turgut uyar
"bir elim sağ cebimde, bir elim sol cebimde.
bu hüznü siz de bilirsiniz.."
bu hüznü siz de bilirsiniz.."
devamını gör...
günaydın sözlük
ne güzel söylemiş ahmed arif.
"kendinize iyi bakın bir daha hiç bir ana doğurmaz sizi"
günaydın dostlar....
"kendinize iyi bakın bir daha hiç bir ana doğurmaz sizi"
günaydın dostlar....
devamını gör...
geç öğrenilen bir gerçek
1) boş kağıda bile imza atma.
2) kimseye güvenme.
3) anne ve babanın uzak dur dediği şeylerden ve kişilerden uzak dur.
4) bir hayalin varsa, gerçekleşene kadar kimseye bu hayalinden bahsetme.
5) zakkum ağacı yaprağını ısırmayı sakın ama sakın deneme. ben denedim, denemez olaydım.
tanım : geç öğrendiğimiz gerçekleri paylaştığımız başlıktır.
2) kimseye güvenme.
3) anne ve babanın uzak dur dediği şeylerden ve kişilerden uzak dur.
4) bir hayalin varsa, gerçekleşene kadar kimseye bu hayalinden bahsetme.
5) zakkum ağacı yaprağını ısırmayı sakın ama sakın deneme. ben denedim, denemez olaydım.
tanım : geç öğrendiğimiz gerçekleri paylaştığımız başlıktır.
devamını gör...
geceye bir şiir bırak
“bir de kuşlar var hakim bey
her şeyin başı onlar.
onlar özgürlüğü koyuyor insanların kafasına..
baksanıza,
terörist terörist uçuyorlar…”
ahmed arif
her şeyin başı onlar.
onlar özgürlüğü koyuyor insanların kafasına..
baksanıza,
terörist terörist uçuyorlar…”
ahmed arif
devamını gör...
mini etek giyip otururken bacaklarını örten kız
etrafta hanzolarin olmasindan ötürü olabilir.
devamını gör...
ezginin günlüğü
yeni türkü ile birlikte türkiye’de bir döneme damgasını vuran, özellikle 80 sonrası sol bilinci şarkılarında dile getiren gruptur. kişisel olarak ezginin günlüğü’nü istanbul ile, yeni türkü’yü ise ankara ile özdeşleştirmişimdir eskiden beri.
devamını gör...
emin olunan ama kanıtlanamayan şeyler
makinenin çoraplarımın teklerini yemesi.
devamını gör...
amerika’da yaşam ve merak edilenler
america.. where the dreams come true.. size, orada 2 sene yaşamış biri olarak dilim döndüğünce anlatmak istedim. 2 senede 12 eyalet gördüm. hayatımı sürdürdüğüm ve işimin olduğu yer yani hometownım minnesotaydı. amerika kafasında olan yazarcıklara; koşulların nasıl olduğunu, yaşamın nasıl olduğunu, karşılaşabileceğiniz zorlukları dilim döndüğünce anlatacağım.
öncelikle amerikaya work and travel gibi bir programla gittiyseniz, 3 4 aylık kısa bir zamanda aslında gözden kaçırdıklarınızı da anlatıcam. 2010da wat ile gittim. sonrasında 2014 yılında artık trde dakika duramam diye atlayıp gittim fakat 2016 ya kadar dayanabildim. manyak mısın döndün diyenlere ithafen herkesin yaşam tarzının, hayattan beklentilerinin farklı olduğunu baştan belirtmek isterim.
2014 ocakta başladı uzun yolculuğum. zaten öncesinde de gittiğimden vize işlemlerinde falan fazla zorluk yaşamadım. 1 senelik internship programıyla gittim. fakat 1 sene daha uzattım sonradan. iş yerindeki başarılarımdan dolayı, işyerimden konsolosluğa yazı falan yazıldı. bu elemanın vizesini uzatın ihtiyacımız var minvalinde. işimin ne olduğunu söylemek istemiyorum. zira fazla da afiş olmak istemem.
amerikada çalışmak için öncelikle yapacağınız şey, çalışma vizesi almak. ama internship acentaları hallediyor onu onda bir şey yok. size düşen kısım orada social security number almak. her eyaletin her şehrinde muhakkak bir ssn office var. oralardan halledebiliyorsunuz. ben 2010da hallettiğim için 2014de tekrardan almama gerek kalmadı. fakat bazen uzun süren bir süreç olabiliyor bu. amerikada bütün bürokratik olaylar çok yavaş. devlete konsolosluğa falan bir işiniz düşerse eğer türkiyede aynı gün içinde halledilebilen olaylar orada 2 3 ayı bulabiliyor. nadiren çok hızlı oluyor. mesela ehliyetimi kısa sürede almıştım. neyse.. ssn’yi aldınız artık sigortalı bir çalışansınız. kapitalizmi damarlarınızda hissetmeye başlayacağınız an tam da bu an.
tam anlamıyla saat olarak ne kadar çalışırsanız o kadar alıyorsunuz. kendi işiniz olmadıktan sonra işçi olarak her eyalette bu şekilde. ne eksik ne fazla. fazla saat çalışırsanız mesai ücreti alıyorsunuz değişiklik gösterse de benim çalıştığım yerde ekstra saate, saatlik ücretinin iki katını veriyorlardı. çalışma koşulları zor, mobbing fazla. en ufak hatada kafası kesilenleri gördü bu gözler. ben bu konuda şanslıydım. şeytan tüyümden midir nedir bilmiyorum ama müdürlerimle aram hep iyiydi. hatta gittikten 1 sene sonra orta sınıf yöneticiliğe bile terfi ettirildim çalıştığım şirkette. ama herkes o kadar şanslı olmuyor. hayallerle gelip hayallerle dönenler de oluyor.
insanlar çalışma ortamında tam anlamıyla bireysel. yani mesela bir gün bir çalışan işe gelmemişti. 2. günde gelmedi. 3. gün oldu kimse sormuyor adamı. öldü mü kaldı mı kimse aramıyor etmiyor. gelirse parasını alır, gelmezse gebersin gitsin minvalinde herkes. türkiyede olsa işe 1 saat geç kalsan arar haber verirsin. orada öyle bir şey yok. kimsenin de taktığı yok zaten. iş hayatının sosyal ortamları çalıştığım her yerde bu şekildeydi.
dışarı çıktığınızda ise bambaşka bir dünya var. boyut değiştirmiş gibi hissettiriyor. yolda tanımadıklarınız ‘i like your shirt, i like your shoe’ şeklinde laf atıp duruyor. başlarda bana mı yürüyorlar diye düşünsem de amaçları o değil. işte gerilen insanlar dışarda sadece stres atıyor. yani tabi ki böyle yaklaşılan bir türk yiğidi affetmiyor. beğendiklerini eleme yöntemiyle muhabbeti ilerletiyor. ilişkiler de garip ama. geceyi beraber geçirdiniz. her şey çok güzel en iyisi sizsiniz o gece. ama yarın olunca değişik şekilde buz dağları oluşuyor. sanki hiç tanışmamışsınız gibi tavırlar sergileniyor. insanların genelinin beyni sulanmış gibi. iyilikleri, düşünceleri iyi olsa da mesela senden bir sigara isteyip karşılığında 1 dolar veren insanlar var. otlakçılığın dimağı olan trde işlemez ki bu. almıyordum. almadım diye duygusallaşıp ağlayan bile gördü bu gözler. yani az insan olsunlar. az insanlık da öğretmedim.
to be continued
öncelikle amerikaya work and travel gibi bir programla gittiyseniz, 3 4 aylık kısa bir zamanda aslında gözden kaçırdıklarınızı da anlatıcam. 2010da wat ile gittim. sonrasında 2014 yılında artık trde dakika duramam diye atlayıp gittim fakat 2016 ya kadar dayanabildim. manyak mısın döndün diyenlere ithafen herkesin yaşam tarzının, hayattan beklentilerinin farklı olduğunu baştan belirtmek isterim.
2014 ocakta başladı uzun yolculuğum. zaten öncesinde de gittiğimden vize işlemlerinde falan fazla zorluk yaşamadım. 1 senelik internship programıyla gittim. fakat 1 sene daha uzattım sonradan. iş yerindeki başarılarımdan dolayı, işyerimden konsolosluğa yazı falan yazıldı. bu elemanın vizesini uzatın ihtiyacımız var minvalinde. işimin ne olduğunu söylemek istemiyorum. zira fazla da afiş olmak istemem.
amerikada çalışmak için öncelikle yapacağınız şey, çalışma vizesi almak. ama internship acentaları hallediyor onu onda bir şey yok. size düşen kısım orada social security number almak. her eyaletin her şehrinde muhakkak bir ssn office var. oralardan halledebiliyorsunuz. ben 2010da hallettiğim için 2014de tekrardan almama gerek kalmadı. fakat bazen uzun süren bir süreç olabiliyor bu. amerikada bütün bürokratik olaylar çok yavaş. devlete konsolosluğa falan bir işiniz düşerse eğer türkiyede aynı gün içinde halledilebilen olaylar orada 2 3 ayı bulabiliyor. nadiren çok hızlı oluyor. mesela ehliyetimi kısa sürede almıştım. neyse.. ssn’yi aldınız artık sigortalı bir çalışansınız. kapitalizmi damarlarınızda hissetmeye başlayacağınız an tam da bu an.
tam anlamıyla saat olarak ne kadar çalışırsanız o kadar alıyorsunuz. kendi işiniz olmadıktan sonra işçi olarak her eyalette bu şekilde. ne eksik ne fazla. fazla saat çalışırsanız mesai ücreti alıyorsunuz değişiklik gösterse de benim çalıştığım yerde ekstra saate, saatlik ücretinin iki katını veriyorlardı. çalışma koşulları zor, mobbing fazla. en ufak hatada kafası kesilenleri gördü bu gözler. ben bu konuda şanslıydım. şeytan tüyümden midir nedir bilmiyorum ama müdürlerimle aram hep iyiydi. hatta gittikten 1 sene sonra orta sınıf yöneticiliğe bile terfi ettirildim çalıştığım şirkette. ama herkes o kadar şanslı olmuyor. hayallerle gelip hayallerle dönenler de oluyor.
insanlar çalışma ortamında tam anlamıyla bireysel. yani mesela bir gün bir çalışan işe gelmemişti. 2. günde gelmedi. 3. gün oldu kimse sormuyor adamı. öldü mü kaldı mı kimse aramıyor etmiyor. gelirse parasını alır, gelmezse gebersin gitsin minvalinde herkes. türkiyede olsa işe 1 saat geç kalsan arar haber verirsin. orada öyle bir şey yok. kimsenin de taktığı yok zaten. iş hayatının sosyal ortamları çalıştığım her yerde bu şekildeydi.
dışarı çıktığınızda ise bambaşka bir dünya var. boyut değiştirmiş gibi hissettiriyor. yolda tanımadıklarınız ‘i like your shirt, i like your shoe’ şeklinde laf atıp duruyor. başlarda bana mı yürüyorlar diye düşünsem de amaçları o değil. işte gerilen insanlar dışarda sadece stres atıyor. yani tabi ki böyle yaklaşılan bir türk yiğidi affetmiyor. beğendiklerini eleme yöntemiyle muhabbeti ilerletiyor. ilişkiler de garip ama. geceyi beraber geçirdiniz. her şey çok güzel en iyisi sizsiniz o gece. ama yarın olunca değişik şekilde buz dağları oluşuyor. sanki hiç tanışmamışsınız gibi tavırlar sergileniyor. insanların genelinin beyni sulanmış gibi. iyilikleri, düşünceleri iyi olsa da mesela senden bir sigara isteyip karşılığında 1 dolar veren insanlar var. otlakçılığın dimağı olan trde işlemez ki bu. almıyordum. almadım diye duygusallaşıp ağlayan bile gördü bu gözler. yani az insan olsunlar. az insanlık da öğretmedim.
to be continued
devamını gör...
türkiye’de obezitenin giderek artması
protein alamıyoruz.
et balık yiyemiyoruz.
doymak için sürekli pilav ekmek makarna yemek zorundayız.
köle gibi çalışıp spor yapacak vakit bulamıyoruz, gayet normal.
et balık yiyemiyoruz.
doymak için sürekli pilav ekmek makarna yemek zorundayız.
köle gibi çalışıp spor yapacak vakit bulamıyoruz, gayet normal.
devamını gör...
israil ordusu kediyi bile incitmez sözü
incittikleri neydi peki? kediyi bırak incitmedikleri canlı kalmadı da.
devamını gör...
sözlük yazarları çevrelerindeki otorite şekli
eşitlikçiyim ben, kibir benim işim değil. köpeklerim iyi bilir, otorite filan da kuramam, beceremem. gönül rızası varsa sözüm geçer. isteyemem, zorlayamam.
"ne doğan güne hükmüm geçer,
ne halden anlayan bulunur
ah aklımdan ölümüm geçer"
*
"ne doğan güne hükmüm geçer,
ne halden anlayan bulunur
ah aklımdan ölümüm geçer"
*
devamını gör...
anneye söylenen yalanlar
bizimkiler yanımda içince kokusu siniyor üstüme.
devamını gör...
sound of metal
az önce bitirdiğim ve günlerce üzerinde düşüneceğim harika hatta çok harika filmdir.
oyuncu kadrosunda riz ahmed , olivia cooke ve paul raci gibi isimlerin bulunduğu türkçeye "metalin sesi" olarak çevrilen ve en iyi kurgu oscarını alan çok lezzetli sakin bir film herkesin izlemesini tavsiye ederim.
film işitme duygusunu kaybeden metalci bir genci ve sevgilisini konu ediyor.
bol bol seyirciye empati kurduruyor.
filmin ses miksajı çok başarılı olmuş bol bol kendinizi karakterin yerine koyuyoruz.
riz ahmed çok başarılı bir oyunculuk performansı sergilemiş eğer anthony hopkins olmasaydı büyük ihtimalle oscar onun olurdu.
ayrıca tadını kaçırmadan dram filmi çekmeleri duygu pornosuna boğmamaları çok yerindeydi çok mutlu etti beni sağ olun.
kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür
film ve içinde oluşan olaylar bana bu sözü hatırlattı nedense çok etkilendim.
ruben ve kız arkadaşının yaşadıkları hayat ve ortak acılar birden kayboluyor ve biz o kaybolmuş duyguları izliyoruz.
ruben ve sevgilisinin arasındaki iletişim işitme duygusuyla beraber kayboluyor ve ruben karakterinin çektiği acılar seyirciye aktarılıyor son derece yalın ve gerçek bir şekilde.
ruben sağırlar evine gidiyor ve sevgilisi babasının yanına gidiyor.
ruben ameliyat olduğu zaman içinde bulunduğu durum değişecek zannediyor ama değişmiyor.
kendimi ruben karakterinin yerine koyup heyecanla bekledim ama maalesef seyirci olarak rubenle aynı hüznü yaşadım.
ruben ameliyat olup sevgilisinin yanına gidiyor ve sevgilisinin aynı olmadığını görüyor aynı şeyleri duymuyorlar.
aynı şeyleri duymamak aynı hayatın içinde olmamak gibi konular ikili arasında olan iletişimi mahvediyor ve ruben ayrılmak zorunda kalıyor.
hayat ruben karakteri için normal olmuyor ve bunu ruben normal olarak kabullenemiyor en azından geç kabulleniyor.
en sonunda ise ruben çözümü sessizlikte buluyor sağırlar evinde ona dinginlikten bahseden abiyi hatırlıyor ve o dinginliği yaşıyor.
filmde bir kaç kritik nokta var .
birincisi rubenin sevgilisi ruben iyi olsun diye onu sağırlar evine göndermek zorunda kalıyor.
ikincisi ruben sağır olmayı öğrenmeye çalışıyor.
üçüncüsü ameliyat olmasına rağmen eskiye dönemiyor ve kahroluyor.
sonuncusu ve dördüncüsü ise eski hayatını ve sevgilisini tekrar bulamıyor.
sessizliğe teslim olup huzur buluyor.
seyirciye bol bol empati kurduran çok lezzetli bir film olmuş herkesin izlemesi gereken bir eser. lütfen izlemeyen sayın yazarlar izlesin.
resimag.com/p1/8caffde3eb05.jpeg
oyuncu kadrosunda riz ahmed , olivia cooke ve paul raci gibi isimlerin bulunduğu türkçeye "metalin sesi" olarak çevrilen ve en iyi kurgu oscarını alan çok lezzetli sakin bir film herkesin izlemesini tavsiye ederim.
film işitme duygusunu kaybeden metalci bir genci ve sevgilisini konu ediyor.
bol bol seyirciye empati kurduruyor.
filmin ses miksajı çok başarılı olmuş bol bol kendinizi karakterin yerine koyuyoruz.
riz ahmed çok başarılı bir oyunculuk performansı sergilemiş eğer anthony hopkins olmasaydı büyük ihtimalle oscar onun olurdu.
ayrıca tadını kaçırmadan dram filmi çekmeleri duygu pornosuna boğmamaları çok yerindeydi çok mutlu etti beni sağ olun.
kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür
film ve içinde oluşan olaylar bana bu sözü hatırlattı nedense çok etkilendim.
ruben ve kız arkadaşının yaşadıkları hayat ve ortak acılar birden kayboluyor ve biz o kaybolmuş duyguları izliyoruz.
ruben ve sevgilisinin arasındaki iletişim işitme duygusuyla beraber kayboluyor ve ruben karakterinin çektiği acılar seyirciye aktarılıyor son derece yalın ve gerçek bir şekilde.
ruben sağırlar evine gidiyor ve sevgilisi babasının yanına gidiyor.
ruben ameliyat olduğu zaman içinde bulunduğu durum değişecek zannediyor ama değişmiyor.
kendimi ruben karakterinin yerine koyup heyecanla bekledim ama maalesef seyirci olarak rubenle aynı hüznü yaşadım.
ruben ameliyat olup sevgilisinin yanına gidiyor ve sevgilisinin aynı olmadığını görüyor aynı şeyleri duymuyorlar.
aynı şeyleri duymamak aynı hayatın içinde olmamak gibi konular ikili arasında olan iletişimi mahvediyor ve ruben ayrılmak zorunda kalıyor.
hayat ruben karakteri için normal olmuyor ve bunu ruben normal olarak kabullenemiyor en azından geç kabulleniyor.
en sonunda ise ruben çözümü sessizlikte buluyor sağırlar evinde ona dinginlikten bahseden abiyi hatırlıyor ve o dinginliği yaşıyor.
filmde bir kaç kritik nokta var .
birincisi rubenin sevgilisi ruben iyi olsun diye onu sağırlar evine göndermek zorunda kalıyor.
ikincisi ruben sağır olmayı öğrenmeye çalışıyor.
üçüncüsü ameliyat olmasına rağmen eskiye dönemiyor ve kahroluyor.
sonuncusu ve dördüncüsü ise eski hayatını ve sevgilisini tekrar bulamıyor.
sessizliğe teslim olup huzur buluyor.
seyirciye bol bol empati kurduran çok lezzetli bir film olmuş herkesin izlemesi gereken bir eser. lütfen izlemeyen sayın yazarlar izlesin.
resimag.com/p1/8caffde3eb05.jpeg
devamını gör...
128 milyar dolar nerede sorusuna akp'nin yanıtı
birkaç farklı ağızdan, birkaç farklı şekilde olsa da beni hiçbir biçimde ikna etmeyen ve hangisini beğenirseniz ona inanın tarzında verilmiş yanıtlardır.
şöyle ki cumhurbaşkanı bu paranın büyük bir kısmının ekonomik savaş ve pandemi için harcandığını söyledi. nurettin canikli ise bir kısmıyla altın ithal edilip, bir kısmının da bankalarda gerçek ve tüzel kişilerin hesaplarında olduğunu açıkladı. ee be mübarekler, madem böyle devasa bir kaynağımız var ve pandemi için harcanmışsa neden iban verip milletten para istediniz? bu devasa parayla nüfüsun tamamı iki doz aşı olabilecekken neden daha nüfusun sadece yüzde onunu aşıladınız? ekonomik savaş için harcandıysa kurlar ve faziler neden bu halde? ee peki altınlar nerede, kimde? kim bu gerçek ve tüzel kişiler? neden bu kişilerin hesabında bu para? neden bu açıklamalarla ilgili tek bir kayıt kuyut yok? neden neden neden?
haa bu arada tüm bunlar olurken yiğit bulut hala inatla merkez bankasında böyle bir paranın olmadığını iddia edip duruyor. sanırım bu açıklamalardan henüz haberdar olmadı. bugün bir güncelleme ile o da yeni bir açıklama getirir muhtemelen. kimbilir belki o daha inandırıcı bir bahane bulur.
şöyle ki cumhurbaşkanı bu paranın büyük bir kısmının ekonomik savaş ve pandemi için harcandığını söyledi. nurettin canikli ise bir kısmıyla altın ithal edilip, bir kısmının da bankalarda gerçek ve tüzel kişilerin hesaplarında olduğunu açıkladı. ee be mübarekler, madem böyle devasa bir kaynağımız var ve pandemi için harcanmışsa neden iban verip milletten para istediniz? bu devasa parayla nüfüsun tamamı iki doz aşı olabilecekken neden daha nüfusun sadece yüzde onunu aşıladınız? ekonomik savaş için harcandıysa kurlar ve faziler neden bu halde? ee peki altınlar nerede, kimde? kim bu gerçek ve tüzel kişiler? neden bu kişilerin hesabında bu para? neden bu açıklamalarla ilgili tek bir kayıt kuyut yok? neden neden neden?
haa bu arada tüm bunlar olurken yiğit bulut hala inatla merkez bankasında böyle bir paranın olmadığını iddia edip duruyor. sanırım bu açıklamalardan henüz haberdar olmadı. bugün bir güncelleme ile o da yeni bir açıklama getirir muhtemelen. kimbilir belki o daha inandırıcı bir bahane bulur.
devamını gör...
farkındalığı yüksek olan insan
efenim cogunlugun aksine ben tebrik edilesice bir insan olarak goruyorum. zira farkindalik cesaret ve kendine durustluk gerektirir.
bu arada sozlukte bazi dusunce kaliplarinin mantigini gercekten cozemiyorum. kendi bakis acimdan siyrilsam dahi anlayamiyorum. bu baslik gibi mesela...
farkindalik insani neden mutsuz etsin? bir seylere kendini kandirmadan, gozlerini ve bellegini kapatmadan, halinin altina tepmeden, objektif bir gozle bakmak insani mutsuz kilmaz. bilakis kendi gerceklerinin farkina vardirarak daha akli basinda dusunmeye ve yasamaya yonlendirir. asil insan icinde bulundugu gerceklerinden kendini soyutladigi noktada mutsuzlasir, dibe coker, kendinden kacar, bilincini kapatir. kapattikca da sahsiyetinden, benliginden uzaklasir. kendine yabancilasir. e bu durumda da bitkisel hayattaki bir hastadan kisinin pek farki kalmaz sanki.
gecmisten, hatalardan, kusurlardan, gerceklerden kacilmamasini tavsiye ederim. onlari hatirlamak, onlari bilmek ilk etapta aci verse dahi. aksine bunlarla yuzlesilmeli. yuzlestikce gorulecek ki; acisinin verdigi o yuk zamanla hafifleyecek. hafifledikce de olaylara olan algilar, onlara yuklenen anlamlar degisecek. onceden sizlayan yaralar belki ilerleyen zamanlarda guldurecek olamaz mi? olabilir... hem ayrica; yuzlesildiginde can acitan her sey aslinda zihnin kotu yorumundan ibarettir. farkindaliginizin gelistigi noktada bunu idrak ederseniz, can acitici yorumlari tersine evirmeniz pek mumkundur. benden demesi...
bu arada sozlukte bazi dusunce kaliplarinin mantigini gercekten cozemiyorum. kendi bakis acimdan siyrilsam dahi anlayamiyorum. bu baslik gibi mesela...
farkindalik insani neden mutsuz etsin? bir seylere kendini kandirmadan, gozlerini ve bellegini kapatmadan, halinin altina tepmeden, objektif bir gozle bakmak insani mutsuz kilmaz. bilakis kendi gerceklerinin farkina vardirarak daha akli basinda dusunmeye ve yasamaya yonlendirir. asil insan icinde bulundugu gerceklerinden kendini soyutladigi noktada mutsuzlasir, dibe coker, kendinden kacar, bilincini kapatir. kapattikca da sahsiyetinden, benliginden uzaklasir. kendine yabancilasir. e bu durumda da bitkisel hayattaki bir hastadan kisinin pek farki kalmaz sanki.
gecmisten, hatalardan, kusurlardan, gerceklerden kacilmamasini tavsiye ederim. onlari hatirlamak, onlari bilmek ilk etapta aci verse dahi. aksine bunlarla yuzlesilmeli. yuzlestikce gorulecek ki; acisinin verdigi o yuk zamanla hafifleyecek. hafifledikce de olaylara olan algilar, onlara yuklenen anlamlar degisecek. onceden sizlayan yaralar belki ilerleyen zamanlarda guldurecek olamaz mi? olabilir... hem ayrica; yuzlesildiginde can acitan her sey aslinda zihnin kotu yorumundan ibarettir. farkindaliginizin gelistigi noktada bunu idrak ederseniz, can acitici yorumlari tersine evirmeniz pek mumkundur. benden demesi...
devamını gör...
güne iyi başlatan şeyler
hypnogaja - here comes the rain again.
devamını gör...
değerini kaybedince anladığımız bir şey
diş.
devamını gör...