yazar mahlaslarının öteki dünya versiyonu
araftaki vişne..
devamını gör...
sözlükte canlılık yok diye trolleri ölümüne savunmak
başlık altı tanımlara bakıyorum genelde hep aynı yazarlar hepsine isim olarak aşına oldum yeni mahlaslar göremiyorum uzun zamandır. sanırım sözlük durgun bu ara
devamını gör...
şehvetiye tarikatı
bu ülke insanının cehaletini, aklı azıcık erenlerinse bu cehaletten nemalanarak, bu ülkede, bu ülkenin insanlarına nasıl din bezirganlığı yaptığını, yapabildiğini, üstelik neredeyse tamamının ceza almadığını gözler önüne seren bir ismail saymaz kitabıdır…
2019 ağustos’unda (bkz: iletişim yayınları)’ndan yayımlanan bu kitap, inançlı inançsız okuyan her okurunu dehşete düşürecek iddialar ile doludur.
bu kitap; tarikatların bu ülkede nasıl yuvalandığını, arapça bilmeyen, kuran’ı bir kere bile açıp okumamış insanların, din ve allah yolunda nasıl sapkınlıklara vardıklarının, aklını şeyhlerinin kirasına vermiş meczupların kendi ailelerini, kanlarını, canlarını, fert fert, nasıl şeyhlerine peşkeş çektiklerini, ne uğruna peşkeş çektiklerini gözler önüne sermektedir…
bu kitap; eski bakan yardımcılarının, milletvekillerinin bu batağa nasıl sürüklendiklerini, bu kandırmacayla nasıl kandırıldıklarını, nasıl milyonlarca lira dolandırıldıklarını gözler önüne seren; okuyan okuruna hayretler içerisinde ‘’bizi kimler yönetiyor yahu’’ dedirten bir kitaptır.
bu kitap, merdiven altı tarikatlara liderlik edenlerin toplum nezdinde nasıl itibar sahibi olduklarını, legal yahut illegal bir çok tarikatin artık tarikatlikten çıkıp holdingleştiklerini, ne gibi bütçeler, ne gibi rakamlar ile oynadıklarını gözler önüne seren bir kitaptır.
gazi’den bir alıntı ile tanımımı noktalamak isterim:
‘’bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir…’’
2019 ağustos’unda (bkz: iletişim yayınları)’ndan yayımlanan bu kitap, inançlı inançsız okuyan her okurunu dehşete düşürecek iddialar ile doludur.
bu kitap; tarikatların bu ülkede nasıl yuvalandığını, arapça bilmeyen, kuran’ı bir kere bile açıp okumamış insanların, din ve allah yolunda nasıl sapkınlıklara vardıklarının, aklını şeyhlerinin kirasına vermiş meczupların kendi ailelerini, kanlarını, canlarını, fert fert, nasıl şeyhlerine peşkeş çektiklerini, ne uğruna peşkeş çektiklerini gözler önüne sermektedir…
bu kitap; eski bakan yardımcılarının, milletvekillerinin bu batağa nasıl sürüklendiklerini, bu kandırmacayla nasıl kandırıldıklarını, nasıl milyonlarca lira dolandırıldıklarını gözler önüne seren; okuyan okuruna hayretler içerisinde ‘’bizi kimler yönetiyor yahu’’ dedirten bir kitaptır.
bu kitap, merdiven altı tarikatlara liderlik edenlerin toplum nezdinde nasıl itibar sahibi olduklarını, legal yahut illegal bir çok tarikatin artık tarikatlikten çıkıp holdingleştiklerini, ne gibi bütçeler, ne gibi rakamlar ile oynadıklarını gözler önüne seren bir kitaptır.
gazi’den bir alıntı ile tanımımı noktalamak isterim:
‘’bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir…’’
devamını gör...
maaş günü
sizin olan paraya dokanmadan önce üç saniyecik gördüğünüz gündür. hatta elinize bile alamazsınız bir sayı görürsünüz sonra kaybolur.
devamını gör...
inter juventus maçı
andresa pirlo'dan juventus'a hoca olmaycak belli oldu. umarım agnelli'de bunu anlamıştır.
devamını gör...
kendi kendine konuşmak
kendimi en iyi tanıyan kişi benim, pek tabii kendi kendime konuşacağım. bazen çok konuşup başımı ağrıtsam da sohbetim epeyi iyiymiş yahu.
devamını gör...
sevgilisinden ayrılanlara tavsiyeler
üzüntünuzu yasayabildiginiz kadar yaşayın. insan ruhunun mutlu olmaya ihtiyacı olduğu kadar üzüntüye de ihtiyaci vardır. üzülmekten, aglamaktan kaçma. dünyanın sonu değil bunu unutma. bazı şeyler biter, bazı şeyler yarım kalır ve bazı şeyler başlar. hayatın sana neler getireceğini bilmeden kendini harap etme. kendine değer vermeyi de unutma. çünkü sen yoksan hiçbir şey yok dostum sakin aklından çıkarma.
devamını gör...
şaban oğlu şaban
1977 yapımı ertem eğilmez filmi.
filmde kemal sunal, halit akçatepe, şener şen, adile naşit gibi birçok ünlü isim var.
(bkz: içerisi şampiyonlar ligi gibi)
konusu kısaca, 2 sakar asker arkadaşın, sivil hayatta nazır paşa tarafından görevlendirilerek kayıp bir elması ve onun hırsızını araması şeklinde özetlenebilir.
filmde kemal sunal, halit akçatepe, şener şen, adile naşit gibi birçok ünlü isim var.
(bkz: içerisi şampiyonlar ligi gibi)
konusu kısaca, 2 sakar asker arkadaşın, sivil hayatta nazır paşa tarafından görevlendirilerek kayıp bir elması ve onun hırsızını araması şeklinde özetlenebilir.
devamını gör...
baş ağrısına iyi gelebilecek şeyler
en acilinden etkili bir ağrı kesici.
başka türlü ağrı geçmiyor. bol suyla yüz yıkamakmış, göz kenarları ve şakakları ovmakmış bunlar çare etmiyor. çıldırtacak ve yerinde durutmayacak ağrı nöbetlerine dayanması zor.
başka türlü ağrı geçmiyor. bol suyla yüz yıkamakmış, göz kenarları ve şakakları ovmakmış bunlar çare etmiyor. çıldırtacak ve yerinde durutmayacak ağrı nöbetlerine dayanması zor.
devamını gör...
çocukken kendinizi en havalı hissettiğiniz an
annemin üye olduğu doğa yürüyüşü kulübünde en küçük bendim ve yaklaşık 23 km yol yürümüştük, yaptığım ilk zirveydi. kendimi koca koca insanların arasında çok havalı hissetmiştim.
devamını gör...
can dündar
bir gün ülkesine kahraman olarak dönecek olan gazetecilerden biri.
devamını gör...
akraba whatsapp grubu
benim için; her sene yıldönümünde sessize alınan gruptur. çok nadir yazıyorum, aklıma geldikçe de girip ne saçmalamışlar ya da olaylara hepten fransız kalmayayım diye okuyorum, sonra yine ölü taklidine devam.
devamını gör...
evlilik teklifi fikirleri
bugün çok sevdiğim sevgilimle hep gittiğimiz barımızda oturmuş bira içerken ben gayet ciddi "kendine ait bir oda" üzerine bir konuşma yapıyordum ki lafımı kesip evlenelim mi diye sordu. şaka tabi ama bence daha güzel bir teklif olamazdı. böyle abartısız, evliliği kutsamadan, hayatın olağan akışında, ben bu adamla evlenirim bu arada.
devamını gör...
kıraç’ın milli takım için yaptığı marş
bir ülke, konu fark etmeksizin her şeyde geri gidebilir mi ya? inanılır gibi değil. hayır bir de ben bu adamın şarkılarını dinlerken sesini beğenmekle birlikte duruşuna da saygı duyardım. fanatik galatasaraylı bana, severek 100.yıl fenerbahçe marşı dinletecek bir adam, nasıl olur da böyle bir şey ortaya çıkarabilir? müzik altyapısı desen seçim şarkılarından hallice, sözler sanki eghonomi çok ii yeeğenim tayfasına yazılmış gibi.
içi kararanlar için eskiye özlem
içi kararanlar için eskiye özlem
devamını gör...
şekerpare
senaryosunu yavuz turgul'un yazdığı,yönetmenliğini atıf yılmaz'ın yaptığı,başrollerini,şener şen,ilyas salman,yaprak özdemiroğlu,şevket altuğ ve nazan ayas'ın paylaştığı 1983 yapımı film.
karakol amiri ziver bey ile çalışan ve ona çok saygı duyan cumali genelevde çalışan şekerpare'ye aşık olur. ancak şekerpare'ye ziver bey'de ilgi duymaktadır. şekerpare'nin de cumali'den hoşlandığını anlayan ziver genelev üzerindeki kontrolü arttırmaya çalışır. hatta işleri evi kapatmaya kadar götürür. ancak içlerine cumali'yi de alan letafet hanım ve kızları ziver'e hiç ummadığı bir oyun oynayacaktır.
film muhtemelen 1900'lü yılların istanbulu anlatıyor. ve çok sağlam sistem eleştirileri de mevcut. örneğin ziver'in hurşit'e "oğlum, bizim işimiz önce asayişi bozup sonra düzletmek değil mi?" cümlesi, dönemle ilgili söylenmiş başarılı bir özet gibidir.
peyker'in gayrimeşru hamileliğinin ardından ziver'in "ya adam kader kurbanıysa? ya karı zorladıysa?" cümlesi günümüzde yaşanan taciz ve tecavüz davalarındaki savunmalara, geçmişten tutulan ayna gibidir adeta.
rüşvet, haraç, vergi konularını işleyen muazzam bir sistem eleştirisidir bu film aynı zamanda. çarkın işleyişini ve ahlak olgusunun halkın gözünde güçlü bir kamufle aracı olduğunu gösterir.
film temel olarak bizlere "ahlak satanlar en büyük ahlaksızlardır" vurgusunu çok güzel örneklerle anlatır.
devamını gör...
türkiye'de çocuk olmak
genç olmaktan daha iyidir. en azından bir süre de olsa hiçbir şeyden haberleri olmadan, sanki herkes kendileriyle aynı durumdaymış gibi saf temiz bir şekilde yaşayacaklar.
devamını gör...
pencereden bakmak
başlık bana londra asfaltı üzerindeki evimizi hatırlattı oradan dalıp gittim sevgili yazar.
inat eden kurbanlık koçu sırtında taşıyan babamı o pencereden gördüm.
yüksek gerilim hattı evin tam önündeydi,sağlığa zararlıymış diyorlar.ürkütücü duruyor,kuru kafa var üstünde.evi temelinden sarsan kamyonlar , oradan oraya gidip duran arabalar -renklerine ya da yönlerine göre sayardım kimi zaman-, yol sakin olduğunda karşıdan karşıya geçen yayalar…geceleyin o araba ışıkları öyle fena gelir ki insana, uykuda yüzünüze fener tutuldu sanırsınız.
korkunç kazalar da oldu gözümüzün önünde.freni patlayıp ardından dumanlar çıkaran bir askeri tır ve direksiyonuna başı düşmüş sürücüsü aklımda hâlâ.hatta,biz oradan taşındıktan sonra garip bir şey olmuş: yoldan fırlayan bir tekerlek tam da asfaltı izlediğim pencereden içeri girmiş. allah’tan ölen kalan yokmuş.
tam karşısında yolun bir kahvehane var: adamlar bütün gün bir sandalye tepesinde ne diye oturur?dostları mı var, anlatmak istedikleri mi, yoksa sadece kalabalık etmek için mi oradalar? sesleri bazen yolun gürültüsünü bile aşıp bize gelir.
sağ tarafta köfteci, arabasında ekmek arası satıyor. sonraları okulda hocanın biri, yüzünde anlamsız bir gülüşle,bu adamcağızın kızına takılıp ‘köftecinin kızı ayşegül’ diyecek.ne kötü öğretmenlerin şu etiketlemeleri, bazıları ne hadsiz, yazık.
öteki pencereden jandarma kampı gözükür. gizlice sigara içer askerler ortalığı kar yağmışçasına şenlendiren,hışırtılı kavak ağaçlarının altında. yaklaşan bir ayak sesi varsa elindekini bir çabuk yere atar postalıyla ezer.sabahları bir koro uyandırır bazen, camdan gördüğüm talim yapan işte bu gençlerdir.yeşil kamuflajlı beyaz atletli akaziler(kardeşimin askerlere verdiği ad) komutanın ardından bağırarak tekrarlar : ‘yüküm şimşir kaşıktır diloy diloy yaylalar’.
soldaki evde büyük kız en güzel giysilerini giyip makyajını yapar arz-ı endam eder başını balkona kaldırmış ‘asker abi’ lere gözükebilmek umuduyla.
aşağıda apartmanın çocukları vardır, çığlık çığlığa, ot bürümüş bakımsız bir bahçede koştururlar.yakar top ya da lastik gürültülü oyunlardır,kavgalar gırla gider.içlerinde en yaramazları kız kaçıran ateşler fiyyuuu diye dolanır etrafı duman duman.gece hava kararana dek ordadırlar bu çocuklar.
annem pek izin vermez çıkmaya,ne işim var ki ‘salma gibi’ dışarıda olunmaz o kadar.kırk yılda bir apartman önüne çıksam sanki bir suç işliyormuşum gibi gelir,başımı kaldırdığımda bana bakan yüzünü seçerim annemin.
ve yeniden pencereli saatler başlar çocuk dünyamda.
inat eden kurbanlık koçu sırtında taşıyan babamı o pencereden gördüm.
yüksek gerilim hattı evin tam önündeydi,sağlığa zararlıymış diyorlar.ürkütücü duruyor,kuru kafa var üstünde.evi temelinden sarsan kamyonlar , oradan oraya gidip duran arabalar -renklerine ya da yönlerine göre sayardım kimi zaman-, yol sakin olduğunda karşıdan karşıya geçen yayalar…geceleyin o araba ışıkları öyle fena gelir ki insana, uykuda yüzünüze fener tutuldu sanırsınız.
korkunç kazalar da oldu gözümüzün önünde.freni patlayıp ardından dumanlar çıkaran bir askeri tır ve direksiyonuna başı düşmüş sürücüsü aklımda hâlâ.hatta,biz oradan taşındıktan sonra garip bir şey olmuş: yoldan fırlayan bir tekerlek tam da asfaltı izlediğim pencereden içeri girmiş. allah’tan ölen kalan yokmuş.
tam karşısında yolun bir kahvehane var: adamlar bütün gün bir sandalye tepesinde ne diye oturur?dostları mı var, anlatmak istedikleri mi, yoksa sadece kalabalık etmek için mi oradalar? sesleri bazen yolun gürültüsünü bile aşıp bize gelir.
sağ tarafta köfteci, arabasında ekmek arası satıyor. sonraları okulda hocanın biri, yüzünde anlamsız bir gülüşle,bu adamcağızın kızına takılıp ‘köftecinin kızı ayşegül’ diyecek.ne kötü öğretmenlerin şu etiketlemeleri, bazıları ne hadsiz, yazık.
öteki pencereden jandarma kampı gözükür. gizlice sigara içer askerler ortalığı kar yağmışçasına şenlendiren,hışırtılı kavak ağaçlarının altında. yaklaşan bir ayak sesi varsa elindekini bir çabuk yere atar postalıyla ezer.sabahları bir koro uyandırır bazen, camdan gördüğüm talim yapan işte bu gençlerdir.yeşil kamuflajlı beyaz atletli akaziler(kardeşimin askerlere verdiği ad) komutanın ardından bağırarak tekrarlar : ‘yüküm şimşir kaşıktır diloy diloy yaylalar’.
soldaki evde büyük kız en güzel giysilerini giyip makyajını yapar arz-ı endam eder başını balkona kaldırmış ‘asker abi’ lere gözükebilmek umuduyla.
aşağıda apartmanın çocukları vardır, çığlık çığlığa, ot bürümüş bakımsız bir bahçede koştururlar.yakar top ya da lastik gürültülü oyunlardır,kavgalar gırla gider.içlerinde en yaramazları kız kaçıran ateşler fiyyuuu diye dolanır etrafı duman duman.gece hava kararana dek ordadırlar bu çocuklar.
annem pek izin vermez çıkmaya,ne işim var ki ‘salma gibi’ dışarıda olunmaz o kadar.kırk yılda bir apartman önüne çıksam sanki bir suç işliyormuşum gibi gelir,başımı kaldırdığımda bana bakan yüzünü seçerim annemin.
ve yeniden pencereli saatler başlar çocuk dünyamda.

devamını gör...
mıh
atilla ilhan’ın aşağıdaki dörtlüğünü aklıma getiren minnak çivi.
“ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum .”
“ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum .”
devamını gör...
anne olunca anlarsın
'ne yani anne olunca sır kapıları açılacak mı' dediğim başlık. her şeye anne olunca anlarsın diyince insan büyük bir şey bekliyor sonuçta.
devamını gör...
örnek bir vatandaş olup polisten korkmak
pek örnek olduğum söylenemez fakat idare ederim. geçenlerde taksim'e bir uğradım. istiklal caddesinde yığınla polis, asker, bekçi görmek beni çok tedirgin etti.
özellikle bazılarının elinde silahlar vardı ve öyle volta atıyorlardı. belki tedbir evet ama çok ürkünç. bu memleketi böyle görmek beni çok üzüyor. ne bileyim belki ben abartıyorum.
özellikle bazılarının elinde silahlar vardı ve öyle volta atıyorlardı. belki tedbir evet ama çok ürkünç. bu memleketi böyle görmek beni çok üzüyor. ne bileyim belki ben abartıyorum.
devamını gör...