bu akşam itibarı ile sözlüğün yol ayrımına geldiğini düşünüyorum. açılan başlıklar yüzünden insanların birbirlerine düşmanca yaklaşımları bugün ki kadar ayyuka çıkmamıştı.

gördüğüm kadarı ile iki grup var. bunlardan birincisi dini kendi tekeline almış sağa sola hakaretler yağdıran eblehler oluşumu.

ikinci grup ise kendini ilim irfan sahibi zannederek, dinlere ve inançlı insanlara saldırmakta beis görmeyen moronlar sürüsü.

hiç birinin incir çekirdeğini doldurabilecek bir tartışma ortamının içinde olmaması ise cabası. bir tane elle tutulacak konuda tartışmıyorlar. insanlara değer katabilecek karşıt bir tartışmanın altına imza atamıyorlar. varsa yoksa hakaret. varsa yoksa birbirlerine kin kusma ritüelleri.

yahu bu kadar kini içinizde nasıl taşıyorsunuz siz ? ağır gelmiyor mu ?

neyse asıl mevzu şu; eğer gidişat bu olursa ve tek bildikleri birbirlerine kin kusmak olan bu iki ebleh sürüsü, sözlüğün akışını domine etmeye başlarsa, ne yazık ki, kafa sözlük teslim bayrağını çeker.

bu olanları izlemek sözlüğün malum sözlüğe dönüşmesinin taşlarını itina ile döşemekten başka bir şey olmaz. insanların birbirini aşağılaması, birbirlerine hakaretler yağdırması vesaire ''özgürlük'' falan değil. bunun arkasına saklanıp, ağız ishali olmuşçasına içinizdeki nefreti dökmeye çalışmanız da, inanın mide bulandırıcı.

burası inanan/inanmayan insanların, inanç/inançsızlık üzerine tartışmalarını düzgün bir biçimde kendi birikimleri ve üsluplarına göre yaptığı bir mekan olamayacaksa, kimse kusura bakmasın malum sözlüğün küçük bir klonu olmaktan öteye gidemez.

bu saçma işe soyunan arkadaşlara da şunu söylemek istiyorum; zaten sizin gibilerin her gün birbirine küfürler yağdırdığı bir platform var. neden buradasınız ? neden burayı da oraya benzetme çabası içerisindesiniz ? derdiniz ne ki ? gidin pisliğinizi orada ortaya dökün. nasıl olsa o mecranın alameti farikası bu. hem orada sizi kimse yadırgamaz. aslanım, koçum der sırtınızı sıvazlarlar.

uzun lafın kısası sözlüğün şirazesi kayıyor. umarım görmesi gerekenler durumu görür ve önlem alır. yoksa yandı gülüm keten helva.
devamını gör...

tevazudur, her insana yakışır. tevazu kılığına girmiş kibirden bahsetmiyorum.
devamını gör...

"dervişin fikri ne ise, zikri de o olurmuş" sözünün doğruluğunu kanıtlamış olan imam.

alevilerin zihniyeti sizin gibi çöplük olmadığı için, sunmadıklarını düşünüyorum.

ama sizin elinizde fırsat olsa, alayınız eşlerinizi diktatör'e sunarsınız, öylesine de aymazsınız.
devamını gör...

uçan balon almak. çok seviyorum yaaa. * *
devamını gör...

devamını gör...

lahmacun soğansız yenir, soğansız yapılır.
aksini iddia eden lahmacun yediğini zannetmektedir.

lahmacunun membağında yaşayan biri olarak söylüyorum ki yediğiniz lahmacun değil.
(bkz: gaziantep lahmacunu)
devamını gör...

ülkecek herhangi bir iletişim platformunu öldürüyesiye kullanmadığımızı henüz görmedim.
ortada ücretsiz bir uygulama varsa milletçe bunu sonuna kadar sömürüyoruz,
hatta bir türk ergen sözü der ki; yha uyuma konuşalım.

eskiden msn vardı, o zamanlarda da herkes her şeyi msn'den konuşurdu ve telefon dakika fiyatları pahalıydı ama şimdi internet paketleri dakika fiyatlarından daha pahalı olmasina ragmen, o parmaklarımız (ki telefonu alttan destekleyen serçe parmak özellikle) ağırana kadar whatsapp'ta yazışıyor.
oysa konuşsan ses tonundan dolayı iletişım daha kuvvetli olacak ve zaman tasarrufu da sağlayacak.
devamını gör...

kadınlara düşman anına denk gelmişsiniz luci'nin. kadınlara tapar o tapar.
devamını gör...

buna örnek olarak, 20. yüzyılın ilk yarısında kitle halinde öldürülen bulaşıcı hastalıklar kontrol altına alındıktan sonra kronik dejeneratif hastalıklar ön plana çıkmıştır.
devamını gör...

an itibarı ile halâ sözlükte takılan, çeşitli sebeplerdendir ki henüz uykunun tesiri altına girmemiş veya ısrarla girmek istemeyenlerdir. şahsım başı çekiyor *
devamını gör...

sözlük hakkındaki onlarca tespitten sadece biri.

buradaki bazı insanların bir türlü anlamak istemediği bir şey var gördüğüm kadarıyla. ben ve benim gibi düşünen insanlar "burada asla eğlence olmasın" kafasında değiller. her şeyin ölçülü ve dengeli olanı güzeldir. fakat eğlenceden anladığımız şeyler arasındaki fark sıkıntı çıkarıyor. sevgili ateist kaplumbağa'nın kafa sözlük haber ajansı başlığını hatırlarsınız. işte bu tür başlıklar insanları eğlendiriyor ve arkalarında belirli bir emek var. kimsenin de bu tür başlıklardan şikayetçi olmadığını tahmin ediyorum. fakat iş "okuduğun kitabın adını pet şişeye uyarla" ya da "içinde sevdiğin yemeğin geçtiği bir cümle kur" gibi üzerinde düşünülmemiş, akla gelir gelmez burada hemen açılmış başlıklara geldiğinde işin rengi biraz değişiyor. hepiniz biliyorsunuz bu tür başlıklara sırf yazmış olmak için yazıldığını ve kimsenin de doğru dürüst okumadığını yazılanları. kaba tabirle "birbirimizi yemeyelim"!

"okuma, engelle" diyeceksiniz kolay yoldan. mesele benim engellemem değil. burada x kişinin açtığı güzel bir başlık ışık hızıyla yok oluyorsa ve o türden başlıkları okumak isteyen onlarca/yüzlerce insan varsa, bu insanların hepsinin tek tek aynı başlıkları engellemesi gerekir ki, bahsi geçen o başlık ortadan kaybolup gitmesin. fakat burada kendince bazı prensipleri gereği hiçbir insanı ve başlığı engellemeyen insanlar var. bu insanların sol frame'inde ne görüneceğini, ben kendi sol frame'imi düzenleyerek ayarlayamam. toplu bir hareket olmadığı sürece başlık engellemenin, kişinin kendisinden başka kimseye bir yararı yok. dolayısıyla ben yarım sayfa bilgi
girip o tanımı insanlar görsün, ihtiyacı olan varsa okusun ve faydalansın diye beklersem daha çok beklerim "engelle" mantığına göre hareket edersem.

***

"çözüm olarak ne öneriyorsun o zaman?" diyeceksiniz. hiçbir şey öneremiyorum çünkü önerilerimiz diğer yazarlar tarafından dikkate alınmıyor zaten. dile dolanmış 2 adet savunma var:
1- formata uygun olduğu sürece her istediğimi yapabilirim.
2- bilgi istesem bilmem hangi mecraya giderim.

işte bu savunmaların sonucu açılıyor bu sözlükle ilgili şikayet başlıkları.

öncelikle, formata uygunluk tek başına kriter değil, olmamalı. neden bazılarınızın başlıkları siliniyor? çünkü formata uygun ama içerik olarak insanların değer verdiği bazı şeyleri itin bir tarafına sokmaya yönelik. arayıp bulamıyorsunuz o başlığı açmanıza engel olan format kuralını, sonra da "ben formata uygun başlık açmıştım/tanım girmiştim, bunu silmeye yönelik bir kural yok ama sildiler" diyorsunuz. siliyorlar çünkü bazı spesifik konularla ilgili yazılar, kurallarda geçmese de, silinmek için inisiyatif gerektiriyor. buradan da anlıyoruz ki bir şeyi yapmak için "formata uyuyorum ben" demek tek başına yeterli değil. eğlence başlıkları da buna dahil, diğer başlıklar da... mesela "ben bilgi veriyorum" diyerek yalan yanlış şeyler yazıyorsanız, bunun tespiti durumunda bunlar da silinir ya da düzeltmeniz istenir yazdıklarınızı.

"bilgi istesem şuraya giderim" konusuna gelince... aynı mantıkla biz de karikatür istesek bir karikatüristin instagram sayfasına, sürekli goygoy istesek twitter'a, sanaldan tanışacağımız kişilerle seks yapmak istesek tinder'a gideriz, öyle değil mi? bu şekilde düşünürsek sözlüğün kapısına da kilidi vurmak gerekir çünkü burada yapılan, yazılan her şeyin muadili var ve isteyen gidip hepsini başka ortamlarda da okuyabilir. burada sıkıntımız bilgi yazılması da değil, eğlenilmesi de değil. bunlar arasındaki dengesizlik bizim sıkıntımız. bilgi içeriği isteyenleri "sürekli bilgi mi olurmuş?" diyerek faşistlikle suçlayanların aynı şeyi eğlence lehine yaptığını görmek de işin ironik, hatta belki biraz da trajikomik boyutu.

sonuç olarak, kendi adıma, ben sözlükte eğlence de istiyorum ama birçoğumuz gibi, bunun kaliteli olmasını istemek de hakkım sanırım. bu talebin bu kadar küçümsenmeye ya da kınanmaya çalışılması da hoş değil. yarınlar yokmuşçasına başlık açıp kendi kendine çılgınca eğlenen kişiler bunu yaparken "hak", bundan bunalıp "tamam da biraz da kaliteye mi önem verseniz acaba?" deyince "sıktınız artık!..."

böyle çifte standart olmaz.

***

sonuç ne? benim açımdan bir sonuç yok. iki taraf da kendi düşüncesini doğru bulduğu için burada değişen bir şey olmaz. buraya kadar yazdıklarım bir çeşit sesli düşünme ve içini dökme gibi algılanabilir. herkes ayrı telden devam...
devamını gör...

ilkokuldan beri bırakadığım, beni bırakmayan bir karabasan. ilkokul kaçıncı sınıftı tam hatırlamıyorum ama nasıl bu belaya bulaştım hatırlıyorum. komşu kızı fenerbahçeliyim dedi, o zaman ben de fenerbahçeliyim dedim. demez olaydım mınaki. o gün bugün fenerbahçeliyim ben. burdakilerin çoğunun yaşından daha fazla benim fenerbahçe aşkım.

beni bu kadar çok üzen başka bir şey olmadı, ayrılıkları saymazsam. ama bu kadar sevindiren de olmadı, gönül işleri dışında. ne yaparsak yapalım, ne kadar küfür edersek edelim fenerbahçeli olmayı bırakamayız. bugün kederliyiz, sabaha yine her zamanki gibi büyük fenerbahçeliyiz. ama üzmeyin artık beni. ölmeden evvel bir şampiyonluk daha görmek istiyorum ben.
devamını gör...

asgari ücret 400 liraya iner. size yarayacağını mı sanıyorsunuz?
devamını gör...

sürekli değiştirmeye çalışmak,
zaaflarını kullanmak,
tüketmek,
can yakmaktan çekinmemek.
devamını gör...

dünyada ölümden başkası yalan...

devamını gör...

şehirlerde kalabalıktan fark etmediğiniz deli oranından köyün nüfusuna oranlanırsa 1 adet deli düşmesi istatistiğidir.
devamını gör...

kendine zarar vermekten zevk alan sayko ama farkında olmayan ruh hastalarıdır.



aşağılanmaktan, kendisine eziyet edilmesinden, ruhsal ya da fiziksel acı verilmesinden hoşlanan (kimse).
devamını gör...

konuşma üslubuna dikkat etmesi.
t: insana güncelleme gelse istenecek özelliklerin bahsedildiği başlık.
devamını gör...

sözlüğe üye olan çok sayıda ünlü sima, şair ve edebiyatçılardan bahsediliyor. hele şu bilmem - x sanatçının kafa sözlük yazarı olması - gibi başlıklara artık ciddiyetle yaklaşmaya başladım.
devamını gör...

mutsuzluğun tanımı, etle kemik olduğu halidir herhalde. allah hasmıma nasip etmesin, evlerden ırak olsun..

bundan sanırım 13 ya da 14 yıl öncesinde gerçekleşiyor bu durum. o zamanlar harvard'ta phd'mi "history of art and architecture" üzerine yapıyorum ikinci yılım. babam da bir yandan parasal yönden sıkışık olduğumuzdan, beni okutmak için mandırasındaki hayvanları satıp bana para gönderiyor. zavallı çilekeş adam, maddi sorunlarla boğuştukça kendini sigaraya mı vurdu nedir, ne zaman memlekete dönsem onu yeşilçam filmlerindeki tabanca efekti gibi öksürürken görüyordum. hakkı bende büyüktür bu büyük adamın.

neyse konuya dönüyorum. okul tarafından, doktorant programıyla 5 kişi louvre müzesine davet edildik, orada gözlem yapmamız ve analizlerimizi tez konumuza dahil etmemiz gerekiyordu. lisansta 4 yıldır kesiştiğim mariya da var. kıza bunca senedir bir kez olsun açılıp ona en derin hislerimden bahsedemedim. en son ona açılmaya kalktığımda, heyecandan midem bulanmış ve olduğum yere öylece kusmuştum. ardından utancımdan mı, ezikliğimden mi yoksa gerçekten midemin bozulduğundan mı bayılmıştım hatırlamıyorum. tek hatırladığım mariya'nın klinikte gözlerimi araladığımda "korkma cemal ben buradayım" dediğini hatırlıyorum. dünya üzerinde bir kıza açılırken hastanelik olan tek avarel ben olabilirim. ilişkiler konusunda da çekingenim o sıralar tabii bunun da etkisi var.

mariya süryani olduğu için türkçeyi biliyor ama kırık bir türkçesi var tabii... bazen dilimizi unutmamak için kendi aramızda konuşuyoruz. akşamları kampüsün içindeki chicknrose isimli bir mekana girip içiyoruz ve ondan bundan muhabbet açıyoruz. uçağa binmemizden bir gün evvel yine aynı mekana içmek için gittik. kıza "ee sizinkiler ne alemde?" dedim. ailesini tanımak istiyordum işte klasik sorular maksat sormuş olayım. babası iran halısı işindeymiş karun kadar zenginlermiş, aslında kendisinin çalışmasına gerek yokmuş ama yine de kendini akademik anlamda geliştirmek ve boş boş baba parası yemek istemiyormuş. böyle kızları gördükçe öfkeleniyormuş. bütün bunlardan bahsederken gözlerime utangaç bir şekilde tıpkı bir anime kızı gibi bakıyordu. ben de ona gülümsüyordum fakat kafam bambaşka yerdeydi. allah kahretsin ya kahretsin! o anda kafamdan geçenler, mariya'nın babası lütfü amcanın halı başına kaç dolar (ya da) euro kâr ettiğiydi. kapalıçarşı'da ve bahariye'de ikişer dükkanı varmış. dükkanların hava parası 150 milyar etse, halı başına 50 bin dolar kazansalar günlük cirodan iyi para.. karısı salma hanım da diş hekimi, o da kazanıyordur birkaç milyar.. evde para sayma makinesi lazım anasını s.atim.

sonra sordu: "neden bu kadar düşüncelisin cem". gülerek cevapladım, "yarınki projemizi düşünüyordum dalmışım." of ya of.. türk esnafı gibi hesap yapıyorum işte hala bu huyumdan kurtulamadım. huyum kurusun.

ertesi gün uçağa doğru gidiyoruz. airportta check-in yaptık. arkamızdan tez hocamız jessica hanım da geldi bizi yolcu etmeye. sonra bindik ben cam kenarında oturuyordum o da yanımda. önümüzde oscar ve angelina var. onun önünde de tek başına sap gibi giancarlo oturuyor. bir anda aklıma bu uçak düşerse n'olur sorusu geldi. o sıralar lost revaçta bir diziydi. hatırlarsınız ilk bölümde uçak düşüyor ve okyanusya'da bir adaya düşüyorlardı. acaba bu uçak düşerse bizim ekibe ne olur diye düşündüm. giancarlo ilk ölen olurdu muhtemelen. kendisi elinde devamlı nintendo wii'siyle oynayan ve sürekli espri yapmaya çalışan geek bir tip. bu tiple yaşama şansı oldukça düşük. angelina desen böyle süslü püslü paris hilton olmak için bir taraflarını yırtan bir kız. elinde moda dergisi var ve ağzında bir sakız, pofur pofur patlatıyor. ilk öleceklerden biri o da. oscar'a gelirsek. allah için iyi çocuk. ama gözlüklü ve siyahi olduğu için onun da uzun süreli yaşaması mümkün değil. kaldı ki angelina'ya devamlı asılır halde olduğu için onun peşinden gider ve muhtemelen "the others" tarafından öldürülürdü. mariya ve ben akıllı olan bir çiftiz. tıpkı jack ve kate gibi... amerikan gençlik filmlerinde sona kalan kadın ve erkek karakter öpüşürler ya hani, onun düşünü kuruyorum bulutlara bakarak ... belki o an bir şeyler filizlenir aramızda ve deliler gibi birbirimize yapışırız.

***

akşam olmuş ve herkes uyuyakalmıştı. birdenbire tuvaletim geldi fakat ışıklar kapalı ve tuvalet kabinin önünü anca görüyorum. mariya da uyuyor. en önden giancarlo'nun horultusu geliyordu. mohaç meydan muharebesinde şanlı mehter takımımız bu kadar gümbürtü çıkarmamıştır anasını satim. önlerden bir alman amca mırıldanıyordu, a1 seviye anadolu lisesi almancamla "bir yetişkin domuz gibi bağırıyor" dediğini anlayabildim. neyse tuvalete gittim. bir yandan işimi görürken, bir yandan kilitli olmasına rağmen kapıyı elimle tutuyordum. bu bende küçüklükten kalma bir travma. okuduğum ilkahırda (evet ilkokul demeye dilim varmıyor) tuvaletlerde kilit yoktu ve babası belli olmayan bazı afacanlar, kapıyı öylesine zorlarlardı ki, bağcılar'da torbacıların evine şafak operasyonu düzenleyen narkotik bile bunların yanında kibar kalır anasını sayim. kapıya omuz atar - en iyi ihtimalle- tekme atıp kaçardı ve bunu herkese yaparlardı. okulun öğretmenleri ve öğrenci profili o kadar kötüydü ki, babama yıllarca yalvardım başka bir okula göndermesi için lakin köye en yakın okul olduğu için servisle buraya gitmek zorundaydım. annem her sabah önlüğümü giydirirken, bu pislik çukuruna lanet eder ve bir gün yerle bir olmasını en içten yürekle dilerdim. bu tuvalet fobisi bende küçüklükten kaldı. hatta yıllar sonra hipnoterapide, terapistim böyle bir sorunumdan dolayı özgüven eksikliği yaşadığımı söyledi. umberto eco'nun dediği gibi, "deliler ve çocuklar yalan söylemezler" terapistim
beni depresyondan kurtulmam için yardım etmişti, bu takıntım gitmedi ama.

neyse çıktım tuvaletten bu böyle uyanmış, uyku sersemi bir hâlde düşük bir ses tonuyla telefonunu telefonunu açmış bir şeyler mırıldanıyor. telefonla konuşmak uçakta yasak olduğu için hosteslerden birisi yanına gelerek "m'am i'm sorry but... it's not allowed in the plane. please turn off.." kadıncağız konuşmasını bitirmeden bu açtı ağzını yumdu gözünü ve

"senin ben izzet-i ikramını, nefs-i cevvalini s...yim be a... . k... karısı seni! getirdiğin iki domates suyu!" dedi. ağzında köpük vardı sanki göremiyordum.
"please m'am only you have to do..."
"s.... lan k...şe! senin ben olmayan beynini .. bre merzifon eşeğinden doğma tahta kafalı seni! zaten sinirlerim bozuk! almıym ayağımın altına!"

o anda elimde çantamı düşürmüştüm ve 200 euro'ya amsterdam'dan aldığım tom ford parfümümü sertçe yere düştüğü için kırılmıştı, o anda başımdan kaynar sular dökülmüştü sanki, ruhum ellerimden mi çıkıyordu.. peki bu karıncalanmalar da neyin nesi. hayal kırıklığı mı vardı üstümde, yoksa korku mu? anlam veremediğim kötü bir his vardı üstümde, az daha bayılayazacaktım. daha sonradan bu iğrenç durumun beni birkaç ay boyunca depresyona sokacağını bilmiyordum.

"m-mariya?..." diyebildim kekeleyerek.
"cemal ben.. yani gördüğün... benim.." dedi o da aynı şekilde.
"senin böyle olduğunu..."
"açıklayabilirim."
"mariya neyi açıklayacaksın! resmen aruz vezni ile sövüyorsun karşındaki kişiye!"
"çok sinirlenmiştim amaa"
"karşındaki emekçi bir kadın! kim olursa olsun! ne kadar pis bir ağzın var şu hale bak!"

içinde bulunduğu duruma karşın ne yapacağını bilememiş ve aklını yitirmişti adeta. sonra birdenbire delirmiş gibi kahkaha atmaya başladı.

"hah hah haa! bay çok bilmiş kibar cemal bey! senin böyle efendi erkek gibi davranarak aslında bana asıldığını ve beni yatağa atmak için uğraştığını bilmiyorum sanki! ha!! ne dersin? yoksa yalanlayacak mısın!"

o anda beynimden vurulmuşa döndüm. bir adım geri atarak sendeledim ve yan koltuğa tutundum. birkaç yolcu hariç kabindeki yolcuların tamamı uykusundan uyanmıştı. oscar, angelina pür dikkat, korkuyla bize bakıyordu. giancarlo kulaklığını çıkararak. "what the hell is going on guys?" demişti. sonra angelina ona sus işareti yaptı. "alright then" diyerek kulaklığını umursamaz bir şekilde takmıştı.

"ne biliyor musun cemal! ben butch ile daha önceden beraberdim. bunu bilmeni istemiyordum ama sen sürekli iyilik timsali gibi görünerek bana asıldın ve beni kullanmak istediğini düşünüyorum artık!!"

öfkeyle bağırdım "butch'ın canı cehenneme!" derin bir nefes aldım. "bunlar umrumda mı sanıyorsun ha! seninle belki bir geleceğimiz olabilirdi ama sen... sen böyle davranarak her şeyin içine ettin. senin komplekslerinle uğraşamayacağım artık ne halin varsa gör!"

bu cevabımı beklememişti. nitekim birdenbire patlamıştı. onun bu kadar dolmasına neyin neden olduğunu bilmiyorum. başka ailevi sorunlar mı onu bu hale getirmişti bilmiyorum. proje çok tatsız geçmişti. onunla ne müzede ne de paris'te bir iki kelime etmemiştik. yıllar sonra oscar ile konuşurken öğrendim butch ile nişanlanmış ancak butch bir motorsiklet kazasında can verince majör depresyona girmiş sonra babası onun artık amerika'da yaşamaması gerektiğini düşünerek türkiye'ye getirtmiş. birkaç gün önce bir avm'de yeni kocası ve iki çocuğuyla görünce yine aklıma geldi. biraz kilo almış ve sigaradan dolayı cildi epey kurumuş ama hala güzel. çocuklarını azarlıyordu. kocası da telefon görüşmesi yapıyordu. güneş gözlüklerim ve ağarmış saçlarımdan tanıyamadı muhtemelen, fark etmedi bile. ama ben geçmiş günleri hatırlamış oldum birkaç saniye içerisinde.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim