özenilen ya da yerinde olmak istenen birine söylenen cümle.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

(bkz: komutan logar)

o da benim gibi dünyalılardan nefret ediyor. :)
devamını gör...

ah güzelim, yaşamın alnına saçlarından salıncak kuranım. çocuk kalmak gerekmiş, büyüdük diye oldu tüm bunlar.
taşımadı bizi kurduğumuz salıncaklar. oysa hatırlamak için gelmiştik oradan. biz unuttuk, gerçek olan neydi, unuttuk. durup kalbimize bakmayı, onu dinlemeyi unuttuk.
oysa o hep içimizdeydi. biz dışında kaldık o’nun!

bildiğimiz hiçbir lisanda adı yok bunun,
bundandır bunca ısınmışlığı kelimelerin ağzımızda, şiir düşsün diye içimize…

inandıklarımız, inanmak istediklerimizden ibaretti, cenneti de cehennemi de biz doğurduk, üstelik cehennemimizi biraz fazla sevdik! yanmayı sevdik işte, istedik biri çıksın bir avuç su serpsin, su ateşten güçlüdür, buna inanmak istedik. istemedik mi?

şimdi kimi suçlasan üzerimize yığılır tüm yaşam!
kimi suçlasan şimdi, zehirdir bu yağmurdan arta kalan!

her gün yeniden aşık olabilirsin başka başka adamlara! ama biliyorum her sabaha yalnız uyanırsın, en çok onu seversin, yalnızlığını yani. içini zayıf, dışını güçlü kılan bu değil mi?

kendimize yenik, yaşama yenik… insanlar karşısında dimdik duruşumuz bundan!

sana şarkılar söylemek isterdim. ama anladım ki herkes önce kendi şarkısını dinlemeli. hatırla, bir bilen bir gören hep var, hep var bir işiten…

yalnızlığımızdan sadece ve sadece göz kapaklarımız sorumlu. bir rivayete göre göz kapakları kalp kapılarına eştir.

ait olamadık hiçbir yere, hiç kimseye. hiçbir şehri sahiplenmedik. yollar hariç, deniz ve de gökyüzü...

ayaklarımızın bilgisi yetmez bizi anlamaya. bildiklerimiz bilmediklerimize yenik.

evet beni gören soğuk sanır! herkes gördüğüyle aldanır.
bahar güneşe aç, gök yüzümüzü ağartır.

kendimizden sıyrılabilseydik, etimizden ve onun da içindekinden… ah güzelim, biz insanlar dünyanın en büyük oyununu kendimize oynarız. aklımıza sığınırız da, bilmeyiz akıl ne korkunç bir yalancıdır kimi zaman!
korkularımız bizden büyüktü, imgelere sarılmak istedik. oysa ırmaklar dupduru akar.

geçebiliriz tüm insanlardan, masallardan, şiirlerden, şehirlerden, acılardan geçebiliriz. evet, insan her şeyden vazgeçebilir.
ama aşk… hayır aşk inanmaktır. bundan geçilmez.
karanlıktır evren aşk’ın olduğu yerde,
renkler kör eder bazen.
bakmak bu yüzden yalan.

bilmediğim bir aşkla yanıyorsam şimdi ben, daha önce bildiklerimin aşk olmayışındandır bu.
varlığından geçer mi insan? inanmak diyorum, inanmak her şeydir.

inançları bittiğinde daha yirmi iki yaşında ipi geçirebiliyor körpecik çocuklar boyunlarına.
gördüm, gözleri iki sönmüş yıldız, iki damla yaş… elleri dinmiş bir fırtına.
ipi hala boynundaydı, gördüm…
soyunmuştu hayattan ve her şeyden. öyle çıplak.

şimdi sen bana insanlardan söz etme. hepsinin içinde ağlayan bir çocuk var. görmüyorlar.
ceplerinde bir sürü kimlik. her kaybettiklerinin yerine hali hazırda bir tane daha… her biri diğerinden çirkin. hayır bana bunları anlatma çünkü ben artık sadece güzel olanı görmek istiyorum.
içine bak, bak ve gör… unuttuğun çocuğu gör içinde. korkunç acılar çeken sen değilsin, ben değilim. içimizdeki çocuk ağlıyor da yangınımız yine sönmüyor. bize salıncaklar kurduran o çocuğu nasıl unuttuk, hatırla! göğsümüzden süt yerine damlayan kanla emzirdiğimiz çocuğu gör…
ben artık hiçbir şey bilmiyorum, tüm bildiklerimi sattım üç beş kelimeye…
anladığım tek bir şey var devirdiğim onca yıldan sonra;
hatırlamak için büyüdük. ölmek için yaşıyoruz. yaşamak için de ölmek gerek bazen, artık bunu biliyoruz.
hem diyorum ki sen bana benjamin’i anlat, ben çayımı içeyim ince belliden.


dipten bir ses: burada adı geçen benjamin'in yoldaş benjamin netanyahu ile hiçbir ilgisi yoktur. bizim benjamin gayet demokrat bir lemingtir. *
devamını gör...

#43008 ve #344872 de bahsedilen yahya kemal beyatlı ile nazım hikmet'in annesi celile hanım arasındaki aşkın neticesinde yazılmış şiirdir, sanıldığı gibi ölüp giden insanlarla ilgili değil. orjinal kaynak aşağıdadır, linkin zamanla ölmesi ihtimaline karşı olduğu gibi aşağıya kopyalıyorum ki bulunsun, ne aşklar varmış be:

www.musikidergisi.net/?p=1615

linkte yazanlar biraz uzun, uyarayım:

nazım hikmet’in, annesiyle yahya kemal arasındaki aşkı farkettiği an… celile hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm istanbul’un diline destan bir kadındı… istanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı… 1900 yılında bu dillere destan güzellikte kadın osmanlı’nın meşhur valilerinden nazım paşa’nın oğlu hikmet bey ile evlendi… türk şiirinin dünya çapındaki en önemli ismi olan nazım hikmet de bu beraberlikten doğacaktı… 1916’ya gelindiğinde celile hanım‘la eşi hikmet bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı…

o günlerde yahya kemal, bahriye’de okuyan genç nazım hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı…
nazım hikmet’in annesi celile hanım’la, yahya kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra celile hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı…

tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına gizlenen aşk başlıyordu…
o aşkın aktörleri sadece celile hanım ve ünlü şair yahya kemal değildi…
nazım hikmet, necip fazıl hatta celile’nin yeğeni oktay rıfat’ın, yani türk şiir dünyasının bütün ustalarının bir tarafından dahil oldukları bir aşktı o…

***
heybeliada’da okuyan genç bahriyeli nazım, hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi…
yahya kemal o günlerde genç birer bahriyeli olan nazım hikmet ve necip fazıl’ın bulunduğu öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi…
yahya kemal hafta sonları “genç nazım hikmet’e türkçe ile şiir dersleri” verirken, istanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam celile hanım’la yakınlaştı…

nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda celile hanım ile yahya kemal sanat ve edebiyatla başlayan uzun sohbetlere başlamışlardı…
bir süre sonra bu ilişkinin kokusu nazım’ın ve necip fazıl’ın öğrencisi olduğu bahriye mektebinde duyuldu…

***
dedikoduların ayyuka çıkması üzerine yahya kemal bir süre okula gelmedi…
geldiğinde karşısına öğrencisi necip fazıl çıkacaktı…
hocası olan yahya kemal’e şöyle dedi:
“hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk… sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim…”
hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum bir deniz harp okulu öğrencisi bahriyeli için kabul edilmez bir davranıştı…

necip fazıl “bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle “kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi okulda…

***
ne ki bu fransızcayı ana dili gibi konuşan, piyano çalan, natürmort resimler yapan dünyalar güzeli, sanatçı genç kadın celile ile yahya kemal’in aşkı alevinden bir şey kaybetmiyordu…

olayı genç nazım hikmet de fark etmişti…
necip fazıl’dan sonra bir gün yahya kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı…
kâğıtta yahya kemal’e hitaben şöyle yazıyordu:
“hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz…”
bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu…
bir süre celile hanım’ın evine gelmedi…
genç nazım’la karşılaşmaktan çekindi…
celile hanım ise yahya kemal yüzünden kocasından boşanmış, bütün istanbul’un kulaktan kulağa dedikodusunu yaptığı bir aşka “evet” demişti…
artık evlenmek istiyordu…

yahya kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan bu eviliğe yanaşmıyordu…

***
aşkını dile getirdiği olay inanılmazdı:
“1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum…
bu kadın yazın adada otururdu…
ben de orada idim…
deli divane olmuştum…
sonbahar’da nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için istanbul’a inerdi…
1916 sonbaharı’nda yine istanbul’a iniyordu…
ben müthiş muzdariptim…
artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar…
o gidinceye kadar ada dopdolu idi…
gider gitmez benim için boşalıverirdi…

tam o günlerde berlin büyükelçisi hakkı paşa istanbul’a dönecek lafı çıktı…
hakkı paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve istanbul’a geldiğinde geceler düzenler, istanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı…
benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu…
hatta kendisine bu endişemi söylemiştim…
gitmeyeceğine yemin etmişti…

bir gece ada oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘berlin büyükelçisi bu gece davet veriyor… istanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum…

***
müthiş bir acıyla yerimden kalktım…
iskeleye doğru gittim… son vapur çoktan kalkmıştı…
sert bir lodos esiyordu… deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla maltepe’ye geçmeye karar verdim…
sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı…
çok para verince biri ikna oldu…
açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı…
denizde çalkalanıp duruyorduk… sandalcı bana küfretmeye başlamıştı…
ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum…
sırılsıklam maltepe’ye gelebildik…

hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım…
yoktu…
bunun üzerine maltepe’den bostancı’ya yürümeye karar verdim…
tren yoluna çıkarak koşmaya başladım…
maltepe-bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim…”

***
“kan ter içinde bostancı’ya geldim…
vakit hayli geçti…
karakola gittim. ‘bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim…
aradılar taradılar birini buldular..
yine bir sürü para verdim…
arabayla yola koyuldum…
kadıköy, oradan üsküdar… karşıya geçtim. doğru nişantaşı!.. sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘benimki evde mi’ diye sordum?

adam halime bakıp şaşırdı: ‘evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘ne diyorsun diye bağırdım?’ bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. eve kaçta geldiğini araştırttım…
sözüne inanamıyordum. ‘çık bir bak! evde mi?’ diye adamı zorladım…
adam çarnaçar çıktı. bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş… geldi haber verdi… sanki dünyalar benim oldu…
apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. orada sabaha kadar içtim…
sabahleyin, doğru eve çıktım… benim halim berbat. toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı… sarmaşdolaş olduk…”

***
yahya kemal deli gibi aşıktı, ama evlenmekten hayatı boyunca korkmuştu…
belki, böylesi bir kadına hiçbir zaman sahip olamayacağını bilmekten, belki o beraberlikte ters bir olaydan ürkmekten, belki de genç nazım hikmet’ten ve etraf ne der diye ürkmekten?..

o günlerde celile hanım, yahya kemal’e bir mektup yazdı, şöyle diyordu:
“bugün pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim…
gelmedin mahzun oldum…
verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye, fakat hep aklım sende idi…
çok çok göreceğim geldi…
beni niye aramadın…
sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi… ben o günden beri yani salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum… evimiz için çalışıyorum…”

hiçbir zaman o evlilik olmadı…
yahya kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten…

uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden…
nazım hikmet büyük bir şair olmuştu…
sosyalistti…
dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülüyordu…
celile artık yaşlanmıştı…
o güzelliğinden eser kalmamış üstüne üstlük kör olmuştu…
oğlunun hapislerden kurtulması için galata köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı o görmeyen gözleriyle anne yüreği…
tuhaf bir rastlantı sonucu, celile açlık grevi yaparken, yahya kemal galata köprüsü’nden geçiyordu…
büyük aşkını gördü…
ama yanına gitmedi…
bir zamanlar “hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum” diyen genç nazım hikmet’in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan celile’ye destek imzasını vermedi…
hızla uzaklaştı oradan…

***
öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı yahya kemal’in…
şöyle yazıyordu:
“bu zarfın içindeki hatıra, 19 ağustos 1930’da sirkeci garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir… koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim…”
celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece paris’e giderken, sirkeci garı’nda vermişti yahya kemal’e göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği…

sessiz gemi…

yahya kemal’in sessiz gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir…
oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi…
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri…
yahya kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan celile’sinin ada’dan gemiyle istanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır…
ölümdür elbette sessiz gemi’nin konusu…
ama aşkta aranan ölümdür ve celile’nin ardından ada limanında bakakalan yahya kemal’den esintiler içerir…

***
“artık demir almak günü gelmişse zamandan…
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…

hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol…
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol…

rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli…
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli…

biçare gönüller!.. ne giden son gemidir bu…
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu…

dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler…
bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler…

birçok gidenin her biri memnun ki yerinden…
birçok seneler geçti dönen yok seferinden…”
devamını gör...

bireyin içinde bulunduğu psikolojik durumdan meydana gelen algı yanılmalarıdır. psikolojik illüzyonda bireyin zihinsel tutumu etkilidir. bu çeşit illüzyonlar kişiden kişiye değişir.
örneğin, köpekten korkan birisinin sokaktaki kütügü köpek sanması.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
duvarda asılı olan bir paltonun canavar olarak algılanması. nedeni: korku ve koşullanmalardır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

zeki ve insan sarrafı olmuş insanlar karşısında başarızlığa uğrayacak olan insandır.
devamını gör...

cahit sıtkı tarancı'nın çocukluk şiirinde geçer.

affan dede'ye para saydım,
sattı bana çocukluğumu.
artık ne yaşım var, ne adım;
bilmiyorum kim olduğumu.
hiçbir şey sorulmasın benden;
haberim yok olan bitenden.

bu bahar havası, bu bahçe;
havuzda su şırıl şırıldır.
uçurtmam bulutlardan yüce,
zıpzıplarım pırıl pırıldır.
ne güzel dönüyor çemberim;
hiç bitmese horoz şekerim!
devamını gör...

güney koreli idol- oyuncu. saf güzelliğinden ötürü ''ulusun ilk aşkı'' unvanının da sahibi ayrıca.

ilk çıkışını daha 16 yaşındayken miss a adlı müzik grubunda 2010 yılında gerçekleştirdi. grup, kore'nin en iyi ve başarılı kız grupları arasında yer alıyordu. suzy, idollüğün yanında oyunculuğa da atıldı ve çeşitli film ve dizilerde oynadı. 2017 yılında içinde bulunduğu miss a grubu dağılınca tamamıyla oyunculuğa yöneldi fakat yakın bir zamanda verdiği konseriyle, idollüğü bırakmadığını da göstermiş oldu. konser için tık tık.

gu family book, while you were sleeping, uncontrollably fond, vagabond, start up gibi başarılı dizilerde başrol olduğundan, parasite (film)'da oynayan park so-dam ile birlikte, sony pictures'ın marvel serisi ''silk'' ana karakteri cindy moon'u oynamaya aday oldu.

tüm bu başarılarının yanında, ülkenin en çok bağış yapan ünlüleri arasında her zaman en üst sıralarda olmayı başarmış kadın ünlüdür kendisi. daha 26 yaşında olduğunu düşününce, önünde çok daha başarılı bir kariyer varmış gibi duruyor. vagabond'un 2. sezonunu büyük bir sabırsızlık ve umutla bekliyorum.
devamını gör...

lan ben ne okudum dedirtti. abla yürümemiş koşmuş resmen. tamam abla sana da iğne yapacak. bi sakin ol kendine gel allasen.

edit: ablanın hesabı: mobile.twitter.com/Nihal220...

muhtemelen ya şizofren ya da fake hesaptır.
devamını gör...

parol isimli ağrı kesici ilacın kafein ile güçlendirilmiş versiyonu. etken maddeler ise şu şekilde:
cafeine 50 mg
paracetamol 250 mg
propyphenazone 150 mg.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

anaokulunda iken 10 kasım sırasında çekilmiş fotoğraflardır.*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yeni doğmuş, daha zor kıpırdayan yavruyu ağzını bir dakika tutsan ölür zaten. bu kadın ya deli yada psikopat manyağın önde gideni galiba, küçücük bebeği bıçaklamış.
devamını gör...

yaa çok bitanesiniz. şeker gibi eridim. teşekkürler hayatıma, ve tabi size eheh. süpersiniz devam, devam.
devamını gör...

küçük bir koltuksa sıkıntı olacak durum. bir de hangi kel olduğuna bağlı. mazallah johnny sins denk gelir evlerden ırak.
devamını gör...

örselenmiş ruhuma artık hiç bir şey iyi gelmiyordu. ufacık şeyler mutlu olan ben, ufacık şeye gülümseyemiyordum artık resmen. içimdeki kötü kişiyi bastiramadigim sürece böyle olmaya devam edecekti. biliyorum. içimde resmen iki kişilik var. birisi gerçek ben. iyi olan. kötü olansa benim sorunlu yanim. ama öyle bir şey ki kötü yanım siyahsa iyi yanım o siyahın içerisinde bir mavi.
siyahın içindeki bir mavi ne kadar görülebilir ki.
hiç.
evdekiler hep ne kadar işe yaramaz ve beceriksiz olduğumu yüzüme vururlar. sanırım bundan ötürü hayatta hiç bir islevim olmadığını düşünürüm. acaba benim hiç iyi bir yanım yok mu, acaba ben gerçekten kötü bir insan miyim. sonra kötü yanım tasdikler beni evet sen kötü birisin, öyle olmasa sana böyle olmazlardi. böyle söyleyince de hak verirdim. yalan değil ki. ezik bir ruha sahip, güçsüz bir insanı kimse sevmez.
sanırım ben o düştüğüm yerden hiç kalkamicam. hep öyle yerde kalicam.
bataklıkta solgun lotus cicegi artık tamamen batıyor.
devamını gör...

t: genellikle toplumda daha güçlü kesimlerin yaptığı edebiyat türüdür. (bkz: oksimoron) hem mağdur hem güçlü olunamaz.
örn: (bkz: benim başörtülü bacılarıma saldırdılar)
(bkz: içişleri bakanının masa bulunan yerde yer sofrasında yemek yerken poz vermesi)
(bkz: para içinde yüzen insanların şu veya bu yok diyerek kendilerini acındırmaları)
devamını gör...

john frederic daniell tarafından bakır ve çinko elementleri ile yapılan bir deney sonucunda icat edilen pil.

daniell, biri çinko, diğeri bakır olmak üzere iki çubuk kullanır deneyde. çinko çubuğu çinko sülfat çözeltisine daldırır. bakır çubuğu da bakır sülfat çözeltisine. sanıyorsunuz ki "şöyle olur böyle olur" diyeceğim. hayır, bu hareketlerinin sonunda hiçbir şey olmaz.

bu kez daniell başka bir düzenek kurmayı akıl eder. çubukları ayrı ayrı kaplara koyar. bunları tuz köprüsü adı verilen bir alet ve iletken bir telle birbirine bağlar. bunun sonucunda bazı kimyasal tepkimelerin gerçekleştiğini gözlemler. tepkimelere ek olarak elektrik enerjisi üretildiğini de görür ve ortaya çıkan bu düzenek daniell pili adını alır.

görsel dummies. com'dan alıntıdır:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kuantum alanlar teorisinin kuarklar ile ilgilenen kolu. kuantum kromodinamiği olarak da bilinir.

kuark dediğimiz parçacıklar, kendilerinden daha büyük parçacıkları bir araya getirmek üzere birleşen minicik atom altı parçacıklardır. proton ya da nötron bir duvarsa, kuarklar bu duvarı oluşturan tuğlalardır diye de düşünebilirsiniz.

bu parçacıkların, tıpkı diğer parçacıklar gibi çeşitli özellikleri bulunur; elektrik yükü, spin gibi... özelliklerinden biri de renk yüküdür. mavi, yeşil ya da kırmızı olabilen bu yüklerin, gerçek hayatta bildiğimiz renklerle bir ilgisi yok. bu sadece kategorilendirme için seçilmiş bir yöntem. kuantum renk dinamiği dediğimiz çalışma alanı kuarkların bu özellikleriyle ilgilidir.

farklı renk yüklerine sahip kuarklar, gluon denen taşıyıcı parçacıklar aracılığı neticesinde birbiriyle etkileşime girer. pozitif ve negatif yüklü parçacıkların birbirini çekmesi gibi... ancak bu etkileşim son derece güçlüdür ve birbirine bağlanmış kuarkları birbirinden ayırmak için son derece büyük * bir enerji gerekir. birbirlerinden ayrılmaya çalıştıkça aralarındaki kuvvet daha da artar ve kuarkların ayrılmasına izin vermez. doğada serbest halde gezen kuark yoktur. grup halinde parçacıkları oluştururlar ya da kendi karşıt parçacıklarıyla bir arada bulunup birbirlerini yok ederler.

kuarklardan oluştukları ve kuarklar da birbirinden ayrılmayı hiç sevmedikleri için, proton ve nötronlar kararlı parçacıklardır. ayrıca protonun +1 yüklü, nötronun ise yüksüz olma nedeni de yine onları oluşturan kuarkların toplam elektrik yükünün bir sonucudur.
devamını gör...

muhabbetine doyum olayan, zeki, sevecen ve alttan göndermeleriyle kendini belli eden, an itibari ile takibe aldığım güzide yazarlarımızdan. umarım yazmaya devam eder. sevgiler..
(bkz: sözlüğün gece daha bir güzel olması)
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim