sergei alexandrovich yesenin
hiçliğin içine doğmak, şüphesiz yesenin hakkında tek bir şey söyleyecek olsam söyleyebileceğim şey bu olurdu. şiirlerinde doğanın canlılığını, acıyı ve zaman zaman insanın ruhuna çöken karanlığı öyle güzel ifade etmiştir ki onun dizelerinden okuyunca acı bile insanın boğazına bir taş gibi oturmadan su gibi akıp gider. eleştiri barındıran pek çok şiiri de mevcut ama pek azı dilimize çevrilmiş. bendler'da dile getirdiği üzere yurt sevgisi ona hep derin bir acı vermiştir. genç yaşında kendini asarak intihar etmiştir ve ölmeden önce yakın dostu olan mayakovski'ye kendi kanıyla yazdığı bir veda şiiri bırakmıştır. şiirde vadedilen buluşma ise yesenin'in intiharından beş yıl sonra mayakovski'nin kendini vurmasıyla gerçekleşir. içindeki boşluğa rağmen görmeye değecek bir güzelliği aramak ve sonunda kendi kendine yenilmek, bazen bütün mesele bundan ibarettir.
--- alıntı ---
kara adam
murdar bir kitapta gezdiriyor parmağını
ve yüzüme mırıldanıyor burnundan
ölünün başucunda bir rahip gibi
bildiriyor bana yaşamını
bir düzenbazın, sefihin,
acıyı ve dehşeti yığıyor ruhuma
--- alıntı ---
(bkz: hooligan's confession)
(bkz: prayer for the first forty days of the dead)
(bkz: the birch tree)
(bkz: ı don't pity, don't call, don't cry)
(bkz: the scarlet of the dawn)
--- alıntı ---
kara adam
murdar bir kitapta gezdiriyor parmağını
ve yüzüme mırıldanıyor burnundan
ölünün başucunda bir rahip gibi
bildiriyor bana yaşamını
bir düzenbazın, sefihin,
acıyı ve dehşeti yığıyor ruhuma
--- alıntı ---
(bkz: hooligan's confession)
(bkz: prayer for the first forty days of the dead)
(bkz: the birch tree)
(bkz: ı don't pity, don't call, don't cry)
(bkz: the scarlet of the dawn)
devamını gör...
anormal sözlük haber ajansı
limon locasına yakın kaynaklardan alınan haberlere göre; kafa sözlük’ün usta yazarlarına transfer teklifleri yapılacakmış.
transferin ilk sırasında sözlüğün en sevilen yazarlarından biri olan ateist kaplumbağa yer alıyor.
senelerden beri "radyo açalım" tekliflerine sıcak bakmayan limon locası şimdilerde “neden olmasın, reklam da alıp para kazanırız, yazar maaşları aylardan beri ödenmiyor” diyerek radyo hazırlıklarına başlamış.
limon locasından adının açıklanmasını istemeyen birinden aldığımız bilgilere göre; basın özgürlüğünün sonuna kadar savunucusu olan ateist kamplumbağa’ya yeni kurulacak radyo ve youtube kanalının başına geçmesi için teklif götürülecekmiş.
limon locası, kafa sözlük’te henüz keşfedilmemiş esketit
psy active
sofmusic
spirito libero
japon 35
güneş
lodos86
zümrüd-ü anka
hadibakalım
gorgeous
revolutionary girl utena
ne zaman kactı tren gibi değerli yazarlara gözünü dikmiş.
haber kaynağımıza göre una nocte
01 var dahası yok
robnaja
blackeyes gibi yazarlara transfer ücreti “yoldaş ne veriyorsa 3 katı” denecekmiş.
daddy
kuzguncuktaki vişne
uzat sarı saçlarını rapunzel
tutankamonun laneti’nin hayran sayıları giderek arttığından “bunları alan sözlüğü de alır” denmiş.
limon locasının kafa sözlük’ün usta fotoğrafçılardan mahlassızım #483972,
tenturdiyot #454331,
küçük bir zebellah #486963,
evernevergreen #458603,
köylü yazardan ironiler #479672,
herseyeaydım #393081,
sirma #331446 ile birebir görüşme yapacağı kulislerde konuşulmuş.
ölmedim ama hafif sürünüyorum’a “editörlük değil sana moderatörlük yakışır, öl de ölelim vur de vuralım, trolleri limoncu sözlüğünden atalım” diye gaz verilecekmiş.
la luna ve kimsesizlerinkimiraikkonen gibi ressamların sergi masrafları da karşılanacakmış.
neden ünlü olduğu bilinmeyen ünlü’ye ise “bize gelirsen dünya çapında ünlenirsin” denileceğine dair bazı şifreli mesajlar bulunmuş.
turab'a transfer teklifi yapılırken “sen bizde olsan yüzlerce takipçin olurdu, gel bize, geniş kitlelere sesini duyur, kıymetini biz biliriz” denilecekmiş.
ne zaman kactı tren ile relax da transfer listesinde yer alıyormuş.
trabzonspor fenerbahçe maçı #499940 tanımı ile fenerbahçelilerin dikkatini çeken galapagoslu iguana’nın limoncu sözlüğünde spor muhabirliğine getirilmesi gündemdeymiş.
son günlerde sözlükte göremediğimiz gulliver, twilight sparkle, modernist primat, aristokrates gibi yazarlara ise “bize gelin en az 100 beğeni garanti, bizzat ben favlarım sizi” diyen elçileri de unutmamak lazım.
kafa sözlük’teki son günlerde bazı yazarların ayrılmasının nedeninin ise mart ayında kedilerin dama çıkması yüzünden olduğu anlaşıldı.
kedisever olarak bilinen bu yazarlar kedilerinin peşinden dama çıkınca “aşk tesadüfleri sever” misali hoş tanışmalar olmuş.
haliyle kendileri de damda kalmaya karar vermişler. *
ne diyelim “mart’ta aşk başkadır”.
basın kanunu'nun 12. maddesine göre “süreli yayın sahibi, sorumlu müdür ve eser sahibi, bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz.”
haber kaynaklarımızın gizliliği konusunda aihm büyük dairenin 14.9.2010 tarihli "sanoma-hollanda" kararının da olduğunu vurgularız.
yazarlarımızın kaleminin satılık olmadığına ve transfer tekliflerini ret edeceklerine dair inancımız tam.
“dolduruşa gelmem dolmuşa binmem” diyenler şu şarkıyla limon locasına cevap verecektir.
bu arada yoldaş benjamin franklin’in 8 mart dünya kadınlar günü nedeniyle kafa store’da kadın yazarlara büyük indirimler yapmasına yönelik sözlük içi istekler artmakta.
cinsiyet ayrımcılığı olmaması için bu indirimin tüm yazarları kapsaması da istenmekte.
“bazı ilkeler vardır bunlardan bir tanesi hayat soğansa, portakal kokla ilkesidir”.
flash flash…haberimiz yayına girerken “ben kafa sözlük’ten bir yere gitmem” diyen ateist kaplumbağa’nın 7 siyah transporterdan oluşan limon locasına ait olduğu iddia edilen bir grup tarafından kaçırıldığını öğrenmiş bulunmaktayız.
“özgür basın susturulamaz” diye yazıyordum ki çevremi beyaz toros, siyah tansporter ve swat çakması sırtlan sürüsü sardı. bana biraz müsaade...
transferin ilk sırasında sözlüğün en sevilen yazarlarından biri olan ateist kaplumbağa yer alıyor.
senelerden beri "radyo açalım" tekliflerine sıcak bakmayan limon locası şimdilerde “neden olmasın, reklam da alıp para kazanırız, yazar maaşları aylardan beri ödenmiyor” diyerek radyo hazırlıklarına başlamış.
limon locasından adının açıklanmasını istemeyen birinden aldığımız bilgilere göre; basın özgürlüğünün sonuna kadar savunucusu olan ateist kamplumbağa’ya yeni kurulacak radyo ve youtube kanalının başına geçmesi için teklif götürülecekmiş.
limon locası, kafa sözlük’te henüz keşfedilmemiş esketit
psy active
sofmusic
spirito libero
japon 35
güneş
lodos86
zümrüd-ü anka
hadibakalım
gorgeous
revolutionary girl utena
ne zaman kactı tren gibi değerli yazarlara gözünü dikmiş.
haber kaynağımıza göre una nocte
01 var dahası yok
robnaja
blackeyes gibi yazarlara transfer ücreti “yoldaş ne veriyorsa 3 katı” denecekmiş.
daddy
kuzguncuktaki vişne
uzat sarı saçlarını rapunzel
tutankamonun laneti’nin hayran sayıları giderek arttığından “bunları alan sözlüğü de alır” denmiş.
limon locasının kafa sözlük’ün usta fotoğrafçılardan mahlassızım #483972,
tenturdiyot #454331,
küçük bir zebellah #486963,
evernevergreen #458603,
köylü yazardan ironiler #479672,
herseyeaydım #393081,
sirma #331446 ile birebir görüşme yapacağı kulislerde konuşulmuş.
ölmedim ama hafif sürünüyorum’a “editörlük değil sana moderatörlük yakışır, öl de ölelim vur de vuralım, trolleri limoncu sözlüğünden atalım” diye gaz verilecekmiş.
la luna ve kimsesizlerinkimiraikkonen gibi ressamların sergi masrafları da karşılanacakmış.
neden ünlü olduğu bilinmeyen ünlü’ye ise “bize gelirsen dünya çapında ünlenirsin” denileceğine dair bazı şifreli mesajlar bulunmuş.
turab'a transfer teklifi yapılırken “sen bizde olsan yüzlerce takipçin olurdu, gel bize, geniş kitlelere sesini duyur, kıymetini biz biliriz” denilecekmiş.
ne zaman kactı tren ile relax da transfer listesinde yer alıyormuş.
trabzonspor fenerbahçe maçı #499940 tanımı ile fenerbahçelilerin dikkatini çeken galapagoslu iguana’nın limoncu sözlüğünde spor muhabirliğine getirilmesi gündemdeymiş.
son günlerde sözlükte göremediğimiz gulliver, twilight sparkle, modernist primat, aristokrates gibi yazarlara ise “bize gelin en az 100 beğeni garanti, bizzat ben favlarım sizi” diyen elçileri de unutmamak lazım.
kafa sözlük’teki son günlerde bazı yazarların ayrılmasının nedeninin ise mart ayında kedilerin dama çıkması yüzünden olduğu anlaşıldı.
kedisever olarak bilinen bu yazarlar kedilerinin peşinden dama çıkınca “aşk tesadüfleri sever” misali hoş tanışmalar olmuş.
haliyle kendileri de damda kalmaya karar vermişler. *
ne diyelim “mart’ta aşk başkadır”.
basın kanunu'nun 12. maddesine göre “süreli yayın sahibi, sorumlu müdür ve eser sahibi, bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz.”
haber kaynaklarımızın gizliliği konusunda aihm büyük dairenin 14.9.2010 tarihli "sanoma-hollanda" kararının da olduğunu vurgularız.
yazarlarımızın kaleminin satılık olmadığına ve transfer tekliflerini ret edeceklerine dair inancımız tam.
“dolduruşa gelmem dolmuşa binmem” diyenler şu şarkıyla limon locasına cevap verecektir.
bu arada yoldaş benjamin franklin’in 8 mart dünya kadınlar günü nedeniyle kafa store’da kadın yazarlara büyük indirimler yapmasına yönelik sözlük içi istekler artmakta.
cinsiyet ayrımcılığı olmaması için bu indirimin tüm yazarları kapsaması da istenmekte.
“bazı ilkeler vardır bunlardan bir tanesi hayat soğansa, portakal kokla ilkesidir”.
flash flash…haberimiz yayına girerken “ben kafa sözlük’ten bir yere gitmem” diyen ateist kaplumbağa’nın 7 siyah transporterdan oluşan limon locasına ait olduğu iddia edilen bir grup tarafından kaçırıldığını öğrenmiş bulunmaktayız.
“özgür basın susturulamaz” diye yazıyordum ki çevremi beyaz toros, siyah tansporter ve swat çakması sırtlan sürüsü sardı. bana biraz müsaade...
devamını gör...
sabah kedi olarak uyanılsa yapılacak ilk şey
artık evin küçük efendisi olarak tüm kontrolün bende olduğu bilinciyle ve ben uyanıksam kimse uyuyamaz mantığıyla, uyayan sahibimin uykusunu yüzünde zıplamak suretiyle bozmak sonra onu sevgiyle karışık bir biçimde azcık hırpalamak , o baskın gelirse kaçıp onu iyice dellendirmek.e haliyle görev tamamlandığı için mutlu mesut kahvaltımı yapıp , ardından temizlenip tekrar huzur içinde uykuya dalmak.
devamını gör...
güneş ülkesi
"avrupa 16. yüzyılın başında 30 yıl süren köylü ayaklanmalarıyla çalkalandı durdu. 13. ve 14. yüzyılların başkaldırılarını 15. ve 16. yüzyılların şanlı ayaklanmaları takip etti. tahtlar yıkılmış, komüncü devletler kurulmuştu, cephelerde kızıl bayraklar görünmüştü ama bu başkaldırıların tamamı kanla bastırıldı. işte campanellanın güneş ülkesi, yüzyıllar süren bu ayaklanmaların manifestosudur..."
diyor kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında. kitabı en iyi anlatan cümleler bunlar sanırım. ben de bu incelememde bu cümlelere ek olarak kitapta dikkatimi çeken noktaları, bu noktalarla ilgili ve kitabın kendisiyle ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
öncelikle kitabın yazarı olan campanella ile başlayalım. campanella dominiken koluna bağlı olarak yetişen, yayımladığı kitap yüzünden 27 yıl boyunca hapis yatan bir rahip. o dönemde en masum insanın bile hapse girebiliyor olmasını bir tarafa bırakırsak campanellanın o kadar yıl yatmasının haklı sebepleri var zira kendisi dönemine göre oldukça radikal fikirlere sahip. fakat o dönemin zihniyetinden de tam anlamıyla sıyrılabilmiş değil, böyle düşünmemin sebebini birazdan açıklayacağım.
bu arada baştan söylemeliyim ki kitabın edebi yönü çok güçlü değil, bu durumun başlıca nedeni yazarın edebi bir kaygı taşımaması, yazarın esas amacı kendi fikirlerini okura iletmek. dolayısıyla ben de kitabın edebi yönünden ziyade anlatmak istediği fikirler üzerinde duracağım daha çok.
kitap cenevizli bir kaptan ile bilge bir kişi arasında geçen diyaloglardan oluşuyor. bu diyaloglarda cenevizli kaptan bilgeye güneş ülkesi adı verilen ütopik bir ülkeyi anlatıyor. ülkenin yönetiminden tutun ekonomisine, mimarisine, sosyokültürel özelliklerine, ülkedeki bilim ve teknolojinin durumuna kadar her şey oldukça detaylı bir şekilde okura aktarılıyor. bilime, teknolojiye, tarihe, astrolojiye ve dine (hatta öyle ki ülkeyi yöneten kişinin aynı zamanda din adamı olması şartı aranıyor.) oldukça önem verdiğini görüyoruz güneş ülkelilerin. tabi söz konusu bilim olunca geniş bir perspektif beklememek lazım yazardan, sonuçta kendisi astımın sebebini kanın pıhtılaşmasına bağlıyor. kitabın yayımlandığı dönemi de düşünecek olursak çok da rahatsız olmadım bu durumdan açıkçası. beni asıl rahatsız eden şey güneş ülkelilerin şiddet temelli ve bazı açılardan yobaz bir toplum olmaları. örneğin anneliği bir statü göstergesi olarak görüyorlar mesela, anne olmayanları cezalandırıyorlar. dine çok önem verdiklerinden bahsetmiştim* hatta öyle ki aynı şekilde din düşmanlarını da cezalandırıyorlar. eğer bu ceza ölüm cezası olacaksa önce cezalandırılan kişinin kendisini öldürmesini istiyorlar, kabul etmezse topluca taşlayarak öldürüyorlar. ayrıca kadın ve erkek bazı alanlarda beraber çalışsa bile bazı alanların kadına uygun olmadığını düşünüyorlar. tabi bunlar kitabın beni rahatsız eden kısımları. köleliğin olmaması, iş alımı yapılırken kişinin ahlaki özelliklerine de bakılması, çocukların eğilimlerine göre meslek seçimi gibi dönemine göre oldukça radikal fikirleri de var yazarın.
tüm bunları değerlendirirsek kitabın okunabilir nitelikte bir ütopya olduğunu söyleyebiliriz ama yüzyıllar önce yazıldığını da unutmayın.
diyor kitabın arka kapağındaki tanıtım yazısında. kitabı en iyi anlatan cümleler bunlar sanırım. ben de bu incelememde bu cümlelere ek olarak kitapta dikkatimi çeken noktaları, bu noktalarla ilgili ve kitabın kendisiyle ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum.
öncelikle kitabın yazarı olan campanella ile başlayalım. campanella dominiken koluna bağlı olarak yetişen, yayımladığı kitap yüzünden 27 yıl boyunca hapis yatan bir rahip. o dönemde en masum insanın bile hapse girebiliyor olmasını bir tarafa bırakırsak campanellanın o kadar yıl yatmasının haklı sebepleri var zira kendisi dönemine göre oldukça radikal fikirlere sahip. fakat o dönemin zihniyetinden de tam anlamıyla sıyrılabilmiş değil, böyle düşünmemin sebebini birazdan açıklayacağım.
bu arada baştan söylemeliyim ki kitabın edebi yönü çok güçlü değil, bu durumun başlıca nedeni yazarın edebi bir kaygı taşımaması, yazarın esas amacı kendi fikirlerini okura iletmek. dolayısıyla ben de kitabın edebi yönünden ziyade anlatmak istediği fikirler üzerinde duracağım daha çok.
kitap cenevizli bir kaptan ile bilge bir kişi arasında geçen diyaloglardan oluşuyor. bu diyaloglarda cenevizli kaptan bilgeye güneş ülkesi adı verilen ütopik bir ülkeyi anlatıyor. ülkenin yönetiminden tutun ekonomisine, mimarisine, sosyokültürel özelliklerine, ülkedeki bilim ve teknolojinin durumuna kadar her şey oldukça detaylı bir şekilde okura aktarılıyor. bilime, teknolojiye, tarihe, astrolojiye ve dine (hatta öyle ki ülkeyi yöneten kişinin aynı zamanda din adamı olması şartı aranıyor.) oldukça önem verdiğini görüyoruz güneş ülkelilerin. tabi söz konusu bilim olunca geniş bir perspektif beklememek lazım yazardan, sonuçta kendisi astımın sebebini kanın pıhtılaşmasına bağlıyor. kitabın yayımlandığı dönemi de düşünecek olursak çok da rahatsız olmadım bu durumdan açıkçası. beni asıl rahatsız eden şey güneş ülkelilerin şiddet temelli ve bazı açılardan yobaz bir toplum olmaları. örneğin anneliği bir statü göstergesi olarak görüyorlar mesela, anne olmayanları cezalandırıyorlar. dine çok önem verdiklerinden bahsetmiştim* hatta öyle ki aynı şekilde din düşmanlarını da cezalandırıyorlar. eğer bu ceza ölüm cezası olacaksa önce cezalandırılan kişinin kendisini öldürmesini istiyorlar, kabul etmezse topluca taşlayarak öldürüyorlar. ayrıca kadın ve erkek bazı alanlarda beraber çalışsa bile bazı alanların kadına uygun olmadığını düşünüyorlar. tabi bunlar kitabın beni rahatsız eden kısımları. köleliğin olmaması, iş alımı yapılırken kişinin ahlaki özelliklerine de bakılması, çocukların eğilimlerine göre meslek seçimi gibi dönemine göre oldukça radikal fikirleri de var yazarın.
tüm bunları değerlendirirsek kitabın okunabilir nitelikte bir ütopya olduğunu söyleyebiliriz ama yüzyıllar önce yazıldığını da unutmayın.
devamını gör...
pisi balığı
vücut üstten ve alttan yassılaşmıştır. gözler vücudun sağ tarafında olup, gözlerin bulunduğu sırt yeşilimsi veya sarımsı kahverengi lekelerle kaplıdır. sırt yüzgeci başta gözden, kuyruk yüzgeci kaidesine kadar devam eder, kuyruk yüzgeciyle birleşmez. üst kısmının rengi esmer, kısmen kahverengi, koyu noktalı, alt tarafı ise beyazdır. vücut küçük pullarla kaplıdır. yan çizgi gözün bulunduğu tarafta göğüs yüzgeci etrafında kıvrımlıdır. sırt ve anüs yüzgeçleri kuyruk yüzgecine ulaşmaz.
devamını gör...
entryi okumadan başlığa yazan yazar
çokluğuyla şaşırtan insan grubu. ya kendi söyleyeceklerini aşırı derecede önemsedikleri, başkalarının fikirlerini zerre kadar umursamadıkları ya da okumaktan kaçtıkları için yapıyorlar bunu genelde. başka nedenler de vardır illa ki.
bununla ilgili bir deney yapılmıştı. bir link paylaşmışlardı. linkte insanların okumadan, sadece başlıklara bakarak yorum yapma huyu eleştiriliyordu. başlık ise bunu kanıtlamak amacıyla tamamen alakasız ve dikkat çekici başka bir konu hakkındaydı. linkin altındaki yorumların çoğu başlıkla alakalıydı ve bunları yazanların linke tıklamadıkları ve tam da bu durumun eleştirildiğini okumadıkları son derece açıktı. ne yazık ki böyle kötü bir eğilimi var insanların. okumaktan kaçma sorunumuz çok yüksek oranlarda. hoş, okuduğunu anlayan yüzdesi de çok parlakk değil de, neyse...
bununla ilgili bir deney yapılmıştı. bir link paylaşmışlardı. linkte insanların okumadan, sadece başlıklara bakarak yorum yapma huyu eleştiriliyordu. başlık ise bunu kanıtlamak amacıyla tamamen alakasız ve dikkat çekici başka bir konu hakkındaydı. linkin altındaki yorumların çoğu başlıkla alakalıydı ve bunları yazanların linke tıklamadıkları ve tam da bu durumun eleştirildiğini okumadıkları son derece açıktı. ne yazık ki böyle kötü bir eğilimi var insanların. okumaktan kaçma sorunumuz çok yüksek oranlarda. hoş, okuduğunu anlayan yüzdesi de çok parlakk değil de, neyse...
devamını gör...
küçükken doğru bildiğimiz yanlışlar
herhangi bir meyvenin çekirdiğini yanlışlıkla yuttuğumda içimde büyüyüp filizlenecek sanırdım. kulağımdan, ağzımdan, burnumdan fışkıracak olan dallarla hayatın çok zor olacağını düşünüp korkardım. *
devamını gör...
hayata dair gülümseten detaylar
tramvayların çok kalabalık olduğu özellikle erkeklerin çok fazla olduğu bi saat vardır ya, işte o saatte tramvaya bindiğim bi gün birinin * yanına oturmuştum.
uyukluyor gibi duruyordu, ben de telefona bakıyordum. telefona daldığımı fark edince durağımı kaçırmışımdır düşüncesiyle aniden sıçradım.
o da sıçramamla uyandı, kaçırdın mı dedi ben de yok şimdi inicem dedim ama önümde aşmam gereken bi erkek yığını vardı. abi öfledi püfledi, anlam veremedim. sonra bi anda ayağa kalkıp önümdeki erkeklere tek tek kardeşim bi şöyle gelsene sen diyerek bana yol açtı, ilk başta ben de diğerleri de nolduğunu anlamadık.
indiğimde hem arkada kaldığı için hem de şaşırdığım için teşekkür bile edemedim.
çok mutlu olmuştum, çünkü tam da o sıra ben burdan kimseye temas etmeden nasıl geçerim diye kara kara düşünüyordum.
eve giderken yol boyu yüzümde kocaman bir tebessümle yürüdüm.
uyukluyor gibi duruyordu, ben de telefona bakıyordum. telefona daldığımı fark edince durağımı kaçırmışımdır düşüncesiyle aniden sıçradım.
o da sıçramamla uyandı, kaçırdın mı dedi ben de yok şimdi inicem dedim ama önümde aşmam gereken bi erkek yığını vardı. abi öfledi püfledi, anlam veremedim. sonra bi anda ayağa kalkıp önümdeki erkeklere tek tek kardeşim bi şöyle gelsene sen diyerek bana yol açtı, ilk başta ben de diğerleri de nolduğunu anlamadık.
indiğimde hem arkada kaldığı için hem de şaşırdığım için teşekkür bile edemedim.
çok mutlu olmuştum, çünkü tam da o sıra ben burdan kimseye temas etmeden nasıl geçerim diye kara kara düşünüyordum.
eve giderken yol boyu yüzümde kocaman bir tebessümle yürüdüm.
devamını gör...
çocuklarla girilen komik diyaloglar
son zamanlarda kızım * benim bebekliğime takmış vaziyette.
-babacım sen bebekken bana ne diyodun biliyo musun?
+ne diyordum kızım?
-abla diyodun. çünkü ben senden büyüktüm sen bebekken.
birlikte alışverişten geliyoruz ellerim çanta dolu.
-babacım çok yoruldum kucağıma* alır mısın?
+alamam kızım ellerim dolu.
-ama sen bebekken ben hep seni kucağında taşıyodum.
bir gün kahvaltı yapıyoruz.
- babacım ben peynir yemek istemiyorum. sevmiyorum peynir.
+ama peynir yemezsen büyüyemezsin, kemiklerin güçsüz olur.
- sen bebekken sevmediğin bi şeyi yemen için zorlamadım ben seni.
cevaplara bak. sen büyüdükçe napıcam ben böyle.
-babacım sen bebekken bana ne diyodun biliyo musun?
+ne diyordum kızım?
-abla diyodun. çünkü ben senden büyüktüm sen bebekken.
birlikte alışverişten geliyoruz ellerim çanta dolu.
-babacım çok yoruldum kucağıma* alır mısın?
+alamam kızım ellerim dolu.
-ama sen bebekken ben hep seni kucağında taşıyodum.
bir gün kahvaltı yapıyoruz.
- babacım ben peynir yemek istemiyorum. sevmiyorum peynir.
+ama peynir yemezsen büyüyemezsin, kemiklerin güçsüz olur.
- sen bebekken sevmediğin bi şeyi yemen için zorlamadım ben seni.
cevaplara bak. sen büyüdükçe napıcam ben böyle.
devamını gör...
hemofili
aslında hemofili a, b ve c olmak üzere 3 türü bulunan hastalık.
sanırım c türü pek bilinmiyor.
zaten hastalığın %85'i a türünde görülüyormuş.
bir yerimiz çizildiğinde, kesildiğinde pıhtılaşmadan önce vücut ilk olarak bölgeye yama yapmaya çalışır. bir çeşit kan hücresi olan kan pulcukları bölgeye toplanır. platelet veya trombosit olarak da adlandırılan bu hücreler akyuvar ve alyuvarlar göre çok daha küçüktür. olgun alyuvarlar gibi çekirdeksizdir. yan yana dizilen bu hücrelerin yaması yetersiz kalırsa bu sefer pıhtılaşma devreye girer.
pıhtılaşma kompleks bir süreçtir. bu süreçte kalsiyum iyonları, k vitamini, kan pulcukları, karaciğer proteinleri ve çeşitli pıhtılaşma faktörleri görev alır. en sonunda fibrinojen, fibrine ve de pıhtıya dönüşür. kanama durur. kesik çok büyükse zaten pıhtılaşma da işe yaramayacaktır.
işte bu pıhtılaşma sürecinde gerekli olan bazı faktörler genlerimizin kontrolünde üretilir. mutasyonlar sonucu genlerin şifresi değişirse bu faktörleri üretemeyiz.
hemofili a faktör vııı,
hemofili b faktör ıx eksikliğinden kaynaklanır. bu iki faktörün de üretiminden sorumlu genler x kromozomu üzerinde çekinik olarak aktarıldığı için bu hastalıklar erkeklerde daha sık ortaya çıkar. klasik kırmızı-yeşil renk körlüğü kalıtımında olduğu gibi. (bkz: renk körlüğü) ve #509097
ancak,
hemofili c de durum oldukça farklıdır. hemofili c'nin sebebi faktör xı eksikliğidir. bu duruma da 4. kromozom üzerinde bulunan bir genin mutasyonu sebep olur. 1-22 arası kromozomlar otozomaldır. cinsiyete bağlı değildir. bu yüzden hemofili c'nin dişi ve erkeklerde ortaya çıkma ihtimali eşittir. ancak çok nadir görülen bir durumdur.
sanırım c türü pek bilinmiyor.
zaten hastalığın %85'i a türünde görülüyormuş.
bir yerimiz çizildiğinde, kesildiğinde pıhtılaşmadan önce vücut ilk olarak bölgeye yama yapmaya çalışır. bir çeşit kan hücresi olan kan pulcukları bölgeye toplanır. platelet veya trombosit olarak da adlandırılan bu hücreler akyuvar ve alyuvarlar göre çok daha küçüktür. olgun alyuvarlar gibi çekirdeksizdir. yan yana dizilen bu hücrelerin yaması yetersiz kalırsa bu sefer pıhtılaşma devreye girer.
pıhtılaşma kompleks bir süreçtir. bu süreçte kalsiyum iyonları, k vitamini, kan pulcukları, karaciğer proteinleri ve çeşitli pıhtılaşma faktörleri görev alır. en sonunda fibrinojen, fibrine ve de pıhtıya dönüşür. kanama durur. kesik çok büyükse zaten pıhtılaşma da işe yaramayacaktır.
işte bu pıhtılaşma sürecinde gerekli olan bazı faktörler genlerimizin kontrolünde üretilir. mutasyonlar sonucu genlerin şifresi değişirse bu faktörleri üretemeyiz.
hemofili a faktör vııı,
hemofili b faktör ıx eksikliğinden kaynaklanır. bu iki faktörün de üretiminden sorumlu genler x kromozomu üzerinde çekinik olarak aktarıldığı için bu hastalıklar erkeklerde daha sık ortaya çıkar. klasik kırmızı-yeşil renk körlüğü kalıtımında olduğu gibi. (bkz: renk körlüğü) ve #509097
ancak,
hemofili c de durum oldukça farklıdır. hemofili c'nin sebebi faktör xı eksikliğidir. bu duruma da 4. kromozom üzerinde bulunan bir genin mutasyonu sebep olur. 1-22 arası kromozomlar otozomaldır. cinsiyete bağlı değildir. bu yüzden hemofili c'nin dişi ve erkeklerde ortaya çıkma ihtimali eşittir. ancak çok nadir görülen bir durumdur.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
hep geceleri bu tanıma yolum düşüyor. çok mu dertliyim, yoksa küçük şeyleri büyütüp kendine dert edinen bir yapım mı var, bilmiyorum. acaba hangisi daha iyi? yalanlarla yaşayıp mutlu olmak mı, yoksa gerçeklerle yüzleşip acı çekmek mi? galiba ben hep gerçeklerle yaşamayı seçiyorum, yalanlar o kadar gerçekten uzak ki kandıramıyor beni.. kanamıyorum artık yalanlara.. ne kadar acı da olsa gerçekler daha cazip geliyor. gözlerim açılıyor, kanıyor, ama yalanlarla yaşayıp bir gün gerçeklerin farkına vardığımda hissettiğim hayalkırıklığı kadar acı vermiyor..
devamını gör...
normal sözlük - koruncuk vakfı yılbaşı hediye ve yardım etkinliği
gözümden bir damla yaş akıtan başlıktır.
iki sigara parasına bir çocuğu mutlu edebileceğimizi gösterir bize.
iki sigara parasına bir çocuğu mutlu edebileceğimizi gösterir bize.
devamını gör...
son feci mars
totosu yamuk bir nickaltı girdisi için adeta ayaklarıma yapışan ders sarhoşu yazar. ölümlere yatarım da, baş eğmem zindanlara.
eğitim sisteminin bizim gençlere yaramadığını bir kez daha şahsımın gözleri önüne sermiştir. ne bu yani? teeeh.
bu entry için heba edilen internet miktarı faturaya 0.12328767123 kuruş şeklinde yansıyacağından, bana para borcu olduğunu da hatırlatıp öyle kapatayım. borçluluk şiarını altıncı biralar karşısında haykıracaktır. mafya korosu eşliğinde. bize harcatılan kuruşlar işte böyle canlanır çiçek açar.
eğitim sisteminin bizim gençlere yaramadığını bir kez daha şahsımın gözleri önüne sermiştir. ne bu yani? teeeh.
bu entry için heba edilen internet miktarı faturaya 0.12328767123 kuruş şeklinde yansıyacağından, bana para borcu olduğunu da hatırlatıp öyle kapatayım. borçluluk şiarını altıncı biralar karşısında haykıracaktır. mafya korosu eşliğinde. bize harcatılan kuruşlar işte böyle canlanır çiçek açar.
devamını gör...
yaşlı olmak
unesco'nun şöyle bir yaşlı tarifi bulunmaktadır :
bir insan konfor alanının dışına çıkamıyorsa, yeni şeyler öğrenemiyorsa, şaşırmıyorsa ve çoğu şeyi bildiğini düşünüyorsa, merak etmiyorsa, keşfetmiyorsa, geçmişte, anılarında yaşıyor ve sürekli eskiyi tekrar ediyorsa yaşlıdır.
yani yaşlı ve ihtiyar olmak yaşla ilgili değil, biraz da mantalite sorunu gibi duruyor.
bir insan konfor alanının dışına çıkamıyorsa, yeni şeyler öğrenemiyorsa, şaşırmıyorsa ve çoğu şeyi bildiğini düşünüyorsa, merak etmiyorsa, keşfetmiyorsa, geçmişte, anılarında yaşıyor ve sürekli eskiyi tekrar ediyorsa yaşlıdır.
yani yaşlı ve ihtiyar olmak yaşla ilgili değil, biraz da mantalite sorunu gibi duruyor.
devamını gör...
dolar 30 lira olsa da türk lirası olan kazanır
bu biraz bana abartı geldi.
devamını gör...
uğur mumcu
türkiyede araştırmacı gazeteciliği hakkı ile yapan 24 ocak 'ta arabasına konan bir bomba ile haince öldürülen cumhuriyet gazetesi yazarı.
ilk okudugum kitabı sakıncalı piyade olmalı. askerlik zamanlarında orduda solcu olduğu için yaşadığı zorlukları komik bir şeklide anlatır.
tekrar tekrar okunması gereken türkiye' nın erken kaybettiği değeri.
ilk okudugum kitabı sakıncalı piyade olmalı. askerlik zamanlarında orduda solcu olduğu için yaşadığı zorlukları komik bir şeklide anlatır.
tekrar tekrar okunması gereken türkiye' nın erken kaybettiği değeri.
devamını gör...
kız çocuk istemeyen erkek
hem erkek, hem kız çocuğum var, allah herkesin evladını bağışlasın.
elli tane erkeğe bedeldir kız çocuk, erkek çocuk kapıyı sana açtığında yüzüne değil elinde ne var ona bakar, kız çocuk öylemi ! kapıyı açtığında sana bakar yüzüne bakar gözleri güler.
yani asla kız çocuk gibi vefalı değildir erkekler.
elli tane erkeğe bedeldir kız çocuk, erkek çocuk kapıyı sana açtığında yüzüne değil elinde ne var ona bakar, kız çocuk öylemi ! kapıyı açtığında sana bakar yüzüne bakar gözleri güler.
yani asla kız çocuk gibi vefalı değildir erkekler.
devamını gör...
rüya
aslında çok değerli bir özgürlüğümüz. kesinlikle şahsi ve biricik; başka birine bazı ayrıntılarını anlatsak bile asla aynı rüyayı deneyimleyemez, kimse başkasının rüyasına girip karışamaz. ben rüya gördüğümde genellikle çok huzurlu hissediyorum. her zaman güzel şeyler görmesem de o rüyanın sadece benim oluşu ve kimsenin burnunu sokamayacağı bir yer oluşu iyi geliyor. yalnızlıktan hoşlanmamın da bu durumda bir etkisi var muhakkak.
ama bir şirket veya devlet (herhangi bir otorite), rüyalara müdahale edebiliyor olsaydı nasıl olurdu? mesela philip k. dick'in 1969 yılında yazdığı galaktik çömlek tamircisi adlı kitapta tasvir edilen gelecekte herkes aynı rüyayı görmek zorunda. kitaptan, sadece mekanizmanın ne olduğu ve nasıl işlediği ile ilgili bir kısmı paylaştım aşağıda, gördüğü rüya kısmını da koymadım. hikayeyle ilgili önemli bir sürprizbozan yok ama siz bilirsiniz yine de.
--! spoiler !--
yatıp dört saat uyumaya karar verdi. saat yediydi; saatin alarmını on bire kurabilirdi.
doğru düğmeye bastığında duvardan kayan bir yatak odanın neredeyse tümünü kapladı. az önceki oturma odası şimdi yatak odası olmuştu. yatağın saat mekanizmasını dört saate kurdu, daracık yatağın izin verdiği ölçüde kendine rahat bir pozisyon buldu. mümkün olan en derin uyku halini hızlı ve güçlü bir biçimde harekete geçiren düğmeyi el yordamıyla buldu.
cihazdan bir vızıltı geldi.
lanet olası rüya devresi, dedi kendi kendine, bu kadar erken vakitte bunu kullanmak zorunda mıyım? birden fırlayıp kalktı, yatağın yanındaki çekmeceyi açtı ve kullanma kılavuzunu çıkardı. evet, yatak her kullanıldığında zorunlu rüya şarttı... elbette, eğer seks kolunu indirmezse. öyle yapayım bari, diye düşündü. kendi kendine, "makineye bir dişiyle birlikte olacağımı söyleyeceğim," dedi.
bir kez daha yatağa uzandı, uyku düğmesini etkinleştirdi.
"ağırlığınız yetmiş kilo," dedi yatak. "şu an üzerimde uzanan ağırlık tam olarak bu kadar. yani şu an bir cinsel birleşme yaşamıyorsunuz." mekanizma uyku düğmesini açmasını geçersiz kıldı ve aynı zamanda yatak ısınmaya başladı. yatağın içindeki ısı bobinleri joe'nun altında göstere göstere parladı.
öfkeli yatakla tartışamazdı. böylece uyku-rüya etkileşimini açtı ve kaderine razı olarak gözlerini kapadı.
hemen uykuya daldı; her zaman böyle olurdu. mekanizma kusursuzdu. rüya, yani o sırada dünyanın her yerinde uyumakta olan herkesin gördüğü rüya başladı.
herkes için tek rüya ama neyse ki her gece değişiyordu.
neşeli bir rüya sesi, "merhaba," dedi, "bu akşamki rüya reg baker tarafından yazıldı. adı, derin izler bırakan anılar. unutmayın dostlar, rüya fikirlerinizi gönderin ve büyük para ödülleri kazanın! eğer rüyanız kullanılırsa, masraflarının tümünün tarafımızdan karşılanacağı bir dünya dışı seyahat kazanacaksınız, üstelik dilediğiniz herhangi bir yöne."
rüya başladı.
--! spoiler !--
ama bir şirket veya devlet (herhangi bir otorite), rüyalara müdahale edebiliyor olsaydı nasıl olurdu? mesela philip k. dick'in 1969 yılında yazdığı galaktik çömlek tamircisi adlı kitapta tasvir edilen gelecekte herkes aynı rüyayı görmek zorunda. kitaptan, sadece mekanizmanın ne olduğu ve nasıl işlediği ile ilgili bir kısmı paylaştım aşağıda, gördüğü rüya kısmını da koymadım. hikayeyle ilgili önemli bir sürprizbozan yok ama siz bilirsiniz yine de.
--! spoiler !--
yatıp dört saat uyumaya karar verdi. saat yediydi; saatin alarmını on bire kurabilirdi.
doğru düğmeye bastığında duvardan kayan bir yatak odanın neredeyse tümünü kapladı. az önceki oturma odası şimdi yatak odası olmuştu. yatağın saat mekanizmasını dört saate kurdu, daracık yatağın izin verdiği ölçüde kendine rahat bir pozisyon buldu. mümkün olan en derin uyku halini hızlı ve güçlü bir biçimde harekete geçiren düğmeyi el yordamıyla buldu.
cihazdan bir vızıltı geldi.
lanet olası rüya devresi, dedi kendi kendine, bu kadar erken vakitte bunu kullanmak zorunda mıyım? birden fırlayıp kalktı, yatağın yanındaki çekmeceyi açtı ve kullanma kılavuzunu çıkardı. evet, yatak her kullanıldığında zorunlu rüya şarttı... elbette, eğer seks kolunu indirmezse. öyle yapayım bari, diye düşündü. kendi kendine, "makineye bir dişiyle birlikte olacağımı söyleyeceğim," dedi.
bir kez daha yatağa uzandı, uyku düğmesini etkinleştirdi.
"ağırlığınız yetmiş kilo," dedi yatak. "şu an üzerimde uzanan ağırlık tam olarak bu kadar. yani şu an bir cinsel birleşme yaşamıyorsunuz." mekanizma uyku düğmesini açmasını geçersiz kıldı ve aynı zamanda yatak ısınmaya başladı. yatağın içindeki ısı bobinleri joe'nun altında göstere göstere parladı.
öfkeli yatakla tartışamazdı. böylece uyku-rüya etkileşimini açtı ve kaderine razı olarak gözlerini kapadı.
hemen uykuya daldı; her zaman böyle olurdu. mekanizma kusursuzdu. rüya, yani o sırada dünyanın her yerinde uyumakta olan herkesin gördüğü rüya başladı.
herkes için tek rüya ama neyse ki her gece değişiyordu.
neşeli bir rüya sesi, "merhaba," dedi, "bu akşamki rüya reg baker tarafından yazıldı. adı, derin izler bırakan anılar. unutmayın dostlar, rüya fikirlerinizi gönderin ve büyük para ödülleri kazanın! eğer rüyanız kullanılırsa, masraflarının tümünün tarafımızdan karşılanacağı bir dünya dışı seyahat kazanacaksınız, üstelik dilediğiniz herhangi bir yöne."
rüya başladı.
--! spoiler !--
devamını gör...
m83
adını messier 83 adlı galaksiden alan fransız synt-pop, electronic rock müzik grubu. 1999 yılında grubu kuran anthony gonzalez ve nicolas fromageau ikilisi 2004 yılında yollarını ayırmış ve kendi başlarına yollarına devam etmiştir.
grubun kurucu üyesi anthony gonzalez, fransız futbolcu laurent robuschi'nin torunudur. ailesi onun da futbolcu olmasını çok istemiş ama 14 yaşında geçirdiği sakatlıktan sonra futbolu bırakmış, ailesi ona bir gitar almış ve bambaşka bir kariyere yelken açmıştır. belki de böylesi daha iyi olmuştur. kendi açımdan yaptıkları müziği şöyle değerlendirmek isterim. uzay mekiğim yörüngeye oturmayıp da sonsuz uzay boşluğuna savrulurken, rezervlerim tükenene kadar çalacak şarkı listemde mutlaka aşağıda linkini vereceğim şarkıları da olurdu. ya da video klip insanı öyle bir psikolojiye sokuyor.
grubun kurucu üyesi anthony gonzalez, fransız futbolcu laurent robuschi'nin torunudur. ailesi onun da futbolcu olmasını çok istemiş ama 14 yaşında geçirdiği sakatlıktan sonra futbolu bırakmış, ailesi ona bir gitar almış ve bambaşka bir kariyere yelken açmıştır. belki de böylesi daha iyi olmuştur. kendi açımdan yaptıkları müziği şöyle değerlendirmek isterim. uzay mekiğim yörüngeye oturmayıp da sonsuz uzay boşluğuna savrulurken, rezervlerim tükenene kadar çalacak şarkı listemde mutlaka aşağıda linkini vereceğim şarkıları da olurdu. ya da video klip insanı öyle bir psikolojiye sokuyor.
devamını gör...
ayrılık konuşması yapmak
seviyorsanız ve karşıdaki kişinin iyiliği için yapıyorsanız bile sizi iyi görmeyecektir. o vicdan boru gibi gene bize girecektir. zor, çok çok zor.
devamını gör...