bu yüce kitap hakkında birçok şey söylemeliyim sanıyorum. viktor emil frankl tarafından 1946 yılında yazılan bu şaheser, gözümde varoluşsal boşluğu doldurmaya çalışan eserler arasında en üst sıralardadır. freud ve adler'den sonra 3. şahsımızdır psikanaliz konusunda diyebiliriz frankl. ayrıca freud'un hasmıdır da. hatta tam hatırlayamıyorum ama şöyle bir şey diyor: "freud sosyetedeyken ben toplama kampındaydım." sahiden de bu adam toplama kamplarında epey bir şey görmüş geçirmiş. zaten bu eser psikoloji alanında olsa da otobiyografik de denilebilir sanırım. toplama kampında yaşadığı dramdan da bahsediyor. kısacası gerçekten de önemli anekdotlar kazanabileceğiniz bir eser. çok yoğun. çok tutkulu. çok korkutucu. bö.

aslında temel olarak şunu söylüyor bu kitap bize. yaşamın anlamsızlığını bilemeyiz. fakat anlamsız gelen bir şey hakkında da anlam yüklemek gibi bir davranışta da bulunmamalıyız. hayatı olduğu gibi kabul etmeliyiz diyor yani. ve hayata anlam atfetme konusunda da söylediği şeyler var. paylaşacağım.

ayrıca bu kitap içimdeki romantiği beslemesinin yanında içimdeki karanlığı da besledi. içimdeki belirsizlik duygusu da nüksetti. her seferinde aynı şey oluyor, anlamıyorum ki! ama okunması gereken bir kitap. hele de düşünen zihinler için. hele de anlam arıyorsanız... size yol gösterici olabilir. elinizden tutar bir süreliğine, ondan sonraysa size kalmış.

ekstra olarak şunu söyleyeyim: kitapta "rüya adam" olarak nitelendirdiğim bir vaka var. adamın teki (yazarın arkadaşı) bir rüya görüyor. rüyasında tam 1 yıl sonra kurtulacaklarını görüyor. fakat 1 yıl geçtikçe ve o sözde "kurtuluş günü" yaklaştıkça bizim adam hastalanmaya başlıyor. zaten rüyasında gördüğü kurtuluş günü yaklaştıkça anlıyor ki savaşı kazanmıyorlar, almanlar analarını ağlatıyor afedersiniz. neyse, sonuç olarak rüya adam öldü. rüyası gördüğü günden tam 1 yıl sonra öldü. işte umut nelere kadir... varlığıyla yaşatıyor, yokluğuyla öldürüyor.

bir de normalde kendi yazdığım daha fazla şeyi paylaşırdım, ta okuduğum zamanlarki düşüncelerimi örneğin. fakat kitapta yazım o kadar kötü ki bakmaya korkuyorum açıp. ne kadar da kötü yazıyormuşum yahu, dedim. ama kitabın ortasından bir yerden açtım. altını çizdiğim, karaladığım yerlerden paylaşmaya çalıştım:

--- alıntı ---

"gerçekten ihtiyaç duyulan şey, yaşama yönelik tutumumuzdaki temel bir değişmeydi. yaşamdan ne beklediğimizin gerçekten önemli olmadığını, asıl önemli olan şeyin yaşamın bizden ne beklediği olduğunu öğrenmemiz ve dahası umutsuz insanlara öğretmemiz gerekiyordu. yaşamın anlamı hakkında sorular sormayı bırakmamız, bunun yerine kendimizi yaşam tarafından her gün, her saat sorgulanan birileri olarak düşünmemiz gerekirdi. yanıtımızın konuşma ya da meditasyondan değil, doğru eylemden ve doğru yaşam biçiminden oluşması gerekiyordu. nihai anlamda yaşam, sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğu almak anlamına gelir." arka kapakta.


"varoluşsal boşluk temel olarak kendini can sıkıntısı durumunda dışavurur. insanlığın, bunaltı ve can sıkıntısından oluşan iki uç arasında sonsuza kadar mekik dokumaya mahkum olduğunu söyleyen schopenhauer'i anlayabiliriz." -sayfa 121

varoluşsal boşluğun kendini gösterdiği çeşitli maskeler ve kılıflar söz konusudur. bazen engellenen anlam istemi, en ilkel güç istemi olan para istemi de dahil olmak üzere, bir güç istemi ile temsili bir yoldan dengelenir. diğer durumlarda, engellenen anlam isteminin yerini haz istemi alır. varoluşsal engellenmenin birçok durumda cinsel dengeleme ile sonuçlanmasının nedeni budur. bu tür durumlarda cinsel libidonun, varolusal boşlukta serpilip yayıldığını gözlemleyebiliriz. -sayfa 121

yaşamın anlamı: bir doktorun bu soruya genel terimlerle cevap verebileceğinden kuşkuluyum. çünkü yaşamın anlamı insandan insana, günden güne, saatten saate farklılık gösterir. bu nedenle önemli olan, genelde yaşamın anlamı değil, daha çok belli bir anda bir insanın yaşamının özel anlamıdır. sorunu genel terimlerle ortaya koymak, bir satranç şampiyonuna sorulan soruyla kıyaslanabilir: "söyleyin ustam, dünyadaki en iyi hamle nedir?" bir maçtaki belli bir durumdan ve rakibin özel kişiliğinden bağımsız en iyi hamle ya da iyi bir hamle diye bir şey kesinlikle yoktur. aynı şey insanın varoluşu için de geçerlidir. herkesin yaşamında özel bir mesleği veya uğruna çaba harcanacak bir misyonu, yerine getirilmeyi bekleyen somut bir görevi vardır. ne onun yeri değiştirilebilir ne de yaşam tekrarlanabilir. bu nedenle herkesin işi, bunu yürütmeye yönelik özel fırsatları kadar eşsizdir. -sayfa 122, 123

logoterapiye göre bu yaşam anlamını üç farklı yoldan keşfedebiliriz: 1. bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak; 2. bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşerek; 3. kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır gerçekleştirerek. bunlardan ilki, yani başarı yolu, oldukça açıktır. ikinci ve üçüncü ise, biraz daha ayrıntı gerektirmektedir.

yaşamda anlam bulmanın ikinci yolu, bir şey -iyilik, doğruluk, güzellik gibi- yaşamak, doğayı ve kültürü yaşamak, son ve bir o kadar önemlisi de olanca eşşsizliğiyle bir insanı yaşamaktır. yani onu sevmektir. -125


--- alıntı ---
devamını gör...

uyku ilacı kullanan ya da gününü yaşayan, kafasına hiçbir şeyi takmayan gamsız bir insan olabilir. yoksa geçmişin muhasebesini yapmadan, gelecek için kayıgılanmadan, 'o bana niye böyle yaptı, ben ona neden öyle demedim?' diye kendisiyle hesaplaşmadan uyuyabilir mi insan. uyuyamaz.
devamını gör...

karadeniz bölgesinde ağustos ayının tatlı çilesidir.
her dal aşağı çekilmesinde dalda olan, toz, böcek, salyangoz gibi olan ne varsa insanın içine dışına dolar.
bölge nemli olduğu için hava güzelse yapış yapış hava yağmurlu ise ıslak ıslak olur insan.
eğer araba yoksa toplanan fındıkları ya sepete ya çuvala doldurup o bayır senin bu bayır benim evin önündeki harmana sırtta taşımak gerekir.
tek güzel yanı, kalabalık toplamaktır. bol kahkahalı, yüksek sesli çok güzel muhabbetler dönebilir.
bir kaç yıldır yapmamıştım. bu ağustos yapmayı planlıyorum. daha doğrusu anacım benimle yapmayı planlıyor.
dilerim özlemişimdir. *
yazarım fındıklıktan size tabi takatim kalırsa. *
gine yeşillendi fındık dalları dinleyelim o vakit.
devamını gör...

muhtemelen hiç olmamış olan samimiyettir. belki de ilişkilerde ideal insan portresi oluşturmaya çalışırken cebindeki kartları doğru oynayan, zamanla da artık oynamak istemeyen insandır. ya da gerçekten kaybetmiştir.

kaybedenlere benden bir sır: en son nerede ve kime kullandıysanız orada düşürmüş olmalısınız, iyice bakın oralara.
devamını gör...

barbie ve el emeği göz nuru olan kıyafetleri.
devamını gör...

ağalara paşalara yakışan, içene hatır koyan, ruhsal ve bedensel iyiliği sağlayan çok faydalı bir içecektir. köpüklüsü makbuldur. tıbbi birçok faydası var elbet, ama en önemlisi o faydayı hissedeceğiniz sohbetlere eşlik ediyor olmasıdır. yalnızlığa da birebirdir; çok tükettiğinizde kalp çarpıntısı yapar, sanırsın aşk kapını çaldı*.

ben sevdiğime kahve, sevmediğime çay ikram ederim. hatrının üstüne bende hatrımı koyarım.
sonra oturup fal bakarız.

1 fincan soğuk suya 1 tatlı kaşığı kurukahveci mehmet efendi ekleyip bakır cezvede karıştırıyoruz. sonra köpükleri görene kadar bir daha dokunmayın ki köpürsün. göz göz olduğunda üstünden köpükleri kaşık ile fincana ayırıp kahveyi bir taşım pişirin, kaynatmayın ama. tarifi verdiğime göre benim de hatrım var kadar olmuştur umarım*. afiyet bal şeker olsun.
devamını gör...

göktaşı düşmesi ve dolunay’a bağlıyorum ben.
devamını gör...

çok fazla cevabı vardır.

kimi insan seni küçük görür kimi insan senden korkar.
devamını gör...

moloch horridus olarak da adlandırılan bu canlı 15 cm boyunda ve ortalama 45 – 90 gr ağırlığında olan zararsız bir sürüngendir ve karınca ile beslenir. ona ismini veren dikenli görünümüdür. kendini sıcaktan korumak için kuma gömen bu sürüngen aynı zamanda bukalemun gibi renk değiştirebilir. anavatanı ise avustralyanın kurak bölgeleridir.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

klişe olacak ama;
o senin yengen yengen
devamını gör...

demin başlığı hortlatan arkadaş sözlüğü eleştiriyordu eleştirdiği şeyi yapmış. bakın iki yüzlü olmayın cidden nefret ediyorum bu durumdan ben.

senin de hortlatacağın başlığı şey yapayım lan milleti azdırıyorsunuz böyle anasını satıyım.
devamını gör...

baydınız.
devamını gör...

ingilizce orijinali nasıldır bilemem ama amerikan filmlerinin dublajlarında, yerel polislerden duyarız.
devamını gör...

yakın zamanda detaylı olarak güncellenecek kulüptür.

icabına bakacağız sevgili yazarlar.
devamını gör...

benim için cevabı uçak yolculuğu olan kıyaslama.

gideceğim yere hemen gitmeyi, yolda oyalanmaya tercih ederim uzun yolculuklarda. yol uzadıkça bedensel yorgunluk da artıyor çünkü. uçağa binince, yerden havalandıktan sonra çay kahve dağıtırlarken bir bakıyorsunuz gelmişsiniz. ne ara vardığınızı bile anlamıyorsunuz gideceğiniz yere.

yok ille de otobüs yolculuğuna mecbur isem müzik çalarım yanımda olduğu sürece benden mutlusu olmaz. fakat yol uzunsa, uzun süreli sarkıtma durumundan dolayı ayaklarımın şişmesi durumundan da hiç memnun değilim.
devamını gör...

bir gece ansızın yandex ifşada kendinizi görmenize sebep olabilir.
devamını gör...

kaynana korkusunun bilimsel adı. kaynana fobisi. böyle bir şey varmış gerçekten. bu korkuyu çeken insanlar çözümü ya terapide ya da boşanmada buluyorlarmış. evli yazarlar ne diyorsunuz?
devamını gör...

sanatta, 16. ve 18. yüzyılları kapsayan, rönesans akımından sonra, klasik akımdan önceki döneme verilen addır.

açıklamalara geçmeden önce sanat tarihçisi olmadığımı, resim sanatını çok sevdiğimden dolayı amatörce ilgilendiğimi belirtmek isterim. bu yüzden fazla ayrıntıya giremeden, belli başlı bilgilerle, bu dönem ben de neler hissettiriyor, onları size aktarmaya çalışacağım.

barok, kelime olarak kusursuz inci anlamına gelir. bu dönemde inci kadar güzel eserler verilmiştir.
konu olarak genelde; mitoslar, dini konular, kahramanlıklar, kıssalar ve manzaralar seçilmiştir.
bu akımda önemli olan, mükemmellik değil güzelliktir.
eserler matematik ve dengeden uzaktır. simetrik ve doğrusal olmayan çizimler kullanılmıştır.
gölgelendirme muazzam kullanılmış olup, ışık resmin her bölgesinde aynı değildir. ışığın geldiği yön ve ya yönler net olarak bellidir.
genelde bir olay anlatıldığı için resim durağan değil hareketlidir.
bu dönemde sanat eserleri karmaşıktır. eserin her bir parçası bağımsız gibi değil de, eser bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
duygular ön planda olup coşkuludur. resimde bulunan karakterlerin yüz ifadelerinden onların yaşadığı duyguyu fazlasıyla anlayabilirsiniz.

içerisinde bol bol mitolojik hikayeler ve kıssalar barındırdığından, hareketli olmasından ve duyguların coşkulu varlığından dolayı bu akım benim en çok sevdiğim akımdır.

bu dönemin önde gelen ressamları ve onların bazı önemli eserleri şunlardır.

(bkz: rembrandt) – gece devriyesi, çarmıhtan indiriliş (bkz: tablolarında isa'yı kucaklayan ressamlar)
(bkz: correggio) – (bkz: kutsal gece)
(bkz: bernini) – (bkz: apollo’nun daphneyi kaçırması)
(bkz: caravaggio) – (bkz: aziz thomas’ın şüphesi)
(bkz: vermeer) – (bkz: inci küpeli kız)
devamını gör...

bunlardan biride benimdir. içinde bulunduğumuz durumu, yaşama şartlarını, dünyanın , insanların daha da kötü olduğunu gördüğüm için ve bu hayat mücadelesinde yaşamak için bir neden bulmak oldukça zorken benimle aynı hayatı yaşamasın diye bu sorumluluğu almak istemiyorum.
devamını gör...

gözlerinin içine bakın sıkılıp başını eğerse arkasına geçip ensesine bir tokat patlatın. bir süre aşkı düşünmek yerine sizi kovalayacaktır.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim