ömür hanımla güz konuşmaları
1983 yılında şükrü erbaş tarafından kaleme alınan her bir cümlesini ezberlemek istediğim güz gibi bir şiir.
öyle çarpıcı cümleler var ki içinde bazen umut bazen de hüzünle doldurur içinizi. daha çok hepimizin hissedip de anlamlandıramadıklarımızı birinin tek kalemde önümüze sermesiyle her cümlesinde kendimizden bir parça bulmanın hazzını yaşatır.
insan anlaşılmak ister, yaşadıklarının hissettiklerinin başkaları tarafından yaşanıp yaşanmadığını , hissedilip hissedilmediğini merak eder. bu şiiri okurken ise 'evet bak o da hissediyor, yalnız değilim' der.
--- alıntı ---
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?
--- alıntı ------ alıntı ---
kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kı-
rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
ve dağınıklığı ile... yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
--- alıntı ---
tamamını dinlemek isterseniz güzel bir fon müziğiyle buradan dinleyebilirsiniz.
öyle çarpıcı cümleler var ki içinde bazen umut bazen de hüzünle doldurur içinizi. daha çok hepimizin hissedip de anlamlandıramadıklarımızı birinin tek kalemde önümüze sermesiyle her cümlesinde kendimizden bir parça bulmanın hazzını yaşatır.
insan anlaşılmak ister, yaşadıklarının hissettiklerinin başkaları tarafından yaşanıp yaşanmadığını , hissedilip hissedilmediğini merak eder. bu şiiri okurken ise 'evet bak o da hissediyor, yalnız değilim' der.
--- alıntı ---
oysa ben bir akşamüstü oturup turuncu bir yangının
eteklerine, yüreği avuçlarımda atan bir can yoldaşıyla
dünyayı ve kendimi tüketmek isterdim. öyle bir tüketmek
ki, sonucu yepyeni bir "ben"e ulaştırırdı beni, kederli dal-
gınlığımdan her döndüğümde...bir ben ki tüm ilişkilerin
perde arkasını görür de gülerdim sessizce yapay ya-
kınlıklarına insanların. kim kimi ne kadar anlayabilir
ömür hanım?
--- alıntı ------ alıntı ---
kimseler görmedi ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim.
içimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş
ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim
olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına,
ben geçtim...yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir
saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde,
ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. beni cam kı-
rıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
ve dağınıklığı ile... yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
--- alıntı ---
tamamını dinlemek isterseniz güzel bir fon müziğiyle buradan dinleyebilirsiniz.
devamını gör...
bulamayacaksın yeni denizler
constantino kavafis’in her zaman içime dokunan muhteşem şiiri kent’in içinde geçen bir cümledir.
herkes gidebilir. gitmek sanıldığı kadar zor değildir. ve kimse ilk kez gitmiş olmayacaktır birinin hayatından ya da bir kentten. çok sürgün terk etmiştir evini ve de sevdiği insanı tarih boyunca. bunca zamandır kendi halinde dönmekte olan bu aciz gezegende hiçbir gitmek alışılmadık bir eylem olmayacaktır. hepsi bildik ve tanıdık hüzünler. acı demlenmeye bırakılmış bir hüzündür. demini aldıkça acımaya başlar. ama asla yeni değildir. kadimdir.
gidilen yer kendini kıymete bindirmeye bayılır elbette. kollarını açıp karşılayacakmış gibi yekinir yerinde. ama yüzünde yabancı bir samimiyet vardır sana sarıldığında ama sen göremezsin. omzunun üstünden senin yeni sandığın denize doğru bakmaktadır çünkü. ve deniz en az gitmek kadar, hüzün kadar, acı kadar yaşlıdır. en az gözlerin kadar.
yeni denizler yok artık. medeni vahşiler coğrafi keşifleri bitirdikten sonra keşfedilecek yeni bir şey kalmadı. başka şeyler aramak için artık çok geç. varolan bir aşka tutunmak kaybolmamak için en güzel yoldur. ufalanmış ekmek kırıntıları gibidir hiç deniz görmemiş bir orman içinde kör topal yürürken.
yeni denizler bulamayacaksın. bulmak zorunda değilsin. ama seni yine de ara. arayış senin sisyphos halin. geri döndüğünde eğer bir karga ufaladığın ekmek kırıntılarını tırtıklamamışsa gerçek denizini bulacaksın olduğu yerde. çünkü deniz ne kadar dalgalanırsa dalgalansın hiçbir yere gitmez. o, bırakıldığı yerde kalmaya yazgılıdır.
içindeki lavinia anlayacaktır söyleneni. denizin ortasındaki sandal hala beklemekte çiçekli elbiseyi.
herkes gidebilir. gitmek sanıldığı kadar zor değildir. ve kimse ilk kez gitmiş olmayacaktır birinin hayatından ya da bir kentten. çok sürgün terk etmiştir evini ve de sevdiği insanı tarih boyunca. bunca zamandır kendi halinde dönmekte olan bu aciz gezegende hiçbir gitmek alışılmadık bir eylem olmayacaktır. hepsi bildik ve tanıdık hüzünler. acı demlenmeye bırakılmış bir hüzündür. demini aldıkça acımaya başlar. ama asla yeni değildir. kadimdir.
gidilen yer kendini kıymete bindirmeye bayılır elbette. kollarını açıp karşılayacakmış gibi yekinir yerinde. ama yüzünde yabancı bir samimiyet vardır sana sarıldığında ama sen göremezsin. omzunun üstünden senin yeni sandığın denize doğru bakmaktadır çünkü. ve deniz en az gitmek kadar, hüzün kadar, acı kadar yaşlıdır. en az gözlerin kadar.
yeni denizler yok artık. medeni vahşiler coğrafi keşifleri bitirdikten sonra keşfedilecek yeni bir şey kalmadı. başka şeyler aramak için artık çok geç. varolan bir aşka tutunmak kaybolmamak için en güzel yoldur. ufalanmış ekmek kırıntıları gibidir hiç deniz görmemiş bir orman içinde kör topal yürürken.
yeni denizler bulamayacaksın. bulmak zorunda değilsin. ama seni yine de ara. arayış senin sisyphos halin. geri döndüğünde eğer bir karga ufaladığın ekmek kırıntılarını tırtıklamamışsa gerçek denizini bulacaksın olduğu yerde. çünkü deniz ne kadar dalgalanırsa dalgalansın hiçbir yere gitmez. o, bırakıldığı yerde kalmaya yazgılıdır.
içindeki lavinia anlayacaktır söyleneni. denizin ortasındaki sandal hala beklemekte çiçekli elbiseyi.
devamını gör...
amish
teknoloji ve teknolojinin getirdiği her şeyi reddeden topluluk.
amerika'da yaşayan fakat almanca'nın bir lehçesini konuşan amişler oldukça dindar ve garip özelliklere sahipler. uzay çağında yaşamamıza rağmen 17. yüzyılda yaşıyor gibi davranan topluluk elektrik, telefon, otomobil gibi hiçbir teknolojik aleti kullanmıyor. akşam olduğunda gaz lambası ile oturup, at arabaları ile yolculuk ediyorlar.
kendi kıyafetlerini kendileri dikiyor, fermuar bile kullanmıyorlar. hatta evli, bekar kadınların birbirinden farklı olarak takmak zorunda oldukları baş örtüleri bile var.
hastalansalar bile hiçbir şekilde hastaneye başvurmuyor kendi ürettikleri ilaçlar ile tedavi olmayı tercih ediyorlar.
değişik yaşam tarzları ile birçok insanın dikkatini çeken amişler, yaşadıkları bölgeye fazlaca turist çekiyorlar, fakat bu durumdan fazlaca rahatsızlar. özellikle fotoğraflarının çekilmesinden çok rahatsız olan topluluk, eğer fotoğrafları çekilirse ruhlarının uçup gideceğine inanıyorlarmış. ilginç gerçekten.
kendi topluluklarından farklı bir insanla evlenmeleri yasak, kısacası herkes birbiri ile akraba. bu nedenle çocuklarda akraba evliliklerinden doğan sorunlar olabiliyor. hatta 2020'nin başlarında fazla sayıda çocuğun ölmesiyle gündem olan amişler çocuklarının aniden ölmesine ''ani ölüm laneti'' adını vermişler.
pandemi döneminde amerika amişlere covid19 salgını hakkında bilgi vermek için broşürler dağıtmıştı.
amerika'da yaşayan fakat almanca'nın bir lehçesini konuşan amişler oldukça dindar ve garip özelliklere sahipler. uzay çağında yaşamamıza rağmen 17. yüzyılda yaşıyor gibi davranan topluluk elektrik, telefon, otomobil gibi hiçbir teknolojik aleti kullanmıyor. akşam olduğunda gaz lambası ile oturup, at arabaları ile yolculuk ediyorlar.
kendi kıyafetlerini kendileri dikiyor, fermuar bile kullanmıyorlar. hatta evli, bekar kadınların birbirinden farklı olarak takmak zorunda oldukları baş örtüleri bile var.
hastalansalar bile hiçbir şekilde hastaneye başvurmuyor kendi ürettikleri ilaçlar ile tedavi olmayı tercih ediyorlar.
değişik yaşam tarzları ile birçok insanın dikkatini çeken amişler, yaşadıkları bölgeye fazlaca turist çekiyorlar, fakat bu durumdan fazlaca rahatsızlar. özellikle fotoğraflarının çekilmesinden çok rahatsız olan topluluk, eğer fotoğrafları çekilirse ruhlarının uçup gideceğine inanıyorlarmış. ilginç gerçekten.
kendi topluluklarından farklı bir insanla evlenmeleri yasak, kısacası herkes birbiri ile akraba. bu nedenle çocuklarda akraba evliliklerinden doğan sorunlar olabiliyor. hatta 2020'nin başlarında fazla sayıda çocuğun ölmesiyle gündem olan amişler çocuklarının aniden ölmesine ''ani ölüm laneti'' adını vermişler.
pandemi döneminde amerika amişlere covid19 salgını hakkında bilgi vermek için broşürler dağıtmıştı.
devamını gör...
covid19asi.saglik.gov.tr
adamlar nasıl saplıyorsa an itibarıyla 148 binli sayılara ulaşmışlar.
su mu enjekte ediyorlar ne yapıyorlar anlamadım ama izlemesi çok zevkli olan site.
su mu enjekte ediyorlar ne yapıyorlar anlamadım ama izlemesi çok zevkli olan site.
devamını gör...
basic instinct
en iyi erotik gerilim filmidir.sharon stone ne güzel bir kadın ya. abi afet afet! ne yalan söyleyim michael douglas'ın yerinde olsam filmin 40.dakikasına kadar dayanamazdım 15.dakikasında biterdi bu iş.
nick, catherine ve psikolog üçününde akli dengesi gitmiş. catherine zaten film başından beri deli olduğunu belli ediyor. nick öyle mi? yani akıl sağlığı yerinde mi? hayır, değil. nick en az catherine kadar sorunlu bir kişilik bana kalırsa. filmin bir sahnesinde catherine yalan makinesine girer ve testi geçer. nick catherine'nin suçlu olduğuna inanır ve odada bulunan polise " makineyi kandırabilen insanlar tanıyorum" der. bu sahneden 10 dakika sonra catherine nick'e "3 adam öldürdün seni yalan makinesine soktular değil mi" demişti. nick ise yalan makinesini geçmeyi başarmıştı. üniversite yıllarında catherine psikoloğu taklit ediyor. bunun en önemli kanıtı ; catherine'nin ana dalı edebiyat ama bir süre sonra psikoloji okuması. filmin açılış sahnesindeki cinayeti catherine işliyor bunu yönetmende onaylıyor. filmde 2 katil var. biri psikolog diğeri catherine. catherine cinayetleri buz kıracağıyla işliyor psikolog silahla. tabii film sizlere bunun cevabını direkt göstermiyor. sadece biraz kafa yormanız gerekiyor.
michael douglas'ın sharon stone'u istememesi de ne demek oluyor? böyle bir projeye yakışmaz demiş bir de. kusura bakma michael severim seni ama bu film sensiz olurdu , sharon olmadan olmazdı!
nick, catherine ve psikolog üçününde akli dengesi gitmiş. catherine zaten film başından beri deli olduğunu belli ediyor. nick öyle mi? yani akıl sağlığı yerinde mi? hayır, değil. nick en az catherine kadar sorunlu bir kişilik bana kalırsa. filmin bir sahnesinde catherine yalan makinesine girer ve testi geçer. nick catherine'nin suçlu olduğuna inanır ve odada bulunan polise " makineyi kandırabilen insanlar tanıyorum" der. bu sahneden 10 dakika sonra catherine nick'e "3 adam öldürdün seni yalan makinesine soktular değil mi" demişti. nick ise yalan makinesini geçmeyi başarmıştı. üniversite yıllarında catherine psikoloğu taklit ediyor. bunun en önemli kanıtı ; catherine'nin ana dalı edebiyat ama bir süre sonra psikoloji okuması. filmin açılış sahnesindeki cinayeti catherine işliyor bunu yönetmende onaylıyor. filmde 2 katil var. biri psikolog diğeri catherine. catherine cinayetleri buz kıracağıyla işliyor psikolog silahla. tabii film sizlere bunun cevabını direkt göstermiyor. sadece biraz kafa yormanız gerekiyor.
michael douglas'ın sharon stone'u istememesi de ne demek oluyor? böyle bir projeye yakışmaz demiş bir de. kusura bakma michael severim seni ama bu film sensiz olurdu , sharon olmadan olmazdı!
devamını gör...
didem madak
didem madak onüç yaşında annesini kaybeder. yıllar sonra henüz kızı üç yaşındayken kendisi dünyaya veda eder. ve muhtemelen bilmeden kızına şu dizeleri bırakır:
"canım kızım, cehaletimden şair oldum… annesizlikten. sen sakın şair olma."
"canım kızım, cehaletimden şair oldum… annesizlikten. sen sakın şair olma."
devamını gör...
dinlemekten bıkmayacağınız şarkılar
devamını gör...
hahahahahahahaha
dünyanın en saçma başlığı olabilir bu.
devamını gör...
depresyon
hırkası ile meşhur hastalık.
devamını gör...
çay demlemek
halkımızın ne zaman sıkışsa yaptığı eylem.
faturalar ödenemeyecek kadar fazla mı?
çay koy!
işsiz misin?
çay koy!
gelecek kaygın mı var?
çay koy!
sorunlarla baş etmeye çalışmak, çay koyup "bu da geçer..." deyip şükretmekten daha mantıklı diye düşünüyorum.
faturalar ödenemeyecek kadar fazla mı?
çay koy!
işsiz misin?
çay koy!
gelecek kaygın mı var?
çay koy!
sorunlarla baş etmeye çalışmak, çay koyup "bu da geçer..." deyip şükretmekten daha mantıklı diye düşünüyorum.
devamını gör...
uzun zaman sonra içilen ilk sigara
önce baş döndürür sonra tebessüm ettirir.
çok lezzetli sigaradır.
ama bir şeyi uzun süre sonra tekrar yapınca zaten keyif alırsın bu her durumda böyledir.
çok lezzetli sigaradır.
ama bir şeyi uzun süre sonra tekrar yapınca zaten keyif alırsın bu her durumda böyledir.
devamını gör...
hades
yeraltı dünyasının kralı.
mitolojide ve pek çok kaynakta kötü adam olarak tasvir edilmesine rağmen, bana ölüler içinde yalnız kalmış bir adam düşüncesi uyandırmakta.
pek çok romanda bu yönüyle de vurgulanmıştır.
mitolojide ve pek çok kaynakta kötü adam olarak tasvir edilmesine rağmen, bana ölüler içinde yalnız kalmış bir adam düşüncesi uyandırmakta.
pek çok romanda bu yönüyle de vurgulanmıştır.
devamını gör...
yaşama nedeni
mecbur bırakıldık ne nedeninden bahsediyorsunuz.
devamını gör...
yazarların attığı son mesaj
içimden geldi yazıverdim. deftere not edeceğim artık, söylemeyeceğim.
şuydu canım yazar arkadaşlarım :
"seni öyle seviyorum ki keşke gücüm olsa da seni içime alsam biraz orda gezinsen de anlasan.
seni seviyorum cidden...
bazen anlatılamıyor işte,
ne söylesen de eksik kalıyor gibi.
en güzelinden seni sevmenin tadı yüreğimde derim..."
şuydu canım yazar arkadaşlarım :
"seni öyle seviyorum ki keşke gücüm olsa da seni içime alsam biraz orda gezinsen de anlasan.
seni seviyorum cidden...
bazen anlatılamıyor işte,
ne söylesen de eksik kalıyor gibi.
en güzelinden seni sevmenin tadı yüreğimde derim..."
devamını gör...
çocukların yarattığı kelimeler
konteypeynır- konteynır.*
devamını gör...
eylül
bedenimi üşütmeyen ama kalbimde fırtınalar koparan bir ay. ama seviyorum bu kararsızlığını.
bazen çok kızdığım bir ay oluyor. doğduğum için kızıyorum ona ama onun bir suçu yok ki..
uzun yıllardır ahmet telli'nin şu satırları ile özdeşleşti benim için eylül : "ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık... "
bu eylül doğduğum için sevinirim umarım.. bu eylül hepimize sağlık, huzur ve mutluluk getirsin. bana biraz vedalar katacak ama iyi de olacak çünkü bu eylül istanbul'a kavuşuyorum.. *seni seviyorum eylül, hoş geldin!
bazen çok kızdığım bir ay oluyor. doğduğum için kızıyorum ona ama onun bir suçu yok ki..
uzun yıllardır ahmet telli'nin şu satırları ile özdeşleşti benim için eylül : "ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi eylül diyorsun, tam da orda başlıyor ayrılık... "
bu eylül doğduğum için sevinirim umarım.. bu eylül hepimize sağlık, huzur ve mutluluk getirsin. bana biraz vedalar katacak ama iyi de olacak çünkü bu eylül istanbul'a kavuşuyorum.. *seni seviyorum eylül, hoş geldin!
devamını gör...
sözlük yazarlarının yaptığı mesleğin en zor yanı
yakınları..
hastalarım bal gibi hepsiyle çok iyi anlaşıyoruz,yakınları beni çileden çıkarıyor. madem çok biliyosun niye kendin tedavi etmedin kardeşim
hastalarım bal gibi hepsiyle çok iyi anlaşıyoruz,yakınları beni çileden çıkarıyor. madem çok biliyosun niye kendin tedavi etmedin kardeşim
devamını gör...
sokakta top oynayan çocukların sesinin gelmesi
hasta iken çekilir şey değildir.
devamını gör...
