üniversite sıralarında tanıştığım bir arkadaşın öğrenci evinde bir kenara atılmış görüp izniyle aldığım ve tek solukta bitirdiğim bir sabahattin ali novellası.
devamını gör...

başlığı görüp üzerine düşününce farkettim ki doğru.
sanki rüyalarımda bir hikaye anlatıcısı var, sahneleri de oynatıyor ve bana diyor ki ‘bak oradaki sensin’. ben de dışardan o olan ‘ben’i izliyorum ve uyanınca da sanki gerçekten yaşamış gibi hissediyorum. dün gece de öyle oldu mesela. ta uzakta bir platform gördüm ama sonra platformdaydım. önce sahne düzenleniyor, ben sahneye uzaktan bakıyorum, olduğum konuma bakıp o konumun içine giriyorum.

bu arada rüyalarımda hiç bir zaman gerçek yüzümü görmedim. kendi yüzünü nasıl göreceksin derseniz, işte bu da dediğim şeye geliyor: benim olduğum bir sahne var ve ben kendimi film izler gibi izliyorum. oradaki kişiyle duygusal bir bağım var, duygularını hissedebiliyorum ama o rolü oynayan yine de başka birisi.

karışık oldu biliyorum; rüyalarım da karışıktır zaten.
devamını gör...

hüzünlü tanımları var.
arada denk geliyorum onun gibi gençlere, sarılasım geliyor onlara. beraber radyo dinliyoruz. o da seviyormuş. gel kız, bu şarkı sezen aksu 'dan bizi bu hale getirenlere gelsin.
bizde yolumuza gidelim
devamını gör...

güneş ışığına hassastır. özellikle kar yağdığında görülen sınırsız beyaz alan körlüğe sebep olabilir ve şakası yoktur. böyle bir durumda "havalı" algılanmaktan korkmadan, muhakkak uygun bir gözlük kullanılmalıdır.
devamını gör...

yaşlı amca- yıldızlara bak
kurban-insanlar
emre aydin- rüyamdaki aptal kadın
dolu kadehi ters tut- kaçar gider
şekersiz- bir büyük hüzün
cem adrian & mark eliyahu -kül
devamını gör...

alman aşısı vurulurken ülkücü oğuz kağan..
devamını gör...

yüksek bir refaha ve değerli bir para birimine sahip yakın zamanda ab'ye rest çekecek kadar'da sağlam ekonomisi olan ülkeler toğluluğu.
devamını gör...

sen beş para etmezsin..
devamını gör...

arada "naapıyorsunuz lan godikler" diye gezmeye gidilecek bir başlık olmuş. zaten ulaşımı da zor.
devamını gör...

21 nisan 2017'de netflix'te ilk sezonu yayınlanan, bir sezon sonra maalesef iptal edilen komedi türündeki dizi. başrolünde britt robertson'ın oynadığı dizide johnny simmons ve ellie reed gibi oyuncular da yer alıyor. dizinin konusu ise kendi işinin patronu olmak isteyen sophia. önce çok da sevmediği bir işte, hayatını idame ettirmek için çalışıyordur. sonrasında ikinci el dükkanında bulduğu bir ceketle ebay macerasına atılan sophia bir süre sonra deli gibi para kazanmaya başlar. istediği işi, keyif alarak yapıyordur. işleri daha da büyütür ve direkt kendisine ait nasty gal adında bir butik açar.
diğer ebay satıcılarıyla çekişmeleri, kendi hayatındaki ikili ilişkileri, babasıyla ilişkisi, arkadan bıçaklanma gibi olaylarına şahit oluyoruz izlerken. biraz da 'girl power' teması kasılmış dizide ama hoş olmuş bence. bir kadının kendi ayakları üzerinde durduğunu izlemek eminim her hemcinsime hoş gelecektir. dizi, sophia amoruso adlı gerçek bir iş insanının biyografisinden uyarlanmış. bir oturuşta bitirilebilecek bir dizi olduğunu düşünüyorum. boş bir vaktinizde izlemenizi öneririm.
devamını gör...

günümüzde bir çok iş maalesef nakitten ziyade uzun vadeli çek ile dönmektedir. finansman ihtiyacı olan firmalar bu süreyi beklemek yerine faktoring firmasına belli bir kesinti karşılığı alacaklarını satarlar.

faktöring firması para kazanır. çeki veren firma da beklememiş olur.

burada asıl mesele kesintinin ne kadar olacağıdır. elinizdeki çekin görüntüsünü piyasada ne kadar bu işi yapan şirket varsa yollayacaksınız. bak onlar bu fiyatı veriyor diyerek hepsini yemleyip birbirine kırdırıp tasarruf edeceksiniz.
devamını gör...

ziyaretine gittiğim bir iş insanının ofisinin manzarasına hayran kalıp şanslı olduğunu söylemiştim. o da bana "inanır mısın ilk günler ben de gözlerimi alamıyordum. şimdi ise aynı manzara bana duvardaki bir tablo hissi veriyor. artık dönüp bakmıyorum bile." demişti.

evet kanımca sadece güzellik için tercih edeceğiniz kadınlar da böyle hissettirebilir. malesef güzellik de zamanla sıradanlaşır.

hissiyatı muhafaza eden tek şey insanı insan yapan ruhudur. sevmişseniz zaten güzel buluyorsunuzdur. işte güzel ruh ile birlikte gelen güzellik paha biçilmezdir.
devamını gör...

bugün evlillik yıldönümümüz olduğu için eşim kfc ısmarlamaya karar vermiş.
devamını gör...

nükleer tepkimeler aracılığıyla çok yüksek seviyede enerji açığa çıkaran kitle imha silahı.

nükleer tepkimeler, atom çekirdeklerinin birleşmesiyle sonuçlanan füzyon ve atom çekirdeklerinin parçalanmasıyla sonuçlanan fisyon tepkimeleri olmak üzere iki türlü. bu tür silahlar da genellikle bu tepkimeler aracılığıyla açığa çıkan enerjiden faydalanıyor.

silah mekanizmasına, tepkimeye yol açacak olan, belirli bir hacim ve kütleye sahip olması gereken radyoaktif madde yerleştiriliyor. ancak tabii tepkimenin, istenilen zamanda başlaması gerek, yoksa bu silahları sağlam bir şekilde korumak mümkün olmaz. bu nedenle, belirli hacimdeki bu maddenin bir arada durmaması sağlanıyor. silahın patlaması istendiği zaman, radyoaktif madde, mesela dinamit gibi bir tetikleyicinin etkisiyle sıkıştırılarak bir araya getiriliyor ve tepkime için gereken yoğunluk sağlanmış oluyor.

bu silahta kullanılan tepkime türü, fisyon tepkimesi. bunun sonucunda açığa çıkan enerji, şok dalgaları oluşturup belirli bir alan içerisinde kalan tüm canlıları anında yok edecek kadar büyük. patlamadan biraz daha uzakta kalan ama radyoaktif maddenin etkisinden korunacak kadar da uzakta olmayan bölgelerde ise canlıların genleri mutasyona uğrar. sonucu, birkaç kuşağa kadar etki eden gen mutasyonları ve kanser olabilir.

bir nükleer reaktörde de bu tür tepkimeler kullanılır ama orada durum sürekli olarak kontrol altında tutulur. zaten kontrol edilemediği noktada da çernobil faciası gibi sonuçlarla karşılaşırız.
devamını gör...

ben diyecek bir şey bulamıyorum. halka 1 tl verince bile gözlerine sokan kişiler 100 milyon liraya saray yaptırıyor.
(bkz: deli olacağım hüsnü)

ahanda burada
devamını gör...

fransızcada "seni özledim" cümlesinin tam bir karşılığı yoktur. onun yerine "sen bende eksiksin" anlamına gelen tu me manques ifadesi kullanılır. yani fransızlara göre özlemek eksilmektir. çok nahif...
devamını gör...

cinsellik, 19. yüzyılda ortaya çıkmış ve batı’da imâl edilmiş bir kavramdır. öncesinde, insanlar cinsel ilişkilerde bulunurlardı fakat ‘cinsellikleri’ yoktu. belirli bir duygular ve zevkler grubunun “cinsellik” adı altında ayrı bir görüngü olarak yalıtılabileceğini düşünmeden rahatlıkla cinsellik üzerine konuşabilirlerdi. ancak yeni cinsellik kavramı sayesinde; konuşmaya, düşünmeye ve eylemeye ilişkin muhtelif günahlar, insan kişiliğinin müstakil bir kısmı olarak yalıtabilir ve geri kalan insanî duygu ve eylem alanlarından ayrıştırılabilir, özel bir grup olarak birleştirilebilir hale geldi.

yüzyıllar boyunca batı’nın cinsel düşlemleri, kimilerine göre her türlü günahkâr sapmanın uçurumu, kimilerine göreyse yasaklanmış kösnül hazların hasretle düşlenen cennetiydi. yakın doğu’daki insanları bu pek ırgalamıyordu tabii, yeter ki onları rahat bıraksınlar. ancak 19. asrın akışı içinde, artık rahat bırakmaz oldular. sanayileşme ve anamalcılık, batı’yı iktisadî ve askerî bakımdan öyle güçlendirmişti ki, islam dünyasına dönük sömürgeci atılımını yakın doğu’nun aslî ülkelerine de taşıyabilmişti. böyle bir teşebbüs, ideolojik bir temellendirmeye gereksinim duyar. batı’nın, yeryüzünün geri kalanına karşı bir “medeniyet misyonunu” yerine getirmekle görevli olduğu iddiası, işte bu ereğe hizmet etti.

ne var ki yakın doğu, sömürgeci güçlerin bakışına göre batı tipi uygarlığın gerektirdiği hemen her şeye zaten sahip bulunuyordu. sağlam yapılı evlerde oturuyorlardı, “doğru dürüst” (yani tek tanrılı ve özdönüşümlü bir ilahiyatın olduğu) bir dinleri vardı; edeplice giyiniyor, düzenli olarak yıkanıyorlardı. edebiyat vardı, tarihyazımı ve bilim vardı, kurumlaşmış bir hukuk dizgesiyle yönetilen “doğru düzgün” devletler bile vardı. yakın doğu’nun sömürgeci yağmasını meşrulaştırmak, iptidai olarak tasnif edilen başka bölgelere nazaran –batılı ölçütlere göre bile- çok daha zordu. bundan çıkışı sağlayan, yükseliş ve çöküş modeli oldu. burada da yine ‘cinselliğe’ önemli bir rol düşüyordu.

hegelci bir şema izlenerek, dünya tarihi süreklilik arz eden bir ilerleme tarihi olarak tasavvur edildi, ‘eski dünyanın kültürleri’ de sırayla buna katkıda bulunmuşlardı. bir ekin, katkısını sağladıktan sonra, ilerlemenin doruğuna onu izleyen kültür geçiyor, o da katkısını sunuyor ve birikimini kendisinden daha üstün olan bir başka kültüre devrediyordu. bu modele göre, islam kültürünün katkısı, karanlık orta çağ devrinde batı’nın antik çağ bilgisine erişmesine aracılık etmek olmuştu. o zamandan beriyse avrupa, ilerlemenin yegâne penahıydı. bütün diğer kültürler –islam kültürü de dahil– kendi varoluş haklarını yitirmişlerdi, çünkü ilerlemenin temsilciliği bu arada onlardan geçmişti. onların yazgısı, tarihsizliğin uzamında kalakalmaktı, ta ki batı onlara ilerlemeyi yeniden getirene kadar.

ancak verili kültürlerin başka kültürlere bir şey katacak kadar güçleri varken, nasıl “daha yüksek” kültürler olarak inkişaf edemediklerini ve neden zayıf düştüklerini açıklamak gerekiyordu. bunu açıklayabilmek için, ilerleme mefhumunun refakatine ‘çöküş’ kavramının da gelmesi gerekiyordu. yakın doğu’nun durumunda, bu “çöküş” mefhumu, batı’nın hegemonik bilgisinin oraya nüfuzunu sağlamanın da en etkili aracıydı.

buna göre islam’ın 8. ve 9. yüzyılda bir “altın çağı” olmuştu; o sıralar yunan biliminin ve felsefesinin eserleri arapçaya çevrilmişti (sonra batı bunlardan yararlanmış) ve ussalcı ilahiyat okulu “mutezile” devlet doktrini idi. ama sonra karanlık din âlimleri galebe çalmış, “ortodoksinin” kamçısı altında her türlü özgür düşüncenin donmasına yol açmışlardı. o zaman, bir çöküş devri başlamıştı –tam tamına bin yıl süren sahiden etkileyici bir çöküş dönemi!–

âlimlik, eski betikleri hiç düşünmeden hatmetme derekesine düşmüş, bilimler yasaklanmış ve ölüp gitmiş, edebiyat anlamsız sözcük cambazlığına irca olmuştu. egemenler, yazgılarına teslim olmuş bir güruh mahiyetindeki tebalarına gaddarca ve sadistçe zulmeden, onları sömüren korkunç tiranlardı. islam dünyasının çöküşü hakkındaki geleneksel imge, aşağı yukarı böyledir; bugün hâlâ birçok batılı entelektüel tarafından, aynı zamanda birçok yakın doğulu münevver tarafından da, doğruluğuna inanılan bir imgedir bu. bu telakkinin tutamaksızlığını birçok yönden göstermek mümkündür. ancak bakışları, çöküş tasavvurunun önemli bir yapı taşına çevirmek gerekiyor: yozlamış cinsellik.

19. yüzyıl ortalarında fransız psikiyatr bénédict augustin morel, dini kanaatleriyle lamarck’ın o zaman yepyeni olan bilimsel kuramlarını sentezlediği “yozlaşma kuramı”nı yayımladı. sofu katolik olan yazar burada incil’deki adem’in günah öyküsünü modern tıbbın düşünce tarzına uyarlar. başlangıçta kusursuz yaratılmış olan insan, zararlı çevresinin onun ahlâkî ve bedenî bozulmasına katkıda bulunan etkilerine boyun eğmiştir buna göre. bu yozlaşma, kalıtımla intikal eder, zaten bozulmuş olan zürriyet daha da zararlı bir çevrede yetişme eğiliminde olduğundan, yozlaşma kuşaktan kuşağa artar.

yozlaşma kuramı, günümüzdeki reklamcılık sektörünün arabeskleşen sloganıyla ifade etmek gerekirse: kariyer basamaklarını çok hızlı tırmandı. 19. asrın seksenli ve doksanlı yılları ingiltere’sinde orta tabakanın büyük teveccühüne mazhar oldu, zira onların ilerleyen sanayileşme karşısındaki korkularına, “moloh” (tevrat’ta sözü edilen putperestlerin çocuk kurban ettikleri tanrı) toplumsal konumlarını yitirme korkularına, isyankâr proletarya ve göçmenler karşısındaki korkularına hitap ediyordu.
başta şehirli alt tabakaların, sanayileşmenin ilk dönemindeki koşullara karşı gösterdikleri tepkiye dayanan yozlaşma kuramı “sapkın” cinsel davranışı açıklamak için kullanılmaya da müsaitti. üremeye yaramayan her türlü davranış, hem hıristiyanlığa hem darwinci düşünce tarzına uygun olarak “sapkın” sayılıyordu bu anlayışta. almanya’da yayımlanan: ‘psychopathia sexualis’ adlı, modern cinsellik biliminin kurucu eseri sayılan ünlü kitapta, bu tür davranışların tamamı “işlevsel yozlaşma” olarak tanımlandı.

yozlaşma kuramının kendisini bu kadar çabuk kabul ettirmesinin nedeni, bireylerin “yozlaşması” hakkında bir açıklama sunması değildi çünkü bu kuram, baştan itibaren kolektifleri esas alıyordu. sorun bireyin değil, topyekûn halk gruplarının “soysuzlaşması” idi. kuramın kendi iç mantığına göre, eğer halk içindeki bazı kesimlerin yozlaşmasına büyük bir tepki gösterilmezse, sonuçta halkın tamamı bir yozlaşma sürecine kurban giderdi. bu teori: cürümlerle, alkolizmle, fuhuşla mücadele etmeye çalışmakla ve onlardan korunmak için hekimlerin müdahalesini meşrulaştırmakla kalmıyor, dahası gerekli kılıyordu. bununla batı dünyasının medikalizasyonuna doğru önemli bir adım atılmış oldu. hekimler, o zamana kadar kilisenin hâkim olduğu alanlarda kendilerini yetkili ilan ettiler ve devlete merbut bir sağlık kurumu hastalarla meşgul olmakla kalmayıp, yoksulluğu, bakımsızlığı, cürümleri ve cinselliği de tıbbî bir sorun olarak tanımladı. erkek erkeğe cinsellik şimdi artık bir günah olmaktan çıkıp sayrılığa, sonra da kalıtımla aktarılan bir yozlaşma görüngüsüne dönüştü, böylece tüm toplumu tehdit eden bir sorun haline geldi.

yozlaşma isteğinin başka yararları da vardı. birincisi, sosyal darwinist ve ırkçı kuramlarla bağdaştırılabilmesi kolaydı, ikincisi avrupa dışı halkların “geri kalmışlığına” değgin bir açıklama sunmakla kalmıyor, “uygarlaştırma” gayesiyle oralara müdahale etmeyi de meşrulaştırıyordu. napolyon, 1798’de mısır’a düzenlediği saldırıyı mısır’ı yozlaştırmış ve barbarlığa sürüklemiş olan “türkler”den “kurtarma” savıyla meşrulaştırmıştı.

insan yaşamının diğer alanlarından ayrıştırılmış bir “cinsellik” anlayışını kurumlaştırma tasarısıyla batı, bir şekilde cinsel yaşamla bağıntılı görünen edimleri ‘belirsizlikten’ arındırmaya dönük, çıkışsız olan fakat yine de dünya çapında başarıya ulaşan bir girişim başlatmış oldu. bu arada, dünyada yaygın olarak kullanılan bütün dillerde, batılı “cinsellik” kavramının mütekabili olacak sözcükleri üretme çalışmaları başlatıldı. genellikle, “yerli cinselliği” batılı standartlara uydurmaya çalışan bir söylem de kurumlaştı. cinsel hazzı ve kösnül duygulanımları müphemlikten arındırmaya dönük bu çabanın, “belirsizliğin” ilgasına yönelik her deneme gibi başarısızlığa mahkûm olduğu açıktır. ortaçağ’da rahiplerin hazırladığı mufassal günah kataloglarının yerini, hekimlerin sayısız sapkınlığa ilişkin daha da ayrıntılı tasnifleri aldı. günümüzde, kimlik piyasasında gittikçe ayrıştırılan cinsel kimliklerden bir tane edinebilirsiniz fakat böylelikle cinselliğe ilişkin “belirsizliği” sona erdirme hedefinden daha çok uzaklaşırsınız.
devamını gör...

kapıyı anahtarla açarsın, çalarsan açacak kimse yoktur.
devamını gör...

ilk kez paul villard tarafından tanımlanmış ama ismini ernest rutherford'dan almış olan, elektromanyetik tayftaki en yüksek enerjili dalgalar.

atom çekirdeğinde meydana gelen radyoaktif olaylar sonucunda ortaya çıkarlar. maddelerin içerisine nüfuz etme konusunda en güçlü ışınlar bunlardır ve ancak kalın kurşun bloklarla sadece bir kısmının girişini önlemek mümkündür.

bilimsel keşiflerde ve tıp alanında yararlanılan ışınlardır.
devamını gör...

bir adet prison break rozeti ve kolpaçino rozeti bekliyorum. breaking bed in olup prison break in olmaması beni bir nebze üzdü.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim