti, artık onun da damarlarında sami kanı yoktu.
--! spoiler !--
devamını gör...
normal sözlük hunidaşlar kulübü
benim biricik saygıdeğer kulübüm. öncelikle bu uğurda ne savaşlar verdiğimi bilemezsiniz. atılmadık vişne bırakmadım. sonunda elimde bir tane bile vişne kalmadı. zorunluluktan karpuz'a geçtim de vişnem bitti diyemedim.*
burada istifa eden yönetime bir eleştiri yapmak istiyorum. siz o ışığı kapatırsanız da yakan bir deli çıkmaz mı? bu öyle hadi dükkanı kapatıp gidiyoruz biz kulübü müdür? erken pes ettiniz..
ateist kaplumbağa o kadar yavaş hareket etti ve o kadar aklı selim davrandı ki... deli midir akıllı mıdır tam anlayamadık. imana mı geldi acaba? süngerbob çorabı giyen yiğit aramızdaki en hevesli en hunilisiydi. çalışmaktan çorapları delindi. yenisi gelmedi diye bu kadar tepki verilir mi? süngerbob yoksa bugs bunny çorabı al.

rahat olun gençler ve her daim genç kalacak olanlar. üstüne bir bardak su içelim. kulüpsüzler kulübü olduk galiba.
bu da benden kulüp için çok çalışan çoraplı bey'e gelsin..

aklınıza mukayyet olun o zaman.
karpuz görünümlü hunisi elinden alınmış vişne.
burada istifa eden yönetime bir eleştiri yapmak istiyorum. siz o ışığı kapatırsanız da yakan bir deli çıkmaz mı? bu öyle hadi dükkanı kapatıp gidiyoruz biz kulübü müdür? erken pes ettiniz..
ateist kaplumbağa o kadar yavaş hareket etti ve o kadar aklı selim davrandı ki... deli midir akıllı mıdır tam anlayamadık. imana mı geldi acaba? süngerbob çorabı giyen yiğit aramızdaki en hevesli en hunilisiydi. çalışmaktan çorapları delindi. yenisi gelmedi diye bu kadar tepki verilir mi? süngerbob yoksa bugs bunny çorabı al.

rahat olun gençler ve her daim genç kalacak olanlar. üstüne bir bardak su içelim. kulüpsüzler kulübü olduk galiba.
bu da benden kulüp için çok çalışan çoraplı bey'e gelsin..

aklınıza mukayyet olun o zaman.
karpuz görünümlü hunisi elinden alınmış vişne.
devamını gör...
