batırmak değilde iyi giden bir şey'in başına bir şey gelmesinden korkmak. korktuğun şey'in başına gelmesiyle düşünsel mahvetme döngüsünü gerçekleştirmiş olman diyelim. iyi geleni, iyi giden olarak göndermenin mantığını aslında pek çözebilmiş değilim. o mantıksızlığın içinde de neyi batırıp batırmadığımı algılayamıyorum maalesef.
dosto'nun bir sözü vardır;
insan bazen acı çekmeye fena halde aşıktır. hâl böyle olunca iyi giden bir şey'i korumak hayli zorlaşır. dosto kadar olmasamda bende fena değilim bu konuda. iyi mi gidiyor, kötü mü ve daha kötü ne olabilir? sorularının anlam kargaşası içinde pes edip çok güzel çuvallayanlardanım. kendime puanım: 10 üzerinden 8.5
yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim.*
devamını gör...

içinizden bir ağaç geçtiğini hayal edin.

ayak tabanlarınızdan giriyor dalları ilkin. o ilk temas çok keskin, çok yabancı, çok korkutucu. ama engel olunamaz da aynı zamanda. kısım kısım ilerlemesi de içinizde. aklınız çıkıyor ama nafile. canınızı çok yakıyor kendine yol bulmaya çalışırken içinizde.
sert, acımasız; ve evet doğru, çok acılı. artacak da bu acı daha, biliyorsunuz üstelik. bazen siz galip geliyor, kırıyorsunuz birkaç dalını ama çoğunlukla o kazanıyor savaşı. yavaş yavaş ilerliyor bedeninizde. kasıklarınızdan da girdiğinde, artık geriye dönüş olmadığını kavrıyorsunuz. evet en zoru bu diyorsunuz. bundan daha fazlası olamaz. buraları geçtiğinde, yoluna devam ederken işim kolaylaşacak. sıkmam gerek dişimi. tüm varlığı ile; dalları ve gövdesiyle, yoluna sizi yararak devam ediyor ağaç. direniyorsunuz çok sinirlenip bazen, ama boşuna. tüm organlarınız yer değiştiriyor içinizde ona yol açmak için. belli bir noktadan sonra kendinizi hissetmeyi unutuyorsunuz. sadece ve tüm gerçekliğiyle ağaç oluyorsunuz. bütünleşmek değil, hala yabancı size, ne var ki o kadar büyük ki, başka bir şey düşünemez, hissedemez oluyorsunuz. değişim zordur, herkes bilir bunu. ama bu kadar zor olacağı okunarak öğrenilemezmiş zaten... ya da geçmiş deneyimler... peh!

göğsünüzün oralarda bir yerlerde işler değişmeye başlıyor. kalple karşılaşınca ağaç da bir şaşalıyor herhalde, bilemiyorum. incitmeden, hasar bırakmadan geçmeye çalışıyor sanki. bir iki çizik alsa da koruyor kendini o. bunu fark etmek korkunuzu da azaltıyor. sevmeye başlıyorsunuz dönüştürücünüzü. alışmak belki, kim bilir. ama hemen sonra başka bir süreç başlıyor. tahayyül edilemez olan kısım. en zoru... artık dallar ve gövde bedeninizden ayrıldığında, son aşama başladığında yani demek istiyorum; köklerin beyninizden ayrılma sürecinde en dibi görüyorsunuz. zifiri karanlık burası. ağaca değil kendinize yabancı olduğunuz bir dönemi yaşıyorsunuz çünkü aklınız kökler tarafından zapt edilmiş vaziyetteyken. ne kadar süredir devam ettiğinden tutun, neler olup bittiğine kadar hiçbir şeyden haberiniz yok. siz siz değilsiniz, kökler tüm beyninizi ele geçirdi. çok, çok zor evet, asla bitmeyecek gibi. ama bitiyor... bir gün, ansızın, çat diye! o sizi terk etmeye karar verdiğinde. her şey gibi...

vedalaşmak zor oldu ağacımla, doğru. tüm acısına rağmen ama, iyi ki girdi içime. iyi ki değiştirdi beni. iyi ki sağ salim atlatabildim bu süreci. tüm yüklerimden arındım. tüm varlığımı yeniden yarattım. tortusu, izi bile kalmadı içimde. kendimi yeniden doğurdum.

pişman değilim, yine olsa yine yaparım. ben bu'yum diyebilmenin yolu bu acıyı çekmekten geçiyordu ise şayet, yine olsun yine çekerim. razıyım. mutluyum. tatminim. tamamım.
devamını gör...

arthur john elsley- bir yardım eli (1861-1952)
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kendinize bu tip sorular soruyorsanız etrafınızdaki kimsenin vazgeçilmezi olmayacaksınız demektir. çok şey yapmayın kendiniz olun. vazgeçmek istemeyen zaten hissettirir.
devamını gör...

biri gözüme batıyor. kullanıcı adıyla olsun, attığı iğneleyici ve yerici mesajlarıyla olsun. ilk olabilir gibi zorlarsa.
devamını gör...

aslında olmayan -izm'dir. uydurmadır.

neden?

atatürk bir türk milliyetçisiydi ve bunu defaetle her yerde söylemekten de çekinmemiştir. haliyle atatürk'ün bütün ideolojileri ve icraatleri türk milliyetçiliğine dayanmaktadır. kemalizm, milliyetçilik karşıtlarının uydurması olan kanser bir -izm'den ibarettir.

gazi mustafa kemal atatürk'ün türk milliyetçiliği ile ilgili bazı sözleri;

"bedenimin babası ali rıza efendi, hislerimin babası namık kemal, fikirlerimin babası ise ziya gökalp'tir."
(namık kemal'in lakabı vatan şairidir, türk milliyetçisi bir yazardır. ziya gökalp ise türkçü'dür.)

"ben her şeyden önce bir türk milliyetçisiyim. böyle doğdum. böyle öleceğim. türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. yarının tarihi, yeni fasıllarını türk birliğiyle açacaktır. dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. türk’ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."

"hayattaki yegane üstünlüğüm, türk doğmaktır! muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli’yi çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin."

"biz doğrudan doğruya millet severiz ve türk milliyetçisiyiz. cumhuriyetimizin dayanağı türk topluluğudur. bu topluluğun fertleri ne kadar türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur."

"beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. doğuşumdaki tek olağanüstülük türk olarak dünyaya gelmemdir."

"ülkeniz sizindir, türklerindir. bu ülke, tarihte türk’tü bugün de türk’tür ve sonsuza dek türk olarak yaşayacaktır."
devamını gör...

uzaklaştırma kararı ne kadar da etkili bir önlem?(!)
zavallı kadın pisi pisine bir vahşete kurban gitmiş.
devamını gör...

uyumadan önce dinlemekten büyük keyif aldığım oyunlardır . trt dinle uygulamasını tavsiye ederim ben oradan dinliyorum. "bir aşk şarkısı" oyununu dinlemelisiniz.
devamını gör...

yerli otomobilimizin tanıtım töreninde canlı yayında yaşanan garip hadisedir.
otomobil görücüye çıkmış, o sırada canlı yayın yapmak suretiyle otomobili övmekte olan tgrt muhabiri sıra bagaja bakmaya gelince aniden güvenlik görevlisinin hışmına uğruyorburadan.
- bagajı açmayın dedik ya, açmayın işte şu bagajı
- canlı yayın abi canlı
- olsun açma bagajı.
akıllara şu sahneyi getirmiştir (bkz: https://youtu.be/rZxgEkJ63NI)

ayrıca durup dururken şöyle bir şüphe de akıllara sokmuştur (link:
)

hayır şimdi bu arabayı alınca bizde mi açamıycaz bagajı, anlamadık nedir?
devamını gör...

cameron- kâmuran.

tabi oğlum manyak mısın?
devamını gör...

soran olursa ortamlarda (bkz: gücü özgürlüğünde) dersiniz.
bu ne perhiz bu ne lahana turşusu arkadaş. bir partili ekonomi müdürünüze, (bkz: ebru baki), demediğini bırakmayacak, programın yayın ortağı, (bkz: bülent aydemir), bu ne saçmalık özür dileyin diyecek ve üstüne görevden alınacak.. vay be.
üzerine bir de genel yayın yönetmeni, (bkz: kürşat oğuz), istifa edecek.
buradan
dikkat edersen gücü gerçekten özgürlüğümdeymiş..
devamını gör...

burada olup bunun için yarışacağım entrydir.
devamını gör...

büyük parçalar halinde aldıkları besinleri ağız, mide, bağırsak gibi vücut boşluklarına salgıladıkları enzimler ile sindirerek beslenen canlılardır. saprofitler ile beraber heterotrof (tüketici beslenen) canlıları oluştururlar.
örnek olarak hayvanlar alemini verebiliriz.
hayvanların neredeyse tamamı holozoik beslenir.

çift açıklıklı sindirim sistemi (ağız ve anüs) hayvanlar aleminde yuvarlak solucanlar ile başlar. halkalı solucanlar ile beraber de tam bir sindirim sistemi görülür. kuşlarda ve memelilerde ise etçil ya da otçul beslenmeye göre ufak farklılıklar vardır.
gaga, diş, bağırsak uzunluğu ve geviş getirip getirmeme gibi. selülozun sindirimi daha zor olduğu için otçullarin bağırsakları etçillere göre daha uzundur. sonuçta sindirim sistemlerinde farklı yapılar gelişse de bu canlılar besinleri hücre zarından geçebilecek boyuta getiriken farklı enzimler salgılarlar ve bu enzimler sindirim olayını vücut boşluklarında yapar.

insana bakarsak; karbonhidratlar ağız ve ince bağırsakta, proteinler mide ve ince bağırsakta, yağlar ise sadece ince bağırsakta sindirilir. kalın bağırskta sindirim olmaz anacak su ve vitamin emilimi devam eder.
bu besinlerin bitkisel veya hayvansal ürünler olup olmamasına göre ise holozoik beslenen hayvanlar üçe ayrılırlar.
karnivorlar (etçiller)
herbivorlar (otçullar)
omnivorlar ( etçil - otçullar)

şöyle şeyler de var:
(bkz: omnivor)
(bkz: ototrof)
devamını gör...

eğer ilişkileriniz ne zaman öpüştüğünüz ne zaman seviştiğiniz üzerine şekilleniyorsa koşa koşa kaçmanız gereken bir ilişki içindesiniz demektir.

sırf bu yüzden öpüşülür evet.
devamını gör...

merhaba, bu entry acı barındırır.

sol frame’de gördüm ve yaşadıklarımı paylaşma gereği duydum. özellikle moronlara ithafen yazmak isterim.

taciz, tecavüz dalga geçilecek, hafife alınacak bir konu değildir.

bir merhaba demeyi, bir boş bakışı, yarım gülüşü de taciz diye adlandırmayınız.
______

yaş beş. bu yaşıma dair ve hayatıma dair en eski hatırladığım tek şeyin taciz olması bile başlı başına bir hüzün.

annem çalışıyor, baba başka ülke de. her çocuk gibi ben de arkadaşımla yaz günü dışarda oynuyodum. aramızda otuz beş- kırk yaş olan bir akrabamız beni görünce arabasını durdurdu ve “annen çağrıyor, seni ona götürmemi rica etti” diyor. bense korkuyorum. annemden bana öyle bir bilgi gelmedi sabah evden çıktığında.
korkuyorum çünkü bu adamla ne zaman yalnız kalsak “kucağıma gel” diyor. anlayamıyorum neyi neden yaptığını fakat beni rahatsız eden bi şey var.
o gün annemi kızdırmamak adına bindim arabasının ön koltuğuna. tek eli direksiyondayken diğer eli ile pantolonunun fermuarını açtı. o tarafa bakmak istemiyorum, bu harekete anlam veremiyorum. bir yandan sol elimi çekiştiriyor. inicem diye bağırmaya başladım ve yavaş giden arabadan adeta atlamak suretiyle kaçtım. şansım varmış, kaçabilmişim. annem eve geldiğinde hiç konuşmamıştım. böyle garip bi şey nasıl anlatılır? ya beni döverse? ya inanmazsa bana? işte asıl o zaman dünyam başıma yıkılır. sustum.

———-

başka bir gün o akrabalarımıza gidiceğimizi duyduğumda dünyam karardı. yine korkuyla uyudum, korkuyla uyandım. annem nereye ben oraya mecburiyetiyle gittik şahsın evine. akraba ya hani. güvenilir(!) akrabadan böyle bir şey beklenilmez, düşüncesi dahi en fesat insan ilan eder seni...

akşam oldu. lanet olası şahsın arabasındayız. bu sefer en küçük çocuğu da yanımızda. annem ve diğer akraba arabadan inip, markete gittiler. yine o iğrenç cümle:

“kucağıma gelsene”

kendi çocuğuna neden yapmıyosun? diyorum, o benim çocuğum ama olmaz ki. iyi ki arka koltuktayım, burda beni yakalayamaz.

———-

aradan yıllar geçti, olayı anneme anlatabildim. inanır mısınız bana inandı.
annem bana inandı. babana söylemeyelim, katil olur, dedi sustuk. fakat o akrabadan hesap sormadı, soramadı çünkü bir evlilik söz konusu idi.

hem ya o akrabanın eşi, anneme değil de akrabaya inanırsa?
devamını gör...

sadece bazı durumlar için geçerli olan iddia.

bu vesileyle bir anımı anlatayım. yıllar önce bir erkek arkadaşla yolda yürüyorduk. karşıdan da yine biri erkek biri kadın 2 kişi geliyordu. ben biraz minyon biriyim, hafiften boy fukarası olan cinsten. o zamanlar da saçlarımı 2 yandan at kuyruğu falan yapardım çocuk gibi. o gün üzerimde gayet spor kıyafetler, saçlarım o şekilde toplu bir haldeydim. karşıdan gelen hatun da maşallah 1,80 belki de daha uzun boylu, hoş bir tip... gözüm ilişti ve ilişik şekilde kaldı. hoşuma gitti boyu falan (bende yok ya hani) ve imrenerek, içimden de "maşallah pek de güzelmiş" diyerek yanımdan geçip gidene dek baktım.

garip bir şekilde o da bana gözünü dikti ve geçip gidene dek bakmaya devam etti. geçtikten sonra yanındaki arkadaş bana dönüp "duydun mu ne dediğini?" diye sordu. "yoo" dedim. "ne şirin yaa!" demiş bana. belki o da kendi boyundan şikayetçiydi ve minyonlara imreniyordu, kim bilir... vardı öyle tanıdıklarım.

niye anlattım bunu? şundan: size her bakan insan kötü niyetli olmayabilir. kusur aramak ya da eleştirmek için bakmıyor olabilir. sizde beğendiği bir şey olabilir, özellikle incelediği ve "ben de böyle giyineyim/şunu takayım bunu çıkarayım" diye düşündüğü bir durum olabilir; olabilir de olabilir... kötü niyetli olmayın.
devamını gör...

böyle düşünen insanlar keşke hayatında bir kez benim geçirdiğim gibi bir regl dönemi geçirse.
devamını gör...

hallac mansur, "enel hak" yani "ben allah' ım " dediği için idam edilerek öldürülmüştür. aslında söylemek istediği, kendi nefsini yok ettiği, ondan bir parça kalmadığı ve artık allah'ın bir yansıması olduğudur. tabii şeriata göre bu söylediği allah'a şirk koşmak olduğu için cezası idam olmuş, o da asla sözünden dönmemiştir. ölümünün ardından tüm eserleri yok edilmiş, saklayanlara da ağır cezalar verilmiştir. ancak tasavvuf öğretisini yaymak üzere 25 bin kilometre yürümüş olan mansur'un öğretileri sözlü gelenek ile saklanmış birçok tasavvuf şairine de ilham olmuştur.
devamını gör...

tek bırakabileceğim şarkı bu:
devamını gör...

nick altını hiç ziyaret etmediğimi, utanarak gördüm biraz önce. yaşlılık malum, unutuyoruz bazı şeyleri*.

kısa, öz yazan bir yazarımızdır. haksızlığa gelemez ve hakkını savunur. cesur bir yazar diyebilirim. ayrıca empati duygusu gerçekten yüksek, nickinin tatlılığında bir yazardır.

geç olsun, güç olmasın diye noktalıyorum. ileriki zamanlarda bu sayfada tekrar çalabilirim kapınızı. sevgiler.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim