ben şu an ne izledim diye sorguladığım video.
kinder sürpriz reklamı mı? haribo reklamı mı?
yoksa trt çocuk'tan bir alıntı mı?

arkadaş o nasıl bir seslendirme o nasıl bir ses tonu, rengi, kullanımı? çocuk sözlüğü mü burası? ya da sözlüğün hedef kitlesi çocuklar mı?

yapmayın arkadaşlar... lütfen. kim buranın kurucusu? kimin elinde bu sosyal medya iletişim kanallarının yönetimi?
devamını gör...

şahsımın sadece sözlükten kafa izni tatiline çıktığında doldurulan alan.

girin bakın nickaltima, çoğu yazarın onu terk eden eski sevgilisine serzenişte bulunması gibi "geri dön tülayyy,seni çok özledim aşgııımm"nidalarinda seslenmesi gibi "gitmesiyle üzen yazar, acilen dönmesi gereken yazar, iyi ki vardi niye gittiydii" .. neyim ben eski sevgiliniz falan mı?

ulan sözlükteyken girsenize şöyle güzel 2,3 nickalti. ılla sözlükten gitmemiz mi gerekiyor?
söyle bana ilhami abi ben sözlükten gidince mi varoluyorum ?
devamını gör...

esat hassas'taki aspava'da döner dürüm,
tunalı'daki kıtır'da kumpir,
kızılay yüksel'deki sr döner'de tavuk dürüm,
herhangi bir tadım pizza'da pizza...
devamını gör...

ilk olarak müzikte ve görsel sanatlarda ortaya çıkmış, sadeliğin ve nesnelliğin ön planda tutulduğu bir akımdır. hegel'in şu sözü minimalizmi oldukça güzel bir şekilde açıklamaktadır: “sade ama basit olmayan, yalın ama yavan olmayan bir güzellik anlayışıdır.”

bahsetmiş olduğumuz gibi minimalizm, ilk olarak bir sanat akımı olarak ortaya çıkmış daha sonra hayatın çeşitli alanlarına uygulanmış bir yaşam felsefesine dönüşmüştür.

görsel sanatlarda şekilciliğin ve duyguya verilen aşırı tepkiye karşı olarak doğmuştur. bu yüzden minimalistler, nesnenin nesne olma özelliğine dikkat çekmişlerdir. o dönemki minimalist sanatçılar genel olarak heykel üzerine çalışmalar yapmışlardır.

müzikte ortaya çıkmış minimalizm akımı ise, biçimciliğe tepki olarak doğmuştur. minimalist müzisyenler, eserlerinde basit ve sık tekrarlayan melodileri tercih etmişlerdir. bu akımın ünlü bestecileri arasında ise yann tiersen, john adams, philip glass gibi isimler bulunmaktadır.

bahsetmiş olduğumuz gibi ilk olarak bir sanat akımı olarak ortaya çıkan bu akım, daha sonra hayatın tüm alanlarına uygulanır hale gelmiştir. özellikle tüketim çılgınlığının inanılmaz boyutlara ulaştığı, insanların sahip olmak ve satın almak üzerindeki büyük takıntıları içinden çıkılmaz bir boşluk oluşturmuştur ruhumuzda. o boşluğu gidermek adına yapmış olduğumuz eşyalara önem arz etme hareketi, aslında içimizdeki o boşluğu gittikçe büyütmektedir. eşyalar ile doldurduğumuz evlerde maalesef ruhumuza yer kalmamıştır artık. işte bu noktada bir baştan başlamanın adıdır minimalizm.

minimalist insan olmak, sadece daha az eşya ile hayat yoluna koyulmak değil, düşüncelerden, insanlardan, yaşam tarzından, alışkanlıklardan, kısacası maddi-manevi bütün fazlalıklarımızdan kurtulmak demektir.

büyüklerimiz bize eskilerle ilgili anılar anlattığında aslında minimalizm izlerini o anılarda bulabiliriz. eskiyen eşyaların atılmak yerine tamir edildiği, kullanılmayan eşyaların başka eşyalarda kullanılarak hem tasarruf hem yenilik yaratıldığı, fazlasına değil yetecek kadarına sahip olunan o yılları dinlediğimizde hepimizin içine bir huzur dolar. çünkü bizler çokluğun getirmiş olduğu azlık ile hayatımızı gereksiz şekilde doldurduk.

minimalist bir yaşamı benimsemek istiyorsak ilk önce bizlere yük olan her şeyden kurtulmamız gerek. bu fazla eşyalar da olabilir, gereksiz düşünceler de olabilir, bize zarar veren eşyalar da olabilir. çok olmasının değerli olmadığını kendimize ifade etmeli, sadeliğin mükemmel huzuruna bırakmalıyız kendimizi.
devamını gör...

arkadaşlığın da bir altına inmesi gereken konumdur. ben öyle arafta ilişkileri hiç sevmiyorum. ya yakın olma ya ol.
kendinizi ölümsüz mi sanıyorsunuz?..*
devamını gör...

hakikaten enteresan! 83 kusur milyonluk ulke nufusunda , 41 milyon kusurluk kadin nufusuna ragmen, sozlukte kizlarin da bulunmasi inanilir gibi degil...takipteyim, daha ne kadar enteresan basliklar acilacak merakla bekliyorum.
devamını gör...

yapmayı da yemeği de çok sevdiğim unlu mamül. her çeşidini pofuduk pofuduk yapabildiğim fakat tariflerimi paylaşmaya çekindiğim şekerlilerimdendir. herşeyin olduğu gibi kek yapmanın da bir usulü bir adabı vardır. malzemeleri sırasıyla koymaz, usulünce çırpmazsanız kek kabarmaz.
devamını gör...

ouzo, dodeka se parakalo!

efharisto,

bunu çalmayaydın eyiydi puh :/
panagia mou diyo yaf, böhü
devamını gör...

orta asya türklerinde göçebe yaşam tarzı nedeniyle sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel şartlar köleliğe uygun değildi. orta doğu toplumlarında her zaman kölelik vardı. türkler köleliği ilk olarak iran’a geldiklerinde görerek (kavram olarak önceden öğrenmişlerdi) 9. yy’da yerleşik yaşama geçmeyle paralel olarak uygulamaya başladılar.

türklerdeki kölelik grekoromen kölelikten farklıdır. grekoromen kölenin hiçbir hakkı yoktur. boyunluklarında “beni sahibime götür. sahibim şu” yazardı. abd’de 19. yy.’da bile kullanıldı. pompei’de* evlerin alt katlarında köle odaları bulundu. üstteki sefih hayatın aksine sıkıştırılmış toprak zeminli, duvarda halkaların zincirlerin olduğu ortamlarda kalıyorlardı. kırsal alanda ise yakılmasın diye taş yapılarda gece kapı üstlerine kilitlenerek kalıyorlardı. roma imparatorluğu’nun son dönemlerinde halkın %90’ı köleydi, tüm iş gücünü köleler oluşturuyordu. orta çağdaki serfler (köylüler) de korunma amaçlı derebeyine biat eden bir tür gönüllü köle insanlardı.
hristiyanlık romalılardan kölelik kurumunu devraldı. daha sonra gelecek islam’ın çok büyük bir hızla geniş alanlara yayılmasının bir sebebi de müslüman olan herkese eşitlik vaadi ve köle azad etmenin sevap olduğuna inanılmasıdır.

türkler’de iki tür kölelik vardı.
1. savaşlarda ele geçirilenler
2. satın alınanlar

savaşlarda ele geçirilenler müslümansa köle yapılamazdı, müslüman olurlarsa azad edilirlerdi. niteliksiz olanlar kürek mahkumu yapılıyor, belli bir süre çalıştıktan sonra azad ediliyordu. cervantes 7 yıl kürek mahkumluğu yaptırıldıktan sonra azad edilmiştir. savaşta ele geçirilen yetenekli zanaatkar gayrimüslimler ise köle yapılırdı. onlara gulam denilirdi. örneğin bir demirci köle yapıldığında günlük belli bir işi yapması beklenirdi. yaşam tarzı olarak grekoromen kölelerden farklılardı. ev sahibi olur, evlenirlerdi. ülkelerine gidemezlerdi.
tarımsal iş gücünü köleler değil reaya (halk) sınıfı denilen köylüler oluştururdu.

genellikle afrika’da köle tüccarları güzel ve sağlıklı gençleri yakalar, erkekler hadım edilir, bu köleler önce mısır’da sonra şam’a, halep’e ve en iyileri istanbul’a getirilerek satılırlardı. afrika’dan getirilen köleler evlerde (şehirde saray, yalı, konak; taşrada bey evi, çiftlik vb) özel hizmetlerde (yemek, giyim vb) çalıştırılır, bir süre sonra veya müslüman olurlarsa hemen azad edilirlerdi. azad edilenler genelde aynı yerde kalır, pozisyonları yükselir, maaş alarak çalışmaya devam ederlerdi. eski türk filmlerindeki karikatürize edilmiş arap bacı karakteri önce köle, sonra azad edilip halayık* olan, evin bir ferdidir. pargalı ibrahim rum çeteciler tarafından köle olarak manisa’da şehzade süleyman’a satılmış, gelir gelmez müslüman olduğu için azad edilmiş, italyanca ve latince bilen çok zeki bir genç olduğu için süleyman’ın müsahibi* olarak yaşamış ve yükselmiştir. osman hamdi bey’in* babası ethem paşa da çocukken köle olarak istanbul’da satılmış bir rum’du.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

oğuz atay, tutunamayanlar kitabını yusuf atılgan'ın aylak adam (kitap) kitabında geçen bir pasajdan etkilenerek yazmıştır. tutunamayanlar'ın varolmasını sağlayan işte o pasaj.


"dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. tramvaydaki tutamaklar gibi. uzanır tutunurlar. kimi zenginliğe tutunur, kimi müdürlüğüne, kimi işine, sanatına. çocuklarına tutunanlar vardır. herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. gülünçlüğünü farketmez. kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. herkesin " veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur." demesini isterdi. daha gülünçleri de vardır. ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum. gerçek sevgiyi! bir kadın. birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!"
devamını gör...

(ilk okuduğum ve tolstoy'un oldukça şaşırdığım kitabı) yaptığım inceleme buydu 1k'da:
tanrı kavramından yavaşça uzaklaştığını anlatıyor ilk bölümlerde çocukluğunu anlatırken tolstoy. sonralarında evlenip mutlu bir aile hayatına, sağlıklı çocuklara, mülke ve üne sahip olduğunu o şekilde hayatını yaşarken içinde baş gösteren huzursuzlukla savaşmaya başladığını. bilimin insanın en önemli kimim, amacım ne, neredeyim sorularına cevap veremediğini belirtiyor. bu sorulara cevap veremediği için intihara sürüklendiğini odasından halatı kendini öldürmemek için dışarı dahi çıkardığını da ekliyor. tüm bu belirsizlikler içinde cevap ararken türlü inanışlara başvuruyor. farklı sınıf insanları inceliyor. ve "hayatın anlamı, yaşama imkanı sadece inançta bulunabilirdi" cümlelerine rastlıyoruz bu yolculuğun ortalarına doğru. zorlu işlerde çalıştıkları halde hayatlarından çok daha az şikayet eden insanların inançlarının hayatını mümkün kılabildiğini de ekliyor. inançlarına ters yaşayan insanların ağzından dinlendiğinde boş bulduğunu, hayatlarını inançlarına göre yaşayanlardan gördüğündeyse inancın mantıklı geldiğini.. daha sonraları ortodoks kilisesine bağlı bir şekilde yaşarken bazı çelişen uygulamalardan ötürü uzaklaşıyor. inanç öğretilerinin doğru olduğunu ama içinde gerçek olmayan şeyler barındığını söylüyor. sonrasında ise gördüğü bir rüyayla kitap sonlanıyor.
tolstoy'un inanç ve hayat serüveninden bahseden kitap sonlara doğru oldukça sürükleyiciydi.
devamını gör...

hayırlı, uğurlu olmasını dilerim sevgili kardeşime. allah, bahtiyar etsin.
devamını gör...

dünün trajedisi bugünün komedisidir.
shakespeare
sözlükte negatif bir hareketlilik var.
sözüm negatif hareketlilik yaşayanlara.
yaşamı sorgulayan yazarlar
okuyorum ve üzülüyorum.
bir kaç gün sonra katıla katıla güleceğimiz kazıklara bu gün katlanamamamız, aslında dünyanın bize attığı bir kazık. daha doğrusu adaptasyon geliştirmemiz için gereken bir süreç.
böyle böyle oluyoruz.
kimse eşsiz değil, hiç bir durum aşılmaz değil, hiç bir sıkıntı çekilmez değil.
kaldı ki çekme. seni çekemeyeni çekme.
seni taşıyamayanı yolcula vb.
senden daha güçlü olan bir şeye inan ve onun sana yardım edeceğine de inan.
bu benim için rabbim oldu her zaman elhamdülillah.
inancı olmayanlar mistik bir tılsım bulsun kendine. tek başına komayın kendinizi.
inancına sığın, inancın gereği duanı et sonra da zamana bırak.
sezen aksu'nun da yaşadığı onca aşktan meşkten kazıktan sonra yaptığı şarkısında da dediği gibi herşey
geçer
devamını gör...

en sevdiğim yemek en sevdiğim şarkı en sevdiğim şu en sevdiğim bu diye sıraladığım enlerim yok. duruma zamana göre enlerim değişir. en sevdiğim şarkı bu diyen insanlara her zaman şaşırım ve benim enim ne acaba diye düşüncelere dalarım. bir enim yok. bir çok enim var ve sürekli değişiyor
devamını gör...

acapellascience adlı youtube kanalında popüler şarkılara akapella tarzı bilimsel parodiler yapan çok yetenekli kanadalı youtuber'dır.
videolarının sonunda veya bilgi kısmında bu parodi için hangi bilimsel yayınları kullandığını, bunların editör ve author'leriyle birlikte açıklar bazen *. bu arada akapella müziğin hakkını vermektedir kendisi, zira hiç enstrüman kullanmaz videolarında*.

bazı çalışmalarını şöyle bırakayım;
evo devo;


the molecular shape of you;


no acid all about that base;


the surface of light!;


blais'in bazı parodileri ise üniversitelerde hocaların ders anlatırken kullandığı materyallerden biri haline gelir kimi zaman. yani blais o kadar ayrıntılı kaynak taramış ve videolarının üzerinde iyi çalışmıştır.
mesela paris politeknik üniversitesi'nde;


biraz da hip-hop;
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

"{1. bölüm: can bonomo}
nerede başladı bu hikaye de
ben böyle delirdim
nasıl oldu da sevdim çok canımdan
ben böyle değildim

yağdı durmuyor karlar
eriyor yazım, kışım
sen benim uğurlu yorganımdın
en masum bakışım

{nakarat: can bonomo & demet evgar}
rüyamda buluttum
sensizliği unuttum
yağmur oldum ağladım seni
dizlerimde uyuttum
uyandım gecenin bir vakti
ne havadan ne sudan
yağmur oldum ağladım seni
bir nehrin yatağından

{2. bölüm: demet evgar}
nerede başladı bu hikaye de
ben böyle delirdim
nasıl oldu da sevdim çok canımdan
ben böyle değildim
aktı dereler derelere bak
geçiyor günüm gecem
sen benim sigaram, suyum, çayım
en karmaşık bilmecem

{nakarat: can bonomo & demet evgar}
rüyamda buluttum
sensizliği unuttum
yağmur oldum ağladım seni
dizlerimde uyuttum
uyandım gecenin bir vakti
ne havadan ne sudan
yağmur oldum ağladım seni
bir nehrin yatağından

{köprü: can bonomo, demet evgar}
yalnız uyursan rüyalara sor beni
gel gör nerelerdeyim
korkusuz göğün altında bir deli
ölmedim avareyim

{nakarat: can bonomo & demet evgar}
rüyamda buluttum
sensizliği unuttum
yağmur oldum ağladım seni
dizlerimde uyuttum
uyandım gecenin bir vakti
ne havadan ne sudan
yağmur oldum ağladım seni
bir nehrin yatağından"

sözlerini içeren muhteşem düet.

bir de spotify halini bırakalım şuraya;

spotify
devamını gör...

bir devletin, başka bir devletle ilgili meselelerde müdahil olma hakkına verilen addır. bununla birlikte bir devletin garantör devlet olma hakkı, uluslararası anlaşmalara dayanmaktadır.
türkiye, ingiltere ve yunanistan’ın kıbrıs meselesinde garantör devlet olmaları buna örnek verilebilir.
devamını gör...

başlık üstte kalsın.
devamını gör...

belki de kendini, sadece kendi yakışıklı görüyordur.
bir kaç bilirkişiye daha sorsun bence.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim