uyanışlar
başrollerinde robert de niro ve robin williams ve onların muhteşem oyunculukları olan, bu zamana kadar nasıl izlemedim diye üzüldüğüm, dr. oliver sacks'ın uyanışlar isimli romanından uyarlanmış müthiş film.
hayatlarının çoğunu uyku hastalığı encephalitis lethargica sebebiyle komada gibi geçiren hastaların, dr. sayer * tarafından uygulanan bir tedavi ile beyindeki dopamin seviyesini arttırıcı işleve sahip el-dopa adlı ilaç sayesinde uyanışlarını anlatır. önceleri her şey yolundadır ama belki de kaybettikleri yılların telafisi olmamasının ağırlığı ile hastalar bir süre sonra eski hallerine geri dönerler. filmin sonunda verilen bilgiye göre dr. sayer ve ekibi devamında da tedavilere ve araştırmalara devam etmişler ama hiç birisi ilk seferdeki kadar etkili olmamış maalesef.
dr.sayer ve eleanor arasında geçen kısacık ama beni çok etkileyen bölümü de iletmek isterim.
s: ona iyi bir olduğumu söylemişsin. tekrar geri almak için hayat vermenin nesi iyi?
e: hayat hepimize verilir ve geri alınır.
s. bu bana neden teselli olmuyor?
e. çünkü sen iyi birisin...çünkü o senin dostun.
çıkarılacak çok ders olan, mutlaka izlenmesi gereken bir filmdir.
hayatlarının çoğunu uyku hastalığı encephalitis lethargica sebebiyle komada gibi geçiren hastaların, dr. sayer * tarafından uygulanan bir tedavi ile beyindeki dopamin seviyesini arttırıcı işleve sahip el-dopa adlı ilaç sayesinde uyanışlarını anlatır. önceleri her şey yolundadır ama belki de kaybettikleri yılların telafisi olmamasının ağırlığı ile hastalar bir süre sonra eski hallerine geri dönerler. filmin sonunda verilen bilgiye göre dr. sayer ve ekibi devamında da tedavilere ve araştırmalara devam etmişler ama hiç birisi ilk seferdeki kadar etkili olmamış maalesef.
dr.sayer ve eleanor arasında geçen kısacık ama beni çok etkileyen bölümü de iletmek isterim.
s: ona iyi bir olduğumu söylemişsin. tekrar geri almak için hayat vermenin nesi iyi?
e: hayat hepimize verilir ve geri alınır.
s. bu bana neden teselli olmuyor?
e. çünkü sen iyi birisin...çünkü o senin dostun.
çıkarılacak çok ders olan, mutlaka izlenmesi gereken bir filmdir.
devamını gör...
bitiş ve başlangıç
polonya şiirinin en büyük ustası olarak kabul edilen wislawa szymborska'nın yazdığı bir şiir. özkan mert tarafından türkçe'ye çevrilmiştir.
her savaşın ardından
birileri ortalığı temizlemeli.
az buçuk bir düzen
kendiliğinden kurulmaz
birileri temizlemeli kürekle
yollardaki döküntüleri
ki ceset dolu arabalar
devam edebilsin yollarına
birileri tıkanıp kalacak elbet
çamurlarda ve küllerde
parçalanmış koltuklarda, cam
parçalarında
ve kanlı bezlerin arasında
birileri kütükleri bulup
dayamalı duvarlara
pencerelere cam takmalı
kapıları geçirmeli menteşelere
kendiliğinden olmaz bunlar,
fotoğraflarda
yıllar, yıllar alır.
tüm kameralar şimdiden
başka bir savaşa gitti.
köprüler yeniden kurulmalı
ve istasyonlar yenilenmeli.
kolları sıvamaktan
gömleğin kolları parçalanmalı
birisi elinde süpürge
anlatıyor savaşın nasıl olduğunu.
öbürü dinliyor
ve parçalanmamış başını sallıyor.
fakat hemen çok yakında
bulunmalı böyleleri
tüm bunlardan yorgun.
birileri bazen
kazıp çıkarmalı çalıların altından
o boktan gerekçeleri
fırlatıp atmak için çöplüğe
onlar ne yaptıklarını bilenler
yer açmalı
kendilerinden az bilenlere
azdan daha az bilenlere.
hiç bilmeyenlere.
çimenler örtüyor şimdi
nedenleri ve yaşananları.
birileri yattığı yerden
ağzı açık
bakıyor bulutlara.
her savaşın ardından
birileri ortalığı temizlemeli.
az buçuk bir düzen
kendiliğinden kurulmaz
birileri temizlemeli kürekle
yollardaki döküntüleri
ki ceset dolu arabalar
devam edebilsin yollarına
birileri tıkanıp kalacak elbet
çamurlarda ve küllerde
parçalanmış koltuklarda, cam
parçalarında
ve kanlı bezlerin arasında
birileri kütükleri bulup
dayamalı duvarlara
pencerelere cam takmalı
kapıları geçirmeli menteşelere
kendiliğinden olmaz bunlar,
fotoğraflarda
yıllar, yıllar alır.
tüm kameralar şimdiden
başka bir savaşa gitti.
köprüler yeniden kurulmalı
ve istasyonlar yenilenmeli.
kolları sıvamaktan
gömleğin kolları parçalanmalı
birisi elinde süpürge
anlatıyor savaşın nasıl olduğunu.
öbürü dinliyor
ve parçalanmamış başını sallıyor.
fakat hemen çok yakında
bulunmalı böyleleri
tüm bunlardan yorgun.
birileri bazen
kazıp çıkarmalı çalıların altından
o boktan gerekçeleri
fırlatıp atmak için çöplüğe
onlar ne yaptıklarını bilenler
yer açmalı
kendilerinden az bilenlere
azdan daha az bilenlere.
hiç bilmeyenlere.
çimenler örtüyor şimdi
nedenleri ve yaşananları.
birileri yattığı yerden
ağzı açık
bakıyor bulutlara.
devamını gör...
hayat kalitesini artıran küçük detaylar
çok cephede savaşan her insan, hayatın kosturmacasından uzaklaşıp hergün en az 2 saat kendine vakit yaratmalı (yürümek,okumak ve düşünmek için)
devamını gör...
dünyanın en güzel şehrinin edirne olması
balkanladan gelen soğuk hava dalgasının uğrak yeridir edirne. sabah donarsın öğlen yanarsın akşam yine donarsın. kafam karışmış bu şehir'e uygun ikili mont almıştım dışı yağmurluk olan. kış aylarında şehir her an buz pisti olabilir buz dansına müsait düşmeli kalkmalı.. bir gün bir yağmur yağmıştı öyle böyle değildi selimiye cami'ye sığınmıştım.yazın ortasında meriç nehrine götürmüştüm bir arkadaşı ama ortada nehir yoktu kurumuştu, kışında tutamaz kendini bol bol taşar. evet iklimi sıkıntılı olmasa güzel şehir aslında.
devamını gör...
şeytan
aklıma orhan pamuk' un benim adım kırmızı da ki - ben seytan- bölümü geldi..
okumayanlara.. hatırlamak isteyenler için..
[[alıntı]]
orhan pamuk'un benim adım kırmızı isimli kitabında geçen enfes bölüm.
--- alıntı ---
-ben şeytan-
zeytinyağında kızarmış kırmızı biberin kokusunu, şafak vakti durgun denize yağan yağmurları, açık pencerenin kenarında bir an bir kadının belirişini, sessizlikleri, düşünmeyi ve sabrı severim. kendime inanırım ve çoğu zaman benim hakkımda söylenenlere aldırmam. ama bu akşam, bu kahvehaneye nakkaş ve hattat kardeşlerimi bazı dedikodular, yalanlar, söyletiler yüzünden uyarmaya geldim.
elbette, ben söyledim diye tam tersine inanmaya hazır olduğunuzu biliyorum. ama benim söylediğimin tam tersinin her zaman doğru olmadığını sezecek kadar da akıllı ve kanmasanız da söylediğim her şeye ilgi duyacak kadar da hassassınız. kuran-ı kerim'de elli kere geçen adımın, en çok anılan adlardan biri olduğunu bilirsiniz.
peki, allah'ın kitabından, kuran-ı kerim'den başlayalım. orada hakkımda söylenenlerin hepsi doğrudur. bunu söylerken bir alçakgönüllülük ettiğim bilinsin isterim. çünkü bir de üslup meselesi var. kuran-ı kerim'in beni aşağılayışı bana hep acı verdi. bu acı benim hayat tarzımdır. bunu tartışmıyorum.
evet, biz meleklerin gözleri önünde allah insanı yarattı. sonra bizden ona secde etmemizi istedi. evet, araf suresinde yazıldığı gibi bütün melekler secde ederken ben itiraz ettim. adem'in çamurdan, benim ise, çok daha üstün bir madde olduğunu hepinizin bildiği ateşten yaratıldığımı hatırlattım. insana secde etmedim. allah da beni “mağrur” buldu.
“cennet'ten in,” dedi. orada büyüklük taslamak senin haddin değil.“
"kıyamete, ölüler dirilene kadar yaşamama izin ver,” dedim.
verdi. ben de, bütün bu sürede ona secde etmediğim için cezalandırılmama sebep olan adem'in soyunu, yoldan çıkaracağımı söyledim. o da, yoldan çıkardıklarımı cehenneme'e yollayacağını söyledi. bunları karşılıklı yapmaya devam ettiğimizi biliyorsunuz. bu konuda ekleyecek çok fazla bir şeyim yok.
bazıları, o sırada yüce allah ile aramızda bi anlaşma yapılmış olduğunu ileri sürdüler. bu mantığa göre, ben yüce allah'a kullarını sınamak için yardımcı oluyor, onların aklını çelmeye çalışıyordum. iyiler iyi karar verip yoldan çıkmıyor, kötüler nefislerine yenik düşüp günah işliyor, cehennem'i de boyluyorlardı. herkes cennet'e gidecekse kimse korkutulamayacağı, dünya ve devlet işleri yalnız iyilikle yürütülemeyeceği ve alemde iyilik kadar kötülük, sevap kadar günah da gerekli olduğu için yaptığım çok önemliydi. allah'ın düzeninin benim sayemde ve yüce allah'ın (niye kıyamete kadar yaşamam için bana süre vermişti?) izniyle gerçekleştiği halde, benim “kötü” olmam, hakkımın hiçbir zaman teslim edilmemesi benim gizli acımdı. benim hasabıma bu mantığı sonuna kadar götüren hallacı mansur, veya meşhur imam gazali'nin kardeşi ahmet gazzali gibiler, demek ki, allah'ın izni ve isteğiyle yapıldığına göre, aslına benim işlettiğim günahların da, allah'ın istediği şeyler olduğu, iyi ile kötü olmadığı, çünkü her şeyin allah'tan geldiğini, hatta benim de allah'ın bir parçası olduğumu yazıp söylemeye kadar vardırmışlardır işi.
bu akılsızların bazıları, haklı olarak, kitaplarıyla birlikte yakılıp öldürülmüşlerdir. çünkü, tabii ki, iyi ve kötü vardır, bu ikisi arasında bir sınır çizmek hepimizin işidir, ben -haşa- allah değilim ve bu saçmalıkları da bu akılsızların kafasına ben sokmadım, onlar kendileri düşündüler.
bu da beni ikinci itirazıma getiriyor: alemdeki bütün kötülüklerin, ve günahların kaynağı ben değilim. pek çok insan benim kışkırtmam, kandırmam, vesveselendirmem olmadan kendi hırsları, şehvetleri, iradesizlikleri, alçaklıkları ve çoğunlukla da aptallıkları yüzünden günah işliyorlar. bazı okumuş yazmış mutasavvıfların, beni bütün kötülüklerden arındırma gayretleri ne kadar saçmaysa, her kötülüğün benden çıktığını sanmak da kuran-ı kerim'e o kadar aykırı. müşterisini kazıklayıp çürük elmayı hileyle satan her manavı, yalan söyleyen her çocuğu, her dalkavukluk edeni, edepsiz hayaller gören her ihtiyarı, otuz bir çeken her oğlanı ben kandırmıyorum. hatta, yüce allah, bu son ikisinde beni anmalarına yol açacak bir kötülük bile bulamaz. elbette vahim günahlar işlensin diye çok uğraşıyorum, ama ağzı açık esneyenleri, hapşıranları, hatta osuranları da benim kandırdığımı yazıyor bazı hocalar. beni hiç anlamadıkları anlamına geliyor bunlar.
anlamasınlar, sen de onları daha kolay kandırırsın, diyebilirsiniz. doğru. ama benim de bir gururum olduğunu, zaten yüce allah ile aramı bunun açtığını hatırlatmam gerekir. her kılığa kolaylıkla girebildiğim, özellikle şehvet uyandıran güzel kadın olarak dini bütünlerin yoluna çıktığım on binlerce cilt kitapta kaç kere yazıldığı halde, buradaki nakkaş kardeşlerim beni niye hala yüzü et benleriyle kaplı, eciş bucüş, boynuzlu ve kuyruklu bir korkunç mahluk gibi çizdiklerini açıklayabilirler mi?
asıl konumuza böylece geldik: nakış. istanbul sokaklarını dolduran ve sizleri daha sonra üzmesin diye adını anmayacağım bir vaizin kışkırttığı bir kalabalık, makam ile ezan okumanın, tekkelere toplanıp kucak kucağa zikredip çalgı eşliğinde kendinden geçmenin allah'ın sözüne aykırı olduğunu söylüyormuş. bu vaizden ve kalabalığından korkan aramızdan bazı nakkaşlar, frenk usüllerince nakşetmenin benim işim olduğunu söylüyorlarmış, işittim. bana yüzlerce yılda sayısız iftira edildi. hiçbiri hakikatten bu kadar uzak değildi.
her şeyin başına dönelim. herkes havva'ya yasak meyveden yedirmeme takıldığı için bu başlangıcı unutuyor. hayır, başlangıç yüce allah'ın beni mağrur bulması da değildir. her şeyin başlangıcında o'nun bana ve diğer meleklerine insanı gösterip secde etmemizi istemesi ve öteki melekler insana secde ederken çok yerinde bir kararla,
-benim insana secde etmemem-
var. beni ateşten yarattıktan sonra, daha değersiz bir malzeme olan çamurdan yapılmış
-insana secde et-
demesi sizce yerinde mi? vicdanınızla söyleyin kardeşlerim? peki, biliyorum, burada hiçbir şeyin aramızda kalmayacağını, o'nun her şeyi işiteceğini ve birgün de sizden hesabını soracağını düşünüp korkuyorsunuz. o zaman size o vicdanı niye verdi diye sormuyorum, korkmakta haklısınız, diyorum ve bu sorumu ve ateş-çamur ayrıntısını unutuyorum. ama hiç unutmayacağım, evet gururla hatırlayacağım bir şey var:
-ben insana secde etmedim.-
oysa yeni frenk üstatları, şimdi tam bunu yapıyorlar. beylerin, papazların, zengin tüccarların ve hatta kadınların bile gözlerinin rengi, tenlerinin dokusunu, dudaklarının benzersiz kıvrımını, göğüslerinin arasındaki güzel gölgeye, alınlarındaki kırışıklara, parmaklarındaki yüzüklere, hatta kulaklarından fışkıran iğrenç kıllara kadar her şeyi olduğu gibi resmedip göstermekle yetinmiyorlar, sanki insan secde edilecek bir yaratıkmış gibi onları resimlerinin tam merkezine yerleştirip bu resimleri tapılacak put gibi duvarlara asıyorlar. insan, gölgesi bile bütün ayrıntısıyla resmedilecek kadar önemli bir mahluk mudur? bir sokaktaki evler insanın gözünün yanlışlıkla gördüğü gibi gitgide küçülüyormuş gibi resmedilirse alemin merkezine allah değil, insan yerleştirilmiş olmaz mı? bunları her şeye muktedir yüce allah daha iyi bilir. ama, insana secde etmeyi reddetmiş, bu yüzden ne acılar, ne yalnızlıklar çekmiş, bu yüzden allah'ın gözünden düşmüş, küfürler edilmiş olan benim, bu resimlerin fikrini verdiğimi ileri sürmenin ne kadar saçma olduğu anlaşılmıştır sanıyorum. bazı mollaların yazdığı, bazı vaizlerin söylediği gibi, bütün çocukların benim yüzümden otuz bir çektiğine, herkesi benim osurttuğuma inanmak bile daha mantıklıdır.
bu konuda son bir şey daha söylemek istiyorum, ama sözüm kafası kendine gösterme hevesleri, şehvet ve para düşkünlüğü ve abuk sabuk tutkuları yüzünden her zaman bulanık olan insanlara değil! sınırsız aklıyla beni yüce allah anlar ancak: meleklerini insana secde ettirerek onlara mağrur olmayı sen öğretmedin mi? şimdi de senin meleklerinden öğrendikleri şeyleri kendileri yapıyor, kendi kendilerine secde edip kendilerini alemin merkezine yerleştiriyorlar. herkes, senin en sadık kulların bile, frenk üstatlarının tarzında resmedilmek istiyor. bu kendine hayranlığın sonucu, yakında seni unutmaları olacak, bunu kendimi bilir gibi biliyorum. üstelik, seni unutmalarının bütün suçunu yine bana atacaklar.
bütün bunlara sanıldığı kadar aldırmadığımı nasıl anlatabilirim size? tabii ki yüzlerce yıldır acımasızca, taşlanmama, küfürlere, lanetlere, beddualara rağmen sağ salim ayakta durduğumu göstererek. kıyamete kadar yaşam iznimi bana ulu allah'ın verdiğini, bana olur olmaz küfür eden öfkeli ve yüzeysel düşmanlarım hatırlasalar hepimizin işi kolaylaşırdı. onların ise, allah'tan alabildikleri ömür altmış yetmiş yılı ancak geçer. bari kahve içerek bunu uzatmaya çalışın, desem, aman şeytan böyle istiyorsa tam tersini yapayım diye bazılarının hiç kahve içmeyeceğini ya da baş aşağı dikilip kıçına kahve döktürmeye çalışacağını da biliyorum.
gülmeyin. düşüncelerin içeriği değil, biçimi önemlidir. nakkaşın ne resmettiği değil, üslubu. ama bunların da hiç belli olmaması gerekir. son olarak bir aşk hikayesi anlatacaktım, geç olmuş. beni bu gece seslendiren üstat meddah, yarın değil, öbür gün, çarşamba gecesi duvara bir kadın resmi astığında bu aşk hikayesini tatlı diliyle seslendirmeye söz verdi.
--- alıntı ---
okumayanlara.. hatırlamak isteyenler için..
[[alıntı]]
orhan pamuk'un benim adım kırmızı isimli kitabında geçen enfes bölüm.
--- alıntı ---
-ben şeytan-
zeytinyağında kızarmış kırmızı biberin kokusunu, şafak vakti durgun denize yağan yağmurları, açık pencerenin kenarında bir an bir kadının belirişini, sessizlikleri, düşünmeyi ve sabrı severim. kendime inanırım ve çoğu zaman benim hakkımda söylenenlere aldırmam. ama bu akşam, bu kahvehaneye nakkaş ve hattat kardeşlerimi bazı dedikodular, yalanlar, söyletiler yüzünden uyarmaya geldim.
elbette, ben söyledim diye tam tersine inanmaya hazır olduğunuzu biliyorum. ama benim söylediğimin tam tersinin her zaman doğru olmadığını sezecek kadar da akıllı ve kanmasanız da söylediğim her şeye ilgi duyacak kadar da hassassınız. kuran-ı kerim'de elli kere geçen adımın, en çok anılan adlardan biri olduğunu bilirsiniz.
peki, allah'ın kitabından, kuran-ı kerim'den başlayalım. orada hakkımda söylenenlerin hepsi doğrudur. bunu söylerken bir alçakgönüllülük ettiğim bilinsin isterim. çünkü bir de üslup meselesi var. kuran-ı kerim'in beni aşağılayışı bana hep acı verdi. bu acı benim hayat tarzımdır. bunu tartışmıyorum.
evet, biz meleklerin gözleri önünde allah insanı yarattı. sonra bizden ona secde etmemizi istedi. evet, araf suresinde yazıldığı gibi bütün melekler secde ederken ben itiraz ettim. adem'in çamurdan, benim ise, çok daha üstün bir madde olduğunu hepinizin bildiği ateşten yaratıldığımı hatırlattım. insana secde etmedim. allah da beni “mağrur” buldu.
“cennet'ten in,” dedi. orada büyüklük taslamak senin haddin değil.“
"kıyamete, ölüler dirilene kadar yaşamama izin ver,” dedim.
verdi. ben de, bütün bu sürede ona secde etmediğim için cezalandırılmama sebep olan adem'in soyunu, yoldan çıkaracağımı söyledim. o da, yoldan çıkardıklarımı cehenneme'e yollayacağını söyledi. bunları karşılıklı yapmaya devam ettiğimizi biliyorsunuz. bu konuda ekleyecek çok fazla bir şeyim yok.
bazıları, o sırada yüce allah ile aramızda bi anlaşma yapılmış olduğunu ileri sürdüler. bu mantığa göre, ben yüce allah'a kullarını sınamak için yardımcı oluyor, onların aklını çelmeye çalışıyordum. iyiler iyi karar verip yoldan çıkmıyor, kötüler nefislerine yenik düşüp günah işliyor, cehennem'i de boyluyorlardı. herkes cennet'e gidecekse kimse korkutulamayacağı, dünya ve devlet işleri yalnız iyilikle yürütülemeyeceği ve alemde iyilik kadar kötülük, sevap kadar günah da gerekli olduğu için yaptığım çok önemliydi. allah'ın düzeninin benim sayemde ve yüce allah'ın (niye kıyamete kadar yaşamam için bana süre vermişti?) izniyle gerçekleştiği halde, benim “kötü” olmam, hakkımın hiçbir zaman teslim edilmemesi benim gizli acımdı. benim hasabıma bu mantığı sonuna kadar götüren hallacı mansur, veya meşhur imam gazali'nin kardeşi ahmet gazzali gibiler, demek ki, allah'ın izni ve isteğiyle yapıldığına göre, aslına benim işlettiğim günahların da, allah'ın istediği şeyler olduğu, iyi ile kötü olmadığı, çünkü her şeyin allah'tan geldiğini, hatta benim de allah'ın bir parçası olduğumu yazıp söylemeye kadar vardırmışlardır işi.
bu akılsızların bazıları, haklı olarak, kitaplarıyla birlikte yakılıp öldürülmüşlerdir. çünkü, tabii ki, iyi ve kötü vardır, bu ikisi arasında bir sınır çizmek hepimizin işidir, ben -haşa- allah değilim ve bu saçmalıkları da bu akılsızların kafasına ben sokmadım, onlar kendileri düşündüler.
bu da beni ikinci itirazıma getiriyor: alemdeki bütün kötülüklerin, ve günahların kaynağı ben değilim. pek çok insan benim kışkırtmam, kandırmam, vesveselendirmem olmadan kendi hırsları, şehvetleri, iradesizlikleri, alçaklıkları ve çoğunlukla da aptallıkları yüzünden günah işliyorlar. bazı okumuş yazmış mutasavvıfların, beni bütün kötülüklerden arındırma gayretleri ne kadar saçmaysa, her kötülüğün benden çıktığını sanmak da kuran-ı kerim'e o kadar aykırı. müşterisini kazıklayıp çürük elmayı hileyle satan her manavı, yalan söyleyen her çocuğu, her dalkavukluk edeni, edepsiz hayaller gören her ihtiyarı, otuz bir çeken her oğlanı ben kandırmıyorum. hatta, yüce allah, bu son ikisinde beni anmalarına yol açacak bir kötülük bile bulamaz. elbette vahim günahlar işlensin diye çok uğraşıyorum, ama ağzı açık esneyenleri, hapşıranları, hatta osuranları da benim kandırdığımı yazıyor bazı hocalar. beni hiç anlamadıkları anlamına geliyor bunlar.
anlamasınlar, sen de onları daha kolay kandırırsın, diyebilirsiniz. doğru. ama benim de bir gururum olduğunu, zaten yüce allah ile aramı bunun açtığını hatırlatmam gerekir. her kılığa kolaylıkla girebildiğim, özellikle şehvet uyandıran güzel kadın olarak dini bütünlerin yoluna çıktığım on binlerce cilt kitapta kaç kere yazıldığı halde, buradaki nakkaş kardeşlerim beni niye hala yüzü et benleriyle kaplı, eciş bucüş, boynuzlu ve kuyruklu bir korkunç mahluk gibi çizdiklerini açıklayabilirler mi?
asıl konumuza böylece geldik: nakış. istanbul sokaklarını dolduran ve sizleri daha sonra üzmesin diye adını anmayacağım bir vaizin kışkırttığı bir kalabalık, makam ile ezan okumanın, tekkelere toplanıp kucak kucağa zikredip çalgı eşliğinde kendinden geçmenin allah'ın sözüne aykırı olduğunu söylüyormuş. bu vaizden ve kalabalığından korkan aramızdan bazı nakkaşlar, frenk usüllerince nakşetmenin benim işim olduğunu söylüyorlarmış, işittim. bana yüzlerce yılda sayısız iftira edildi. hiçbiri hakikatten bu kadar uzak değildi.
her şeyin başına dönelim. herkes havva'ya yasak meyveden yedirmeme takıldığı için bu başlangıcı unutuyor. hayır, başlangıç yüce allah'ın beni mağrur bulması da değildir. her şeyin başlangıcında o'nun bana ve diğer meleklerine insanı gösterip secde etmemizi istemesi ve öteki melekler insana secde ederken çok yerinde bir kararla,
-benim insana secde etmemem-
var. beni ateşten yarattıktan sonra, daha değersiz bir malzeme olan çamurdan yapılmış
-insana secde et-
demesi sizce yerinde mi? vicdanınızla söyleyin kardeşlerim? peki, biliyorum, burada hiçbir şeyin aramızda kalmayacağını, o'nun her şeyi işiteceğini ve birgün de sizden hesabını soracağını düşünüp korkuyorsunuz. o zaman size o vicdanı niye verdi diye sormuyorum, korkmakta haklısınız, diyorum ve bu sorumu ve ateş-çamur ayrıntısını unutuyorum. ama hiç unutmayacağım, evet gururla hatırlayacağım bir şey var:
-ben insana secde etmedim.-
oysa yeni frenk üstatları, şimdi tam bunu yapıyorlar. beylerin, papazların, zengin tüccarların ve hatta kadınların bile gözlerinin rengi, tenlerinin dokusunu, dudaklarının benzersiz kıvrımını, göğüslerinin arasındaki güzel gölgeye, alınlarındaki kırışıklara, parmaklarındaki yüzüklere, hatta kulaklarından fışkıran iğrenç kıllara kadar her şeyi olduğu gibi resmedip göstermekle yetinmiyorlar, sanki insan secde edilecek bir yaratıkmış gibi onları resimlerinin tam merkezine yerleştirip bu resimleri tapılacak put gibi duvarlara asıyorlar. insan, gölgesi bile bütün ayrıntısıyla resmedilecek kadar önemli bir mahluk mudur? bir sokaktaki evler insanın gözünün yanlışlıkla gördüğü gibi gitgide küçülüyormuş gibi resmedilirse alemin merkezine allah değil, insan yerleştirilmiş olmaz mı? bunları her şeye muktedir yüce allah daha iyi bilir. ama, insana secde etmeyi reddetmiş, bu yüzden ne acılar, ne yalnızlıklar çekmiş, bu yüzden allah'ın gözünden düşmüş, küfürler edilmiş olan benim, bu resimlerin fikrini verdiğimi ileri sürmenin ne kadar saçma olduğu anlaşılmıştır sanıyorum. bazı mollaların yazdığı, bazı vaizlerin söylediği gibi, bütün çocukların benim yüzümden otuz bir çektiğine, herkesi benim osurttuğuma inanmak bile daha mantıklıdır.
bu konuda son bir şey daha söylemek istiyorum, ama sözüm kafası kendine gösterme hevesleri, şehvet ve para düşkünlüğü ve abuk sabuk tutkuları yüzünden her zaman bulanık olan insanlara değil! sınırsız aklıyla beni yüce allah anlar ancak: meleklerini insana secde ettirerek onlara mağrur olmayı sen öğretmedin mi? şimdi de senin meleklerinden öğrendikleri şeyleri kendileri yapıyor, kendi kendilerine secde edip kendilerini alemin merkezine yerleştiriyorlar. herkes, senin en sadık kulların bile, frenk üstatlarının tarzında resmedilmek istiyor. bu kendine hayranlığın sonucu, yakında seni unutmaları olacak, bunu kendimi bilir gibi biliyorum. üstelik, seni unutmalarının bütün suçunu yine bana atacaklar.
bütün bunlara sanıldığı kadar aldırmadığımı nasıl anlatabilirim size? tabii ki yüzlerce yıldır acımasızca, taşlanmama, küfürlere, lanetlere, beddualara rağmen sağ salim ayakta durduğumu göstererek. kıyamete kadar yaşam iznimi bana ulu allah'ın verdiğini, bana olur olmaz küfür eden öfkeli ve yüzeysel düşmanlarım hatırlasalar hepimizin işi kolaylaşırdı. onların ise, allah'tan alabildikleri ömür altmış yetmiş yılı ancak geçer. bari kahve içerek bunu uzatmaya çalışın, desem, aman şeytan böyle istiyorsa tam tersini yapayım diye bazılarının hiç kahve içmeyeceğini ya da baş aşağı dikilip kıçına kahve döktürmeye çalışacağını da biliyorum.
gülmeyin. düşüncelerin içeriği değil, biçimi önemlidir. nakkaşın ne resmettiği değil, üslubu. ama bunların da hiç belli olmaması gerekir. son olarak bir aşk hikayesi anlatacaktım, geç olmuş. beni bu gece seslendiren üstat meddah, yarın değil, öbür gün, çarşamba gecesi duvara bir kadın resmi astığında bu aşk hikayesini tatlı diliyle seslendirmeye söz verdi.
--- alıntı ---
devamını gör...
marketlerdeki en cazip reyon
çikolata reyonu. büyüleyici bir etkisi var. renkler içinde kendini kaybedip şeker gibi çıkıyorsun. bir de ülkemizde fiyatları uçuk olmasa daha da tatlı olurdu.
devamını gör...
lego
herhangi bir parçasına çıplak ayakla basıldığında boyutuna oranla yaşattığı acı tarif edilemez olan oyuncak.
devamını gör...
küresel üçgen
bir küresel yüzey üzerinde bulunan, iç açıları toplamı 180 dereceden büyük, 540 dereceden küçük olan üçgen.

görselin linki
görselin linki
devamını gör...
ustalık gerektiren kafaya takmama sanatı
--- alıntı ---
ben sonuca aşıktım, sahnedeki görüntüme, haykıran insanlara, sallanan bedenime, yüreğimdeki her şeyi söylediğim şarkıya dökmeye; ama sürece aşık değildim. bu nedenle de art arda başarısız oldum.
--- alıntı ------ alıntı ---
bir probleme takılıp kalırsanız, oturup da düşünmeyin, üzerinde çalışmaya başlayın. ne yaptığınızı bilmeseniz bile, sadece üzerinde çalıştığınız için zamanla doğru fikirler aklınıza gelecektir
--- alıntı ---
ben sonuca aşıktım, sahnedeki görüntüme, haykıran insanlara, sallanan bedenime, yüreğimdeki her şeyi söylediğim şarkıya dökmeye; ama sürece aşık değildim. bu nedenle de art arda başarısız oldum.
--- alıntı ------ alıntı ---
bir probleme takılıp kalırsanız, oturup da düşünmeyin, üzerinde çalışmaya başlayın. ne yaptığınızı bilmeseniz bile, sadece üzerinde çalıştığınız için zamanla doğru fikirler aklınıza gelecektir
--- alıntı ---
devamını gör...
(tematik)
kızılbaş
afganistan tarihi boyunca kızılbaşlar önemli rol oynamışlardır. kırmızı başlıkları nedeniyle kızılbaş olarak anılmalarının yanı sıra aynı zamanda tāj-e ḥaydar ( haydarın tacı ) olarak bilinirler. nadir şah tarafından getirilen kızılbaşlar abdur rahman han dönemine kadar ülke yönetiminde etkili pozisyonlarda yer almışlardır.
kızılbaşların yönetimdeki etkinliği gerek pashtun gerek ise tacikler tarafından hoş karşılanmamıştır. kızılbaşlar pek çok defa toplu katliamların hedefi olmuştur. sivil savaş döneminde ve sivil savaş sonrasında tacikler tarafından katledilmişlerdir. yine pashtun ağırlıklı olan taliban'ın şii müslümanlara yönelik olan katliamlarında on binlerce hazaralar ve kızılbas öldürülmüştür. diğer şii etnik gruplar gibi kızılbaşlar katliamlardan kaçabilmek için ülkeyi terketmişlerdir. afganistan'da yeni yönetimle birlikte pek çok kızılbash ülkeye geri dönmüştür.
bugün afganistan'da sayıları tam bilinmemekle birlikte iki yüz bine yakın kızılbaş olduğu tahmin edilmektedir. kızılbaşlar eğitime verdikleri önemle ve ticaret alanındaki etkinlikleriyle bilinirler.
afganistan kızılbaşları bayāt, shahseven, ansarlu, shaaghasi, shāmlu, afshār soylarından gelir. kabil, herat, logar, mezar-ı sharif ve kandahar bölgelerinde kızılbaş aşiretlerine rastlanır.
afganistan'ın yanı sıra iran, pakistan, suriye, lübnan, bulgaristan, türkiye gibi ülkelerde kızılbaş aşiretleri bulunmaktadır.
kızılbaşların yönetimdeki etkinliği gerek pashtun gerek ise tacikler tarafından hoş karşılanmamıştır. kızılbaşlar pek çok defa toplu katliamların hedefi olmuştur. sivil savaş döneminde ve sivil savaş sonrasında tacikler tarafından katledilmişlerdir. yine pashtun ağırlıklı olan taliban'ın şii müslümanlara yönelik olan katliamlarında on binlerce hazaralar ve kızılbas öldürülmüştür. diğer şii etnik gruplar gibi kızılbaşlar katliamlardan kaçabilmek için ülkeyi terketmişlerdir. afganistan'da yeni yönetimle birlikte pek çok kızılbash ülkeye geri dönmüştür.
bugün afganistan'da sayıları tam bilinmemekle birlikte iki yüz bine yakın kızılbaş olduğu tahmin edilmektedir. kızılbaşlar eğitime verdikleri önemle ve ticaret alanındaki etkinlikleriyle bilinirler.
afganistan kızılbaşları bayāt, shahseven, ansarlu, shaaghasi, shāmlu, afshār soylarından gelir. kabil, herat, logar, mezar-ı sharif ve kandahar bölgelerinde kızılbaş aşiretlerine rastlanır.
afganistan'ın yanı sıra iran, pakistan, suriye, lübnan, bulgaristan, türkiye gibi ülkelerde kızılbaş aşiretleri bulunmaktadır.
devamını gör...
barış akarsu
trafik belası sebebiyle aramızdan erken ayrılmış iyi insan.nurlar içinde yatsın.
devamını gör...
5 mart 2021 deniz kuvvetlerinde gözaltı
hakkaten ordu'da asker kaldımı?
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
bugün rabia aradı dershaneden olan, aramız bozuktu hallettik. sonra seni sordu adını hatırlayamadım ama barıştınız siz değil mi dedi ben de hayır dedim. nasıl ya dedi ben barışırsınız sanıyordum dedi. ben de öyle sanıyordum. allasen biz nasıl kabullendik ayrı olmayı?
devamını gör...
uzak mesafe ilişkisi
zordur.
astral seyahatler için fazlaca yaş aldım......
astral seyahatler için fazlaca yaş aldım......
devamını gör...
yazarlar şu an ışınlanacak olsa ışınlanacakları yer
özlediğim insanların yanına ışınlanırdım.
devamını gör...
dogville
intikam, kibir, ahlak ve güç zehirlenmesi gibi kavramları hem açıklık hem de üstü kapalılıkla çok etkileyici şekilde anlatan bir lars von trier filmi.
karamazov kardeşler eserinde ne demiş fyodor mihayloviç dostoyevski: "satanas sum et nihil humanum a me alienum puto." yani, "ben şeytanım ve insana ait hiçbir şeyi kendime yabancı bulmuyorum." bu filmde de bunu çok güzel gösteriyor bize von trier. filmde oyunculuklar o kadar harika ki, filmin 3 saat boyunca sadece kapalı küçük bir alanda çekilmesini hiç umursamıyorsunuz. hatta, mekan kavramına önem verilmemesi, oyunculukları daha da ön plana taşımış sanki. ne diyebiliriz, tüm dünya bir sahnedir aslında...
sevgili okuyucular! insana yalnızca insan eziyet ediyor. insanın şeytanı yine bir insandır.
hele hele, filmde şöyle bir cümle geçiyor ki beni alnımdan vurulmuşa döndürdü. buyrunuz;
"kimsenin, hiç kimsenin senin yüksek ahlaki değerlerine erişemeyeceginden o kadar eminsin ki herkesi bağışlıyorsun. bundan daha kibir dolu bir davranış olamaz. sevgili kızım başkalarını affetmek için bulduğun bahaneleri kendin için asla kullanamazsın."
karamazov kardeşler eserinde ne demiş fyodor mihayloviç dostoyevski: "satanas sum et nihil humanum a me alienum puto." yani, "ben şeytanım ve insana ait hiçbir şeyi kendime yabancı bulmuyorum." bu filmde de bunu çok güzel gösteriyor bize von trier. filmde oyunculuklar o kadar harika ki, filmin 3 saat boyunca sadece kapalı küçük bir alanda çekilmesini hiç umursamıyorsunuz. hatta, mekan kavramına önem verilmemesi, oyunculukları daha da ön plana taşımış sanki. ne diyebiliriz, tüm dünya bir sahnedir aslında...
sevgili okuyucular! insana yalnızca insan eziyet ediyor. insanın şeytanı yine bir insandır.
hele hele, filmde şöyle bir cümle geçiyor ki beni alnımdan vurulmuşa döndürdü. buyrunuz;
"kimsenin, hiç kimsenin senin yüksek ahlaki değerlerine erişemeyeceginden o kadar eminsin ki herkesi bağışlıyorsun. bundan daha kibir dolu bir davranış olamaz. sevgili kızım başkalarını affetmek için bulduğun bahaneleri kendin için asla kullanamazsın."
devamını gör...
yazarların en çok para harcadığı şeyler
kitaplarım. hiç acımam, aç yatar, yine de alırım o kitapları.
devamını gör...
üretici zıkkım yesin aracı yüzde bin kazansın zihniyeti
çiftçinin mağdur olmasındaki ana sebeptir.
devamını gör...
akp'li özlem zengin'e çıplak arama tepkisi
şu başlığı açmak niyetindeydim, açıldığını görünce çok mutlu oldum.
türkiyede herkes tarafından olduğu bilinen ama baştakilerin ısrarla inkar ettiği durum. tabi halk da kör ve sağır taklidi yapıyor bu olaya.
çıplak arama insanı alçaltan, aşağılayan, insan onurunu ayaklar altına alan bir hak ihlalidir.
bunu yaparak cezaevlerindeki insanlara psikolojik ve fiziksel şiddet uyguluyorlar.
hatta okuduğum haberde bir kadına jandarmaların önünde çıplak arama yapıp otur kalk hareketleri yaptırmışlar, jandarma utanıp arkasını dönmüş.
daha duymadığımız neler neler oluyordur allah bilir.
bu bir zulümdür arkadaşlar, hiçbir şekilde bahanesi olamaz.
umarım bu başlık üstte kalır.
türkiyede herkes tarafından olduğu bilinen ama baştakilerin ısrarla inkar ettiği durum. tabi halk da kör ve sağır taklidi yapıyor bu olaya.
çıplak arama insanı alçaltan, aşağılayan, insan onurunu ayaklar altına alan bir hak ihlalidir.
bunu yaparak cezaevlerindeki insanlara psikolojik ve fiziksel şiddet uyguluyorlar.
hatta okuduğum haberde bir kadına jandarmaların önünde çıplak arama yapıp otur kalk hareketleri yaptırmışlar, jandarma utanıp arkasını dönmüş.
daha duymadığımız neler neler oluyordur allah bilir.
bu bir zulümdür arkadaşlar, hiçbir şekilde bahanesi olamaz.
umarım bu başlık üstte kalır.
devamını gör...
amalgam diş dolgusu
gümüş tozu, civa ve kalay metallerinin karışımı ile elde edilen, kolay işlenip şekillendirilen, çok kısa sürede kullanıma hazır hale gelen, uzun ömürlü diş dolgu malzemesidir. özellikle civanın sağlık üzerine olumsuz etkileri düşünülerek ab ülkelerinde belli yaş altı gruplar ve hamilelerde kullanımı yasaklanmıştır.
ülkemizde dr. suat arusan kullanımının karşısında duran uzmanlardan biridir. gerek kullanımı sırasında, gerekse ömrünü tamamladığında dişten sökümü esnasında zerrecikler halinde vücuda alınan civanın, mide ve bağırsağa yerleştiğini, hamilelikte fetusa geçtiğini, yıllarca vücuttan atılamadığını, kullanımının yasaklanması gerektiğini savunmaktadır.
ülkemizde dr. suat arusan kullanımının karşısında duran uzmanlardan biridir. gerek kullanımı sırasında, gerekse ömrünü tamamladığında dişten sökümü esnasında zerrecikler halinde vücuda alınan civanın, mide ve bağırsağa yerleştiğini, hamilelikte fetusa geçtiğini, yıllarca vücuttan atılamadığını, kullanımının yasaklanması gerektiğini savunmaktadır.
devamını gör...