isviçre'nin köle çocuklarına verilen isim. insanlık tarihinin ayıplarından biri.

1789 da isviçre'de 14 yaşından küçük çocukların çalıştırılmasının yasaklanmasıyla, zenginler çocuk işçiliğinin ve sömürüsünün korkunç bir yöntemini bulmuşlardı. bu yasaklamadan sonra ailesi boşanmış, ölmüş ya da devlete borçlu olan çocuklar, bir müzayedeyle şatışa çıkarılıp, zengin ailelere satılmaya başlanmıştı. ve artık zengin bir ailenin vesayeti ve sorumluluğu altına giren çocukla ve orada başına ne geldiğiyle ise ne acıdır ki kimse ilgilenmezdi. çünkü onlar, kilise, toplum ve devlet nezdinde iyi bir aileye verilmiş olmanın mutluluğunu yaşaması ve şikayet yerine minnet etmesi gereken sorunlu çocuklardı.

oysa gerçek hiç de öyle değildi. bu köle çocuklar, satıldıkları zengin aileler tarafından en ağır işlerde çalıştırılıyor, ahırlarda yatırılıyor, aç bırakılıyor hatta yeni ulaşılabilen bazı kayıtlara göre tecavüze uğrayıp öldürülüyorlardı.

ve bu çocukların en önemli özelliklerinden biri de çıplak ayaklı olmalarıydı. çünkü bu onları, diğer çocuklardan ayırmak için getirilen bir zorunluluktu.

bu çocukların gördüğü insanlık dışı muameleye, o dönem bazı duyarlı insanlar tarafından tepkiler gösterilmeye çalışıldıysa da sistematik bir biçimde ve devlet eliyle hepsinin üzeri örtülüyordu.

bu uygulama 1970’li yıllara kadar sürdü. isviçreli tarihçi marco leunberg'in araştırmalarına göre verdingkinder' lerden 10 bin kadarı hâlâ hayatta. leunberg, 1920 ile 1970 yılları arasında 300 bin isviçreli çocuğun bu şekilde satılarak çalıştırıldığına, 1930'lu yıllarda yalnızca bern kantonunda tarım işçilerinin yüzde 10'unu verdingkinder' lerin oluşturduğuna dikkat çekiyor.

isviçre hükümeti ise ancak 2013 yılında bu vahşi uygulamanın sorumluluğunu kabul etti ve tüm mağdurlardan özür diledi. 2016 yılında da halen hayatta olan verdingkinder’lere federal hükümet tarafından tazminat ödenmesi kararlaştırıldı. bu uygulamada büyük etkisi ve sorumluluğu olan kilise ise halen özür dilemedi.

bu konu ile ilgili çekilen tek film ise 2011 yapımı der verdingbub. ve bu gerçeği yaşamış on bine yakın insanla yapılan röportajlardan doğan bu senaryo, markus ımboden tarafından filme çekildi.

ve bazı insanlar tarafından hepimizin bildiği, okuduğu ya da izlediği çıplak ayaklı heidi' nin de aslında bir verdingkinder olduğu ve yazarı tarafından bu soruna parmak basmak için kaleme alındığı rivayet edildi.

haberuskudar.com/bir-medeni...

daimakadin.com/heidi-cizgi-...

de.m.wikipedia.org/wiki/Ver....
devamını gör...

öncelikle basit tanım ile başlamak gerekirse fotoelektrik olay ışığın (genellikle metal yoksa her atomda olabilir) metal bir yüzeyden elektron kopartması olayı.
ışık çarpıyor (bkz: güneş panelleri) elektron kopuyor ve elektrik oluşuyor. bu sadece düz mantık anlatımı.
einsten'ı herkes bilir. ve nobel ödülü sahibi olduğunu da. fakat herkes ''özel görelilik'' teoremiyle nobel sahibi olduğunu sanar. halbuki ''fotoelektrik etki'' ile nobel almıştır.

gelin biraz derinine inelim fotoelektrik olayının. her ışık (bundan sonra foton diye anılacak) bir frekansa dolasıyla enerjiye sahiptir. fotonlar bu enerjilerini bize renk olarak gösterirler.(biz öyle algılarız) aslında kızılötesi/mor ötesi vb tabirler buradan gelir. belli frekansın ötesi.
insan gözünün görebildiği renk skalasında kırmızı en düşük, mor en yüksek frekansa sahip renklerdir. ve bu fotonlar düştükleri yüzeylerdeki (basitçe anlatım) elektronlara çarparlar. bu elektron freni boşalmış fakat hızını hiç azaltmamış kamyon gibi atomun en dış ( örnek için geçerli. yoksa en dışı pas geçip iç katmandaki bir elektrona da denk gelebilir.) katmanındaki elektrona çarpar. momentum gereği bir saçılma (compton) oluşur. eğer fotonun enerjisi , elektronu çeken atom çekirdeğinin yani bağlanma enerjisinden büyük ise elektron bulunduğu katmandan fırlar. burada mühim olan şunun bilinmesidir. bir fotonun enerjisi ( frekansı ) ne kadar yüksek olursa olsun sadece bir elektron koparabilir. yani 1-1. peki nasıl daha fazla elektron koparabiliriz bu yüzeyden? şöyle ki efendim ; foton enerjisini arttırarak. ee hani bir elektron sadece bir foton ile kopuyordu? hemen izah edelim. aslında başta anlattıklarımız doğru fakat bu sistemler karşılıklı iki metal levha olduğu için fotonların düştüğü levhadan kopan elektronların karşı levhaya ulaşması gerekmekte. newton fiziğine göre hareket ancak enerjiyle mümkün. peki elektron bu enerjiyi nereden alacak. fotondan. foton çarpınca karşıya gitmeye mecali olmayan fotonlarımıza daha fazla enerji lazım. bu enerjiyi kırmızı ışık yerine daha yüksek enerjili mor ışığı tercih ederek sağlayabiliriz.
burada bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istiyorum. yukarıdaki yazarlarımızdan birisi zahmet edip konuyu açıklamışlar. ellerine sağlık. fakat fotoelektrik olay sadece ''mor'' ışık için geçerli bir olay değildir. gelin formüllere bakalım
e(foton)=e(bağlanma)+e(elektron)(ev'elektrovolt) ''e=enerji''
formülde görüldüğü üzere fotonun enerjisi eşitmiş neye? elektronun kopma enerjisi +koptuktan sonra kazandığı enerjiye. burada sabit bir metal için yani sabit bir atom için e(bağlanma) değişmezdir. atıyorum x atomu için bu enerji 6 iken y atomu için bu enerji 4 olabilir. yani sayın yazarımızın dediği kırmızı renk fotonunun sökemediği elektronu mor söker değil. kırmızı renk fotonu başka ve daha düşük bağlanma enerjili bir atomun elektronunu sökebilir. yani kısaca her metalin elektronunu sökmek için belirli bir eşik değer var. her dalga boyunun (frekansın tersi)(1/frekans) bir enerjisi var. gücü yeterse söküyor yetmezse sökemiyor.

gelelim fotonun enerjisi (frekansı) artarsa ne oluyor? gene bir elektron söküyor. fakat artan enerjiyi elektrona kazandırıyor. yani hız kazandırıyor. karşılıklı duran levhalardan birinden kopan elektron diğer levhaya ulaşacak enerjiyi buluyor ve hoooop diğer levhaya çarpıyor. ne mi oluyor? elektrik akımı oluşmuş oluyor. güneş panellerindeki olay ise tamamen bundan ibaret.(tabi basitçe)

son olarak bu olayda fotonun dalga olarak değil tanecik olarak görüyoruz. eğer dalga özelliğinden faydalanarak bu etkiyi gerçekleştirseydi ; bir fotonun onlarca belkide yüzlere elektron kopartması gerekecekti. bunu şöyle düşünebiliriz. bir pompalı tüfekten çıkan saçmaların karşısındaki birçok hedefe isabet etmesi yerine. aynı silahın tek bir domdom kurşunu atması gibi. bir kurşun=bir hedef.

toparlayacak olursak: foton gelir elektrona çarpar , gücü yetiyorsa kopartır kopan elektron uçaaaar gider :)
kullanıldığı alanlar: sensörlü her şey! otomatik kapı ,fotoselli lambalar, güneş panelleri vb
minik bir örnek
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bu yazı kendini güncelleyecektir.
edit1:

enerjinin küçük enerji paketleriyle yayılmasını (bkz: kuanta) ilk kez planck ortaya atmış. 1905 yılında einstein fotoelektrik olaylarını açıklarken planck'in kuanta fikrini kullanmış ve nobel ödülünü bu çalışmayla almış. yalnız einstein'ın fotoelektrik açıklamasına ilk karşı çıkanlardan biri planck imiş. böyle de ironik bir adam.
devamını gör...

ya ikiside modern değilse,diye sorduran başlık.misal ebubekir sıddık bebek büyüdüğü zaman hangisini kullanacak soruyorum size.
devamını gör...

ıklim değişikliğine yerel ve kültürel bir bakış açısından bakması dolayısıyla dur bakalım izleyelim dediğim dizidir. bu samimi yaklaşımım ilk sezon sonu ve ikinci sezon ortalarında dayanamamıştir.

kafamda lan bu neeee ? dediğim birkaç sahneden bahsedeyim. kötü adamımız çevreyi kirleten ve aynı zamanda iskandinav mitlerine göre dev olan abi ile thor olan magne kardeşimizin 1. sezon finalindeki savaşı. ağalar, beyler, hanımlar.... 2021 yılında netflix gibi bir yerde şöyle bir replik olabilir mi ? " babanı da ben öldürdüm, seni de öldürüceğnmm” bunu cüneyt arkın yapınca herkes ardiyla gülüyor, bu norveçli kekolar yapınca ses yok arkadaş. diğer bir sorun az buçuk mitoloji bilen insan magne’nin kardeşi laurices'ın loki olduğunu anlamıştır. adamlar o kadar gözümüze sokmuşlar. eveet şimdi burası çokomelli... şu yazıyı okuyan çocuk sahibi olan veya olmayan kadın yazarlara sesleniyorum. düşünün market kasiyeri size diyor ki, tamam hadi o eşyaları çıkarmana gerek yok kalsın, benden olsun amaaa büyük oğlana şöyle köprüye gidip tanrıyla tanışsın... bu diyalogdan sonra bir insan şunları düşünmez mi, ne diyor bu münafık ya da lan bizim oğlan bu kadınla ilişki mı yaşıyor bedava malzeme aldık şifre bu herhalde akşama sevişecek bunlar galiba demez mi aga??? oğlunun tanrı olma olasılığı benim ihtimallerimden milyon, milyar kat daha düşük bir olasılık. ama kadın ne yapıyor ? yia oğlum marketteki kadın tanrı dedi, köprü dedi, oğlun gitsin dedi ayhh bir şeyler dedi işte... ıçim parçalandı bu diyaloğu yazarken, sol ciğerim gel abi korona olalım değmez bu saçma dünyada yaşamaya diyor.... sevgili thor kardeşimizin çekicini gidip döktürmesi ise ayrı bir hoş tabi... magne'nin annesi ise fatmagül'ün suçu ne ? dizisindeki fatmagül'ün abisinin aynısı lan. aynı polyanacilik var kadında. sen gidiyorsun kadının kocasına diyorsun ki, yia işte biz senle şu tarihte sevişmiştik hatırlıyorsun, he işte laurice senin oğlun. bu adamın karısı sizi ezmeye çalışıyor ve diyorsun ki hayır bilerek yapmadııı kiiii ....


diziye samimi olarak birkaç artı puan vererek başladım izlemeye, çünkü mitoloji sever bir insan olarak ve işlediği konunun ikok değişikliği olması sebebiyle.... gelin görün ki bu iyi duygulariimin üzerinde resmen bal şarabı içip halay çektiler ....
devamını gör...

bu bulutlar oluştuğu sırada herhangi bir hava olayı gelişmesi beklenmez fakat sonrası için haberci olabilirler. ülkemizde görülebilirler, en sık görüldükleri yer amerika birleşik devletleri ve avusturalya'dır. okyanus ve büyük deniz kıyılarında görülür.
devamını gör...

uzaylılar nerede? gerçekten kainatta bizden başkaları da var mı, yoksa bu uçsuz bucaksız evren’de tek miyiz? bu sorunun cevabını tabiki veremiyoruz. evet, şu zamana kadar elle tutulur bir kanıt da bulamadık. ama henüz kanıt bulamamak onların var olmadığını gösterir mi ? veya biz göremiyoruz ama varlar diyebilir miyiz ?

drake denklemi’ne göre bırakın tüm evren’i sadece samanyolu galaksisi’nde bile en az bizim kadar akıllı 100.000’den fazla medeniyet olmalı. drake denklemi başlıklı tanımımda bunun nasıl mümkün olabileceğini açıklamıştım. drake denklemi'nin doğru olduğunu var sayalım, peki öyleyse nerede tüm bu medeniyetler ?

"fermi paradoksu"na göre bu soruya cevap arayacak olursak eğer;

1-)belki de hep boşuna bir arayıştayız. hiç kimse yok. kainatta, dünya üzerindekinden başka herhangi bir canlı aramak beyhude bir çaba. hiçbir zaman olmadılar ve olmayacaklar. koca kainatta yalnızca dünya üzerinde yaşayan canlılar, ağaçlar, insanlar, balıklar vs. var...

2-) var birileri. ancak henüz ilkel aşamadalar. bu aşamada uygarlıklar nasıl bizden haberdar olacak ki? veya radyo sinyali bile göndermiyorlar. bundan dolayı orada olduklarını nasıl göreceğiz veya bileceğiz ? insanlık ilkelken 10 kilometre ötesinden bile haberdar olamıyorken gezegenler, yıldızlar arası bir hayat varsa ve bu formdaki canlılar ilkelse tabii ki de haberdar olamayacağız.

3-) eskiden, çok eskiden vardılar. ama artık yoklar. bir medeniyet gelişince kendi içlerinde veya kendi seviyesinde başka bir medeniyetle çatışıp birbirlerini yok etmeye meyilliler. ki bizler insanlık olarak bırakın başka medeniyeti, birbirimizi bile yok etmekten çekinmiyoruz. savaşıyor, yok ediyor, öldürüyor, yakıp yıkıyoruz. biz bile kendi içimizde böyleyken başka uzaylı medeniyetler birbirini neden yok etmiş olmasın ki ?

4-) gelecekte var olacaklar. ancak şu an yoklar. kainat insanla başlamadı elbette. dünyanın da insanla başlamadığı bir gerçek. yani biz insanlar var olmadan milyar yıllar önce de dinozorlar, canlılar, ağaçlar, balıklar vardı. tabii evrimleştiler. kimi suda yaşamaya başladı, kimi karada, kimi havada... kimi de yok oldu. dünya için dahi insan veya uygarlıklar yokken, kainatta da belki şu anda yoklar ama ilerde de var olmayacaklar diyemeyiz...

5-) gelişme gösteren medeniyetleri adeta yok eden, ezen ve gelişmesine asla müsaade etmeyen bir veya birkaç hiper güçte medeniyet var. kainatta yalnızca kendilerinin varlığına tahammül edebiliyorlar. tüm medeniyetlerin ya ilkelce yaşamasına müsaade edecekler ya da gelişim gördükleri an o medeniyeti yok ediyorlar

6-) onları anlayamıyoruz. bizlere mesaj gönderiyorlar ancak fark etmiyoruz. iletişim kanallarımız bir değil. frekanslarımız uyuşmuyor. belki biz onlardan, belki de onlar bizden çok daha gelişmiş haberleşme ağlarına sahipler. bir böceği ultra lüks bir havaalanına götürseniz onun için ne fark eder ki ?

7-) önemsemiyorlar. fark ettiler ancak bizlere değer vermiyorlar. onlar için önemsiziz. bizim varlığımız onlara hiç bir şey katmadığı gibi yokluğumuz da onlardan bir şey eksiltmiyor. ha varız, ha yokuz. onların umurlarında değiliz.

8-) kainat hiper bir medeniyet tarafından çoktan modelize ve simulize edildi. aslında her şey bir oyun ve bizler bu oyun içinde bize biçilen karakterlerden fazlası değiliz. sadece rollerimizi oynuyor, günümüzü tamamlıyor ve oyundan çıkıyoruz, yani game over...

9-) onların hayvanat bahçesindeyiz. bir önemimiz yok. sadece izliyorlar. insanlık olarak hayvanlara yaptığımız muameleyi hiper medeniyetler bize yapıyor. aslında dünya kocaman bir hayvanat bahçesi ve bizler de bu bahçede sergilenen canlılarız.

10-) bizden korkuyorlar. "acaba bir belirti, bir sinyal gönderirsek sonuçları ne olur?" sorusu yüzünden korkuyorlar ve bekliyorlar. bana en mantıklı gelen bu oluyor. çünkü insan olarak yok etmeye fazlasıyla meraklıyız. ya bizdensin, ya da düşmansın felsefesi tüm insanlık için geçerli.

11-) milyonlarca yıl önce geldiler. dünyamıza baktılar. onlar dünyamıza, dünya üzerinde henüz akıllı bir yaşam yoktu. gereksiz bir yer olarak gördüler ve bir daha gelmemek üzere gittiler.

12-) yakında gelecekler. geldiklerinde ne olacak bilemiyoruz ama umarım ki bizden daha güçlü ve daha gelişmiş değillerdir. aslında gelmiş olurlarsa, zaten bizden daha gelişmiş oldukları da bir nevi ortaya çıkmış olacak.

kim bilir ?
devamını gör...

tarantino sinemasının göz bebeği film.

gogo gibi süper bir karakteri vardır.

devamını gör...

tabii sen vladimir putin tarafindan sana emanet edilen sozluge her bakimdan yetersiz buldugun birisinin yoneticilik etmesine siddetle karsisin ama; en sevdigin modun ben oldugumu ne zaman itiraf edeceksin firdevs hanim? konunun kgb’yle ne ilgisi var?
devamını gör...

"ölümden korkuyorum ama hayatımı boşa harcamaktan daha çok korkuyorum. aşk'tan korkuyorum; çünkü aşk bizim kavrama gücümüzün dışındaki şeyleri içeriyor; müthiş bir parıltı saçıyor ama aynı zamanda yaydığı gölge beni korkutuyor."

brida, paulo coelho
devamını gör...

çılgın seyyal abla'dan.
devamını gör...

güzel bir uğraş olmakla birlikte, eksi butonu ve hakaret olmadığı için mutlu eden yer. ama keşke tanımlarımızı da kaç kişinin gördüğünü, okuduğunu bilebilsek.
kitaplarını kimin okuduğunu bilmeyen ama yazmaya devam eden bir roman yazarı gibi hissetmiyor değilim zaman zaman. ama ne olursa olsun yazmaya değer mi? değer.
devamını gör...

hz. isa'nın doğumunun farklı hesaplanmasından dolayı diğer takvimlerden farklılık gösteren, 13 aydan oluşan, güneş esaslı kendi takvimlerini kullanan ülke. yaklaşık 7 yıl geriden gelmektedirler, şu an 2014 yılı içerisindeler.
devamını gör...

tachypleus tridentatus. nal yengeci.
adı yengeç olsa da gerçekte yengeç değildir bu canlı. çok ilginç özellikleri ve güçlü, dayanıklı yapısı şaşırtıcı değildir, çünkü bu canlının ilk ataları 450 milyon yıl önce ortaya çıkmış, yani dinozorlardan 220 milyon yıl önce dünyada varlıklarını sürdürüyorlarmış. karadede mübarek. kadim hayvanlardan. lakabı ise yaşayan fosil.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

ek : limulus amebocyte lysate adı verilen mavi renkte bir kana sahiptir. bu kan, çeşitli serumların, aşıların ve tedavilerin geliştirilmesinde kullanılmaktadır.
devamını gör...

pazartesi günü derste lazım olacak olan uhunun pazar gecesi aklıma gelmesi rezaleti.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

711 yılında emevi valisi musa bin nusayr tarafından iber yarımadası'na keşif maksatlı ve sınırlı bir harekât için gönderilen, ancak şartların müsait olduğunu görüp inisiyatif alarak yarımadada 700 yıl sürecek arap hâkimiyetinin yolunu açan kumandan.

dört halife ve emevi dönemlerinde bugünkü mısır, libya, tunus, cezayir ve fas fethedilmiş; kuzey afrika'nın en uzak ucuna kadar ulaşılmıştır. atlas okyanusu ile karşılaşan emeviler için artık iki seçenek vardır. ya güneydeki sahra bölgesi ya da vizigotların hüküm sürdüğü iber yarımadası. dönemin ifrikıye ve mağrip valisi musa bin nusayr, musevi asıllı septe* kontunun da teşvikiyle karşı tarafa keşif gücü göndermeye karar verir. bunun üzerine berberilerden oluşan 7000 kişilik bir kuvvet tarık bin ziyad kumandasında yola çıkar. cebelitarık olarak anılacak tepelik bölgeye ulaşan keşif birliği karaya çıktıktan hemen sonra, kullandıkları mavnaların tamamı (rivayete göre sadece bir kısmı) tarık'ın emriyle yakılır. yapılan keşif neticesinde vizigot kralı rodrigo'nun kuzey taraflarında sefere çıktığı ve franklarla mücadele ettiği öğrenilir. ilerlemeye devam eden tarık bin ziyad, üzerine gönderilen vizigot öncü kuvvetlerini mağlup etmekte zorlanmaz. bir müddet sonra kral rodrigo'nun büyük bir ordu ile yaklaştığını haber alınca musa bin nusayr'dan yardım ister. afrika'dan gelen 5000 kişilik kuvvet de eklenince 12000 kişilik ordusuyla guadalete'de vizigotlarla karşı karşıya gelinir. bazı rivayetlerde vizigot ordusu'nun 100 bin kişi olduğu söylense de bu abartılı bir rakamdır. muhtemelen 30- 40 bin kişilik bir kuvvettir. ancak tarık bin ziyad'ın tamamen yabancı topraklarda, kendinden en az 3 kat büyük bir orduyla savaşa girdiğinin altını çizmek gerekir. yapılan meydan muharebesi 8 gün sürer ve vizigot ordusu mağlup olur. kral rodrigo kimi rivayetlere göre muharebenin dördüncü günü bizzat tarık bin ziyad tarafından öldürülmüştür, başka bir rivayete göre nehirde boğulmuştur. cesedinin bulunamadığı ise mutabık kalınan bir konudur. neticede emevi ordusu kesin bir şekilde galip gelmiştir ve tarik bin ziyad'ın önünde iki seçenek vardır: ya sahipsiz kalan toprakları fethetmeye devam edecek ya da sorumlu olduğu musa bin nusayr'ın "dur" emrine uyacaktır. zaferin getirdiği avantajı kaçırmak istemeyen tarık bin ziyad ileri harekâta devam eder ve malaga, toledo, granada, cordoba gibi önemli şehirleri birer birer düşürür. musa bin nusayr'ın ordusu ile birlikte yarımadaya çıkmasıyla fetihler iyice hızlanır, emeviler 3 yıl içinde pirene dağlarına kadar dayanırlar. bu süreçte adam akıllı tek direniş "şövalyeler şehri" namıyla bilinen merida'da yaşanır. kale önünde gerçekleşen zorlu meydan muharebesini musa bin nusayr komutasındaki emeviler kazanır. rodrigo'nun dul eşi egilo (ila) emevilere esir düşer ve musa bin nusayr sabık kraliçeyi oğlu abdülaziz ile evlendirir. (bu da başka bir tanımın konusu olsun)

bu arada tarık bin ziyad ile musa bin nusayr toledo'da 712 yılında bir araya gelmiş ve "dur" emri dinlenmeyen vali musa, tarık'a büyük tepki göstermiştir. tarık'ı bizzat kırbaçladığı rivayet edilse de azarlama ihtimali daha ağır basar. 714 yılında halife velid, her iki kumandanı da başkent şam'a çağırır. endülüs (vandal isminden türemiştir) olarak anılacak topraklardan ele geçirdikleri ganimetleri yanlarına alıp şam'a giden vali ve kumandan, orada yeni halife süleyman ile karşılaşırlar. (halife süleyman da ayrı bir tanım konusudur. bugün islam nüfuzu doğuda indus, batıda kuzey afrika ile sınırlı kaldıysa bunda aslan payı kendisine aittir.) veraset meselesi nedeniyle velid dönemi valilerine mesafeli olan süleyman, musa bin nusayr ve tarık bin ziyad'a "söyleyin bakalım, endülüs'ün gerçek fatihi kim?" diye sorar. musa bin nusayr "benim," der. fakat tarık bin ziyad bunun doğru olmadığını söyleyerek vizigotlardan ele geçirdiği hz. süleyman'a atfedilen paha biçilmez masanın eksik ayağını koynundan çıkarıp gösterir. bunun üzerine hiddetlenen halife süleyman, musa bin nusayr'ı valilikten azleder. bütün mal ve mülkünü müsadere eder.

tarık'ın şam'daki muhakeme ve ganimet tesliminden sonra ne yaptığına dair bilgi yoktur. herhangi bir görev almadan 720'de vefat ettiği söylenir. dikkat ederseniz tanım boyunca sürekli olarak -rivayete göre- demek zorunda kaldım. zira fethedilen şehirler ve belli başlı harekâtlar haricinde tarihçilerin mutabık olduğu konu çok az. neredeyse her olay hakkında birden fazla rivayet yazılmış. en çok örtüşen bilgileri buraya aktarmaya çalıştım.

kaynakça:
endülüs tarihi - ziya paşa
tdv islam ansiklopedisi
ismail hakkı atçeken'in konuyla ilgili akademik makalesi
devamını gör...

kendinizi size sizden iyi anlatacak bir uzman hatta bir dost için : beyhan budak(klinik psikolog)
latince'ye ilgi duyuyorsanız: c.cengiz çevik( klasik filolog)
tus çalışma sürecinde size destek olacak (hatta hayat kurtaracak) abi tavsiyeleri arıyorsanız: doç.dr.m.bora demirçelik
yks'ye hazırlanıyorsanız :gri koç
sakinleşmek istiyorsanız:soothing relaxation veya peaceful ambience
hayata dair şimdiye dek öğrendiklerim bana yetmez diyorsanız: sunay akın
ruhunuzu anlayan güzel bir insandan gelen güzel bir şarkı istiyorsanız: can patlar ve şarkılar
arkeolojiye meraklıysanız:arkeofili
kaliteli müzik ve kaliteli insanlar arıyorsanız: andre rieu
elektronik müziğe ilgiliyseniz: nightcore reality
bilimi sanatla birleştirince ortaya hangi sonuçların çıkabildiğini merak ediyorsanız: acapellascience
ingilizceniz iyiyse ve sanat tarihine ilgiliyseniz: smarthistory
ustalardan şiir dinlemek istiyorsanız: 1dozkitap

bunlar devamlı takip ettiğim ve altına imzamı da atabilecek denli başarılı bulduğum kanallardır.kendinize,hayatınıza ve çevrenize çok şey katacaklarını umuyorum,en azından benim için öyle oldular.
devamını gör...

(bkz: şeker portakalı)
devamını gör...

raspberry pi vakfı tarafından 2012 yılında geliştirilmeye başlanan ve okullarda temel bilgisayar bilimi öğretilmesi amaçlanan tek kart bilgisayardır. bir mikro sd kart üzerine kurulan (bkz: linux) tabanlı raspberry pi os, eski adı ile raspbian işletim sistemi başta olmak üzere pek çok sistem çalıştırılabilmektedir. ucuz ve yetenekli olması çıktığı ilk günden bu yana oldukça popüler olmasına sebep olmuştur. bu güne kadar 4 versiyonu geliştirilmiştir. 512 mb ram ile 8 gb ram arasında çesitli işlemci veriyonlarıyla birlikte bir çok modeli bulunmaktadır. üzerinde bulunan 40 adet gpio pinleri sayesinde otomasyon ve robotik programlama projelerindede tercih edilmektedir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim