ezgi asaroğlu
leyla ile mecnun dizisinin ilk ve en hakiki leylasını oynamış tatlı mı tatlı görünen kadındır.
devamını gör...
yazarların en ünlü etkileşimi
mahmut tuncer'le halay çekmemiz. ayrıca şu sözü beni derinden etkiliyor. '' mantık sizi a noktasından b noktasına götürür halay ise her yere.''
devamını gör...
ilkokul öğretmeninin unutulmayan özellikleri
kendisini affedemiyorum maalesef. öyle bir psikolojik baskı uygulardı ki hayatımda derin yaralar açtı. misal gözlerime bakıp bizim sınıfın en çalışkanı diğer okulların en tembelinden daha tembel derdi. niyesi de onlar geriye doğru dörder dörder sayabiliyorlarmış* o yaşta benim için gerçekten zordu bunları duymak. tamam seviyorum kendisini ama böyle de yapılmaz ki.
devamını gör...
geceye tek bir başyapıt film bırak
devamını gör...
normal sözlük'ün 30 yaş üstü yazar kaynaması
eee, yani kaynayınca ne oluyor ki. daha başka neler neler kaynıyor bir bilseniz genşler.
devamını gör...
küsmek
küsüm, küstüm, herkese, her şeye, nedir ki küsmek?
ilgi beklemek, evet, değerli hissetmek istiyorum. birazcık umursanmak, bu sebeple küsüyorum. çocuk ruhumda * küsmenin gerekli olup olmadığı bir muamma ancak ben yine de küsüyorum, daha çok kişilere. hayata küsersem kendime küsmüş olurum çünkü, bunu kaldırabilir miyim bilmem.
ama haksız da olduğumu düşünmüyorum, arkadaş diye geçinen bazı * xy kromozomlu bireyler * ben gitmesem yanına yanıma gelmiyor, sonra da bana atarlanmaya kalkışıyor. * gel de küsme!
yazmayı unutmuşum ben.
ilgi beklemek, evet, değerli hissetmek istiyorum. birazcık umursanmak, bu sebeple küsüyorum. çocuk ruhumda * küsmenin gerekli olup olmadığı bir muamma ancak ben yine de küsüyorum, daha çok kişilere. hayata küsersem kendime küsmüş olurum çünkü, bunu kaldırabilir miyim bilmem.
ama haksız da olduğumu düşünmüyorum, arkadaş diye geçinen bazı * xy kromozomlu bireyler * ben gitmesem yanına yanıma gelmiyor, sonra da bana atarlanmaya kalkışıyor. * gel de küsme!
yazmayı unutmuşum ben.
devamını gör...
13 mayıs 2021 süleyman soylu açıklamaları
çetelerin ve mafyaların çökertildiğini vurgulamış..
bu ülkede düzen ne zaman bozuldu biliyor musunuz arkadaşlar?
kurtlar konseyi dağıtıldıktan sonra bozuldu. tamam bir iki sehem düşündükleri gibi gitmemiş olabilir.
çakır istanbul sefiri olarak kalsaydı, hüsrev ağa ve testere uyuşturucuyu sadece ihraç edeceklerdi. ülkede bugün uyuşturucu kullanımının ne kadar yaygın olduğunu hepimiz biliyoruz...
silah üretimi ve ticareti i baron kontrolünde laz ziya tarafından yapılıyor olsaydı, herkes beline silah takıp mafyacılık oynamayacaktı.
züüüriyetsiz itoğluerdal babasını öldürmeseydi bonzai gibi kimyasallar sektöre girmeyecekti.
aslında bütün suç aslan bey’de, sen ne diye tarikatçı bir adamı, devlet yapılanmasını bozmak için yetiştirip canlı bomba olarak konseyin ortasına atarsın?
bütün bugünler polat gibi hayalperest ve tarikatçı zihniyetler yüzünden yaşanıyor.
herkesi öldürdü, tek büyük ben olacağım dedi ammaa ortalık çakırbeylilere kaldı.....
işte yeni türkiye arkadaşlar, zihniyet ortada...
her şeyi biz biliriz, biz dünya’ya hükmederiz cahil cesareti.....
ünal kaplan’ın son döneminde, beynini yıkadı bu adamlar,
ülkede çeteler mi çökertilmiş, mafyalar mı bitmiş, uyuşturucu kullanımı mı sıfırlanmış?????
en çok üzüldüğüm ise elbette iplikçi nedim ’in yokluğu....
bugün bizlere tel aviv merkezinden haberler uçururdu.
sonuç olarak bugünlere bizi aslan bey’in hırsları ve polat’ın egosu ve elbette pala’nın 10 kağıt koparma uğruna halo’ya takılı kalması getirdi.
bu ülkede düzen ne zaman bozuldu biliyor musunuz arkadaşlar?
kurtlar konseyi dağıtıldıktan sonra bozuldu. tamam bir iki sehem düşündükleri gibi gitmemiş olabilir.
çakır istanbul sefiri olarak kalsaydı, hüsrev ağa ve testere uyuşturucuyu sadece ihraç edeceklerdi. ülkede bugün uyuşturucu kullanımının ne kadar yaygın olduğunu hepimiz biliyoruz...
silah üretimi ve ticareti i baron kontrolünde laz ziya tarafından yapılıyor olsaydı, herkes beline silah takıp mafyacılık oynamayacaktı.
züüüriyetsiz itoğluerdal babasını öldürmeseydi bonzai gibi kimyasallar sektöre girmeyecekti.
aslında bütün suç aslan bey’de, sen ne diye tarikatçı bir adamı, devlet yapılanmasını bozmak için yetiştirip canlı bomba olarak konseyin ortasına atarsın?
bütün bugünler polat gibi hayalperest ve tarikatçı zihniyetler yüzünden yaşanıyor.
herkesi öldürdü, tek büyük ben olacağım dedi ammaa ortalık çakırbeylilere kaldı.....
işte yeni türkiye arkadaşlar, zihniyet ortada...
her şeyi biz biliriz, biz dünya’ya hükmederiz cahil cesareti.....
ünal kaplan’ın son döneminde, beynini yıkadı bu adamlar,
ülkede çeteler mi çökertilmiş, mafyalar mı bitmiş, uyuşturucu kullanımı mı sıfırlanmış?????
en çok üzüldüğüm ise elbette iplikçi nedim ’in yokluğu....
bugün bizlere tel aviv merkezinden haberler uçururdu.
sonuç olarak bugünlere bizi aslan bey’in hırsları ve polat’ın egosu ve elbette pala’nın 10 kağıt koparma uğruna halo’ya takılı kalması getirdi.
devamını gör...
birinden soğumak için nedenler
nankörlük. gerçekten buz gibi oluyorum ve geçmiyor .
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bazı insanlar değişmez. ne sözler, yeminler etseler de kendileri bile buna inanmadığı için hep aynı kalırlar. öyle söylemelerinin sebebi, anı kurtarmak ve konuyu hızlı kapatmaktır. o da neden mi? dinlemeye tahammül edemedikleri için.
bunu zamanla değişmeyen davranışlarında görürsünüz.
"tek gerçek özür, değişen davranıştır." ne kadar güzel bir söz. "özür dilerim." kelimesinin anlamını bilmeyen kişiler hatta "seni seviyorum." u bile bilmeyenler var. ruhsuz, duygusuz bunlar. onlardan olmayalım.
goethe " dünya, hassas kalpler için bir cehennemdir." demiş ya belki dünyada cehennemi yaşarsak sonsuz hayatta cennet bizle olur kim bilir. tabi bu da karakter meselesi. herkes yapamıyor ki.
bunu zamanla değişmeyen davranışlarında görürsünüz.
"tek gerçek özür, değişen davranıştır." ne kadar güzel bir söz. "özür dilerim." kelimesinin anlamını bilmeyen kişiler hatta "seni seviyorum." u bile bilmeyenler var. ruhsuz, duygusuz bunlar. onlardan olmayalım.
goethe " dünya, hassas kalpler için bir cehennemdir." demiş ya belki dünyada cehennemi yaşarsak sonsuz hayatta cennet bizle olur kim bilir. tabi bu da karakter meselesi. herkes yapamıyor ki.
devamını gör...
hiç özür dilemeyen insan
insan değildir.
devamını gör...
beyin yakan filmler
persona
pscyco
zindan adası
revolver
yedinci mühür
-kisacasi ıngmar bergman filmleri-
pscyco
zindan adası
revolver
yedinci mühür
-kisacasi ıngmar bergman filmleri-
devamını gör...
cokacayipsey
benim gibi bilgisizin biriyle edebiyata dair sohbet ederek beni mutlu etmiş yazar.
devamını gör...
sözlük yazarlarının garip özellikleri
özellikle bu dönemde sol frame'de gördüğüm yabancı isim başlıklarını fenerbahçe'nin yeni transferi zannediyorum, o heyecanla açıyorum.
cahilliğime veriniz lütfen.
cahilliğime veriniz lütfen.
devamını gör...
her şeyi bitirmeyi düşünüyorum
netflix'in i'm thinking of ending things isimli filinin fragmanı izlerken beni çok etkiledi ve de gerdi. sabırsızlıkla bekledim filmin çıkmasını, izledim, anlamadım. yani evet bir şeyler anladım ama tam da anlamadım. bir de izlerken aşırı sıkıldım. birkaç ay sonra bir de ne göreyim, film kitaptan uyarlamaymış, kitap da 5 liraymış kampanya varmış. hemen aldım. :d adam ne anlatmış ne yazmış da bunlar bu kadar beğenip filmini çekmişler dedim, okuyayım da öğreneyim.
kitap o kadar keyifliydi ki, sanırım bir günde bitiriverdim. aktı gitti. filmi izlerken sıkıldığım, boğulduğum ve anlamadığım tüm sahneler kitabı okurken anlam kazandı, tüm taşlar yerine oturdu. yıllarca ailesiyle yaşadıktan sonra tam özgür bir yaşama kavuşacakken anne babasının bakıma muhtaç hale gelmesiyle onlardan uzak kalamayan, ailesiyle çekildikleri köşede tüm sosyal yaşamdan soyutlanmış bir vaziyette yaşlanan ve bunların altında ezilen bir adamın hikayesi.
adam mis gibi kitap yazmış meğer, kitabı önce okuyup filmi sonra izlesem belki filmden de çok etkilenecektim ama... maalesef...
müsaadenizle şimdi sizlerle kitaptan ilgimi çeken birkaç alıntı paylaşacağım.
-hiçbir şeyin yoksa kaybedeceğin bir şey de yoktur. #sayfa29
-bütün cevapları bilmediğimiz, her şeyi açıklayamadığımız için memnunum. uzay gibi. belki de bütün cevapları bilmemiz gerekmiyor. sorular iyidir. cevaplardan daha iyidirler. hayat hakkında daha fazlasını, nasıl geliştiğimizi, nasıl ilerlediğimizi bilmek istiyorsan önemli olan sorulardır. bence sorular kendimizi daha az yalnız hissetmemizi, diğerleriyle bağlantılı olmamızı sağlıyor. her zaman her şeyi bilmek gerekmiyor. bilmemenin de kıymetini biliyorum ben. bilmemek insanca bir şey. uzay gibi. çözümlenemez ve karanlık ama tamamen değil. #sayfa36
-varlığımın anlamı, hayatın bana bir soru sormasıdır. veya, tam tersine, ben dünyaya sorulmuş bir soruyum ve cevabımı vermem gerekiyor, yoksa dünyanın vereceği yanıta mecbur kalırım. #sayfa41
-küçük, kritik hareketler yeterli midir? küçük jestler kendimizi iyi hissetmemizi, başkaları hakkında iyi şeyler hissetmemizi sağlar. küçük şeyler bizi birleştirir. her şey gibidirler. birçok şey bunlara bağlıdır. dinden ve tanrı'dan farklı değildir. belli yapıların hayatı anlamamızı sağladığını sanırız. yalnızca geri kalanını bir kişiyle birlikte geçirme geçirmemizin daha iyi olacağı düşüncesi, varlığın temelindeki hakikatlerden biridir. gerçek olmasını istediğimiz bir inançtır.
yalnızlıktan, bağımsızlıktan yoksun kalmak çoğumuzun sandığından daha büyük bir fedakarlık. aynı yaşam alanını, bir hayatı paylaşmak yalnız olmaktan çok daha zor. aslına bakarsanız, çift olarak yaşamak neredeyse imkansız bir şey, değil mi? hayatınızın geri kalanını birlikte geçireceğiniz başka birini bulmak? birlikte yaşlanacak, birlikte değişecek birini? her gün göreceğiniz, ruh hallerine ve ihtiyaçlarına karşılık vermeye çalışacağınız birini? #sayfa55
-hayatım yıllardır dümdüz. başka nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum. bunu daha önce kendime bile itiraf etmedim. depresyonda olduğumu sanmıyorum. söylemeye çalıştığım bu değil. hayatım yavan, neşesiz yalnızca. öyle çok şey kazara olmuş gibi, gereksiz, keyfe keder geliyor ki... hayatımda bir boyut eksikliği var. bir şey eksik. #sayfa59
-depresyon ciddi bir hastalıktır. fiziksel acı verir, insanı yıpratır. kanseri nasıl karar vererek atlatamıyorsan depresyondan da karar vererek çıkamazsın. üzüntü normal, insani bir duygudur, mutluluktan farkı yoktur. mutluluğun bir hastalık olduğunu düşünmezsin. #sayfa60
-bir şeylerin gerçek olduğunu onları kaybedebileceğini düşündüğün zaman anlıyorsun. #sayfa67
-kaliteli entelektüel etkileşimin en önemli iki kuralı:
bir: basit şeylerin basit, karmaşık şeylerin karmaşık kalmasını sağla.
iki: hiçbir sohbete bir strateji veya çözümle girme. #sayfa91
-her şeyi tam olarak bilmediğimiz halde ilişkilerin kurulabilmesi ve sürmesi bir mucize. karşındakinin ne düşündüğünü tam anlamıyla bilmeden. onun kim olduğundan emin olmadan. #sayfa151
-korkunun, terörün, dehşetin geçici olduğu sanılıyor. balyoz gibi hızla indiğini ama kalıcı olmadığını sanıyor insanlar. doğru değil bu. yerlerine başka duygular gelmezse, dolup gitmezler. derinlerdeki korku olduğu yerde kalır, yayılabilirse yayılır. onu aşamaz, ondan daha zeki davranamaz, onu bastıramazsınız. tedavi edilmezse şiddetlenir. korku, alerjik reaksiyon gibidir. #sayfa159
-bazen düşünceler gerçeğe eylemlerden daha yakındır. her istediğini söyleyebilirsin, her istediğini yapabilirsin ama her istediğini düşünemezsin. #sayfa170
kitap o kadar keyifliydi ki, sanırım bir günde bitiriverdim. aktı gitti. filmi izlerken sıkıldığım, boğulduğum ve anlamadığım tüm sahneler kitabı okurken anlam kazandı, tüm taşlar yerine oturdu. yıllarca ailesiyle yaşadıktan sonra tam özgür bir yaşama kavuşacakken anne babasının bakıma muhtaç hale gelmesiyle onlardan uzak kalamayan, ailesiyle çekildikleri köşede tüm sosyal yaşamdan soyutlanmış bir vaziyette yaşlanan ve bunların altında ezilen bir adamın hikayesi.
adam mis gibi kitap yazmış meğer, kitabı önce okuyup filmi sonra izlesem belki filmden de çok etkilenecektim ama... maalesef...
müsaadenizle şimdi sizlerle kitaptan ilgimi çeken birkaç alıntı paylaşacağım.
-hiçbir şeyin yoksa kaybedeceğin bir şey de yoktur. #sayfa29
-bütün cevapları bilmediğimiz, her şeyi açıklayamadığımız için memnunum. uzay gibi. belki de bütün cevapları bilmemiz gerekmiyor. sorular iyidir. cevaplardan daha iyidirler. hayat hakkında daha fazlasını, nasıl geliştiğimizi, nasıl ilerlediğimizi bilmek istiyorsan önemli olan sorulardır. bence sorular kendimizi daha az yalnız hissetmemizi, diğerleriyle bağlantılı olmamızı sağlıyor. her zaman her şeyi bilmek gerekmiyor. bilmemenin de kıymetini biliyorum ben. bilmemek insanca bir şey. uzay gibi. çözümlenemez ve karanlık ama tamamen değil. #sayfa36
-varlığımın anlamı, hayatın bana bir soru sormasıdır. veya, tam tersine, ben dünyaya sorulmuş bir soruyum ve cevabımı vermem gerekiyor, yoksa dünyanın vereceği yanıta mecbur kalırım. #sayfa41
-küçük, kritik hareketler yeterli midir? küçük jestler kendimizi iyi hissetmemizi, başkaları hakkında iyi şeyler hissetmemizi sağlar. küçük şeyler bizi birleştirir. her şey gibidirler. birçok şey bunlara bağlıdır. dinden ve tanrı'dan farklı değildir. belli yapıların hayatı anlamamızı sağladığını sanırız. yalnızca geri kalanını bir kişiyle birlikte geçirme geçirmemizin daha iyi olacağı düşüncesi, varlığın temelindeki hakikatlerden biridir. gerçek olmasını istediğimiz bir inançtır.
yalnızlıktan, bağımsızlıktan yoksun kalmak çoğumuzun sandığından daha büyük bir fedakarlık. aynı yaşam alanını, bir hayatı paylaşmak yalnız olmaktan çok daha zor. aslına bakarsanız, çift olarak yaşamak neredeyse imkansız bir şey, değil mi? hayatınızın geri kalanını birlikte geçireceğiniz başka birini bulmak? birlikte yaşlanacak, birlikte değişecek birini? her gün göreceğiniz, ruh hallerine ve ihtiyaçlarına karşılık vermeye çalışacağınız birini? #sayfa55
-hayatım yıllardır dümdüz. başka nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum. bunu daha önce kendime bile itiraf etmedim. depresyonda olduğumu sanmıyorum. söylemeye çalıştığım bu değil. hayatım yavan, neşesiz yalnızca. öyle çok şey kazara olmuş gibi, gereksiz, keyfe keder geliyor ki... hayatımda bir boyut eksikliği var. bir şey eksik. #sayfa59
-depresyon ciddi bir hastalıktır. fiziksel acı verir, insanı yıpratır. kanseri nasıl karar vererek atlatamıyorsan depresyondan da karar vererek çıkamazsın. üzüntü normal, insani bir duygudur, mutluluktan farkı yoktur. mutluluğun bir hastalık olduğunu düşünmezsin. #sayfa60
-bir şeylerin gerçek olduğunu onları kaybedebileceğini düşündüğün zaman anlıyorsun. #sayfa67
-kaliteli entelektüel etkileşimin en önemli iki kuralı:
bir: basit şeylerin basit, karmaşık şeylerin karmaşık kalmasını sağla.
iki: hiçbir sohbete bir strateji veya çözümle girme. #sayfa91
-her şeyi tam olarak bilmediğimiz halde ilişkilerin kurulabilmesi ve sürmesi bir mucize. karşındakinin ne düşündüğünü tam anlamıyla bilmeden. onun kim olduğundan emin olmadan. #sayfa151
-korkunun, terörün, dehşetin geçici olduğu sanılıyor. balyoz gibi hızla indiğini ama kalıcı olmadığını sanıyor insanlar. doğru değil bu. yerlerine başka duygular gelmezse, dolup gitmezler. derinlerdeki korku olduğu yerde kalır, yayılabilirse yayılır. onu aşamaz, ondan daha zeki davranamaz, onu bastıramazsınız. tedavi edilmezse şiddetlenir. korku, alerjik reaksiyon gibidir. #sayfa159
-bazen düşünceler gerçeğe eylemlerden daha yakındır. her istediğini söyleyebilirsin, her istediğini yapabilirsin ama her istediğini düşünemezsin. #sayfa170
devamını gör...
köy enstitülerini chp'nin kapattığını bilmeyen chp'li
mustafa armağan denilen atatürk ve cumhuriyet düşmanı bir müptezelin iddiasıdır.
1940 yılında kurulan köy enstitüleri, 1946 yılında hasan âli yücel'in millî eğitim bakanlığı görevinden ayrılmasına kadar açık kalmıştır.
hasan âli yücel'den sonra millî eğitim bakanı olan reşat şemsettin sirer köy enstitüleri'ni köy öğretmen okulları'na dönüştürmüştür.
ismet inönü'nün 2.dünya savaşına girmemek pahasına aldığı (bkz: marshall yardımları)'nın ön şartlarından birisi köy enstitülerinin kapatılmasıdır.
ismet inönü, demokrat parti'nin ilk kapatılma teklifini reddetmiş, ikincisini onaylamak zorunda kalmıştır.
köy öğretmen okulları da 27 ocak 1954 tarihinde demokrat parti hükümeti tarafından kapatılmıştır.
inönü, 1954 yılında verdiği bir röportajda köy enstitülerinin neden kapatıldığını açıklamıştır.
köy enstitülerinin kapanmasından duyduğum acıyı tarif edemem. bir babanın evladını kaybetmesinden duyduğu acı gibi duyarım, ama herkes zanneder ki hasan ali yücel’i tonguç’u isteyerek değiştirdim; köy enstitülerinin kapanmasına neden oldum diye benim hakkımda kamuoyunda yanlış bir hüküm vardır; aslında o zaman bir sürü olaylar oldu. kurultaylarda enstitüler aleyhine bir cereyan başladı. ben bunların doğru olmadığını yerine giderek tespit ettim, ama bu o kadar yoğunlaştı ki grubu etkiledi. grubun büyük çoğunluğu köy enstitülerinin aleyhine döndü. bakanlar içinde köy enstitülerine karşı vaziyet alanlar çoğaldı. en çok da bu konuda köy enstitülerinden şikayet edilenlerin başında milli eğitim bakanı yücel’le, genel müdür tonguç hedef alınıyordu. o sırada ordudan, rahmetli mareşal fevzi çakmak’tan (1876 – 1950), o genelkurmay başkanlığından ayrılmadan önce, yoğun şikayetler başladı. mareşal, “ bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksın ? ” diye soruyordu. mareşal bunu adeta bir mesele haline getirmişti. köy enstitüleri etrafında bu çok yoğunlaştı.
kaynak
1940 yılında kurulan köy enstitüleri, 1946 yılında hasan âli yücel'in millî eğitim bakanlığı görevinden ayrılmasına kadar açık kalmıştır.
hasan âli yücel'den sonra millî eğitim bakanı olan reşat şemsettin sirer köy enstitüleri'ni köy öğretmen okulları'na dönüştürmüştür.
ismet inönü'nün 2.dünya savaşına girmemek pahasına aldığı (bkz: marshall yardımları)'nın ön şartlarından birisi köy enstitülerinin kapatılmasıdır.
ismet inönü, demokrat parti'nin ilk kapatılma teklifini reddetmiş, ikincisini onaylamak zorunda kalmıştır.
köy öğretmen okulları da 27 ocak 1954 tarihinde demokrat parti hükümeti tarafından kapatılmıştır.
inönü, 1954 yılında verdiği bir röportajda köy enstitülerinin neden kapatıldığını açıklamıştır.
köy enstitülerinin kapanmasından duyduğum acıyı tarif edemem. bir babanın evladını kaybetmesinden duyduğu acı gibi duyarım, ama herkes zanneder ki hasan ali yücel’i tonguç’u isteyerek değiştirdim; köy enstitülerinin kapanmasına neden oldum diye benim hakkımda kamuoyunda yanlış bir hüküm vardır; aslında o zaman bir sürü olaylar oldu. kurultaylarda enstitüler aleyhine bir cereyan başladı. ben bunların doğru olmadığını yerine giderek tespit ettim, ama bu o kadar yoğunlaştı ki grubu etkiledi. grubun büyük çoğunluğu köy enstitülerinin aleyhine döndü. bakanlar içinde köy enstitülerine karşı vaziyet alanlar çoğaldı. en çok da bu konuda köy enstitülerinden şikayet edilenlerin başında milli eğitim bakanı yücel’le, genel müdür tonguç hedef alınıyordu. o sırada ordudan, rahmetli mareşal fevzi çakmak’tan (1876 – 1950), o genelkurmay başkanlığından ayrılmadan önce, yoğun şikayetler başladı. mareşal, “ bu komünist yuvalarını ne zaman kapatacaksın ? ” diye soruyordu. mareşal bunu adeta bir mesele haline getirmişti. köy enstitüleri etrafında bu çok yoğunlaştı.
kaynak
devamını gör...
lizbon'a gece treni
"insan kendiyle ilgili gerçeği ancak kendi bulabilir"sözüyle yola çıkan baş kahraman, bir gece treniyle bilmediği bir ülkenin kollarına atar kendini. ruh'un nereye gittiğinin sorgulamasını yapmaksızın tuhaf bir macera'ya sürükler sizi.ya kendimi kaybetmek istersem?
hepimiz küçük parçalardan oluşuruz, bu parçalar öyle şekilsiz, öyle farklıdırlar ki birbirlerinden, her biri her an canının istediğini yapar.
hayatın gerçekliğini rastlantılara dayandıran yazar geç kalınmışlık duygusunu yok ederek bizi hayal gücümüzle baş başa bırakıyor.merakla başlayan hikaye iç yolculuğun tamamlanmasıyla son buluyor. pascal mercier 'in çok sıcak bir anlatımı var. yol ve arayış hikayelerini sevenlere tavsiye ederim.
hepimiz küçük parçalardan oluşuruz, bu parçalar öyle şekilsiz, öyle farklıdırlar ki birbirlerinden, her biri her an canının istediğini yapar.
hayatın gerçekliğini rastlantılara dayandıran yazar geç kalınmışlık duygusunu yok ederek bizi hayal gücümüzle baş başa bırakıyor.merakla başlayan hikaye iç yolculuğun tamamlanmasıyla son buluyor. pascal mercier 'in çok sıcak bir anlatımı var. yol ve arayış hikayelerini sevenlere tavsiye ederim.
devamını gör...
beyaz zambaklar ülkesinde
grigori petrov tarafından kaleme alınan ilk cümlesinden son cümlesine kadar okuyanın ufkuna hitap eden ve bir milletin eğitim ile nasıl kalkındığını anlatan bir romandır.eğitim reformunun nasıl ve ne şekilde yapıldığını ilmek ilmek anlatmıştır.
devamını gör...
sözlüğe destek istemek vs sözlüğe reklam almak
kimse bana kızmasın ama aramızdaki kişilerden bile olsa ben kimseden bir şey istemezdim. hem bu bir yere kadar işleri götürür. daha da büyümek için reklam şart. mesela sadece kitapçıların reklamını alın. ya da fark etmez. reklam konusunda inatlaşmayın derim sevgili yönetim. üzmeyin boş yere kendinizi. biz sizden razıyız.
devamını gör...

