türk kızı
coğrafyanın kaderi olduğu, her gün bir manyak tarafından tacize veya tecavüze uğrama ihtimali olduğu, toplumun üstünde baskı kurduğu, bazı kesim cahiller tarafından kız çocuğu okumaz denilerek hayatları zindan edilen türlerinin olduğu, ne yapsa ne giyse o hariç herkese dert olan kızların tümüdür.
devamını gör...
yazarların şu an dinledikleri şarkı
devamını gör...
laikçinin tersten okunuşunun içkial olması
bir twitter mizahıdır. devamı da şöyle; sen bir de receb'i tersten oku da gör hakikati.
devamını gör...
havada amaçsızca uçan naylon poşet
işini savsaklayan belediyenin yanısıra düzenden bihaber halkın da habercisi olan torbadır.
devamını gör...
normal sözlük - yedikule hayvan barınağı yardım kampanyası
yahu ne güzel kalpli insanlar var dedirten kampanyadır. aklına gelenin düşünmesinde rol oynayan her hücresine teşekkür ediyorum. kendisini daha överdim de konudan çok sapmayayım*.
katılan her yazarımızın da yüreğine sağlık şimdiden, verdikleri misliyle geri döner umarım. kalbi güzel insanları ve böyle güzel girişimleri gördükçe bu sözlüğe üye olduğum için tekrar tekrar mutlu oluyorum. umarım daha nice böyle güzel kampanyada nice canlının umudu oluruz.
katılan her yazarımızın da yüreğine sağlık şimdiden, verdikleri misliyle geri döner umarım. kalbi güzel insanları ve böyle güzel girişimleri gördükçe bu sözlüğe üye olduğum için tekrar tekrar mutlu oluyorum. umarım daha nice böyle güzel kampanyada nice canlının umudu oluruz.
devamını gör...
ortaokulda sınıftakilere anket defterini doldurtan öğrenci
her sınıfta bulunan bir öğrenci çeşidi.
defterini uzatır ve gizli bir örgüt için bilgi toplar edasıyla "hadi doldur" derdi.
özellikle aşık olunan kişi hakkında bilgi toplamak için birebirdir bu anket defteri.
içinde doğum tarihinden en sevdiğin filme kadar doldurman gereken bilgi kısımları bulunurdu.
en son bölümde bulunan "anket sahibi hakkındaki düşünceleriniz" kısmı ise bir tuzak sorudur.
ve evet bu tanımın sahibi o anketör öğrencilerden biridir.*
defterini uzatır ve gizli bir örgüt için bilgi toplar edasıyla "hadi doldur" derdi.
özellikle aşık olunan kişi hakkında bilgi toplamak için birebirdir bu anket defteri.
içinde doğum tarihinden en sevdiğin filme kadar doldurman gereken bilgi kısımları bulunurdu.
en son bölümde bulunan "anket sahibi hakkındaki düşünceleriniz" kısmı ise bir tuzak sorudur.
ve evet bu tanımın sahibi o anketör öğrencilerden biridir.*
devamını gör...
çocuk yapabilme ehliyeti
iyi bir egitim ve ahlak bilgisi verilmeyen,anne babanın sıkıntılı bireyler olması sonucunda psikolojik sıkıntıları olan çocuklar yetişiyor.ilerde kendine yararı olmuyor ki çevresine yarari olsun.bu bir kısır döngü böyle bir ehliyet olsa keske dediğim durum.
devamını gör...
frank schatzing
frank schätzing, en çok satan bilim kurgu romanı the swarm, türkçeye geçmiş hali "sürü" ile tanınan alman bir yazardır.
devamını gör...
niels bohr
tam adı niels henrik david bohr olan danimarkalı fizikçi.
kendisinden önce gelen bazı modellerin eksiklerini ve hatalarını gidererek geliştirdiği bohr atom modeli ile özellikle kuantum fiziğine büyük katkıları oldu ve 1922'de bu çalışmasıyla nobel fizik ödülü'nü aldı. kurduğu kopenhag teorik fizik enstitüsü'ne niels bohr enstitüsü adı verildi. periyodik tabloda atom numarası 107 olan ve yapay olarak elde edilen elemente bohriyum adı verildi. ayrıca ay'daki bir kratere ve bir asteroite ismi verildi.
nobel fizik ödülü dışında aldığı ödüllerin bir listesi:
- hughes madalyası
- matteucci madalyası
- franklin madalyası
- copley madalyası
- danimarka fil nişanı (bir çeşit şövalyelik unvanı)
- sonning ödülü
ayrıca birçok ülke bohr'un resimlerinin olduğu pullar bastı. danimarka ulusal bankası, 500 kronluk banknotlar üzerine onun fotoğrafını koydu.

(görsel, ntboxmag. com'dan alıntıdır.)
kendisinden önce gelen bazı modellerin eksiklerini ve hatalarını gidererek geliştirdiği bohr atom modeli ile özellikle kuantum fiziğine büyük katkıları oldu ve 1922'de bu çalışmasıyla nobel fizik ödülü'nü aldı. kurduğu kopenhag teorik fizik enstitüsü'ne niels bohr enstitüsü adı verildi. periyodik tabloda atom numarası 107 olan ve yapay olarak elde edilen elemente bohriyum adı verildi. ayrıca ay'daki bir kratere ve bir asteroite ismi verildi.
nobel fizik ödülü dışında aldığı ödüllerin bir listesi:
- hughes madalyası
- matteucci madalyası
- franklin madalyası
- copley madalyası
- danimarka fil nişanı (bir çeşit şövalyelik unvanı)
- sonning ödülü
ayrıca birçok ülke bohr'un resimlerinin olduğu pullar bastı. danimarka ulusal bankası, 500 kronluk banknotlar üzerine onun fotoğrafını koydu.

(görsel, ntboxmag. com'dan alıntıdır.)
devamını gör...
johansson larsen hastalığı
patella (diz kapağı) alt ucunun aseptik nekrozudur.
devamını gör...
nickaltı
birileri bana yazınca çok mutlu oluyorum. sanki kitap hediye etmiş, bana kar küresi almış ya da gülümsemiş gibi oluyor. bende nickaltı yazmayı çok seviyorum. taktir etmek, beğendiğimi belirtmek, bir yazarı desteklemek hoşuma gidiyor. kimseyle rekabet halinde değilim. birilerinin mutlu olmasına sebep olunca bir şeylerim eksilmiyor, kalbim daralmıyor. aksine ben daha da mutlu oluyorum. tanıdık ya da tanımadık birine içinden geldiği için iltifat etmek gibi. karşılık beklemeden sadece o an söylemek istediğin için gibi. nickaltı da öyle işte. mutlu etmek ve mutlu olmak için küçük sebeplerden birisi..
devamını gör...
paranoid kişilik bozukluğu
yeni jenerasyonun hayatı önceki jenerasyonundan tamamen bağımsız bir şekilde öğrenmeye çalışması da bunda büyük etkendir. iki jenerasyon arasında çok büyük farklar var. dünya çok değişti ve dünyayı algılamaya çalışırken sürekli hata yapıyoruz, ve bu hatalar canımızı yaktıkça da bir süre sonra hata yapmaktan korkar hale geliyoruz. hamle yapmayıp savunan taraf olunca da ister istemez paranoyalar artıyor.
devamını gör...
iletişim
karşılıklı olması elzem bir meseledir. insanların birbirini anlayamamasının temelinde sadece iletme çabası vardır. "iş" kısmının unutuyoruz çoğu zaman; çünkü hakikaten bir iş bu iş*.
iletişimin öğelerine bakalım ki neymiş takılı kaldığımız nokta herkes kendi için bir düşünsün:
kaynak: mesajı gönderen kişiyi* ifade eder. iletişimi başlatır. hepimizin tek yaptığı bu aslında :) şimdi ötesine bakmamız lazım.
alıcı: mesajı kime göndermek istiyorsanız o'dur.
mesaj: iletmek istediğimiz sözler, duygular, düşüncelerdir. mesaj oluşturma işi bir sanattır değerli yazarlar. sözlü ifadelerimizi her zaman beden dilimiz, jest ve mimiklerimiz destekler. sevdiğini söylerken size gülümsemeyen birinin verdiği mesaj şüphe yaratır. bazen sadece susmak bile ne kadar anlamlıdır değil mi? neler barındırır içinde, hangi fırtınalar kopar, hangi sevinci barındırır, hangi utancı saklar kimbilir...
kanal: mesaji gönderme biçimidir. mesajı gönderirken kullandığımız araçlardır. sesli öğeler, görsel yansımalar, telefon, televizyon, radyo...
bağlam: iletişimin gerçekleştiği ortamdır. ses, hava, ışık gibi fiziksel ortamlara ek olarak duygusal paylaşımların, yıkımların olduğu ortamı da düşünmeliyiz. gergin bir ortamda yapacağınız espri birinin gururuna dokunabilir, aman dikkat.
dönüt: alıcının mesajı aldığına dair verdiği ipucu yada cevaptır. bu direkt cevap olarak yapılabildiği gibi mavi tik olarak da yansıtılabilir.
pekala hepsini yapıyoruz, yaşıyoruz. peki iletişim kazasını nerede yaşıyoruz biz?
-------
öncelikle mesajlarımızı güzel hazırlamıyoruz. kullandığımız dil hep "sen" oluyor. suçlayıcı ve savunma haline getirecek cümleler kuruyoruz. sen yaptın, senin yüzünden diyoruz; ben bunu yapacak gücü kendimde bulamadim demek yerine.
bir de net cümleler kurun mesela. ben ima edeyim o anlasın demeyin, seviyorsanız söyleyin. bıraktığınız boşluklar keyfe göre doldurulmasın.
-------
bağlamı değerlendirmiyoruz. karşımızdaki başka duygularla savaşırken size gül atsın istiyorsunuz, bencillik yapıyorsunuz. her mesajin yeri ve zamanı vardır. öyle zaman yaşarız ki bir kelimemiz hiç beklenmedik tepkiye neden olur. halbuki her zaman yaptığın şey değil mi? ne oldu da bu kez ters tepti?
------
kanalları yönetemiyoruz. mesajı yazarken cümlenin sonuna koyacağımız bir emoji, yazının ve mesajın gücünü artırır. yani mümkün olduğu kadar etkili kullanmak lazım geliyor.
------
geribildirim hani nerede? bir mesaj geldiği vakit ona cevap vermek gerekir. geciktirmek de bir anlam ifade eder. cevapsız bırakmak ise şahsım adına saygısızlık barındırır. geribildirimi etkili kullanabilmek için mutlaka teyit etmemiz gerekir aldığımız mesajı. en çok yanlış anlaşılmalar hep bu yüzdendir. ben ne söyledim, o ne anladı dememek için hemen bir "did you mean...?*" geçin altyazıda :) doğru mu anladım, bunu mu demek istedin diye sormaktan çekinmeyin. kafanızda kurmaya çalıştığınız aslında iletilmek istenen olmayabilir.
------
yazarken epey yoruldum, uçuşan düşünceleri bir araya getirmek bir hayli zor oldu. laf lafı açar, asıl vermek istenen mesaj kaybolur gider. sonra oldu mu size iletişim kazası :) o sebepledir ki emniyetli davranmak gerek. kemerinizi takın efendim, kemer önemli.
iletişimin öğelerine bakalım ki neymiş takılı kaldığımız nokta herkes kendi için bir düşünsün:
kaynak: mesajı gönderen kişiyi* ifade eder. iletişimi başlatır. hepimizin tek yaptığı bu aslında :) şimdi ötesine bakmamız lazım.
alıcı: mesajı kime göndermek istiyorsanız o'dur.
mesaj: iletmek istediğimiz sözler, duygular, düşüncelerdir. mesaj oluşturma işi bir sanattır değerli yazarlar. sözlü ifadelerimizi her zaman beden dilimiz, jest ve mimiklerimiz destekler. sevdiğini söylerken size gülümsemeyen birinin verdiği mesaj şüphe yaratır. bazen sadece susmak bile ne kadar anlamlıdır değil mi? neler barındırır içinde, hangi fırtınalar kopar, hangi sevinci barındırır, hangi utancı saklar kimbilir...
kanal: mesaji gönderme biçimidir. mesajı gönderirken kullandığımız araçlardır. sesli öğeler, görsel yansımalar, telefon, televizyon, radyo...
bağlam: iletişimin gerçekleştiği ortamdır. ses, hava, ışık gibi fiziksel ortamlara ek olarak duygusal paylaşımların, yıkımların olduğu ortamı da düşünmeliyiz. gergin bir ortamda yapacağınız espri birinin gururuna dokunabilir, aman dikkat.
dönüt: alıcının mesajı aldığına dair verdiği ipucu yada cevaptır. bu direkt cevap olarak yapılabildiği gibi mavi tik olarak da yansıtılabilir.
pekala hepsini yapıyoruz, yaşıyoruz. peki iletişim kazasını nerede yaşıyoruz biz?
-------
öncelikle mesajlarımızı güzel hazırlamıyoruz. kullandığımız dil hep "sen" oluyor. suçlayıcı ve savunma haline getirecek cümleler kuruyoruz. sen yaptın, senin yüzünden diyoruz; ben bunu yapacak gücü kendimde bulamadim demek yerine.
bir de net cümleler kurun mesela. ben ima edeyim o anlasın demeyin, seviyorsanız söyleyin. bıraktığınız boşluklar keyfe göre doldurulmasın.
-------
bağlamı değerlendirmiyoruz. karşımızdaki başka duygularla savaşırken size gül atsın istiyorsunuz, bencillik yapıyorsunuz. her mesajin yeri ve zamanı vardır. öyle zaman yaşarız ki bir kelimemiz hiç beklenmedik tepkiye neden olur. halbuki her zaman yaptığın şey değil mi? ne oldu da bu kez ters tepti?
------
kanalları yönetemiyoruz. mesajı yazarken cümlenin sonuna koyacağımız bir emoji, yazının ve mesajın gücünü artırır. yani mümkün olduğu kadar etkili kullanmak lazım geliyor.
------
geribildirim hani nerede? bir mesaj geldiği vakit ona cevap vermek gerekir. geciktirmek de bir anlam ifade eder. cevapsız bırakmak ise şahsım adına saygısızlık barındırır. geribildirimi etkili kullanabilmek için mutlaka teyit etmemiz gerekir aldığımız mesajı. en çok yanlış anlaşılmalar hep bu yüzdendir. ben ne söyledim, o ne anladı dememek için hemen bir "did you mean...?*" geçin altyazıda :) doğru mu anladım, bunu mu demek istedin diye sormaktan çekinmeyin. kafanızda kurmaya çalıştığınız aslında iletilmek istenen olmayabilir.
------
yazarken epey yoruldum, uçuşan düşünceleri bir araya getirmek bir hayli zor oldu. laf lafı açar, asıl vermek istenen mesaj kaybolur gider. sonra oldu mu size iletişim kazası :) o sebepledir ki emniyetli davranmak gerek. kemerinizi takın efendim, kemer önemli.
devamını gör...
let it happen
(bkz: tame impala)'nın en sevdiğim şarkılarından biri ve albümünün en iyi şarkısı.
beynime neler etti bilemiyorum ama haftalardır kesintisiz dinliyorum bunu, bir şarkıyı nefret etmeden bu kadar uzun süre hiç dinlememiştim.
beynime neler etti bilemiyorum ama haftalardır kesintisiz dinliyorum bunu, bir şarkıyı nefret etmeden bu kadar uzun süre hiç dinlememiştim.
devamını gör...
ödem atmak
vücudun birçok yerinde aşırı biriken sıvı sonucu oluşan şişliklere ödem denir. ödem atmak ise dokularda gereksiz biriken sıvının vücuttan uzaklaştırılmasıdır.
peki ödem nasıl atılır?
öncelikle ödemin sebebi araştırılmalıdır. herhangi bir hastalıktan kaynaklı ise buna göre bi tedavi yöntemi uygulanmalıdır. endikasyon yoksa ödemi atmanın bazı yollarına başvurulur. düzenli ve yeteri kadar uyku, düzenli spor ve tuz alımını azaltmakla* vücutta gereksiz biriken sıvıdan kurtulabilir. tabii sıvı biriktirir korkusuyla su alımından kaçınmamak gerekir. özellikle sık sık su içilmelidir. bunun dışında ödemi atmayı kolaylaştıracak bazı besinler vardır. ananas, kiraz , muz, kivi, nar, yoğurt, yeşil çay, maydanoz, salatalık, beyaz lahana vs vs.
peki ödem nasıl atılır?
öncelikle ödemin sebebi araştırılmalıdır. herhangi bir hastalıktan kaynaklı ise buna göre bi tedavi yöntemi uygulanmalıdır. endikasyon yoksa ödemi atmanın bazı yollarına başvurulur. düzenli ve yeteri kadar uyku, düzenli spor ve tuz alımını azaltmakla* vücutta gereksiz biriken sıvıdan kurtulabilir. tabii sıvı biriktirir korkusuyla su alımından kaçınmamak gerekir. özellikle sık sık su içilmelidir. bunun dışında ödemi atmayı kolaylaştıracak bazı besinler vardır. ananas, kiraz , muz, kivi, nar, yoğurt, yeşil çay, maydanoz, salatalık, beyaz lahana vs vs.
devamını gör...
başlığa tanım girdikten sonra anasına bacısına küfür etmişsin gibi cevap yazan yazarlar
beyin gelişimini tamamlayamamış yazarlar bütünü. buranın bir sözlük olduğunu, format dahilinde herkesin fikir belirtebileceğini bildiği halde bunu yaparlar. neden? çünkü bundan zevk alan tiplerdir, onlar bu toplumun çürük elmalarıdırlar. engelleyiniz geçiniz efendim, muhatap olmaya değmez hiçbiri. ne demişler; "inan sana değil kastım, cahille muhabbeti kestim".
devamını gör...
savaş ve açlar
hasan izzettin dinamo'nun çok bilinmeyen ama kesinlikle okunması gereken kitabıdır.
hasan izzettin dinamo kurtuluş savaşı yıllarını en fazla yokluk ve kimsesizlik içinde geçiren yazarlarımızdandır. kitapta savaşın acımasızlığı insanların savaş sırasında yaşadığı kıtlığı, acı ve kayıplara rağmen hayatta kalmaya çalışmaları çok çarpıcı ve gerçekti. karınlarını doyurabilmek için türlü çareler ürettikleri, yakında ölen yakınlarının yaslarını yaşayamamaları gibi acıları yazar gerçekten çok iyi ifade etmiş.
hasan izzettin dinamo kendi yaşam öyküsü savaş ve açlar'da gerçek olaylara sadık kalarak romanı oluşturur. konuları ne abartmış ne de fazla törpülemiştir.
romanın kahramanı bir anadolu ailesidir. ailenin hiçbiri öğrenim görmemiş ama hepsi dürüst ve zeki insanlardır. temel çavuş iyi bir aile babası olup tipik bir karadeniz insanıdır. şakire ise eşi ve dört çocuğunu yitirmesine rağmen hayatın yakasını bırakmayan bir anadolu kadınıdır. her ikisi de olumsuzluklar yada felaketler karşısında yılgınlık ve teslimiyet göstermez. kısaca kitap savaşın o tüm acımasızlığını gözler önüne seriyor.
savaş ve açlar belgesel özelliğinin yanı sıra toplumcu gerçekçi edebiyatımızın en önemli örneklerinden biridir.
bu arada kitap cengiz aytmatov'un 'toprak ana' kitabına çok benzer ama bence 'toprak ana' altınsa savaş ve açlar keşfedilmemiş bir elmastır.
edit:ekleme
hasan izzettin dinamo kurtuluş savaşı yıllarını en fazla yokluk ve kimsesizlik içinde geçiren yazarlarımızdandır. kitapta savaşın acımasızlığı insanların savaş sırasında yaşadığı kıtlığı, acı ve kayıplara rağmen hayatta kalmaya çalışmaları çok çarpıcı ve gerçekti. karınlarını doyurabilmek için türlü çareler ürettikleri, yakında ölen yakınlarının yaslarını yaşayamamaları gibi acıları yazar gerçekten çok iyi ifade etmiş.
hasan izzettin dinamo kendi yaşam öyküsü savaş ve açlar'da gerçek olaylara sadık kalarak romanı oluşturur. konuları ne abartmış ne de fazla törpülemiştir.
romanın kahramanı bir anadolu ailesidir. ailenin hiçbiri öğrenim görmemiş ama hepsi dürüst ve zeki insanlardır. temel çavuş iyi bir aile babası olup tipik bir karadeniz insanıdır. şakire ise eşi ve dört çocuğunu yitirmesine rağmen hayatın yakasını bırakmayan bir anadolu kadınıdır. her ikisi de olumsuzluklar yada felaketler karşısında yılgınlık ve teslimiyet göstermez. kısaca kitap savaşın o tüm acımasızlığını gözler önüne seriyor.
savaş ve açlar belgesel özelliğinin yanı sıra toplumcu gerçekçi edebiyatımızın en önemli örneklerinden biridir.
bu arada kitap cengiz aytmatov'un 'toprak ana' kitabına çok benzer ama bence 'toprak ana' altınsa savaş ve açlar keşfedilmemiş bir elmastır.
edit:ekleme
devamını gör...
mış gibi yapmak
- mış gibi yapmak kişinin önce kendine sonra karşısındakilere yapabileceği en büyük kötülüktür. hadi çalışıyor- muş, anlıyor- muş, öğreniyor- muş, gelişiyor- muş gibi yapmak bir nebzede bir de bunun seviyor- muş gibi yapanları var işte o kötülüklerin en büyüğüdür bence.
devamını gör...
ciğerimiz kalmamıştır
devamını gör...
