normal sözlük erkeklerinin aşırı kaba ve kırıcı olmaları
tüm genellemeler gibi yanlış olan genelleme. kadınlar için yapılan genellemelere ne kadar kızıyorsam, erkekler için olanlara da o kadar kızıyorum. başlığın açılış maksadı trollük olsa da, yazmak istedim.
1 tanesine denk geldim sadece öyle hadsiz ve terbiyesiz olan. onun dışında herhangi bir nedenle mesaj atan, soru soran insanların hiçbiri bir kabalık ya da saygısızlık yapmadı. kendi adıma teşekkür ediyorum hepsine.
1 tanesine denk geldim sadece öyle hadsiz ve terbiyesiz olan. onun dışında herhangi bir nedenle mesaj atan, soru soran insanların hiçbiri bir kabalık ya da saygısızlık yapmadı. kendi adıma teşekkür ediyorum hepsine.
devamını gör...
apartman yöneticisi
profesyonel yönetimler sebebiyle artık çağ dışında kalması gereken, işe yaramaz,ahkam kesen,beyni sulanmış fosil.
devamını gör...
normal sözlük’teki oylama alışkanlığı
ben beğendiğim her tanımı elimden geldiğince oylamaya çalışıyorum.
hatta profillerde gezip oylanması gereken tanımlar arıyorum.
benim tanımlarımı oylayanlara da illa ki dönüş yapmaya çalışıyorum.
hatta profillerde gezip oylanması gereken tanımlar arıyorum.
benim tanımlarımı oylayanlara da illa ki dönüş yapmaya çalışıyorum.
devamını gör...
kısa tanım girenlerin sözlüğe hak ettiği değeri vermemesi
kısa tanım girenlerin sözlüğe hak ettiği değeri vermediği gerçeği olacaktı, karakter sınırlamasına takıldık. her neyse.
tanım, sözlüğe verilen değerin daha uzun, uzun olmakla beraber daha titiz, daha özenli tanım girmekle ilişkili olduğu düşüncesidir.
katılıyor muyum? hayır. çünkü aslında kısalık ve uzunluk çok önemli değildir. önemli olan doluluktur... üç dört satır yazarsın ama öyle bir dolu yazarsın ki 10 paragraf yazan yazarın yazdığından daha çok anlam ifade eder yazdıkların..
yani burada kriter yazdığın şeyin fazlalığı değil içeriği kardeşim. ve senin anlatım dilin...
elbette pek çoğumuzun bu anlatım dili dediğimiz şeyde eksikleri, kusurları var. sadede gelirsek, sözlüğe ve okuyanlara hak ettiği değeri vermek için çok uzun yazmaya gerek yoktur. güzel ve anlamlı yazmak gerekir. isterse iki satır olsun fark etmez. allah hepimize böyle yazar olmayı nasip etsin. çünkü uzun uzun yazmanın tek başına bir anlamı yok. hatta çoğu zaman uzatmalı bir saçmalık halini alıyor. evet. kısa ve öz en güzelidir.
tanım, sözlüğe verilen değerin daha uzun, uzun olmakla beraber daha titiz, daha özenli tanım girmekle ilişkili olduğu düşüncesidir.
katılıyor muyum? hayır. çünkü aslında kısalık ve uzunluk çok önemli değildir. önemli olan doluluktur... üç dört satır yazarsın ama öyle bir dolu yazarsın ki 10 paragraf yazan yazarın yazdığından daha çok anlam ifade eder yazdıkların..
yani burada kriter yazdığın şeyin fazlalığı değil içeriği kardeşim. ve senin anlatım dilin...
elbette pek çoğumuzun bu anlatım dili dediğimiz şeyde eksikleri, kusurları var. sadede gelirsek, sözlüğe ve okuyanlara hak ettiği değeri vermek için çok uzun yazmaya gerek yoktur. güzel ve anlamlı yazmak gerekir. isterse iki satır olsun fark etmez. allah hepimize böyle yazar olmayı nasip etsin. çünkü uzun uzun yazmanın tek başına bir anlamı yok. hatta çoğu zaman uzatmalı bir saçmalık halini alıyor. evet. kısa ve öz en güzelidir.
devamını gör...
didem madak
ah'lar ağacını, bu kaydı dinleye dinleye ezberlemiştim. yeri ayrı mı ayrıdır benim için, didem madakın yani.
open.spotify.com/episode/1D...
open.spotify.com/episode/1D...
devamını gör...
bu başlıkta kendimizi kandırıyoruz
şöyle yapsaydım şöyle olurdu.
olmazdı gülüm. bazı şeylerde senlik bir şey yok, kabullen istersen.
olmazdı gülüm. bazı şeylerde senlik bir şey yok, kabullen istersen.
devamını gör...
cep telefonu ekranına deri değdiğini nasıl anlıyor sorunsalı
çünkü telefonlarımız insan tenini anlayacak hissiyata sahip. onlar da içlerinde birer kalp taşıyor. telefonlarımıza şefkatle dokunalım, onları kırmayalım.
edit: kafam çok güzel lan.
edit: kafam çok güzel lan.
devamını gör...
ankara'nın en güzel yanı
hayalet şehir olmasıdır. sokaklarından kimseye çarpmadan geçersiniz , kimse ilişmez yalnızlığınıza. çirkin betonarme binaların arasından tanıdık güzel bir kaç melodi duyulur , eskiden rock müzik burada yaşıyordu diye düşünürsünüz. ayaz derinizi paslı bir demir gibi çatlatır . şimdi sigara yaksam ellerim donacak ne gerek var ellerimi cebimden çıkarmaya diye hayıflanırken, bir bakmışsınız gri bir duvar gibi önünüzde yükselen gökyüzüne sigara dumanınız karışıyor. insanlar telaşla geçiyor yanınızdan , işe yetişecekler belli ama yine de kimse çarpmıyor omzunuza işte . çankaya'da deniz olsa dedirtiyor insana ama denize nazır hayatlar su almaz mı demekten kendinizi alamıyorsunuz . sokaklar doluyor, aynı hızla tekrar boşalıyor.
onca şehir gördüm , hiçbiri bana bu kadar benzemiyordu .
onca şehir gördüm , hiçbiri bana bu kadar benzemiyordu .
devamını gör...
toki soygununa tepki veren yörük kadını
yer: manavgat ulukapı köyü.
yörük kadınımızın isyanı.
ölü bekleyen mezarcı gibi toki hemen gelmiş proje sunmuş!
20 yıl insanları borçlandırarak ve verecekler!
hangi ara aklınıza geldi eyy toki?
istihareye mi yattınız siz, ne iş?
ihtiyacı olmasına rağmen gelen "yardım malzemeleri yeterli, başkalarının da ihtiyacı var onlara götürün" diyen has anadolu kadını.
dünyalıkta zerre gözü yok.
bu halde bile canlıları düşünüyor, hani "can kaybı yok!" denilen canlıları.
gerçi, cumhurbaşkanı yanan tavuklara beyaz et diyor. yani anlaması mümkün değil. şehide kelle diyen tavuğa beyaz et demiş çok mu?
neyse geçelim; bu gurur timsali türk kadını, yılanlar için, kurbağalar için üzülüyor, onların da halini düşünüyor.
başımızdaki beton beyinli primatlar ise leş kokusu almış sırtlan gibi para peşinde.
kefenin cebi yok, tek bir kuruş dahi götüremeyecksiniz.
ibretlik bir şekilde yok olup gideceksiniz.
instagram
yörük kadınımızın isyanı.
ölü bekleyen mezarcı gibi toki hemen gelmiş proje sunmuş!
20 yıl insanları borçlandırarak ve verecekler!
hangi ara aklınıza geldi eyy toki?
istihareye mi yattınız siz, ne iş?
ihtiyacı olmasına rağmen gelen "yardım malzemeleri yeterli, başkalarının da ihtiyacı var onlara götürün" diyen has anadolu kadını.
dünyalıkta zerre gözü yok.
bu halde bile canlıları düşünüyor, hani "can kaybı yok!" denilen canlıları.
gerçi, cumhurbaşkanı yanan tavuklara beyaz et diyor. yani anlaması mümkün değil. şehide kelle diyen tavuğa beyaz et demiş çok mu?
neyse geçelim; bu gurur timsali türk kadını, yılanlar için, kurbağalar için üzülüyor, onların da halini düşünüyor.
başımızdaki beton beyinli primatlar ise leş kokusu almış sırtlan gibi para peşinde.
kefenin cebi yok, tek bir kuruş dahi götüremeyecksiniz.
ibretlik bir şekilde yok olup gideceksiniz.
devamını gör...
yavru kedilerime isim buluyoruz kampanyası
jiggly puff ve squirtle.
devamını gör...
gothmog
orta dünya'da geçen bir isim. iki tane meşhur gothmog bulunur.
balrogların efendisi olan ifrit gothmog, birinci çağ'da yaşamış ve gondolin'in düşüşü sırasında ecthelion tarafından katledilmiştir.
minas morgul'un ork ordularının komutanı olan gothmog, üçüncü çağ'da hayatta olan en yaşlı ork idi. osgiliath'ı istila eden orkları komuta eden gothmog, yüzük savaşı'nın sonlarına doğru minas tirith kuşatmasınında da ordunun komutasını almış ve pelennor çayırları'nda aragorn tarafından öldürülmüştür.
balrogların efendisi olan ifrit gothmog, birinci çağ'da yaşamış ve gondolin'in düşüşü sırasında ecthelion tarafından katledilmiştir.
minas morgul'un ork ordularının komutanı olan gothmog, üçüncü çağ'da hayatta olan en yaşlı ork idi. osgiliath'ı istila eden orkları komuta eden gothmog, yüzük savaşı'nın sonlarına doğru minas tirith kuşatmasınında da ordunun komutasını almış ve pelennor çayırları'nda aragorn tarafından öldürülmüştür.
devamını gör...
günün sözü
devamını gör...
bedhah
kötü niyetli, kötü yürekli anlamına gelen farsça sözcük. farsça bad "kötü" ve hah "isteyen, dilek" sözcüklerinden türemiştir.
devamını gör...
evrene nude göndermek
paralel evrenlerde ifşa gruplarına düşme ihtimali barındırır.
devamını gör...
probis
muz aromasını aldığım an kendimi gurme sandığım püskevit.
devamını gör...
kübler-ross modeli
ölümcül bir hastalığa yakalanan hastaların, kendi ölümleriyle yüzleşirken geçirdikleri sürecin evrelerini tanımlamak için elisabeth kübler-ross tarafından geliştirilen model. aynı zamanda five stages of grief olarak da biliniyor.
bu evreler sırasıyla şöyle:
inkar: bireyler gerçeğin kendisiyle yüzleşmek yerine, konulan teşhisin yanlış olduğuna inanarak gerçeği tümüyle reddederler. aynı zamanda bilinç bulanıklığına bağlı olarak korku, endişe, sevinç gibi farklı tepkiler verebildikleri ve teşhisi reddettikleri için farklı doktora gittikleri de sıklıkla gözlemlenmiştir.
öfke: hasta her ne kadar gerçekle yüzleşmeyi kabullenmese de, gerçek olma ihtimalini düşünerek kendisine ve çevresindeki herkese, her şeye karşı öfke doludur. genellikle “neden ben? böyle bir şey başıma nasıl gelebilir? bu hiç adil değil.” gibi tepkiler gözlemlenir.
pazarlık: genellikle uzun bir yaşam için, müzakere, iyileştirilmiş bir yaşam tarzı karşılığında tanrıyla yapılır. “biraz daha yaşama fırsatım olsa her şeyi değiştirebilirim. daha iyi bir insan olabilirim.” gibi.
depresyon: bu evrede bireylerin, öleceğinin farkına varınca içe kapanma, umutsuzluk, hayata küsme, ziyaretçileri reddetme gibi tepkilerinin yanı sıra, zamanının çoğunu sessiz ve somurtarak geçirebildikleri gözlemlenmiştir.
kabullenme: hastanın, kendisini bekleyen sonu kabullendiği ve bunu değiştiremeyeceğini anladığı, kısacası ölümü kabul ettiği evre. bu noktadan sonra birey her şeyi olduğu gibi, daha sakin karşılar ve kalan günlerini daha aktif, hareketli ve verimli geçirmeye çabalar.
bu evreler sırasıyla şöyle:
inkar: bireyler gerçeğin kendisiyle yüzleşmek yerine, konulan teşhisin yanlış olduğuna inanarak gerçeği tümüyle reddederler. aynı zamanda bilinç bulanıklığına bağlı olarak korku, endişe, sevinç gibi farklı tepkiler verebildikleri ve teşhisi reddettikleri için farklı doktora gittikleri de sıklıkla gözlemlenmiştir.
öfke: hasta her ne kadar gerçekle yüzleşmeyi kabullenmese de, gerçek olma ihtimalini düşünerek kendisine ve çevresindeki herkese, her şeye karşı öfke doludur. genellikle “neden ben? böyle bir şey başıma nasıl gelebilir? bu hiç adil değil.” gibi tepkiler gözlemlenir.
pazarlık: genellikle uzun bir yaşam için, müzakere, iyileştirilmiş bir yaşam tarzı karşılığında tanrıyla yapılır. “biraz daha yaşama fırsatım olsa her şeyi değiştirebilirim. daha iyi bir insan olabilirim.” gibi.
depresyon: bu evrede bireylerin, öleceğinin farkına varınca içe kapanma, umutsuzluk, hayata küsme, ziyaretçileri reddetme gibi tepkilerinin yanı sıra, zamanının çoğunu sessiz ve somurtarak geçirebildikleri gözlemlenmiştir.
kabullenme: hastanın, kendisini bekleyen sonu kabullendiği ve bunu değiştiremeyeceğini anladığı, kısacası ölümü kabul ettiği evre. bu noktadan sonra birey her şeyi olduğu gibi, daha sakin karşılar ve kalan günlerini daha aktif, hareketli ve verimli geçirmeye çabalar.
devamını gör...
cahil kesimin aşırı anlam yüklediği şeyler
evin reisi muhabbeti.
devamını gör...
soğuk baklava
soğuk baklava dolaba koyup soğutulan baklava değil sütle yapılan ve geçenlerde yeme fırsatı bulduğum korkunç lezzetli bir ürün. biraz paraya kıyıp bu kusursuz lezzete, hakaret olmayan kalitede malzeme kullanımına özen gösteren bir kuruluştan yemek baklavanın şanına yakışır bir hareket olacaktır.
canım istiyor ki her hafta yiyeyim ama baklava yerken güzel cüzdandan çıkarken kanatan bir tatlı.
canım istiyor ki her hafta yiyeyim ama baklava yerken güzel cüzdandan çıkarken kanatan bir tatlı.
devamını gör...
martı jonathan livingston
“bir kuşu özgür olduğuna ikna edebilmek niye dünyanın en zor işi?"
pek çok distopyanın ana fikrinin en güzel ifade bulmuş hali diyebiliriz. etçil olan martılar insanların attığı karbonhidrat ağırlıklı besinlerle ya da ölü balıklarla beslenmeye başlıyor . yolcu gemilerini ve balıkçı teknelerini takip ederek yalnızca karınlarını doyurup tek düze bir yaşam içinde döngülerini tamamlıyor. oysa böyle bir yaşam şekli hiçbir martının doğasında yok.bu durumu bir martı fark edene kadar her şey böyle sürüp gidiyor. mükemmel bir metaforun etrafında, uzatmadan yoğun ve çarpıcı bir kurguyla devam eden kitap okuyucuya kendinin hangi martı olduğunu sorgulatıyor.
martı jonathan içinde bulunduğu topluluğa uyum sağlayamıyor çünkü bu yapay bir ortam. sezgisel olarak doğruya kendi için en uyguna (ona dayatılan en uygunun dışına) gitmek istiyor. ayıplanıyor, dışlanıyor, cezalandırılıyor hatta onu yeteri kadar tecrit edebilmek için martıların onunla iletişime geçtikleri an başlarına aynı şey geleceği uyarısı yapılıyor. metinlerarası karşılaştırma yapmak gerekirse biz, 1984, fahreneit 451, cesur yeni dünya gibi eserlerde anlatılan kabus senaryolarıyla birebir örtüşüyor. tek tipleştirme, doğal ihtiyaçlarımız dışında olup bizi yöneten alışkanlıklar, kontrol altında tutulma, farklılığa tahammülsüzlük hatta buna kesin olarak izin vermeme vb. pek çok mekanizmayı gözler önüne seriyor. bunu yaparken bazen büyülü bir ortamda gibi hissettirebiliyor. bulunduğumuz fiziki sınırları aşma, düşünsel boyuta erme gibi durumlara değiniliyor. sözcüklerle ya da sayılarla çizdiğimiz sınırların sunni olduğu, mükemmelliğin sınırları olmadığı bu şekilde anlatılıyor. bir taraftan da kararlılık ve yumuşaklığın aynı anda olduğunda gerçek güce ulaşıldığına değiniliyor. martıların uçuş denemelerinde sertlik ve güç kavramlarının karıştırılmaması gerektiğini gözler önüne seriliyor. bu tarz kavramları ince çizgiler birbirinden ayırıyor ve çoğu zaman da bu sınır aşıldığından karıştırılıyor. disiplinin, sert ve hoşgörüsüz tavırlarla sağlanacağı; cesaretin sadece korkusuzluk olduğu yanılgısı gibi. oysa gerçek disiplin; esneklik,güç vekararlılıktır. cesaret ise o anki sınırlarını bilmektir. bu ince çizgiler martı jonathan tarafından etkili bir biçimde aktarılıyor.
kitapta bu tarz kavramlar irdelenirken önyargı ve koşulsuz kabul gibi konular da eleştiriliyor. örneğin martılar gece uçmaz kuralı gibi. topluluktaki bütün martılar bu kuralı sorgulamadan kabul ediyor, bir martı hariç. oysa bu tarz kuralların kullanışlılığı ve gerekliliği tartışmalıdır fakat diğer martılar farkındalıktan uzak olduğu için bunun ayırdında bile değillerdir. sorgulayan bir martı bunu açığa çıkardığında ise şiddetle karşı çıkmaktadırlar. çünkü konfor alanından çıkacaklar ve sorunlarla baş etmek zorunda kalacaklardır. rahatlarını bozmaya gelemezler ama ömürleri böyle tükenir gider. işte bu konfor alanından çıkmama yüzünden bir kuşa özgür olduğunu anlatmak dünyanın en zor şeyidir belki de.
pek çok distopyanın ana fikrinin en güzel ifade bulmuş hali diyebiliriz. etçil olan martılar insanların attığı karbonhidrat ağırlıklı besinlerle ya da ölü balıklarla beslenmeye başlıyor . yolcu gemilerini ve balıkçı teknelerini takip ederek yalnızca karınlarını doyurup tek düze bir yaşam içinde döngülerini tamamlıyor. oysa böyle bir yaşam şekli hiçbir martının doğasında yok.bu durumu bir martı fark edene kadar her şey böyle sürüp gidiyor. mükemmel bir metaforun etrafında, uzatmadan yoğun ve çarpıcı bir kurguyla devam eden kitap okuyucuya kendinin hangi martı olduğunu sorgulatıyor.
martı jonathan içinde bulunduğu topluluğa uyum sağlayamıyor çünkü bu yapay bir ortam. sezgisel olarak doğruya kendi için en uyguna (ona dayatılan en uygunun dışına) gitmek istiyor. ayıplanıyor, dışlanıyor, cezalandırılıyor hatta onu yeteri kadar tecrit edebilmek için martıların onunla iletişime geçtikleri an başlarına aynı şey geleceği uyarısı yapılıyor. metinlerarası karşılaştırma yapmak gerekirse biz, 1984, fahreneit 451, cesur yeni dünya gibi eserlerde anlatılan kabus senaryolarıyla birebir örtüşüyor. tek tipleştirme, doğal ihtiyaçlarımız dışında olup bizi yöneten alışkanlıklar, kontrol altında tutulma, farklılığa tahammülsüzlük hatta buna kesin olarak izin vermeme vb. pek çok mekanizmayı gözler önüne seriyor. bunu yaparken bazen büyülü bir ortamda gibi hissettirebiliyor. bulunduğumuz fiziki sınırları aşma, düşünsel boyuta erme gibi durumlara değiniliyor. sözcüklerle ya da sayılarla çizdiğimiz sınırların sunni olduğu, mükemmelliğin sınırları olmadığı bu şekilde anlatılıyor. bir taraftan da kararlılık ve yumuşaklığın aynı anda olduğunda gerçek güce ulaşıldığına değiniliyor. martıların uçuş denemelerinde sertlik ve güç kavramlarının karıştırılmaması gerektiğini gözler önüne seriliyor. bu tarz kavramları ince çizgiler birbirinden ayırıyor ve çoğu zaman da bu sınır aşıldığından karıştırılıyor. disiplinin, sert ve hoşgörüsüz tavırlarla sağlanacağı; cesaretin sadece korkusuzluk olduğu yanılgısı gibi. oysa gerçek disiplin; esneklik,güç vekararlılıktır. cesaret ise o anki sınırlarını bilmektir. bu ince çizgiler martı jonathan tarafından etkili bir biçimde aktarılıyor.
kitapta bu tarz kavramlar irdelenirken önyargı ve koşulsuz kabul gibi konular da eleştiriliyor. örneğin martılar gece uçmaz kuralı gibi. topluluktaki bütün martılar bu kuralı sorgulamadan kabul ediyor, bir martı hariç. oysa bu tarz kuralların kullanışlılığı ve gerekliliği tartışmalıdır fakat diğer martılar farkındalıktan uzak olduğu için bunun ayırdında bile değillerdir. sorgulayan bir martı bunu açığa çıkardığında ise şiddetle karşı çıkmaktadırlar. çünkü konfor alanından çıkacaklar ve sorunlarla baş etmek zorunda kalacaklardır. rahatlarını bozmaya gelemezler ama ömürleri böyle tükenir gider. işte bu konfor alanından çıkmama yüzünden bir kuşa özgür olduğunu anlatmak dünyanın en zor şeyidir belki de.
devamını gör...
