tanita tikaram'ın henüz 19 yaşında seslendirdiği şarkısı. bir zamanlar genç bedenler yaşamak, eğlenmek, dans etmek dışında; ölmekten, zamandan, geçicilikten ve acıdan bahsediyorlardı. gizemli ve ağırbaşlı olmak gençliğe yakışacak en güzel sıfatlardır. ne zaman gençliğin özünden bu kadar uzaklaştık?

devamını gör...

bir ara yazar, bir ara marka ama sıkı takipçi, severiz.
devamını gör...

satranç oynamak için en uygun internet sitesi. gerek verdiği seçenekler, gerek aktif kullanıcı sayısı bakımından olsun, diğer bütün seçeneklerden ilerde.
devamını gör...

sözlükte “görmek” anlamındaki rü’yet kökünden türeyen rü’yâ kelimesi uyku sırasında zihinde beliren görüntülerin bütününü (düş) ifade eder. sözlük anlamı aynı olan hulm (çoğulu ahlâm) ise daha çok korkunç düşler için kullanılır. hz. peygamber, “rüya allah’tan, hulm ise şeytandandır” demiştir (buhârî, “taʿbîr”, 3, 4, 10, 14; müslim, “rüʾyâ”, 2; tirmizî, “rüʾyâ”, 5). rüyaların rahmânî olanına “rü’yâ-yı sâdıka, sâliha, hasene”; şeytânî olanına “hulm” denilir.

rüya insanla birlikte var olan bir olgudur. insan fizyonomisi üzerinde yapılan araştırmalar rüyanın yeme içme gibi bir ihtiyaç olduğunu göstermektedir. eski mısırlılar, asurlular ve yunanlılar’da kâhin ve büyücülerin en önemli görevlerinden biri rüyaları yorumlamaktı. rüya tabiri konusunda ilk metinler milâttan önce 5000’li yıllarda asurlular tarafından yazılmıştır. bu konuda günümüze ulaşan en eski eser, british museum’da saklanan ve milâttan önce 2000 yıllarına ait olduğu tahmin edilen bir mısır papirüsüdür. burada 200 çeşit rüya tabirine yer verilmektedir.

evrat’ın tekvîn bölümünde hz. yûsuf’un rüyalarından bahsedilir. ayrıca talmud’un son kısmında rüyalarla ilgili bir bölüm bulunmaktadır. incil’de rüya anlamına gelen on iki ayrı kelime geçmekte, bu arada birçok yahudi ve hıristiyan rüya tabircisinin varlığı bilinmektedir.

kur’ân-ı kerîm’de hz. ibrâhim, yûsuf ve mısır hükümdarının gördüğü rüyalardan söz edilmekte (yûsuf 12/4-5, 43, 100; es-sâffât 37/105), resûl-i ekrem’in gördüğü bir rüyanın doğru çıktığı allah tarafından bildirilmektedir (el-feth 48/27). kur’an’da rüyaların yorumu için “ta‘bîrü’r-rü’yâ” (yûsuf 12/43), “te’vîlü’r-rü’yâ” (yûsuf 12/100), “te’vîlü’l-ahlâm” (yûsuf 12/44), “te’vîlü’l-ehâdîs” (yûsuf 12/6, 21) tamlamaları ve “iftâ” (hüküm açıklama) kelimesinin çeşitli türevleri (yûsuf 12/43, 46) kullanılmıştır. hz. yûsuf’a rüyaların yorumunun öğretildiği (yûsuf 12/6, 21), hz. ibrâhim, ya‘kūb ve yûsuf’un gördükleri rüyaları tabir ederek bu yorum ışığında hareket ettikleri (yûsuf 12/4-6; es-sâffât 37/102) belirtilmektedir. kur’ân-ı kerîm’de hz. ibrâhim’den rüyasında oğlunu kurban etmesinin istendiği (es-sâffât 37/100-113), hz. yûsuf’un rüyasında on bir yıldızın, ay ve güneşin kendisine secde ettiğini gördüğü ve bu rüya ile onun ileride peygamber olarak seçileceğine işaret edildiği (yûsuf 12/4-5), yine yûsuf’un mısır’da hapse atılması sırasında hapisteki iki gencin ve mısır kralının (yûsuf 12/36, 41-49) gördüğü rüyaları yorumladığı (yûsuf 12/99-100) haber verilmektedir. cenâb-ı hak, bedir gazvesi öncesinde resûlullah’a düşmanlarının sayısını rüyasında az göstermiş (el-enfâl 8/43), hudeybiye öncesinde müslümanlarla birlikte mekke’ye gireceğine ilişkin gördüğü rüya bir yıl sonra gerçekleşmiştir (el-feth 48/27).

buradan
devamını gör...

neyse ki yarın var, umutların en sevdiği gün.
sözünün sahibi olan, rahmetli bilge.
devamını gör...

yıllar önce yazdığım bir öykünün adıdır.

savaş nasıl başladı hiç kimse bilmez ama rivayet odur ki; bir ilkokul öğretmeni, etrafını boş boş seyreden ve gözünü kapıdan ayırmayan küçük çocukların önünde tahtaya ilk olarak bir "a" harfi çizdiğinde cepheleşme ve savaş hazırlıkları beklenmedik bir şekilde başlamıştı.

ilk yazılan harf yandaşlarını toplayarak etrafına, güçlerinin farkına varmaları konusunda uyarmıştı. onlar güçlüydüler. onlarsız diğer harfler varlıklarını ispatlayamazlardı. çünkü kurallar gereği bir harfin kabul görmesi için anlaşılır bir biçimde bir sözcükte geçmesi gerekirdi. bunu yapabilenler ise sekiz kişiydiler ve diğerlerinden farklı olmalıydılar. kendi aralarında kurdukları küçük grup seçkin harflerden oluşuyordu. lider olarak a kendini seçtirmişti ardından da iki tane ulu seçilmişti. bunlardan biri o diğeri ise ö idi. yalnız o hem daha yükseklerde gözü olduğu için ve hem de tek başına bir sözcük hatta cümle bile olabildiği için daha baskın, daha gözü açık ve daha işini bilirdi. ö ise o’nun arkasında ezik büzük görünse de her an bir patlamaya neden olabilecek bir lav birikintisi gibiydi.

bu sekiz kişilik yöneten grubu arasında dalkavuklukta kimseye pabuç bırakmayan her an liderin peşinde dolaşan ve en az onun kadar etkili olan e geliyordu. her konuda a kadar bazen de daha fazla söz sahibiydi ama asla ön plana çıkmaz, asla göze batmazdı. grubun kirli işlerinde yardımcı olarak kullandıkları iki harfse ı ve i harfleriydi. bütün harfler kirli işlere ortak olurlardı ama ı ve i bu işten büyük bir zevk alırdı her türlü kirli sözcükte görülmek onlar için şandı, şerefti. ve figüranlar u ve ü. etliye sütlüye karışmayan her an gökyüzüne çevirdikleri başlarıyla gayet sofu olan, istemeyerek de olsa ve sofulukları gereği bu toplulukta bulunan bu ikili zaman zaman karanlık işlerde boy gösterirlerdi. e ve a ile birlikte bir tecavüz olayında adı geçen ü, sonradan yine e ile birlikte bir rüşvet çetesine yardım ve yataklıkla suçlanmıştı. bu iki durum birliğin adını iyiden iyiye kirletse de güçleri ölçüsünde masumdular. onları suçlayacak kendilerinden daha güçlü birileri çıkana kadar da öyle kalacaklardı. grubun bilgeleri ise o ve ö adında iki kocaydı. bunlar göbeklerinin büyüklüğü ölçüsünde bilge ve her an her yöne kayabilecek kadar kaypak olmalarıyla tanınıyorlardı. bu özellikler de grupta etkin olmaları için yeterliydi.
grup üyelerinin bembeyaz bir ovada toplandıkları gün a ufak işlerle uğraşmanın onlara bir şey kazandırmayacağını, artık çok daha önemli işlerle girişmenin zamanının geldiğini iletti. herkes dinliyordu, bir şeyler geçmekteydi akıllarından. sofular dini bir dayanak aramaya, e kendine bir yarar yontmaya uğraşmakta, bilgeler sonuçları ve elde edecekleri karı planlamaktaydılar. kirli işlerin adamları ise kaç cinayet işlemeleri gerekeceğini kurup bu esnada alacakları zevki hayal etmekteydiler.

a anlattı; harfler arası eşitliğin yalan olduğunu, üstün olduklarını ve bu üstünlüğü kabul ettirmeleri gerektiğini, bunun içinse ne gerekiyorsa yapılacağını. güçlüydüler. a, beyaz ovanın mavi çizgileri arkasına gizlenmiş 5 kişiyi çağırdı. sırasıyla dizildiklerinde hükümranlığa giden yolda ilk adım atılmıştı ve düşman belliydi. bu sekiz harf ve işbirlikçileri dışındaki bütün harfler köle yapılmalıydı bunu içinde önce s ve sonrada ikinci hain v yan yana geldiler. s’nin ikiz kardeşi ve yılan kardeşlerin en ılımlısı ş de en sonda yerini aldı. önce kimseye bir şey ifade etmeyen bu diziliş a’nın da aralarına girmesiyle anlam kazanmaya başladı. ortalık bir anda toza bulandı ova alt üst oldu. ortalıkta kaçışan harfler ne yapacağını bilmez haldeydi. d gibi, r gibi hamile harfler bile tehlikedeydi. küçük harflere zarar vermekten bile çekinmiyorlardı. ölüm her yerdeydi. l ve m yerle bir. ilk onlar rehin alınmıştı zaten.

ortalık durulduğunda b ve r harfleri bir tepenin üzerine çökmüş. yanlarında arkadaşlarından kurtulabilenlerle birlikte kara kara düşünüyorlardı. g harfi iyice kıvrılmıştı olduğu yerde. kimseye hayrı yokmuş gibi duruyordu. l, k ve z dik duruşlarını hiç bozmasalar da onlar da epey düşünceliydi. bir şeyler yapılması gerekliydi. a ve çetesi diğer harfleri ele geçirmişti. şu an ellerinde güçlü bir silah yoktu. ama güçleri ortadaydı. konuşarak çözüm bulmak zorundaydılar. b yanına kimseyi almadan a ve çetesine gitti. a onu esirlerinin kapalı tutulduğu sayfanın hemen önünde karşıladı. b konuşarak bir çözüm yolu bulmaları gerektiğini ve bunun için huzuruna geldiğini söyleyince a iyice kurumlanarak oturması için tam karşısını işaret etti. b gösterilen yere ilişti gözleri esir alınan arkadaşlarındaydı.
b söze doğrudan girdi. bu işin savaşla çözülemeyeceğini, konuşmanın tek yol olduğunu ve bunca yıldır sürüp giden düzenin bozulmaması gerektiğini anlattı. herkesin önünde, tüm alfabenin toplandığı bir yerde toplanıp tartışırlarsa çoğunluğun desteğini alanın galip geleceği bir yarışma yapabilirlerdi. a biraz düşündü, aslında düşünür gibi yaptı. sonra bilgelere göz attı. fikirlerini sorar gibi yaptı, onlar fikir beyan etmek gibi bir gaflete düşmeyecek kadar bilgeydiler. yüzlerini kafalarını gökyüzüne doğru kaldırmış mırıldana sofulara çevirip sıralarını saldılar. ellerinden hala kan damlayan ı ve i ise buna tümüyle karşıydılar ama fikirlerini soran yoktu.

a’nın kararı zaten verilmişti. hemen kabul etti. b çok şaşırmıştı. kabul edileceğini ummuyordu teklifinin. çünkü tarihte zorbalar hiçbir zaman konuşmaktan yana olmamışlardı. hiçbir zorba elinde bulundurduğu gücü konuşarak ziyan etmemişti. hiçbir zorba sözcüklere muhtaç olsa da onların değerini bilmemişti. tarihi zorbalar yazmıştı ama sözcüklerle değil. şekillerle daha çok ve fotoğraflarla. cesetlerle, vurulan insanların donuklaşan karelerde kalan suretleriyle yazmışlardı ve silinmesini imkânsız kıldıklarını düşünmüşlerdi böylelikle. b bunları düşünmeye dalmanın sırası olmadığını ayrımsadığında etraflarında bir kalabalık toplanmıştı bile. tepede bekleyenler de inmişlerdi. herkes genişçe bir alanda toplanmıştı. a ve b karşılıklı oturmuş birbirlerine bakıyorlardı.

a söze başlaması için b’ye işaret etti. b önce yerinde biraz kımıldandı. sonra kalabalıkta gezdirdiği gözlerini a’nın sert bakışlı gözlerine odakladı ve söze başladı;
zorbalık, dedi, bugüne kadar kimseye yarar getirmemiştir. üstün gelmeye çalıştığın harflerin senden hiçbir farkları yok. yalnızca gün ışığına çıkarken bazı zorluklarla karşılaşıp öyle hayat buluyorlar. senin gibi hiçbir engele takılmadan gelemiyorlar bulundukları yere ve bu onların ayıbı değil, senden üstün olan yönleridir. sen onların yaşadığının yarısını bile yaşamadın buna rağmen ne hakla üstün olduğunu iddia edersin?

a sanki sözlerin muhatabı değilmiş, sanki başka birine söylenmiş sözlere kulak misafiri olmuş gibi davranıyordu. sonra sesinin gür çıkmasına gayret ederek cevapladı:
ben, dedi, ve arkadaşlarım seçilmiş harfleriz. eğer hiçbir zorluk yaşamadan geldiysek bu dünyaya bunu bir nedeni olmalı. neden sen değil, ya da arkadaşların değil de biz? düşün bence bunu. düşün senin gibi kaç harf bizsiz sözcük olabilir. ama biz size ihtiyaç duymadan cümle bile oluyoruz. hemen arkama yerleşen bir ünlem işaretiyle cümle kurabilirim sana ama sen cümle noktalama işaretlerini kullansan da bir halt olamazsın.
b ne söyleyeceğini şaşırmış gibiydi. kalabalıktaki dalgalanma huzursuz etmişti b’yi. sözü aldı ve devam etti;
söylediklerin, dedi, manasız şeyler. bizde siz olmadan sözcük cümle hatta paragraf bile olabiliriz. gelişmeleri takip etmiyorsun. yazık sana cehaletini gidermek için zorbalığın işe yaramıyor değil mi?

a şaşırmıştı ve tabii diğerleri de. b’nin iddiası bir devrime sebebiyet verebilirdi. herkes pür dikkat ve bazıları da pür telaş b’nin söyleyeceklerine kilitlenmişlerdi. b tadını çıkararak devam etti;
algıda tamamlama, dedi, eminim hiç duymamışsındır. siz olmadan da derdimizi anlatabiliriz. sen bizden çaldığın harflerle ilan ettin savaş’ı şimdi ben. senden ş harfini istiyorum yalnız. eğer o da kabul ederse.
dünden razı görüne ş hemen taraf değiştirdi. ve b onu da yanına alarak yepyeni bir kelime yazdı. ortalık buz kesti. kimseden ses seda çıkmıyordu. sofular secdeye vardılar varacaklar. bilgeler o kadar bilge olmadıklarının ayırdında. ı ve i üzgün ve öfkeli. a şaşkın ve de yenik, ezik büzük. kalanlar mutlu, yüzlerinde huzurlu bir tebessüm. herkes b’ye ve yanındaki arkadaşlarına bakıyor.

yan yana, kol kola üç harf. yalnız üç tane ve her şeyi değiştiren bir sözcük. brş. zorbalar olmadan kurulan bir sözcük. bütün harfleri eşit kılan bir sözcük. düzeni alt üst eden ama yeniden kurmaktan korkmayan bir sözcük.
sözcük yazıldıktan sonradır ki, a dâhil tüm harfler eşitlik ve özgürlük konusunda uzlaştı. o günden beridir, alfabede harfler alt alta değil yan yana dizilirler.
devamını gör...

haydaaa yine başladık. ama biz bunları anlattık, biz bunları konuştuk zamanında niye şimdi böyle oldu yeniden?
t: normal bir entry kasmaktır.
devamını gör...

başroldeki kızı seven kızım yüzünden izlediğim film.
izlediğime memnun oldum.
tam anne ile ergen kız için ideal olan film.
devamını gör...

bir kişinin hangi maksatla 600 tanımıma seri beğeni yaptığı sorusuna cevap aramaktan kurtarmış karardır. kendi adıma çok teşekkür ediyorum. aslında seri beğeni bir çeşit hakarettir. instagram beğeni mantığı gibi beğeni de nedir allah aşkına? *
devamını gör...

(bkz: bomba imha eder gibi sıcak suyu ayarlamak)
devamını gör...

aslı kral arthur efsanelerine ve chrétien de troyes'un perceval'ına dayanan 1991 yapımı terry gilliam filmi. filmden bahsetmeden önce filmin iskeletini oluşturan efsaneye biraz göz atmakta fayda var. pek çok varyasyonu bulunan efsanenin en bilineni film ile pek bağdaşmaz. troyes'un fisher king anlatısı perceval'ın gölde balık tutan yaşlı ve hasta kral ile tanışması ve kralın onu kalesine davet etmesi ile başlar. geceyi geçirmek için kaleye giden perceval yapılan küçük şölende oldukça sıradışı bir ritüelin ortasında bulur kendisini ve ne kadar merak ederse etsin bu konu hakkında kimseye bir şey sormaya cesaret edemez. sabah uyandığında kalenin boş olduğunu gören perceval kaleden ayrılır ve daha sonra aslında ritüel hakkında doğru soruları sormuş olsaydı kaledeki kralın kurtulabileceğini öğrenir. kimi anlatılarda perceval sorması gereken soruyu sorar ve kralı kurtarır kimi hikayelerde ise perceval ne yazık ki soruyu krala sormayı akıl edemez. filmde ise efsanenin başka bir versiyonunu dinleriz; henüz oldukça küçük bir yaşta olan kral cesaretini kanıtlamak için ormana gider ve burada ona koruması için kutsal kase sunulur fakat küçük çocuk ona sunulan bu gücün karşısında kutsal kaseyi korumak değil kullanmak niyetiyle elini ona uzatır fakat eli yanar. zamanla bu yara vücuduna yayılır. tamamen acı içinde, sevmeden sevilmeden hasta bir biçimde hayatını geçirir ve neredeyse ölmek üzeredir. bir gün kaleye gelen bir soytarı bu hasta ve yaşlı adam ile karşılaşır ve onun kral olduğunu anlayamaz. susadığını söyleyen krala oradaki sıradan bir kase ile suyu uzatır ve kral suyu içince iyileşir. daha detaylı bir anlatım için filmdeki anlatıyı da eklerim. t.s. eliot'ın the waste land'inde de kendine dönemin buhranını simgelemek için yer bulan oldukça geniş çaplı bir anlatıdır balıkçı kral ve aslında bir bakıma gilliam da modern bir uyarlama yaratır filminde.

"begins with the king as a boy having to sleep alone in the forrest to prove his courage so he can become king. while he's spending the night alone he's visited by a sacred vision. out of the fire appears the holy grail, symbol of god's divine grace. a voice said to him, 'you shall be the keeper of the grail so that it may heal the hearts of men.' but the boy was blinded by greater visions of a life filled with power and glory and beauty. and in this state of radical amazement, he felt for a brief moment, not like a boy. but invincible. like god. so he reached in the fire to take the grail and the grail vanished leaving him with his hand in the fire to be terribly wounded. now, as this boy grew older his wound grew deeper. until one day life for him lost its reason. he had no faith in any men, not even himself. he couldn't love or feel loved. he was sick with experience. he began to die. one day, a fool wandered into the castle and found the king alone. and being a fool, he was simple-minded. he didn't see a king. he only saw a man alone and in pain. and he asked the king, 'what ails you, friend?' and the king replied: ' i'm thirsty and i need some water to cool my throat.' so the fool took a cup from beside his bed, filled it with water and handed it to the king. and as the king began to drink he realized his wound was healed. he looked and there was the holy grail that which he sought all of his life. he turned to the fool and said: 'how could you find that which my brightest and bravest could not?' the fool replied: 'i don't know. i only know that you were thirsty."



klişeler ile dolu bir finale sahip olsa bile ve zaman zaman verilmek istenen mesaj sığ kalsa da gerek oyunculuk performansları gerek ise atmosferi ile vasatın üstünde bir film. işin güzel kısmı nereden bakarsak bakalım soytarı ve balıkçı kral sembolizmi her iki ana karaktere de uyuyor yani parry ve jack hem soytarı hem balıkçı kral olarak değerlendirilebiliyorlar. parry hikayeyi anlattığında kendisi fisher king olarak görünüyor ve hatta zaten hastanedeki kutsal kase göndermesinde film de açıkça fisher king olarak parry'i sunuyor bize ama hikayenin gidişatına ve parry'nin jack üzerindeki etkisine baktığımız zaman bir noktada bunun çift taraflı bir gösteri olduğunu söylemek işten bile değil. iyileşmesi gereken balıkçı kral aynı zamanda jack'in kendisi de. robin williams'ın şahane oyunculuğu ve michael jeter'ın dans sahnesi için bile izlenilesi güzel bir film. yine de çocuk yaşta çıplak bir robin williams ile karşılaşmak benim için travmatikti. * ayrıca mercedes ruehl'in filmdeki görünümü de son derece ikonik ve güzeldir.


jack: where would king arthur be without guinevere?
parry: happily married, probably.

“ı told you about these people, they only mate with their own kind, it's called yuppie inbreeding. that's why so many of them are retarded and wear the same clothes. they're not human, they don't feel love, they only negotiate love moments. they're evil, they're repulsed by imperfection, horrified by the banal, everything that america stands for, everything that you and ı fight for! they must be stopped before it's too late! ıt's us or them.”

“- anne: didn't you say that what you liked about our relationship is that we didn't have to think? we could just be there for each other.
- jack: suicidal paranoiacs'll say anything to get laid.”
devamını gör...

doğu akdeniz’de sondaj çalışmalarını sürdüren 1453-fatih gemisi, yaklaşık 170 milyar küp ayçiçek yapı rezervi keşfetti.
lozan antlaşmasından dolayı 2023 yılında çıkarılmaya başlanacak olan yağ rezervi, akp’liler arasında büyük sevinç kutlamalarına sebep oldu.
bu keşfimizi kıskanana cehape, hdp, pkk, fetö, ışid, raw, jpg gibi terör örgütleri kudurmaya başladı.
kaynak: netice’m.
inanmayan vatan hayinleri için kanıt
devamını gör...

bir kitap inceleme, alıntılama ve listeleme uygulamasıdır.

bir dönem okuduğum kitapları listelemek ve kendi kişisel not defterim muamelesi yaparak beğendiğim alıntıları not etmek ve de okuduğum kitaplar aklımdan hiç silinmesin diye haklarında inceleme yazmak için kullandığım bir uygulama idi. şimdi artık sadece okuduğum kitapları işaretleyip yıllık bir liste elde etmek için kullanıyorum.

çünkü nadiren iyi bir kitap incelemesine rast gelmeye başladım. uygulamadaki neredeyse herkes okudukları kitapları ilginç, enterasan, güzel ya da etkileyici buluyor. okumamızı ya da okumamamızı salık veriyor. bunun dışında kitaplar ilgili anlatacak hiçbir şeyi yok hiç kimsenin.

bir de üstüne üstlük gül kokulu kalemleri ile bal gibi iletiler paylaşan bir ekip, bunun yanından maneviyatı yüksek olduğu için ellerinde güllü yasin kitabı ile cumayı hayırlayan bir başka ekip ve salya sümük bir romantizmin kollarında depresif bir acının sıcaklığına sığınıp kendini harap eden bir başka ekip var.

dolayısıyla bir edebiyat uygulaması olmaktan çıkıp amatör bir facebook hareketine döndüğü için uygulamayı arada bir girip okuduğum kitapları işaretlemek için kullanıyorum.

ama siz kullanın. kullanın ki kaleminiz hep gül koksun ve daim olsun.
devamını gör...

hayatımın doğum / ölüm gibi bir parçası olan şarkı.

ilk dinlediğimde kaç yaşındaydım bilmiyorum ama ilk oynadığımda 16 yaşındaydım ve hayat o an çok güzeldi.

sonra bu şarkıyı aldım, hiç olmayacak bir yere koydum. düğünümde bu şarkı çalacak, ben sarhoş olacaktım ve ben zeibekiko oynayacaktım. eşim de bana bakacak, ritm verecekti gözü gözümde.

olmadı.
3 kez teşebbüs ettim ama olmadı, bu da ukde kaldı, bu hayatta içimde kalan tek ukde de bu.*



filmdeki orijinal hali:
devamını gör...

bir kadının hem güzel hem zeki olamayacağını düşünmüş(!) yazar müsveddelerini gösteren başlık.

ayrıca neye göre güzellik, kime göre zeka?
devamını gör...

gus van sant'ın yönettiği başrollerinde robin williams, matt damon gibi isimlerin olduğu dram türünde mükemmel bir yapıt. an itibariyle izlemiş olduğum ve bütün içtenliğimle hayran kaldığım filmdir.
devamını gör...


tülay özer'in 1975 tarihli 45'liği. arka yüzünde son ümit şarkısı vardır. söz ve müziği hakkı bulut 'a aittir.

devamını gör...

su perisi olan daphne, evlenmemeye ant içmiştir. apollon, peneus ırmağı’nın kıyısında daphne’yi görür ve aşka tutulur. umutsuzca, kör kütük aşık olan apollon daphne’nin peşini bırakmaz. daphne kaçar, apollon kovalar. gücünün bittiği yerde daphne toprak ana’ya onu saklaması için yalvarır ve toprak ana yakarışını duyar; daphne toprakla bütünleşir ve bir ağaca dönüşür. defne ağacının ismi de buradan gelmektedir.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

bostancı

*
devamını gör...

bir şeyin olmasını beklerken hissedilen sıkıntı. beklenen şey gerçekleştiği zaman duyulan sıkıntıdan her zaman daha fazladır beklerken duyulan sıkıntı.
mesela uzun otobüs yolculuğu veya uçak seyahati planladığınızda, o gün gelene kadar nasıl bineceğiniz, yolculuğun nasıl geçeceği hakkında kuruntu ve evham yapmanız bu beklenti ankisiyetesinden kaynaklıdır.
benimde sık sık yaşadığım bir kaygı örneğidir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim