26 haziran 2021 twitter'ı homofobiklerin basması
buradan ve buradan görülebilecek durumdur.
kanım dondu paylaşılanları okurken.
bir örnek
bir tane daha
merak ediyorum, bu insanlar ne zaman başka insanların hayatlarına karışmamayı öğrenecekler? kimse kimseyi zorla eşcinsel yapmıyor ki arkadaşım, isteyen istediğini sevsin. size ne?
kanım dondu paylaşılanları okurken.
bir örnek
bir tane daha
merak ediyorum, bu insanlar ne zaman başka insanların hayatlarına karışmamayı öğrenecekler? kimse kimseyi zorla eşcinsel yapmıyor ki arkadaşım, isteyen istediğini sevsin. size ne?
devamını gör...
yazarların şu an duymak istediği söz
beyler yarın akşam 10-11 halı saha var alayım mı? dişli bi rakip var bizim mustafa gilin ekip. gören hızlıca yazsın, haber bekliyor mustafa, başkasına soracak yoksa.
devamını gör...
evde civciv beslemiş normal sözlük yazarları
benimdir. kocaman balkonumuz vardı o zamanlar, orada bakıyordum. sonra karga alıp götürmüştü. çok üzülmüştüm.
devamını gör...
bahşılı sefiri
troll bile olamayacak zihniyet..
devamını gör...
bekar sözlük yazarlarını evlendiriyoruz kampanyası
bir dakika... trabzon burması mı? benimle evlenmek isteyenler cv bıraksın aranızdan birini seçeceğim artık.
devamını gör...
bahriye üçok
ilahiyat fakültesi'nde cübbe giyen ve kadının özgürleşmesini savunan ilk kadın öğretim üyesi.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ölümden döndüğü anlar
doğumdan önce, kürtajı kıl payı atlatarak dahil olduğum başlık.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının en sevdiği yazar
yaşar kemal.
devamını gör...
yazarların aile evindeki adı
-o telefonu bir elinden bıraksan her seyi başaracaksın da...(telefonu bırakmadan derece yapmış olmam dışında hiçbir problem yok)
-bi çay koysan içeriz. (semaverim çünkü ben)
-misafir gelse odanı görse ne dicez biz elaleme (sanki eve gelen misafiri benim odamda ağırlıyoruz )
-bi çay koysan içeriz. (semaverim çünkü ben)
-misafir gelse odanı görse ne dicez biz elaleme (sanki eve gelen misafiri benim odamda ağırlıyoruz )
devamını gör...
doğal yaşam ve başkaldırı
henry abi, işin aslına bakarsanız imrenilecek bir adam. kafasına göre takılmış, düşünmüş, düşündüklerini bir güzel kağıda geçirmiş. içini öyle bir dökmüş ki, eleştirdiği sistem ve dahi bu sistem üzerine devlet inşa edenler bile onun hakkını vermek zorunda kalmış. yani tabiri caizse adam sistem denen lağım çukurundaki fareleri bile kendisini alkışlamak zorunda bırakmış. bu kitap o yüzden amerikan edebiyatının en önemli eserlerinden biri sayılıyor. ha tabi adamlara bu noktada şapka çıkarmak lazım. kendi sistemlerinin reddiyesini veren bir adamın itibarını/hakkını bir şekilde teslim ediyorlar. ha bunda henry abinin insanların boş işler için çalıştığı saptamasının da önemi olabilir. bunlar nasıl olsa boş işlerin peşinde koşuyor, bu adamı anlamaları zaten mümkün olmayacak. bize itibar etmeye devam edecekler, bu yüzden iyisi mi adamın hakkını verelim de, demokrasi ve özgürlükler ülkesi martavalımıza rahatça devam edelim demiş olabilirler. dememiş de olabilirler ve ben bunu mabadımdan uyduruyor olabilirim. neticede hasta beşiktaşlı bir adamım, bu işlerden pek anlamam. rosier geldi mi, gelmedi mi ona bakarım. 11 kişinin bir topun peşinden koştuğu sporu izleyen adamdan hayır mı gelir? yalnız hep bunu diyorlar da, orada da bir sıkıntı var; topun peşinden tek takım koşmuyor ki, iki takımda koşuyor. mantık olarak bu sayının 22 olması lazım. hadi kaleciler topun peşinden çok koşmuyor diyelim. en kötü ihtimalle 20 adam topun peşinden koşuyor. orta hakemi de saysak 21 olur mu acaba? uf ya acayip sorunsalmış bu da ha... bu sorunsal lafına da gıcığım ama klavyeme dolandı. allah sizi bildiği gibi yapsın. yapar mı? onu da bilmiyorum. vallahi bizim gibi adamların boş yaptığını betimlerken bile mevzunun içine ediyorlar ya çok kırıcı bir tutum bu. kendilerini kınıyorum hatta kınadım. kın! 21 doğru sayı, doğru sayı 21. buna göre eleştirin bari.
şimdi dünyaya dair her şeyi çözmüş bu zevatın futbol topu ile sorunu vardır ya, hah işte bunlar henry abiyi anlamış gibi yapmaya bayılırlar. ''düzen ve sivil hükümet'' kavramları üzerinden yaptığı tanımlamaları ve aslında onlara direkt indirdiği aparkatları hissetmezler bile. aslında sistem fareliğinin en kemirgen ve tehlikeli tiplemeleri bunlardır. walden gölü güzellemeleri yaparlar ama şatafatlarından, lükslerinden vazgeçmezler. orman mı? manzarası güzeldir. ama beyinleri betonarmiktir. uf yine boş yaptık iyi mi? ah henry abi sen nelere kadirsin yahu. ahmakça hayatlar yaşayanlar, bunu er ya da geç öğrenirler diyorsun da, öğrenmiyorlar. sen öğrendin mi dersen? ben şu ghezzal'ın durumu ne olacak? işin o kısmındayım. kusura bakmayasın. sen şimdi şu zaman diliminin içinde balığı tutuyorsun, kendi sığlığını görüyorsun ya, bizde yok abicim o durumlar. sığlığımızı görürüz ama bu sığlıktan nehirler, çağlayanlar ve gümbürdeyen gök gürültüleri yaratmaya çalışırız. yani onlar çalışır. şu 21 sayısının sırrına mazhar olamayanlar. ama sorsan onların hepsine, senin dediğin gibi, doğdukları gündeki bilgeliğe vakıf değillerdir. ama her haltı bilirler. işte orada da senin hile ve aldanışlar tanımlaman cuk oturuyor aslında. hakikati martavaldan sayıyorlar. yani baktığın zaman ağızlara pelesenk olmuş değerler silsilesi. onlar için fazlası yok. oysa aldatmaya ve aldanmaya öyle bayılıyorlar ki vallahi yeni çağı görsen, değil walden gölüne, direkt marsa tüyerdin benden söylemesi.
sen ki, meyvelerine göz diktiğimiz bir ağacı bile sertçe silkelemememiz gerektiğini salık veriyorsun, bunlar bırak silkmeyi, koparma da bile dünya şampiyonu oldu. neyse böyle böyle bu konu dağılır. hep söylüyorum. beni dağıtmayın! şurada iki satır yazı yazacağız diye ama dinleyen kim! akış falan derken beynimiz jöle kıvamına geliyor sonra böyle saçmalıyoruz işte. neyse bakın bu kitap okunasıdır. 21cilerin okumasını daha bir içten öneririm. ha orijinali daha da okunasıdır zira bizdeki çevirisinde cümleler çoğu yerde öyle bir hale geliyor ki, uzayıp gidiyor tren rayları diye türkü çığırmak istiyorsunuz. yani aslında henry abi bizim çeviriyi okusa, ben burada ne demişim yahu diyebilir. muhtemel bence. ama hakem de koşuyor muydu topun peşinden, ben işin orasında kaldım. koşuyordur herhalde. neyse biz vahşi sayılırız abicim, fanatiklik var bizde. ama senin de dediğin gibi vahşilerin düşünceleri, yalnızlaşmış ve sözde uygarlaşmış insanların düşüncelerinden daha doğrudur. o yüzden ben haklıyım. 21 son kararım...
şimdi dünyaya dair her şeyi çözmüş bu zevatın futbol topu ile sorunu vardır ya, hah işte bunlar henry abiyi anlamış gibi yapmaya bayılırlar. ''düzen ve sivil hükümet'' kavramları üzerinden yaptığı tanımlamaları ve aslında onlara direkt indirdiği aparkatları hissetmezler bile. aslında sistem fareliğinin en kemirgen ve tehlikeli tiplemeleri bunlardır. walden gölü güzellemeleri yaparlar ama şatafatlarından, lükslerinden vazgeçmezler. orman mı? manzarası güzeldir. ama beyinleri betonarmiktir. uf yine boş yaptık iyi mi? ah henry abi sen nelere kadirsin yahu. ahmakça hayatlar yaşayanlar, bunu er ya da geç öğrenirler diyorsun da, öğrenmiyorlar. sen öğrendin mi dersen? ben şu ghezzal'ın durumu ne olacak? işin o kısmındayım. kusura bakmayasın. sen şimdi şu zaman diliminin içinde balığı tutuyorsun, kendi sığlığını görüyorsun ya, bizde yok abicim o durumlar. sığlığımızı görürüz ama bu sığlıktan nehirler, çağlayanlar ve gümbürdeyen gök gürültüleri yaratmaya çalışırız. yani onlar çalışır. şu 21 sayısının sırrına mazhar olamayanlar. ama sorsan onların hepsine, senin dediğin gibi, doğdukları gündeki bilgeliğe vakıf değillerdir. ama her haltı bilirler. işte orada da senin hile ve aldanışlar tanımlaman cuk oturuyor aslında. hakikati martavaldan sayıyorlar. yani baktığın zaman ağızlara pelesenk olmuş değerler silsilesi. onlar için fazlası yok. oysa aldatmaya ve aldanmaya öyle bayılıyorlar ki vallahi yeni çağı görsen, değil walden gölüne, direkt marsa tüyerdin benden söylemesi.
sen ki, meyvelerine göz diktiğimiz bir ağacı bile sertçe silkelemememiz gerektiğini salık veriyorsun, bunlar bırak silkmeyi, koparma da bile dünya şampiyonu oldu. neyse böyle böyle bu konu dağılır. hep söylüyorum. beni dağıtmayın! şurada iki satır yazı yazacağız diye ama dinleyen kim! akış falan derken beynimiz jöle kıvamına geliyor sonra böyle saçmalıyoruz işte. neyse bakın bu kitap okunasıdır. 21cilerin okumasını daha bir içten öneririm. ha orijinali daha da okunasıdır zira bizdeki çevirisinde cümleler çoğu yerde öyle bir hale geliyor ki, uzayıp gidiyor tren rayları diye türkü çığırmak istiyorsunuz. yani aslında henry abi bizim çeviriyi okusa, ben burada ne demişim yahu diyebilir. muhtemel bence. ama hakem de koşuyor muydu topun peşinden, ben işin orasında kaldım. koşuyordur herhalde. neyse biz vahşi sayılırız abicim, fanatiklik var bizde. ama senin de dediğin gibi vahşilerin düşünceleri, yalnızlaşmış ve sözde uygarlaşmış insanların düşüncelerinden daha doğrudur. o yüzden ben haklıyım. 21 son kararım...
devamını gör...
saatleri ayarlama enstitüsü
ahmet hamdi tanpınar'ın türkiye'nin doğu ve batı uygarlıkları arasında bocalayışını eleştirel bir dille alaya aldığı romanıdır. tedavülden kalkmış pek çok kelime içerse de dili akıcıdır. severek okunasıdır.
ben aşktan daima kaçtım. hiç sevmedim. belki bir eksiğim oldu. fakat rahatım. aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. şu veya bu şekilde... fakat daima ödersiniz... hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz...
saat bir vasıta, bir âlettir. tabiî mühim bir âlettir. terakkî saatin tekâmülüyle başlar. insanlar saatlerini ceplerinde gezdirdikleri, onu güneşten ayırdıkları zaman medeniyet en büyük adımını attı. tabiattan koptu. müstakil bir zamanı saymağa başladı. fakat bu kadarı kâfi değil. saat zamandır, bunu düşünmemiz lâzım!
ben aşktan daima kaçtım. hiç sevmedim. belki bir eksiğim oldu. fakat rahatım. aşkın kötü tarafı insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. şu veya bu şekilde... fakat daima ödersiniz... hiçbir şey olmasa, bir insanın hayatına lüzumundan fazla girersiniz ki bundan daha korkunç bir şey olamaz...
saat bir vasıta, bir âlettir. tabiî mühim bir âlettir. terakkî saatin tekâmülüyle başlar. insanlar saatlerini ceplerinde gezdirdikleri, onu güneşten ayırdıkları zaman medeniyet en büyük adımını attı. tabiattan koptu. müstakil bir zamanı saymağa başladı. fakat bu kadarı kâfi değil. saat zamandır, bunu düşünmemiz lâzım!
devamını gör...
bir yakınını kaybetmek
işte sanırım hayatımın en zor şeyi de bu. ilk anneannemi kaybettim küçüktüm o zaman ölüm ne bilmiyorum daha. evde ben ablam ve nenemin iki kardeşi bulunuyordu. haber geldi herkes sustu. ölüm sessizliği işte oydu. o an düşündüm şimdi ben bir daha nenemi göremeyecek miydim yani sonsuza kadar gitmiş miydi? köyde onun bana sobada patates yapışını özlerdim ama. gülen yüzünü bana kürtçe maniler okumasını -anlamasam da çok severdim- bunları özlerdim ama ben.
her şey o yıl başladı ben artık köye gittiğimde hep bir eksiktim.
daha sonra birkaç yıl sonra bu sefer dedemi kaybettik o kadar hızlı oldu ki kimse nasıl oldu hala pek anlayamıyor. kanser denen illet benim çakı gibi delikanlılara taş çıkartan dedemi bulmuştu. bir ay... bir ayda gözümüzün önünde o dağ gibi adam eriyip gitti. o gece çok fırtına vardı ve elektrikler sürekli gidip gelince solunum cihazı doğru düzgün çalışamamış ve dedemi kaybetmiştik. o gece halalarım ortalığı ayağa kaldırmış feryat etmişler. uykum ağırdı ben duymadım. sabah öğrendim. ve bir kez daha eksildim. artık bize tahtadan oyuncaklar yapan, şiirler yazan, hep yanımızda olan dedem gitmişti.
daha sonra en acısı belki de amcam. her şey bu sefer dakikalar hatta saniyeler içinde oldu. oysaki o gün çok güzel başlamıştı. köyde toplanmış bütün sülale gidiyoruz piknik yapmaya. doluştuk traktöre ama nasıl mutluyuz. gitti, eğlendik, buğday yıkadık. amcam aşağıdaki küçük havuza bakacaktı. gitti ve geldiğinde elinde bir arı kuşuyla döndü. ama ne güzel bir kuştu o. böyle rengarenk bir kuş. ama kuş ıslaktı sanki yaşamıyordu. amcam havuzda iki kuş görmüş ve onları kurtarıp sudan çıkarmış. biri zaten çoktan ölmüş. ama biri hala yaşıyordu. koydu güneş alan bir taşa kuşu açtı kanatlarını kurusun diye. hepimiz başındaydık merakla bekliyorduk. biraz yemek verdik kuşa. biraz sonra da kanatlandı ve uçtu. önce teşekkür eder gibi etrafımızda uçuştu biraz sonra da gitti. bir canlının hayatını kurtaran amcam nasıl olmuştu da kendi hayatından olmuştu. daha sonra amcam tarlalara bakacağını söyledi ve yokuştan aşağı inerken onu son kez gördüğümüzü kimse bilmiyordu. keşke diyorum keşke amcama dur deseydim ne bileyim en olmadı bir kere sarılsaydım. sonra amcam kalp krizi geçiriyor. tabii diğer amcam motoruyla ona ulaşıyor bir yandan da ambulansı çağırdık ama köydeyiz öyle hemen gelemez. işte amcam, küçük amcamın kollarında vefat ediyor bir nevi. ambulansta yaşatmaya çalışıyorlar ama çok geç. amcam da son günlerde sol tarafım ağrıyor derdi. o olay olmasaydı birkaç gün sonra hafta başında hastaneye gidecekti. hayat işte... o gün anladım dostlar kötü haber tez yayılır sözü gerçekmiş. babam eve bizi son sürat getirdi. traktörde öyle hızlı geliyorduk ki kimse römorkta ayağa kalkmaya bile yeltenemezdi. biz eve geldik annem, babam ve amcamın eşi hastaneye gittiler. babaannem geldi. garibim öyle hüzünlü öyle şaşkın kalmış ki, anlatamam o anki halini. daha on dakika olmadan bütün köy bizim kapıdaydı biz yeni öğrenmiştik herkes nereden duymuştu böyle. ama işte amcam kurtarılamadı ve ben ilk defa babamın ağladığına şahit olmuştum. amcamın cenazesinde ağlamıştı. babasının cenazesinde ağlamayan adam kendine hakim olan adam bir çocuk gibi ağlıyordu kardeşi için. o zaman ölümün acılığını daha iyi kavradım. herkesin babası kendine koskoca görünür ya benim koskoca babam ağlıyordu. hem de nasıl şiddetli. o gün ben bir kez daha eksildim. artık böyle rakı içip çakırkeyif olunca bize hikayeler anlatan bizi gülmekten kıran, benim en sevdiğim amcam artık yoktu.
ahh dostlar bitti mi dersiniz hayır biter mi hiç hepimiz ölümlüyüz sonuçta işte bu ölüm bu sefer de altı ay sonra babaannemi buldu.
canım nenem önce kocasını sonra oğlunu kaybetmenin acısına ancak o kadar dayanabildi. biz daha şehirdeydik. haberi aldık. bir kez daha yıkıldık. nenemi de uzun zamandır görmüyordum. arada arıyorduk. sesimizi duyunca bir sevinişi var anlatamam. benim gururlu, başı hep dik kendime örnek aldığım, gülüşüyle kanadı kırık kuşları bile uçarabilecek olan nenem de artık yoktu. ben bir kez daha eksilmiştim.
dedemlerin evi de amcamlara kaldı. artık o günden sonra oraya pek gitmez oldum. artık dedemle nenem yok ki oranın neşesi yok. ne zaman gitsem sanki her şeyin boynu bükük. bir hüzünlü her şey onları bekliyor belli.
yazım çok uzun oldu ama yazmasaydım da içimde kalırdı bunlar aslında benim kimseye anlatmadığım şeyler. anlatınca gözlerimin dolmasına engel olamadığım her hatırladığımda bir kere daha ağladığım şeyler.
birini kaybetmek çok zor şey. o yüzden hazır hayattayken sevdiklerinize sarılın onları sevdiğinizi hissettirin. çünkü bir gün çok geç olabilir. benim de hep keşke dediğim tek şey onlara son bir kez sarılabilmek olmuştur.
her şey o yıl başladı ben artık köye gittiğimde hep bir eksiktim.
daha sonra birkaç yıl sonra bu sefer dedemi kaybettik o kadar hızlı oldu ki kimse nasıl oldu hala pek anlayamıyor. kanser denen illet benim çakı gibi delikanlılara taş çıkartan dedemi bulmuştu. bir ay... bir ayda gözümüzün önünde o dağ gibi adam eriyip gitti. o gece çok fırtına vardı ve elektrikler sürekli gidip gelince solunum cihazı doğru düzgün çalışamamış ve dedemi kaybetmiştik. o gece halalarım ortalığı ayağa kaldırmış feryat etmişler. uykum ağırdı ben duymadım. sabah öğrendim. ve bir kez daha eksildim. artık bize tahtadan oyuncaklar yapan, şiirler yazan, hep yanımızda olan dedem gitmişti.
daha sonra en acısı belki de amcam. her şey bu sefer dakikalar hatta saniyeler içinde oldu. oysaki o gün çok güzel başlamıştı. köyde toplanmış bütün sülale gidiyoruz piknik yapmaya. doluştuk traktöre ama nasıl mutluyuz. gitti, eğlendik, buğday yıkadık. amcam aşağıdaki küçük havuza bakacaktı. gitti ve geldiğinde elinde bir arı kuşuyla döndü. ama ne güzel bir kuştu o. böyle rengarenk bir kuş. ama kuş ıslaktı sanki yaşamıyordu. amcam havuzda iki kuş görmüş ve onları kurtarıp sudan çıkarmış. biri zaten çoktan ölmüş. ama biri hala yaşıyordu. koydu güneş alan bir taşa kuşu açtı kanatlarını kurusun diye. hepimiz başındaydık merakla bekliyorduk. biraz yemek verdik kuşa. biraz sonra da kanatlandı ve uçtu. önce teşekkür eder gibi etrafımızda uçuştu biraz sonra da gitti. bir canlının hayatını kurtaran amcam nasıl olmuştu da kendi hayatından olmuştu. daha sonra amcam tarlalara bakacağını söyledi ve yokuştan aşağı inerken onu son kez gördüğümüzü kimse bilmiyordu. keşke diyorum keşke amcama dur deseydim ne bileyim en olmadı bir kere sarılsaydım. sonra amcam kalp krizi geçiriyor. tabii diğer amcam motoruyla ona ulaşıyor bir yandan da ambulansı çağırdık ama köydeyiz öyle hemen gelemez. işte amcam, küçük amcamın kollarında vefat ediyor bir nevi. ambulansta yaşatmaya çalışıyorlar ama çok geç. amcam da son günlerde sol tarafım ağrıyor derdi. o olay olmasaydı birkaç gün sonra hafta başında hastaneye gidecekti. hayat işte... o gün anladım dostlar kötü haber tez yayılır sözü gerçekmiş. babam eve bizi son sürat getirdi. traktörde öyle hızlı geliyorduk ki kimse römorkta ayağa kalkmaya bile yeltenemezdi. biz eve geldik annem, babam ve amcamın eşi hastaneye gittiler. babaannem geldi. garibim öyle hüzünlü öyle şaşkın kalmış ki, anlatamam o anki halini. daha on dakika olmadan bütün köy bizim kapıdaydı biz yeni öğrenmiştik herkes nereden duymuştu böyle. ama işte amcam kurtarılamadı ve ben ilk defa babamın ağladığına şahit olmuştum. amcamın cenazesinde ağlamıştı. babasının cenazesinde ağlamayan adam kendine hakim olan adam bir çocuk gibi ağlıyordu kardeşi için. o zaman ölümün acılığını daha iyi kavradım. herkesin babası kendine koskoca görünür ya benim koskoca babam ağlıyordu. hem de nasıl şiddetli. o gün ben bir kez daha eksildim. artık böyle rakı içip çakırkeyif olunca bize hikayeler anlatan bizi gülmekten kıran, benim en sevdiğim amcam artık yoktu.
ahh dostlar bitti mi dersiniz hayır biter mi hiç hepimiz ölümlüyüz sonuçta işte bu ölüm bu sefer de altı ay sonra babaannemi buldu.
canım nenem önce kocasını sonra oğlunu kaybetmenin acısına ancak o kadar dayanabildi. biz daha şehirdeydik. haberi aldık. bir kez daha yıkıldık. nenemi de uzun zamandır görmüyordum. arada arıyorduk. sesimizi duyunca bir sevinişi var anlatamam. benim gururlu, başı hep dik kendime örnek aldığım, gülüşüyle kanadı kırık kuşları bile uçarabilecek olan nenem de artık yoktu. ben bir kez daha eksilmiştim.
dedemlerin evi de amcamlara kaldı. artık o günden sonra oraya pek gitmez oldum. artık dedemle nenem yok ki oranın neşesi yok. ne zaman gitsem sanki her şeyin boynu bükük. bir hüzünlü her şey onları bekliyor belli.
yazım çok uzun oldu ama yazmasaydım da içimde kalırdı bunlar aslında benim kimseye anlatmadığım şeyler. anlatınca gözlerimin dolmasına engel olamadığım her hatırladığımda bir kere daha ağladığım şeyler.
birini kaybetmek çok zor şey. o yüzden hazır hayattayken sevdiklerinize sarılın onları sevdiğinizi hissettirin. çünkü bir gün çok geç olabilir. benim de hep keşke dediğim tek şey onlara son bir kez sarılabilmek olmuştur.
devamını gör...
yazarların yaşadığı komik olaylar
lisedeki yoklama defterlerini bilirsiniz. ayakta ona bakarken arkadaşım da yanıma oturdu. dengemi kaybedip üstüne doğru düşerken defteri kapatma ihtiyacı duydum nedense. defterin ortasına kafasını sıkıştırmıştım herkes şok tabii.
devamını gör...
sözlük radyosu toplantısı
bir merhaba diyemeden bitti. geç kaldım ama.
devamını gör...
doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
"
.
şimdiyi sorarsanız bana
zamane zamanları sorarsanız
sokaklardan düşlerden
ve aşklardan
emekli olduğumuz
hiç mi hiç
görülmemiştir"*
.
şimdiyi sorarsanız bana
zamane zamanları sorarsanız
sokaklardan düşlerden
ve aşklardan
emekli olduğumuz
hiç mi hiç
görülmemiştir"*
devamını gör...
normal sözlük fenomeni olacağını düşündüğünüz yazarlar
fenomen olmaya ne meraklısınız be kardeşim. bırakın şu egonuzu azcık kenara.
devamını gör...
reaction formation
psikoloji'de tersine çevirme - karşıt tepki duygu durumudur. bir kaygı bozukluğudur.
kabul edilmeyen dürtünün tersine çevirip davranış şekline dökülmesidir.
hoşlandığın birine kötü davranma : sevgi duygusunu karşıtı olan nefret duygusuyla ifade etme. büyük aşklar nefretle doğar sözünün alt metni olabilir. bunun tam tersi çok öfkeli bir çalışan'ın patronu'na çok kibar davranması olarak örneklendirilebilinir. bilinçdışı olarak ortaya çıkan bu durum aslında nevrotik savunma mekanizmasıdır. kişi çok stresli olduğu için duygularını dengeleyemeyeceğini düşündüğünden onu bastırmayı ve kendine bile inkar etmeyi tercih eder. duygusunun tehlikeli olduğunuda düşünebilir. yalnız tersine yarattığı duyguyu fanatikçe savunması aşırıya kaçması okb'nin ortaya çıkmasına neden olabilir.
kabul edilmeyen dürtünün tersine çevirip davranış şekline dökülmesidir.
hoşlandığın birine kötü davranma : sevgi duygusunu karşıtı olan nefret duygusuyla ifade etme. büyük aşklar nefretle doğar sözünün alt metni olabilir. bunun tam tersi çok öfkeli bir çalışan'ın patronu'na çok kibar davranması olarak örneklendirilebilinir. bilinçdışı olarak ortaya çıkan bu durum aslında nevrotik savunma mekanizmasıdır. kişi çok stresli olduğu için duygularını dengeleyemeyeceğini düşündüğünden onu bastırmayı ve kendine bile inkar etmeyi tercih eder. duygusunun tehlikeli olduğunuda düşünebilir. yalnız tersine yarattığı duyguyu fanatikçe savunması aşırıya kaçması okb'nin ortaya çıkmasına neden olabilir.
devamını gör...

