formülü çoğumuzun bildiği gibi 'nacl' olan bir çeşit tuzdur.
yemek tuzu olarak da bilinir. ayrıca yolların buzlanmasını önlemek için kullanılır.
devamını gör...

o salak yaptıysa ben de yaparım.
devamını gör...

okşayınca
devamını gör...

yaaaaaa*

çok teşekkür ederim çok naziksiniiiiiiiiizz. şarkı için de çok teşekkür ederim ayrıca. *

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kar başladı ama asıl yoğunluğu bu akşam ve gece bekliyor imiş uzmanlar. e biz de bekleyelim o vakit.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

tıp 4 kollajenin alfa3-4-5 zincir defekti ile karakterize bir hastalıktır.
hematüri,katarakt, sağırlık gibi sorunlara yol açar.
x'e bağlı geçen bir hastalıktır.bu hastalıkta bazal membranda elektron mikroskopik yöntemle basket filesi görünümü saptanır ve tipiktir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aborjin bireylerin hiçbirinde çıkmayan diş. evrimsel olarak acısını bizim çektiğimiz ömür törpüsü. atalarınız olarak bu illetten çok çektik sevgili sapiens, demek istediğim başlık.
devamını gör...

edebî tiyatro yazmaya gönüllü olabileceğim dergidir.
devamını gör...

hepimizin söylediği ama kimin gerçekten olduğu bilinilmediği vücut türü.
devamını gör...

1907 yılında istanbul fatih'te dünyaya gelen banarlı, trabzon milletvekili, şair ömer hilmi'nin torunu, vali ve şair ilyas sami ile nadire hanım'ın oğludur. soyadını babasının ve annesinin mezarlarının bulunduğu tekirdağ'ın banarlı köyünden almıştır.
cumhuriyet devri yazarlarındandır. yazı hayatına orta o­kulda iken başlamıștır. sanat eserleri arasında hece ve aruz vezinleri ile şiirler, oyunlar, hikâyeler ve denemeleri bulunur.
devamını gör...

cinsel ilişki iyi bir ilişkinin yüzde 10'u kötü bir ilişkinin yüzde 90'ıdır.
devamını gör...

"şerefsizim benim aklıma gelmişti" kütüphanesidir. hayırlı olsun.

bkz: #1037477
devamını gör...

ay bu sözlükte ilk defa ciddi bir konuda bana söz hakkı doğdu. öncelikle buradan herkese sevgiler selamlar. ayy çok stres yaptım.
öhömmm.
başlıyorum.

şimdi şöyle ki ben kamu çalışanıyım. benim bile gülesim geliyor ama evet, öyleyim. merak etmeyin "ne alakası var kardeşim?!" demeye gelmedim. lafa girebilirsem gözlemlerimi aktaracağım.

ben daha yeni olduğumdan mıdır yoksa biraz iyilik meleği kıvamında bir enayi olduğumdan mıdır bilmiyorum ama insanlara son derece kibar, anlayışlı davranıyorum. hem kurum içindeki arkadaşlara hem de beni arayan/kuruma gelen vatandaşlara karşı. ama gel gelelim insan yine insan. yani siz iyi davransanız da kötü davransanız da o içindeki öfkeyi dışarı çıkarmaya çok hazır. işini en hızlı ve sorunsuz şekilde halletsen dahi sinirlenebiliyor, hesap sorar gibi davranabiliyor. bu da insanın tahammül sınırlarını zorluyor. henüz ben sınırı zorlamadım ama "yeter ulan! madem öyle işte böyle!" kıvamına gelenleri de anlayabiliyorum. haklı bulmuyorum, o ayrı.

zaten bir şekilde hepimiz stresliyiz. birçok konuda dertli, kederli ve de asabiyiz. ya iki/üç/dört medeni insan gibi konuşmak çok mu zor? tek yapılması gereken; düzgün bir ses tonuyla ve nezaket sınırları içinde konuya odaklanmak.

üff neyse, sırf içlerinde bir tane bile olsa nezakete ve anlayışa ihtiyacı olan, bunu da sonuna kadar hak eden biri olma ihtimaline karşı "sonuna kadar sabır, nezaket, anlayış ulan!" diyorum.
devamını gör...

yine başıma ağrı girdi. danimarka 35 bin tanesini yolluyor burada kaç milyon tanesi besleniyor? ortalama 5 er çocuktan...
devamını gör...

gitmek bir kere akla düştü mü kalmak zordur derler. gitmek her zaman daha zordur çünkü arkada muhakkak bırakmak istemediklerimiz olacaktır.

cemil meriç, "gitmek, kaderin hatalarını düzeltmektir" der.
gitmek, kalamamaktır. kalamayacağını anlayıp ısrar etmemektir aslında.


bugünlerde herkes gitmek istiyor.
küçük bir sahil kasabasına,
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

hayatından memnun olan yok.
kiminle konuşsam aynı şey...
herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
bir kendisi.
bu yeter zaten.
herşeyi, herkesi götürdün demektir.
keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
ama olmuyor.

hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

böyle gidiyoruz işte.
bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"otur" diyen kazanıyor.
o yan kalabalık zira...
iş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
güvende olma duygusu...
en kötüsü alışkanlık.
alışkanlığın verdiği rahatlık,
monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
kalıyoruz...
kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

evlenmeler...
bir çocuk daha doğurmalar...
borçlara girmeler...
işi büyütmeler...
bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

misal ben...
kapıdaki rex'i bırakıp gidemiyorum.
değil bu şehirden gitmek,
iki sokak öteye taşınamıyorum.
alıp götürsem gelmez ki...
bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
herkes onu, o herkesi seviyor.
hangi birimizle gitsin?

"sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
kendi imalatımız küfeler.

ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
ölüm var zira.
ölüme inat tutunmak lazım,
inadına kök salmak lazım.

bari ufak kaçışlar yapabilsek.
var tabii yapanlar, ama az.
sadece kaymak tabakası.
hepimiz kaçabilsek...
bütçe, zaman, keyif... denk olsa.
gün içinde mesela...
küçücük gitmeler yapabilsek.

ne mümkün.
sabah 9, akşam 18
sonra başka mecburiyetler
sıkışıp kaldık.
sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
bu kadar ağır olmamalı.

hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
ne saçma...
bahar mıdır bizi bu hale getiren?
galiba.

ben her bahar aşık olmam ama
her bahar gitmek isterim.
gittiğim olmadı hiç,
ama olsun... istemek de güzel.

devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

sözlük aleminin mutlu eden ayrıntılarından biridir.
aga biz niye böyleyiz ya golden cinsi köpek gibi en ufak güzel bir harekete maruz kalsak hemen yumuşuyor şapşik bir şey oluyoruz.
nasıl hasret kaldıysak artık üzüldüm bak şimdi.
devamını gör...

bir tik rahatsızlığı olup nörolojik bir hastalık sınıfına girer. tik denilen, ani ve istemsizce oluşan kas seğirmeleridir. tekrar eden ve kontrolden çıkan bu tik hareketleri, öfke patlamasına da sebep olabilir. rahatsızlık, istemsizce göz kırpma, kafayı sağa sola sallama, karşıdaki kişinin sözlerini sesli veya sessiz şekilde tekrar etme, kuş gibi havalanacakmış gibi kollarla kanat çırpma, burun çekme, yüz buruşturma, omuz hareketleri yapma şeklinde uzayan bir listeye sahip. bu tik hareketleri bazen sıra halinde ve azar azar, bazen de hepsi birden görülebiliyor. tiklerin bazıları hafif olduğundan fark edilmez ama diğerleri sık sık meydana gelir ve belli ettirir. aynı zamanda erkekleri, kadınlardan daha fazla etkileyen bir rahatsızlıktır.

bu sendromdan mustarip olanların zeka seviyeleri 14 puan üzerinde oluyor. mesela yürürken birdenbire durup zıplamaya başlar, istem dışı sözler söyler, ayıplı sözcükler kullanır. bu da çok hızlı düşünme kabiliyetleri yüzünden oluyor. tarihi şahsiyetler olan mozart, darwin, newton ile çağımızın kişilklerinden olan bruce willis, david beckham da bu hastalığa sahipler.
devamını gör...

şu hayatta en çok kıskandığım davranışlardan biridir. ben telefona veya önüme bakınca midem bulanıyor. buna bulantı demek az olur hatta, baya midem kaynıyor, denk geldiğim durakta inmek zorunda kalıyorum. devamlı karşıya bakmak zorundayım, o haldeyken de kitabı havaya kaldırmam lazım o da çok dikkat çekiyor. okuyabilen arkadaşları çok kıskanıyorum gerçekten. metroda veya otobüste denk gelince de elimden gelen desteği gösteririm.*
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim