6 kelimelik hikayeler
evde bir ölü var görmüyor musunuz?
stefan zweigh, bir çöküşün hikayesi.
stefan zweigh, bir çöküşün hikayesi.
devamını gör...
comfortably numb
pink floyd'dan daha çok sevdiğim pink floyd şarkısı.
hello! is anybody in there?
hello! is anybody in there?
devamını gör...
atv'nin dolar olmuş 4 lira repliğini sansürlemesi
ölümlü dünya filminin dolar olmuş 4 lira repliğine gelen sansür
ama haklılar dolar şuan 8.18
twitter.com/incicaps/status...
www.cumhuriyet.com.tr/haber....
t24.com.tr/haber/atvden-olu...
ama haklılar dolar şuan 8.18
twitter.com/incicaps/status...
www.cumhuriyet.com.tr/haber....
t24.com.tr/haber/atvden-olu...
devamını gör...
siyasilerin unutulmayan sözleri
emperyalistlerin; analarının sütünden emdiği sütü memelerinden emdiği sütü. burunlarından getiren partidir(k. kılıçdaroğlu)
iktidara tekrar hevesleniyor; yoğsa 6 milyon işsazın işsızın işansız(d, bahçeli)
sevgili; zondulla zonduklar zonduk eheh zonduklalar. niye böyle oldu!!!!
(rte)
iktidara tekrar hevesleniyor; yoğsa 6 milyon işsazın işsızın işansız(d, bahçeli)
sevgili; zondulla zonduklar zonduk eheh zonduklalar. niye böyle oldu!!!!
(rte)
devamını gör...
the matrix
gelmiş geçmiş en etkileyici filmdir. en iyi filmler konuşurken matrix'in sıralamaya alınması haksızlıktır, daima yeri 1'dir. 100 kere de izleseniz her izleyişinizde "oha, bu böyleymiş lan" dersiniz, yeni bir şey keşfedersiniz.
filmin felsefi ana fikri için herkes benzer şeyler yazdığı için ben başka bir açısından özetlemek isterim:
diyelim ki 3 arkadaş takılıyorsunuz, bir anda kozmik bir portalın içinden robotlar çıkıp geliyor, insana estetik ve sentetik olarak birebir benzeyen bir robotu gelip yanınızdaki koltuğa oturtuyorlar, ve size diyorlar ki,
"bakın kardeşler, biz geldik, bir deney yapacağız, şimdi bu robotu komple insanmış gibi programlayacağız, 27 yaşındaki bir insanmışçasına 27 senelik hatıra yükleyeceğiz, doğma anne baba okul şu bu, işte sizi de 12 senelik arkadaşı sanacağı şekilde anıları da olacak" deyip robotu kurup gittiler, diyelim.
robot çalışmaya başladığı anda zınk diye sizinle direkt takılan, kendini insan zanneden, 27 senedir kendini yaşıyor zanneden, okul arkadaşları olan, doğum günlerini kutlamış şekilde hiçbir şeyin farkında olmaksızın dümdüz yaşama başlayacaktır.
buraya kadar kopmadan açıkladığımı varsayarak şimdi bu yazıyı okuyan size sorum şu, bir takım kozmik bir şeylerin ya da her neyse işte, gelip, sizi kurup, hatırları yükleyip, çalıştırıp gitmediğini nereden bilebilirsiniz, nasıl bilebilirsiniz?
işte, matrix'i izledikten sonra bu soruya gerçekçi ve tatminkar bir cevap aramaya başlamanız gerekir, bu sorunun varlığından bile haberdar olmayan milyonlarcasına selam etmiştir matrix. cevabı bulup işin içinden çıkan varsa, bana da anlatsın. bırakın yapay zekayı, savaşları, robotları vesaire, o konuları geçelim.. matrix'in olayı budur.
filmin felsefi ana fikri için herkes benzer şeyler yazdığı için ben başka bir açısından özetlemek isterim:
diyelim ki 3 arkadaş takılıyorsunuz, bir anda kozmik bir portalın içinden robotlar çıkıp geliyor, insana estetik ve sentetik olarak birebir benzeyen bir robotu gelip yanınızdaki koltuğa oturtuyorlar, ve size diyorlar ki,
"bakın kardeşler, biz geldik, bir deney yapacağız, şimdi bu robotu komple insanmış gibi programlayacağız, 27 yaşındaki bir insanmışçasına 27 senelik hatıra yükleyeceğiz, doğma anne baba okul şu bu, işte sizi de 12 senelik arkadaşı sanacağı şekilde anıları da olacak" deyip robotu kurup gittiler, diyelim.
robot çalışmaya başladığı anda zınk diye sizinle direkt takılan, kendini insan zanneden, 27 senedir kendini yaşıyor zanneden, okul arkadaşları olan, doğum günlerini kutlamış şekilde hiçbir şeyin farkında olmaksızın dümdüz yaşama başlayacaktır.
buraya kadar kopmadan açıkladığımı varsayarak şimdi bu yazıyı okuyan size sorum şu, bir takım kozmik bir şeylerin ya da her neyse işte, gelip, sizi kurup, hatırları yükleyip, çalıştırıp gitmediğini nereden bilebilirsiniz, nasıl bilebilirsiniz?
işte, matrix'i izledikten sonra bu soruya gerçekçi ve tatminkar bir cevap aramaya başlamanız gerekir, bu sorunun varlığından bile haberdar olmayan milyonlarcasına selam etmiştir matrix. cevabı bulup işin içinden çıkan varsa, bana da anlatsın. bırakın yapay zekayı, savaşları, robotları vesaire, o konuları geçelim.. matrix'in olayı budur.
devamını gör...
sözlükte haddini bilmeyen bir kesimin olması
moderasyon ile çözülecek problemi anlamsızca buraya taşıyan yazar söylemidir.
"herkes haddini bilecek nokta"
yapma ya? tanrı mısın sen sayın yazar? daha virgülün nasıl kullandığını bilmiyorsun, üzerine de bu halde insanlara kompozisyonla haddini bildirebileceğini düşünüyorsun.
"herkes haddini bilecek nokta"
yapma ya? tanrı mısın sen sayın yazar? daha virgülün nasıl kullandığını bilmiyorsun, üzerine de bu halde insanlara kompozisyonla haddini bildirebileceğini düşünüyorsun.
devamını gör...
sözlüğe 90'lardan bir şarkı bırak
kor ateşler gibi yandığımdan...
devamını gör...
normal sözlük’ün temizlik zamanının gelmesi
gerçekten birşeyler yapma zamanı gelmiştir,
açılan başlıklar yerlerde sürünmekte olup, hiç bir işe yaramayan, sadece akışı hızlandıran ve bu nedenle varolan az sayıda başlığın da içine eden türden olması karşısında yönetimin radikal kararlar alması gerekir.
kimsenin çıkıp buna, ' özgürlük ' vs.gibi bayat cevaplarla yaklaşmaması ve sözlüğün eğer sözlük gibi olması isteniyorsa , tedbir alması zamanı gelmiştir.
'yazarların çocukken en sevdiği oyuncak' şeklindeki bir başlığın günün en çok ilgi çeken başlığı olması, buradaki insan profili hakkında az çok fikir vermekte olup, bunun bu şekilde devam etmesi halinde, yani kontrolsüz gidişatın sürmesi halinde, bundan en büyük zararı kafa sözlüğün göreceği ortadadır.
artık kendimizi çoluk çocuğun eğlence sayfasında değil de, gerçekten dişe dokunur, hayatın gerçeklerini yansıtan başlıklar ve bunu yansıtabilen yazarların bulunduğu bir ortamda görmek istiyoruz...
ya da söyleyin, biz çıkıp gidelim...
açılan başlıklar yerlerde sürünmekte olup, hiç bir işe yaramayan, sadece akışı hızlandıran ve bu nedenle varolan az sayıda başlığın da içine eden türden olması karşısında yönetimin radikal kararlar alması gerekir.
kimsenin çıkıp buna, ' özgürlük ' vs.gibi bayat cevaplarla yaklaşmaması ve sözlüğün eğer sözlük gibi olması isteniyorsa , tedbir alması zamanı gelmiştir.
'yazarların çocukken en sevdiği oyuncak' şeklindeki bir başlığın günün en çok ilgi çeken başlığı olması, buradaki insan profili hakkında az çok fikir vermekte olup, bunun bu şekilde devam etmesi halinde, yani kontrolsüz gidişatın sürmesi halinde, bundan en büyük zararı kafa sözlüğün göreceği ortadadır.
artık kendimizi çoluk çocuğun eğlence sayfasında değil de, gerçekten dişe dokunur, hayatın gerçeklerini yansıtan başlıklar ve bunu yansıtabilen yazarların bulunduğu bir ortamda görmek istiyoruz...
ya da söyleyin, biz çıkıp gidelim...
devamını gör...
direkt samimileşen insan
aslında direkt samimileşir.
devamını gör...
edirne'de 8 köpek yavrusunun diri diri yakılarak öldürülmesi
gücünüz bu masumlara yetiyor. o kadar acınacak halde ve iğrençsiniz ki.cayır cayır yanmanız dileğiyle.
devamını gör...
erkeği erkek kadını kadın muayene eder diyerek doktoru darbetmek
kız çocuğu okumaz diyip kadın doktor arayan kişidir.
devamını gör...
breaking bad
öyle bir dizidir ki bittikten sonra veliaht bırakmıştır.
(bkz: better call saul)
(bkz: better call saul)
devamını gör...
0 beğeni 0 favori
yalnızlığın somutlaşmış hali. tıpkı uzayda tek başına süzülen küçük bir asteroid gibi.
devamını gör...
unutulmayan lise anıları
lisede eski sevgilimin okulu benim okulun az ilerisindeydi. bir gün bahçeye oturmuşuz arkadaşlarla, sohbet muhabbet derken o taraftan kalabalık bir grup insanın geldiğini gördük. baktık ki bir sınıf insan güle oynaya çarşıya doğru yürüyor. ufak bir göz gezdirmemle benimkinin de aralarında olduğunu farkettim ve oradan uzaklaşmak istedim.
fırlama bir arkadaşım da omuzlarımdan bastırarak kalkmamı engelledi ve ''bakın lümpeninki geliyor'' diye de ekledi. arkamı dönmeye çalıştım döndürmediler, kalkıp gitmek istedim bırakmadılar. illa o insanlara bakacak, eski sevgilimle belki de son defa karşılaşacaktım. sonunda önümüze geldiler, herkes gözünü benim eski sevgilime dikti ve ne yapacağını izlemeye koyuldu.
önce bi bana baktı, omuzlarıma abanan arkadaşıma baktı, diğer arkadaşlarımın ona dik dik bakıp sırıtmalarını gördü. sonra da yerden taş alıp fırlattı bana doğru. gözlerini dikti gözlerime ve ''senin allah belanı versin'' dedi ve gitti.
ayrılık sebebimiz ise bizim sınıftan başka bir çocuktan hoşlanmasıymış. tabi bu olaydan sonra o çocukla olamadı çünkü erkek raconudur; kimse birbirinin eski sevgilisiyle sevgili olmaz.
boş boş sokakta gezinirken karşıma dikildi yıllar sonra. sinirli bir ifadeyle gözlerime baktı, tokat attı ve ''seni hiçbir zaman affetmeyeceğim'' dedi. tabi yine etraf kalabalık, herkes gülüyor.
ne zaman karşılaşsak hem kendini hem de beni rezil etmeye ant içmiş gibi davranıyor hala daha. çocukça bir kini var bana ve sanırım geçmeyecek bir ömür.
fırlama bir arkadaşım da omuzlarımdan bastırarak kalkmamı engelledi ve ''bakın lümpeninki geliyor'' diye de ekledi. arkamı dönmeye çalıştım döndürmediler, kalkıp gitmek istedim bırakmadılar. illa o insanlara bakacak, eski sevgilimle belki de son defa karşılaşacaktım. sonunda önümüze geldiler, herkes gözünü benim eski sevgilime dikti ve ne yapacağını izlemeye koyuldu.
önce bi bana baktı, omuzlarıma abanan arkadaşıma baktı, diğer arkadaşlarımın ona dik dik bakıp sırıtmalarını gördü. sonra da yerden taş alıp fırlattı bana doğru. gözlerini dikti gözlerime ve ''senin allah belanı versin'' dedi ve gitti.
ayrılık sebebimiz ise bizim sınıftan başka bir çocuktan hoşlanmasıymış. tabi bu olaydan sonra o çocukla olamadı çünkü erkek raconudur; kimse birbirinin eski sevgilisiyle sevgili olmaz.
boş boş sokakta gezinirken karşıma dikildi yıllar sonra. sinirli bir ifadeyle gözlerime baktı, tokat attı ve ''seni hiçbir zaman affetmeyeceğim'' dedi. tabi yine etraf kalabalık, herkes gülüyor.
ne zaman karşılaşsak hem kendini hem de beni rezil etmeye ant içmiş gibi davranıyor hala daha. çocukça bir kini var bana ve sanırım geçmeyecek bir ömür.
devamını gör...
sözlüğe ne olduğunu sorgulamak
sözlüğe üyeliğim mayıs ayı olmakla birlikte, aktif olarak son 1,5 aydır yazıyorum. çoğunuzu tanımıyorum, bazılarınızı yeni yeni tanıyorum. zevk alarak yazıyorum, bazen içimden geldiği gibi bazen de bilgi içerikli. beni az çok tanıyan bilir, etliye sütlüye pek karışmam. bu beni ister politik yapsın, ister başka bir şey. ben bazı tecrübelerime dayanarak böyle davranıyorum, ki önceleri kalıbıma sığmaz, lafını esirgemez, ateşli bir savunucuydum. neden durulduğum konusu ise zaten yukarıda bahsettiğim gibi tecrübeyle alakalı, daha detayına girmeyeceğim.
ben burda her tür fikri okuyorum. bel altı olsun, sağ olsun, sol olsun ne olursa olsun. bazılarından rahatsız oluyor olsam da bakıp geçiyorum. engellemediğimi söyledim daha önce ama insanlar çok rahatsız oluyorsa engelleme özelliği var. çok basit bir şey bu. çok çok rahatsızsanız engelleyin.
ama anlamadığım ve sevmediğim tek bir şey var ki; birinin bir paylaşımını görüp, hemen nickaltına gidip, o insanın kim olduğunu bilmeden ve ne cüretle onu yargılama hakkını kendinde bulduğunu bilmeden saldırmak. bunu kabul edemiyorum, af buyurun. sanki bana , okulda arkadaşlarını şikayet eden mızmız çocuk davranışı gibi geliyor. o insan bunalımda olabilir, sorunları olabilir, hepimizin başına gelmiyor mu? bazen kaybedecek bir şeyimiz olmadığı için saldırganlaştığımız, içimizden geçtiği gibi konuşmamız, yazmamız,isyan etmemiz. bu insanın nickaltına girip hadsiz hadsiz aşağılamalar, yorumlamalar o insanın hayatında ne gibi bir artı sağlar. daha kötü hale getirmez mi? ya da aynı şekilde özel mesajda kavga ettiği kişiye başlık açmak? sizin özel bir probleminizi bu ortama taşımak?
tekrar diyorum ki , af buyurun. kimseyi kırmak, üzmek niyetinde değilim. ama bazı şeylere de tahammül edemiyorum işte. yukarıda yazdığım her şeyin arkasında durmakla birlikte,birini kırıp, üzdüysem özür dilerim.
ben burda her tür fikri okuyorum. bel altı olsun, sağ olsun, sol olsun ne olursa olsun. bazılarından rahatsız oluyor olsam da bakıp geçiyorum. engellemediğimi söyledim daha önce ama insanlar çok rahatsız oluyorsa engelleme özelliği var. çok basit bir şey bu. çok çok rahatsızsanız engelleyin.
ama anlamadığım ve sevmediğim tek bir şey var ki; birinin bir paylaşımını görüp, hemen nickaltına gidip, o insanın kim olduğunu bilmeden ve ne cüretle onu yargılama hakkını kendinde bulduğunu bilmeden saldırmak. bunu kabul edemiyorum, af buyurun. sanki bana , okulda arkadaşlarını şikayet eden mızmız çocuk davranışı gibi geliyor. o insan bunalımda olabilir, sorunları olabilir, hepimizin başına gelmiyor mu? bazen kaybedecek bir şeyimiz olmadığı için saldırganlaştığımız, içimizden geçtiği gibi konuşmamız, yazmamız,isyan etmemiz. bu insanın nickaltına girip hadsiz hadsiz aşağılamalar, yorumlamalar o insanın hayatında ne gibi bir artı sağlar. daha kötü hale getirmez mi? ya da aynı şekilde özel mesajda kavga ettiği kişiye başlık açmak? sizin özel bir probleminizi bu ortama taşımak?
tekrar diyorum ki , af buyurun. kimseyi kırmak, üzmek niyetinde değilim. ama bazı şeylere de tahammül edemiyorum işte. yukarıda yazdığım her şeyin arkasında durmakla birlikte,birini kırıp, üzdüysem özür dilerim.
devamını gör...
zamanla eleştirilen ebeveyne benzemek
bireyin eğitim alıp, yani çevrenin etkisine girip, biraz değişmesinin, orta yaşla beraber etkisinin kaybolması ve genlerin kaldığı yerden devam etmesidir.
her birimiz; annemiz, babamız, halamız, dayımız, teyzemiz, amcamız, anneannemiz, babannemiz olacağız.
takdiri ilahi.
her birimiz; annemiz, babamız, halamız, dayımız, teyzemiz, amcamız, anneannemiz, babannemiz olacağız.
takdiri ilahi.
devamını gör...
öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler
eskiden renklerin yön ifade etmesi
kara=kuzey, kızıl=güney, gök=doğu, ak=batı
küçükken atatürk neden ilk hedefiniz akdeniz diyor da egeye gidiyor diye kafayı kurcalardım öğrendik ki
akdeniz batıdaki deniz manasındaymış, ege denizi ismi pek geçmezmiş o vakitler.
kara=kuzey, kızıl=güney, gök=doğu, ak=batı
küçükken atatürk neden ilk hedefiniz akdeniz diyor da egeye gidiyor diye kafayı kurcalardım öğrendik ki
akdeniz batıdaki deniz manasındaymış, ege denizi ismi pek geçmezmiş o vakitler.
devamını gör...


