bir çeşit tek kart bilgisayar. aslında çocuklara kod yazmayı öğretmek amacıyla üretilmişti ancak bugün dünyada birçok kişi tarafından yaygın olarak kullanılıyor. cambridge üniversitesi'nde bilgisayar bilimleri okumak isteyenlerin sayısının azalması neticesinde raspberry pi vakfı tarafından piyasaya sürüldü.

bir bilgisayarın yapabileceği hemen hemen her şeyi yapabilen raspberry pi, fiyatı* ve taşıma kolaylığı nedeniyle çok kişi tarafından tercih ediliyor.

ingiltere kökenli olan bu alet, uzun saatler boyunca kapatmadan kullanılmaya uygundur. klavye, mouse gibi harici bazı donanımları takarak kullanabileceğiniz gibi kablosuz bağlantı aracılığıyla herhangi bir aygıta bağlayarak da kullanabilirsiniz. dokunmatik ekran da ekleyebileceğiniz aletin dayanabileceği sıcaklık yaklaşık 80 santigrat derece.

fişe takar takmaz çalışan alet için en iyi işletim sistemi debian tabanlı raspbian'dır. farklı linux sürümleriyle de kullanılabilen alette android things ya da windows 10 iot da çalıştırılabilir.

2012'den bu yana birçok modeli piyasaya çıkan raspberry pi çok çeşitli alanlarda kullanılabiliyor. başta dediğim gibi, ilk amacı kodlama öğretmek olduğundan, kişisel bilgisayar gibi kullanacaksanız sadece web üzerinden gezintiler gibi bazı basit işlemler için faydanalabilir ya da gerekli kurulumları yaparak web sunucusu olarak yararlanabilirsiniz. bunun yanında vpn ya da tor olarak kullanmak gibi amaçlarla, kamera kayıt aracı ya da video oynatıcı olarak, atari oyunları için emülatör olarak da faydalanabilirsiniz. çok daha farklı birtakım işlemler için de kullanabilmeniz mümkün. ancak bunların birkaçını birden yapmak isterseniz yeterli verimi alamazsınız.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı
devamını gör...

mazur ve maruz. hemen ayrımına gidebileceğiniz iki cümle, mazur görmek ve maruz kalmak.
devamını gör...

nasıl başlayacağımı bilemiyorum aslında çünkü söylemek istediğim çok şey var ama sözlük sayesinde tanıdığım ve her sohbetimizde iyiki tanımışım dediğim birisi. kendisi o kadar tatlı, sevgi dolu, eğlenceli ve düşünceli birisi ki. bi süre konuşmasak mutlaka birimiz merak edip mesaj atar. her gün profiline girip bugün ne yazmış diye baktığım benim için çok değerli yazarlardan birisi kendisi. tanımları zaten mükemmel, elimden geldiğince yeni eski demeden okuyorum hepsini sürekli. oyları ve favorilerini hiç eksik etmez, birkaç gün giremese bile tekrardan geldiğinde hepsini okur ve oylarıyla da belli eder bunu. umarım hayatında her şey istediği gibi olur, kendisi gibi eğlenceli, düşünceli ve iyi kalpli insanlarla karşılaşır hep.*
devamını gör...

burda cinsiyet ayrımı farketmeden çoğunuzun yazdıklarını keyifle okuyor ve fikir ve düşüncelerinize saygı duyuyorum. yeri geliyor eğleniyor yeri geliyor birbirimize bir şeyler katmak için çaba sarf ediyoruz burada. ben kendi fikir ve düşüncelerimi size kabul ettirmeye çalışmıyorum. fakat sözlüğün kadınlarına ayrı bir kırgınım. görüyorsunuz ki sözlükte erkekleri ya da kadınları konu alan başlıklar mevcut. bu normal bir şey, evet. fakat kadın statüsünün düşürmeye çalışılan başlıkları görünce başta bir kadın olarak bu başlıklara cevap verme gereksinimi duyuyor ve kadını, kadın haklarını ön plana çıkarmaya, en azından sessiz kalmamaya çalışıyorum. fakat sonradan kafa sözlüğü cinsiyet ayrımı yapılan bir platform haline getirmek istemediğimden, açık konuşmalıyım ki birkaç gün bu tarz başlıklara bakmamaya çalıştım, kendimi tutum.. beni üzen, kıran şey şu; bu platformda olur olmadık şeylere ilgi duyup, tanım girerken neden kadınlara söylenen, kadınları 2. sınıf bir vatandaş olarak nitelendiren, kadını objeleştiren tanımlara bir cevap yazmıyorsunuz.? sizi kafa sözlük erkeklerine karşı kışkırtmıyorum. ya da burada kafa sözlüğün erkek yazarlarını odak noktası yapmıyorum. ben burada, açılacak başlık kalmamış gibi - kadın erkek farketmez- kadınları odak noktası yapanlara dikkat çekmek istiyorum ve neden bu tür tanımlara susulduğunu anlamıyorum. kadınlar kadar erkeklere de saygım var, onların haklarına, başarılarına.. saygı duymak zorundayım zorundayız. kadını erkeği bırakın insanız sonuçta.. her insanın değeri, hakları ve özgürlükleri vardır.

ben cevap verilmesi gereken ama cevapsız kalan başlıklara kırılıyorum. kadınsınız, anlarsınız beni.
devamını gör...

ne yapmak nereye varmak istemektedir diye beni düşündüren kızdır. sayısı giderek artmaktadır. sorsan benim vücudum der ama bu kadar da olmamalı yani. popo resmen meydanda. erkeklerin bakışından da mı rahatsız olmuyorlar anlamıyorum. şimdi diyeceksiniz erkekler de bakmasın. sağlıklı her erkeğin gözü illa kayar ablacım. biz öyle gezsek hoşunuza gider mi? böyle savunma olmaz. oldu olacak şeffaf tayt giyin tam olsun.

edit: linç mod on. halbuki ben tayta değil bu kadarına karşıyım.
devamını gör...

gözyaşlarıyla sulanan kutsal kayın ağacı.
devamını gör...

yoğurtta ki işlevselliği gözler önüne seren başlık.
devamını gör...

gideri varsa bende pastirmalicorekle evlen benimle diye bir program mi açsam.tutarsa zuhal topal gibi yemek programı da yaparım.
devamını gör...

lisenin her günü.
devamını gör...

sonra diyorlar ki, “sen neden şarap içiyorsun?” ben ezileni seviyorum kardeşim!

italya, ezim ezim ezmiştir. hakları ile kazanmışlardır. bir penaltıları verilmemiştir. türkiye’yi çok güzel “chianti” kıvamına getirmişlerdir.
devamını gör...

kaynana korkusunun bilimsel adı. kaynana fobisi. böyle bir şey varmış gerçekten. bu korkuyu çeken insanlar çözümü ya terapide ya da boşanmada buluyorlarmış. evli yazarlar ne diyorsunuz?
devamını gör...

kandil günlerinde pastane ve ekmek fırınları vasıtasıyla aklımıza düşürülen, asıl bizi çekenin içindeki mahlep olduğunu düşündüğüm, iyi yapan bir yerden almazsanız akabinde midenizi yakacak olan, genel olarak 5'er adet susamlı ve sade şeklinde paketlenen, sevilen bir simit çeşididir. ben her iki halini de severim. yanlış mı hatırlıyorum bilmiyorum ama sanki eskiden kutular renk renk rafyalarla kapatılırdı ve onun bile ayrı bir güzelliği vardı.
biz çay ve peynir eşliğinde yedik * * ve evet midemiz yandı, ki aldığımız yer yılların fırını, ekmek ve normal simitleri harika yapar ama bunu yapamamış. *.
devamını gör...

okula gidene kadar pek fark edilmeyen, okula başladıktan sonra diğer anne, babaların çocuklarına gösterdikleri sevgi ve imtinayı gördükçe ukdeye dönüşen bir şeydir.

yıllar geçer, zaman seni büyütür ama sevilmeyen yanın hep o küçük çocuktur..
devamını gör...

izlediğim en iyi diziler arasındadır diyebilirim. benim için ''oz'' ''battlestar galactica'' ve ''six feet under'' tanrı dağının zirvesindeki kutsal üçlüdür. onların arkasından gelen ikinci dalga dizi tercihlerimi sıralamaya başlarsam ''the americans''bu ikinci grubun en başlarında yer alır. evvela dizi anlattığı dönem özelinde ayrıntılara çok dikkat edilerek çekilmiş. bir kaç bölüm sonra yarattığı havanın içine balıklama atlıyorsunuz. soğuk savaş dönemini ve bu dönemde yaşanan tüm politik olayları da özellikle ilk sezonlarında olabildiğince * tarafsız işliyor. dizinin içinde alayına giden süper ajanlar yok. insan ajanlar var. acıları, korkuları, ikilemleri, sıkışmışlıkları, inanmışlıkları, sorgulamaları ve yaşadıkları benzeri duygusal dalgalanmalar ilmek ilmek işlenmiş.

tabi bunda oyunculuklarında inanılmaz önemi var. philip jennings'i canladıran matthew rhys bana göre bu konuda dizinin lokomotifi. dizinin ilk bölümlerinde; ''hay ben senin kalıbına...'' diyerek itina ile gömmek istediğim karakter, ilerleyen her bölümde resmen gözümde büyüdü. elizabeth jennings'i canlandıran keri russell'da ha keza çok başarılı. dizi başlarken philip dönme dolap kıvamındayken, elizabeth tam bir adanmış nefer modunda takılıyor ve yargı dağıtıyordu. sonrasında yaşanan olayların bu ikiliyi her anlamda yakınlaştırdığını gördüğümüzde yaşanan değişim her iki oyuncunun yarattığı sinerjinin ürünü diye düşünüyorum. aslında bu dizi için yazılacak sayfalarca yazı ve tartışılabilecek yüzlerce ayrıntı var lakin izlemeyenler için ipucu vermek istemediğim için oralara hiç girmeden, kenardan köşeden yazmaya çalışıyorum. mesela yine benim en hoşuma giden karakterlerden birisi margo martindale'in canlandırdığı claudia karakteri. kadın, ajanların efendisi gibi bir şey. zamanında tek yüzüğü parmağına takmış ama hüküm dağına varana kadar o yük onu öyle bir yıpratmış ki anlatamam. bilgeliği ve soğukkanlılığı da zaten buradan geliyor artı o karakter için de oyunculuk beş numara on yıldız diyebilirim.

nina krilova ve martha hanson karakterleri de iki taraf açısından kurban karakter olgusunu o kadar güzel veriyor ki, ah ulan deyip hayıflanmadan edemiyorsunuz. * stan beeman karakteri ise benim dizide bir türlü ısınamadığım ve canım sıkıldıkça saydırdığım karakter olma özelliğini gösteriyor. tamam adam feleğin çemberinden geçmiş. sızma görevinde falan bulunmuş lakin kafa attırıcı bir yönü var. gıcık oğlu gıcık. hele ki karşısında philip gibi bir karakter varken 10 bin kere yüz bin kere gıcık. tabi bir de sonradan olay örgüsüne orta yerinden giren bakan oğlu oleg ıgorev var. oda enteresan karakter. onun üzerine da bayağı konuşulur. nevi şahsına münhasır bir arkadaş. gabriel de, claudia'nın yerini tutmasa dahi her ikisi de aynı yolun yolcusu ve daha neler neler...

ez cümle politik gerilim filmlerini/dizilerini seviyorsanız, akıl oyunları ve türlü türlü stratejiler içeren, kısmi anlamda gerçekçi ve oyunculukları sağlam olan bu diziyi izlemenizde fayda var derim. şurada ipucu vermemek için 30 bin takla attım ki bu konuda kendimi tebrik etmem lazım. yoksa şu dizi için freni patlamış kamyon gibi durmadan yazmam lazımdı *
devamını gör...

sevdiğim/değer verdiğim kadınlar dışarı çıktıkları anda aklım hep onlarda. her an merak ediyorum. mesajıma geç cevap verirse arıyorum. bekleyemiyorum.
bu ülkeyi bu hale getiren her pislikten nefret ediyorum.
devamını gör...

çok iyi grup. gerek tarzları gerek oldukça yetenekli vokalistleri gerek çıkardıkları şarkıların kaliteleri gerçekten çok iyidir. ayrıca oldukça cesurlardır da zira anamız babamız yok deriz gibi şarkıyı türkiye gibi bir ülkede çıkarmak yürek ister. oldukları yerde kalmamaları, farklı tarzlar denemeleri de takdire şayan bence. örneğin dünyanın en iyi albümünden sonra karanlık gibi bir albüm çıkartmaları ciddi bir değişim. her ne kadar dünyanın en iyi albümü favorim olsa da kaldıkları yerde saymamaları güzel bir şey bence. ayriyeten çıkardıkları 21'den 26'ya kadar olan şarkıları, bunların birbiriyle bağlantılı olan hikayelerini de oldukça beğeniyorum. hikayeli şarkıları zaten sevmişimdir, dktt de güzel hikaye anlatan gruplardan. her ne kadar anlattıkları keyifli hikayeleri daha çok sevsem de ben birçok konuda anlattıkları farklı farklı hikayeler var kendilerinin. fakat genel olarak bu grup benim keyiflenmek, enerji depolamak için dinlediğim bir grup aslında. bu işi gerçekten iyi yaptıklarını düşünüyorum, diğer konularda da iyi olsalar da o diğer konularda onlardan çok daha iyi sanatçılar biliyorum. tabi bu durum onların değerini azaltmıyor gözümde, hatta bir gün çok sevdiğim biriyle konserlerine gitmek hayallerimden biri. yazın gidecektim aslında fakat başıma gelen talihsiz durumlardan dolayı gidemedim, bu durum hâlâ içimde bir yaradır. sonuç olarak yeni nesil türk sanatçıları içinde gerçekten sevdiğim gruplardan biri bu grup. bir şans vermenizi ve dinlemenizi öneririm. yaptıkları şarkıları beğenmeseniz bile sırf sahip oldukları vocalistin taş gibi vocali için dahi dinlenir bence.

özetle: anamız babamız yok deriiz,
evimiz yurdumuz yok deriiiiz
devamını gör...

ölsek korkak derler. yaşasak kinaye ederler. kulak asmamaya alışın. kem göz, sinsi bakışlar hep olacak. hayat sizin hayatınız.
devamını gör...

ara sıra yönetime sitemler gönderen biri olarak, bir hakkı teslim etmem gerekir. haziran ayında interaktif sözlükler arasında, mayıs ayına oranla 71500 daha az tanım girilmesine rağmen, ikinci sırada olması büyük başarıdır.

geçtiğimiz günlerde ise 1 milyon entry’i geçmesi azımsanacak hede hüde değildir.
yazarların katkısı es geçilemez ancak başarı böyök oranda yönetime aittir.
(bkz: kocaman alkış)

son dakika editi: yoldaş ile karşılıklı barış çubuğu üfledik. kafa’lar nasıl güzel ama.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tavanı seyretmek
devamını gör...

t:31 aralık yeni dolandırıcılık taktiği. dikkatli olun

ilk defa böyle bir dolandırıcılık duyuyorum,ttnete borcunuz var diyerek arıyorlarmış, dikkatli olun sizi de arayabilirler.
olay:
babamı 0850'li bir numara aramış, ttnet'e 150 tl borcu olduğunu söylemiş, bilgilerini istemiş. babamın anlattığına göre söyledikleri para büyük bir miktar olmadığı için inandırıcılığı yüksek geliyor insana.

ama taşbaşı çocuğu yer mi. yemez.

babam benim bilgilerim sizde yok mu, hem numaranız 444 değil deyince karşı taraf hemen kapatmış.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim