hastalık gibi adamdır. efsaneleşmiş roman uyarlaması fight club filminin brad pitt tarafından canlandırılan çok sevilen karekteridir. kişiliği hakkında size bilgi vermesi açısından birkaç sözünü iliştireyim.

"biz tarihin ortanca çocuklarıyız." der. “bir yerimiz ve bir amacımız yok. bir büyük savaşımız, büyük depresyonumuz yok. bizim büyük savaşımız, manevi bir savaştır. ve büyük depresyonumuz, hayatlarımızın ta kendisidir."
devamını gör...

öldürmeyen allah gerçekten de ayda bir bu ağrıyı veriyor. hele ilk gün acısı...allahım sonsuzluğa uyuyayım da bitince uyanayım diyorsun.
devamını gör...

bu sebep yüzünden karma puanımı bekletiyorum, ileride değerlenir belki.
devamını gör...

aklıma istemsiz bu karikatürü getirdi

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

acaba nedendir diye düşündürüyor insanı. zararin neresinden dönersek kardır ama malesef batti balık yan gider zihniyetinden kurtulamiyoruz.
ama saka maka kırsal kesimden bu şekilde çok oy topluyorlar. 2 yıl önce türkiye'ye döndüğümde köye gittim, ege taraflarinda. normalde çam ormani olan yerler bicilmis kömür madeni acmislar, kömür taşıyan kamyonlar vizir vizir dag köyü yollarından geçiyor, arada birde freni patlayan oluyor, tabiki sonu kaza. denetim pek yok yani.
normalde köylü bu bolgeden çam fıstığı hasadi yapıyordu ama maden acilacak dendiğinde çok sevindiler, tarlalar degerlenecek diye. tabiki degerlenen birsey olmadi.
sonuç olarak, hasat aldıkları bir kısım alan ellerinden gitti, dağlık yollarda sürekli gecen kamyonlar büyük tehlike oluşturuyor, madenin köylülere tek bir faydasi olmadı, tarla fiyatları hala ayni, belkide ucuzladi.
ama yinede akp diyor herkes.
şimdi karadeniz'de bazı yaylaların yayla vasfı kalkmış, emin olun civar koylerde insanlar seviniyordur aynı şekilde (bkz: uzungöl). birçoğumuz için anlamasi zor ama hayatin gerçekleri boyle.
buarada 5 buyuklerden kim alir dersiniz?

buradan
devamını gör...

yiğidim aslanım.
devamını gör...

havalandırması yeterli gelmeyen apartmanların klasik sorunu. kat arasında dolaşmayan için sorun teşkil etmez.
bazen akşam menüsüne karar vermeme yarıyor.
devamını gör...

doğu'da bulunmuş her insanın ön görebileceği eylem. konu yavuz değil. bir yerde riya var.
devamını gör...

girdikten sonra çıkmak istememe ile devam eden döngüdür.
devamını gör...

yağmur altında yürümek... kulaklığınızı takıp sevdiğiniz şarkıları dinlerken, kendinizce klipler çekersiniz her adımınızda, her geride bıraktığınız sokakta...
devamını gör...

lisede edebiyat dersinde ilk duyduğumda günlerce kullanmak için uygun an kolladığım kelimedir.
devamını gör...

deliksiz bir uyku çekmenize vesile olan durum. ama ertesi gün davul gibi şişen gözlerin hesabını vermekte zorlanırsınız.
devamını gör...

iki metre kare bir alan. siyah film camdan görünen biraz gökyüzü biraz da yandaki evin çatısı. uçsuz bucaksız ile çirkin bir kefede. duvarda deniz kabukları, sahte bir kuş hisssetiğim çoğu an gibi. birkaç mum romantik yanımı simgeleyen. ha bir de ay şeklinde minik pilli bir lamba. yakınca etrafa pek ışık saçmıyor ama izlemesi keyifli. hayatım gibi...

ne zaman biraz hüzün hissetsem açıyorum bir bira; ilişiyorum tahta, rahatsız, minik sandalyeye açıyorum bir müzik. şöyle göğsümde biriken acılara ulaşmak için... üflüyorum 'puffff' diye, tozların altında kalan yara izlerine bakıyorum sonra. çoğu iyileşmiş. bir tanesi var, işte o çok derin. her seferinde tam iyi oldu artık kabuk kopacak, çirkin bir iz kalacak diye bekliyorum. ve yine her seferinde bir parça pis iltihapla beraber kan akıyor. yine olmamış, diyorum.

geceye karışan müzik, başka ses yok. etrafı kaplayan, kocaman bir yalnızlığın sesi. dayanamıyorum. alıyorum elime telefonu. basıyorum bir tuşa. benim kadar sahte bir hayatı olan çok uzakta ancak bir o kadar yakındaki dostu arıyorum. ilk cümleyi ben kuruyorum. hep, her zaman. her mesajda, her telefonda. yine öyle oluyor.
- naber?
- iyi, normal. senden?
diyor her zamanki gibi. hep iyi, hep normal. işte bu cümle de onun özeti. yaşanmamış gibi. gün içerisinde aklından geçen, canını yakan onca şey yokmuş gibi; heyecanlandıran, gülümseten onca an. ona sorsan yok. ona sorsan kibri de yok. oysaki var işte adam göğsünde bir bıçak, zihninde deli cümleler var.
- ben kötüyüm ama...
- neden?
neden, desin istiyorum. biri beni görsün, gerçek beni. kırılgan acıyan yanımı. kahkahaların ardındaki hisleri de. sahte değil gülüşlerim. ama çok kocamanlar. yaşadığım her şeyi sığdırıyorum onların içine. bu yanımı da görsün istiyorum.
ama herkes değil. anlattığımda bana acımayacak, yargılamayacak biri görsün istiyorum. kimileri derine gömer, ben deşip iyileşiyorum kelimelere döktükçe. ama kelimelerin anlamını bilen biri dinlesin istiyorum. o neden, diyor; ben anlatıyorum.
kırıldığım, kırdığım anları seriyorum ipe. çok cümle kurmuyorum. uzun cümleler de kurmuyorum. ilk kez güzellemeden, savunmadan olduğu gibi aktarmaya çalışıyorum. çünkü yalın bir şekilde anlatmayı pek başaramam. her şeyi biraz savunarak, biraz güzelleyerek anlatırım. benim savunma mekanizmam da bu çünkü.
"gitti. beni benim onu sevdiğim kadar sevmedi. geri geldi ama artık ne bu sevgi eskisi gibi ne de ben."diyorum.
ne kadar klişe geliyor değil mi kulağa aşk acısı. ulan herkes bir diğerininkini umursamıyor da 'en çok benim acıyan' diye düşünüyor ya. işte tam olarak bu. beni az seviyor oluşu, bir zaman az sevmiş olması, bende değil bir başkasında huzuru araması... yıllar geçiyor. acı arada bir kalkıp yumruk atıyor. ahh, be...

"şimdi geçmiş işte. bir yola girmiş, bir karar vermişsin. sızlanma. korkaksın! korku çirkin bir bağ onu güzel bir masa üstü ile kapatıp üzerine bir çiçek koyup adına da aşk diyorsunuz." diyor. gerçeği pat diye bırakıyor havaya.
gözümden yaşlar akıyor. onca zamana rağmen. şöyle bir yokluyorum. o da ne! eskisi gibi acımıyor. hala kocaman bir yara, iyileşmedi. iyileşmesi de çok zor. kapatıyorum telefonu. uyuyorum sonra.

yeni bir güne uyanıyorum. bugün çok daha güzel diyorum. güzel görüyor, güzel hissediyorum gerçekten. çünkü fark ettim. ben korkağım! kendime itiraf edemediğim hep buydu. güçlü durmaya çalışıyor, kendimle mücadele ediyordum. artık kendime yalan yok. kabul ettim. buyum ben: aciz, aşık bir kadın.
devamını gör...

elma kabuğunda, kırmızı soğanda ve kaparide fazla miktar bulunan ve covid-19'a karşı koruyucu etkisi olduğu öne sürülen madde.
devamını gör...

alakart sözlüğünün türk dil kurumu sözlüğündeki karşılığıdır. tahmin edebileceğiniz gibi seçmesiz yemek kelimeside aynı sözlükte tabildot kelimesinin karşılığı. tdk her yabancı kelimeye bir kelime uyduruyor, iyi güzel ama bunları kim kullanıyor, işte o soru işareti hem yazılı olarak soru işareti hem de işaret olarak ?
devamını gör...

hepsi yazılacak olsa destan olacak olan şeylerdir. birkaç tanesini yazayım:

1) tereyağı.

2) alkol ürünleri.

3) ev almak.

4) kredi ve nakit avans kullanmak.

5) araba almak.

6) iyi kalitede bir bilgisayar almak.

7) 'amiral gemisi' diye tabir edilen telefonlardan birini almak.

8) benzin, mazot gibi yakıtları almak.

9) giyim ürünleri almak.

10) dergi almak.

11) ciltli kitap almak.

12) orta kalitede bir parfüm almak.

13) iyi kalitede bir kulaklık almak.

14) deodorant, roll on gibi kozmetik ürünleri almak.

15) iyi bir markadan iyi bir diş macunu almak.

şimdilik aklıma gelenler bunlar sayın yazarlar.
devamını gör...

çünkü çocukluktan itibaren türk kültüründe "eşindir, annedir babadır, yaşlıdır" adı altında herşeyi ama herşeyi sorgusuz, sınırsız, bedelsiz vermek, yapmak öğretiliyor.. bu yüzden verdiğimiz sevginin saygının, "kendimizin" "hiçbirşeyimizin" değeri yok" zannediyoruz.. alıştığımız duygu bu olduğu için de, karşılık beklemiyoruzki karşılığını alamayınca farkedelim...

bu yüzden bize değer vermeyen bir erkeğe, hep vererek (sevgi, saygı, ilgi vs) "o istediği zaman" "istediği kadar" vermesini bekliyoruz paşaların...
bi dakka ya burda bi terslik var dediğiniz zaman çözüyorsunuz, annedir/babadır/eştir/sevgilidir demek zorunda değiliz.. saygı görmüyorsak, sevildiğimizi hissetmiyorsak hemde maddi manevi imkanları varken size hiçbirşey vermiyorsa, niye bekliyorsun? neyi bekliyorsun?

dikkat ettiyseniz özellikle dindar ailelerde hep çocukların anneye babaya, erkeğe, yaşlılara vermesi gerekenler anlatılır.. ne yaparsa yapsın ama hep hizmet ediceksin başının üstünde olucak filan.. o yapmasa bile.. hepde almaları gereken şeyleri anlatırlar.. arkadaş bu mübarek kitapta hiç çocukların bir değeri yokmu.. bekar bir kadın, çocuk doğurmamış bir kadın, bir kadını hamile bırakmamış bir erkek yokmu, bunlar olmadan insan değillermiydi, hiçbir şeye hakları yokmuydu, normal sadece insan olarak hiçmi vakit geçirmiyorlar...

bizim duyduğumuz yok, varsa da maşallah kimse öğrenmek istememiş, kuran da ne kadar sömürmeye yarayan şey varsa anlatıyorlar bize, hasbelkader bunlara sahip olanlar (proleterya) güya hep hizmet edicez hep hürmet (o etmese bile/hak etmese bile) edicez.. ne güzel iş yaa..
işte bu yüzden kendimizi de, yaptığımız işi de değersiz, emeğimiz sevgimiz karşılıksız "verilebilir" diye öğreniyoruz..

bunu bu şekilde öğrendiğimiz için de, nerde balık burcu yengeç burcu erkeği var, ne yazdığına cevap verir, ne söylediğini doğru anlar, hakkı yokken küser, seni üzer.. gidip bu romantik zannettiğimiz, nazlı erkeklerin peşinde ziyan oluyoruz..

saçma sapan alakasız insanların birbirine aşık olup pat diye evlenmelerinin sebebide bu.. herşeyin sebebi bu..

bunu farkedip bi dakka ya niye hep ben veriyorum, niye bunu ben hallediyorum diye düşünmeye başlarsanız çözersiniz.. çözdükten sonra ben varım diyosunuz.. benim bir değerim var.. herşeye de hakkım var, bunu dediğiniz zaman, size haketmediğiniz bir kelime söyleyen, bir karış yaklaşan insanı anında saniyesinde farkedip set çekiyosunuz, ve bunu gösterdiğiniz zaman karşıdaki insan anlıyor, kimseye içinizden kızıp evde üzülmeniz gerekmiyor, herkese herşeyi söyleme hakkımız var, biz bunu bilmiyoruz işte, ertesi gün cevap vermeye tenezzül eden adam o kadınla hiçbirşey yaşamayı haketmiyordur.. ama haketmediği şeyleri aldıkça şımarıyor bu adamlar, zaten çoğu bencil..

sorun kendini değersiz zannettirilerek büyütülen kadınlarda.. çünkü erkek çocuklara nispeten daha kıymet veriliyor, hiçbir işe yardım etmiyorlar, erkek çocuklarına ev alınıyor, araba alınıyor vs, onlar yine bir derece kıymet görüyor, tabi bunlar bir dönem için geçerli ben 1978 doğumluyum, bizim kuşakta pek ailesinden saygı görmüş yoktur, zengini fakiri bilinç olarak böyledir dindar olmasa bile böyle haksız bir sistem vardı bizim zamanımızda, cevap verilmez, yanında uzun oturulmaz vs.. hep bunlar öğretildi, neden? diyen asi oldu, biz konuşma hakkımızı bile cevap vermek olarak öğrendik, saygı bu değil arkadaşlar, bu bir insanın bulunduğu yeri konumu çıkarları için egosu için kullanmasıdır, sömürmesidir..

şu anda durum çok daha farklı, bu seferde çocuklara ilahi bir değer yükleyen, adeta kutsallaştıran anne babaları görüyorum, o çocukların ilişkileri nasıl olacak kimbilir..
devamını gör...

sanat sanat için midir sanat toplum için midir sorunsalı
sanat para için midir sanat için mi sorunsalı
sanat sanat için mi yoksa sanat insan için mi sorunsalı

başlıklarının cevabı bu bölümdedir. sanat senin içindir. herkesin kendini ifade ediş tarzı farklı. kimi yoğurt üfler kimi yayla çorbası. bazı sanatçıların tarzlarını kendimize hitap edilmiş gibi bulabiliriz veya kendi sanatımızı yapabiliriz. iki türlü de bizi rahatlatıp, ruhumuza dokunduğuna kanaat getirdim. ben tuvalimi magenta ile kirletmeyi severim de konumuz zima mavisi şimdi. buradan sonrası:


bu bölümde anlatılan normal, bizim robotlara benzeyen kendi çapında bir robotun memnuniyetsiz sahibi tarafından sürekli güncellenerek akıl ve duygusal zeka verildiğidir.* ilerleyen zamanda robotumuz kendi kendini güncelleyerek, insana dönüşür. bi ruh sahibi oluyor da diyebilirim sanırım... sanat icraat etmeye başlar ve ünlü, herkes tarafından bilinen bir sanatçı olur. maviye yoğunlaşmasının sebebi ise ilk bulunduğu "ortamın" özlemindendir. en sonunda her insanın bi dönem düştüğü o varoluşsal sancıyı tadar ve bu acı da "boğulur".
devamını gör...

rivayet odur ki yakup cemil adamı vurmadan önce " bu adama laf anlatılır mı" demiştir. gerekçesini peşinen belirtip, zuhur edebilecek dedikodulara kapıyı en baştan kapatmıştır.
devamını gör...

sabahattin ali
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim