evlenmeyecek olmak
şimdi tüm umutlarını sana bağlayan milyonlarca kadın yasta, neden yaptın ki bunu?
devamını gör...
zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü
barış manço'nun* nane limon şarkısında da geçen deyim.
devamını gör...
hayatının aşkını normal sözlük'te bulmak
ben daha kimin kadın kimin erkek olduğunu ayıramıyorum. siz nasıl sözlükte hayatınızın aşkını buluyorsunuz?
devamını gör...
ilk mesajı atarken dikkat edilecek hususlar
selam, merhaba yazmazsa ne yazacak benimle nikah masasına buyur eder misin mi diyecek .
devamını gör...
evde pijama ile dolaşan köylü
''pardon ingiltere prens/prensesi siz misiniz? '' dediğim başlık. özür dileriz, insan kendi evinde de rahat kıyafetler giymemeli hatta çıplak gezmelidir. aksini iddia eden dağdan inmiş ayıdır!
(şaka şaka, gül diye.)
(şaka şaka, gül diye.)
devamını gör...
karga
karga, kimi tanrılar için kutsal sayılmış kimi olaylarda da uğursuzluğu getiren canlı olarak tasvir edilmiştir. iskandinav kültüründe karga bir evin önünde gakladığında o kişiye öleceğini haber verirken, kehanet kuşu olarak görülmüş ve viking savaşlarında kanatları açık bir kuzgun (karga ile aynı familyadan olduklarından kültürel ve mitolojik açıdan bir tutulurlar) savaşa gidilirken bayrak olarak kullanılmıştır. hatta karganın gördüğü kişinin yüzünü unutmaması ,ayırt edebilmesi de bu kehanete bağlanırken pek çok kültürde kargalardan korkulmuştur. tarih öncesi ilkçağ döneminde yaşayan avrupa kavimlerinden olan keltler'in bir kısmı kargaya taparken, kaynaklarda eskimolar'ın da ilk canlı olarak kargayı kabul ettiği yazmaktadır. kızılderili inancında ise karga son dileği yerine gelmemiş kişinin hayata tekrar döndüğü şekli olarak kabul edilirken, -eski dönemlerde- hemen hemen her kültürde karganın mistik güçleri olduğuna inanılmıştır. rahip ve sosyal reformcu olan henry ward beecher ise kargalarla ilgili "eğer insanoğlunun kanatları ve simsiyah tüyleri olsaydı, çok azı karga olabilecek kadar zeki olurdu'' demiştir.
devamını gör...
serkan keskin
hastası olduğum tiyatro çıkışlı türk aktördür. oyunculuğun yanı sıra çok iyi düzeyde bas gitar çalabilen bir müzisyendir. leyla ile mecnun dizisindeki ismail abi rolünden çok daha fazlasıdır. güneşin oğlu, itirazım var, limonata, ahlat ağacı gibi filmlerde parmak ısırtan, dudak uçuklatan oyunculukları bulunan, samimi, doğal kişidir.
kendisini ayrıca -artık dağılmış bir grup olan- leyla the band'in izmir konserinde en ön sıradan izleme fırsatı bulduğum insandır. rica ediyorum, 30'dan fazla filmde, 20'den fazla dizide oynamış bu yetenekli aktörün "ismail abi" tiplemesinden fazlası olduğunu tekrar hatırlatarak, saygılarımla tanımımı sonlandırıyorum.
kendisini ayrıca -artık dağılmış bir grup olan- leyla the band'in izmir konserinde en ön sıradan izleme fırsatı bulduğum insandır. rica ediyorum, 30'dan fazla filmde, 20'den fazla dizide oynamış bu yetenekli aktörün "ismail abi" tiplemesinden fazlası olduğunu tekrar hatırlatarak, saygılarımla tanımımı sonlandırıyorum.
devamını gör...
adem ve havva elmayı yemeseydi cennette kalır mıydık sorunsalı
iyi ki yemişler, bak sayelerinde ne maceralı bir coğrafyada,ne çeşit insanlarla yaşıyoruz, cennette ne dolandırıcı, ne hırsız, ne arsız, ne namussuz tanirdik, her gün yeni bir macera her gün yeni çeşit insanlar tanıyoruz.
ama cennette her şey dört dörtlük valla sıkılır dık .
ama cennette her şey dört dörtlük valla sıkılır dık .
devamını gör...
para verilip üstüne bir de dert sahibi eden şeyler
evcil hayvan dendiğini gördüğüm zaman çok üzüldüm. ilk olarak lütfen hayvanları satın almayın, sahiplenin. eşya değil, canlı olduğunu bilerek hareket edin. ek olarak evcil hayvan dert sahibi yapmaz insanı ya.. insana mutluluk verir, evin içinde bir heyecan bir eğlence kaynağı olur. evcil hayvanla vakit geçirmek, sevgi alıp vermek dünyanın en iyi terapi yöntemlerinden biridir bana göre. tabii ki tıpkı bir çocuk gibi ilgi göstermek gerekir ama bunun da bir yük olduğunu düşünmüyorum ben.
asıl başlığa cevap verecek olursam spor matı. para verdik diye sürekli spor yapmak zorunda hissettiriyor insana kendini.
asıl başlığa cevap verecek olursam spor matı. para verdik diye sürekli spor yapmak zorunda hissettiriyor insana kendini.
devamını gör...
lucifer (yazar)
(bkz: meme ucunda kıl olan kızlar)
(bkz: sevgilinin banyosunda sakal dolu permatik bulmak)
(bkz: ağzı kokan iri popolu kadınlardan hoşlanıyorum)
(bkz: kız rahat etsin diye imam nikahı yapmak)
(bkz: sürece destek için kürt kızlarla sevgili olalım)
bunlar bu malum zat'ın açtığı iğrenç ötesi başlıklardan bazıları. yani buna bakınca şahsen o uçurulan arkadaşın sütten çıkmış ak kaşık olduğunu düşünmeye başladım.
(bkz: sevgilinin banyosunda sakal dolu permatik bulmak)
(bkz: ağzı kokan iri popolu kadınlardan hoşlanıyorum)
(bkz: kız rahat etsin diye imam nikahı yapmak)
(bkz: sürece destek için kürt kızlarla sevgili olalım)
bunlar bu malum zat'ın açtığı iğrenç ötesi başlıklardan bazıları. yani buna bakınca şahsen o uçurulan arkadaşın sütten çıkmış ak kaşık olduğunu düşünmeye başladım.
devamını gör...
gerçekte en çok görülmek istenen sözlük yazarları
mutlaka herkesin vardır. entryi okursun.. yazarına bakarsın.. böyle bir mantık, böyle bir zeka yok dersin..
tek dileğin o an keşke görebilsem olur.. yazarken klavyesine düşen kül bile olasın gelir bazen.. takibe başlarsın..
okursun, okursun. okudukça aydınlanırsın ve bakış açın gelişir..
benim de bu düşünceler ışığında gerçekten merak ettiğim bir yazar var şükür.. iyi duygulardır bunlar. bu da tabi ki (bkz: abdulseyidbincabbar)
tek dileğin o an keşke görebilsem olur.. yazarken klavyesine düşen kül bile olasın gelir bazen.. takibe başlarsın..
okursun, okursun. okudukça aydınlanırsın ve bakış açın gelişir..
benim de bu düşünceler ışığında gerçekten merak ettiğim bir yazar var şükür.. iyi duygulardır bunlar. bu da tabi ki (bkz: abdulseyidbincabbar)
devamını gör...
kavram
"kavram; tanımlanmış, çerçeveleri belirlenmiş düşüncelerin ifadesidir. her yeni düşünce kendisini açıklayabilmek için kendi kavramlarını da beraberinde getirir. bu kavramları açıklamaya, onları belirli kalıpların içine yerleştirmeye daha önce kullanılmış benzer kavramlar varsa yeni düşüncenin farklılıklarını belirtmeye gayret eder. böylece gündelik dilde kullanılan bir kelime o yeni düşünceyle birlikte kavram katına yükselmiş olur."
anlamı dışlaştıran ve içleştiren sözdür. söz anlamı ifade eder. anlam ise zihnimizde resim olarak var olur. o resme tasavvur *denir. sözlerin kapsadığı tasavvurlar kültürle iç içedirler. o tasavvuru kültür belirlemiştir. tasavvur o kültürün ruhunu taşır. mesela ortadoğu'da "modernleşme" kavramının ve avrupa'da "modernleşme" kavramının zihinlerdeki tasavvuru taban tabana zıttır. bunun sebebi dine ait kültürlerin birbirinden farklı olmasıdır. bundan dolayı tanzimat ile hız kazanan modernleşme doğuda "kafa karıştıran kelimeler" ile birlikte kültürel bir yıkım getirmiştir.*
"ben bir söz yobazıyım" diyor teoman duralı. "sözlerin değiştirilmesi kadar korkunç bir cinayet düşünemezsiniz. tüm bir kültür geçmişini tarumar ediyorsun."
ithal kavramların girdiği ülkelerde, yabancısı olunduğundan anlaşılmadığı için bu kavramlar birer tabu, arkasına sığınılacak kalkan haline dönüşebilir. ülkemizden demokrasi, sosyalizm, bilim bunlara örnek gösterilebilir. batı felsefesi ve doğu felsefesi'ndeki temel ayrım da burada yatmaktadır. batı'nın ruh ve insan kavramlarına yüklediği anlam ile doğu'nun yüklediği anlam farklıdır. aynı şekilde bunları kendi içlerinde değerlendirirsek batı'nın 13.yüyılda dünyaya bakışı ile 17.yüzyılda dünyaya bakışı farklıdır ve kavramlara yüklediği anlamlar kültür ve yaşayış ile beraber değişmiştir. (bkz: paradigma) #843138
bugün kavram kargaşalarının temel sebebi dilin yapısı veya gramer kaynaklı değil perspektif kaynaklıdır.
bunlar bir yana her kavram tasavvur yüklü olmayabilir. bilimde kullandığımız kavramlar tasavvurdan ne kadar yoksun olurlarsa o kadar sağlamdırlar. çünkü tasavvur öznel ve yereldir. dolayısıyla bilimin nesnel ve evrensel olabilmesi için tasavvurdan kurtulması gerekir. bunun en üst mertebesi mantık ve matematiktir. mantık ve matematikteki kavramların tasavvuru, yoktur. bunlara terim denir. neyse odur. nesneldir, evrenseldir. bundan dolayı bir bilim ne kadar matematikleşmişse, ayakları yere o kadar sağlam basar.
anlamı dışlaştıran ve içleştiren sözdür. söz anlamı ifade eder. anlam ise zihnimizde resim olarak var olur. o resme tasavvur *denir. sözlerin kapsadığı tasavvurlar kültürle iç içedirler. o tasavvuru kültür belirlemiştir. tasavvur o kültürün ruhunu taşır. mesela ortadoğu'da "modernleşme" kavramının ve avrupa'da "modernleşme" kavramının zihinlerdeki tasavvuru taban tabana zıttır. bunun sebebi dine ait kültürlerin birbirinden farklı olmasıdır. bundan dolayı tanzimat ile hız kazanan modernleşme doğuda "kafa karıştıran kelimeler" ile birlikte kültürel bir yıkım getirmiştir.*
"ben bir söz yobazıyım" diyor teoman duralı. "sözlerin değiştirilmesi kadar korkunç bir cinayet düşünemezsiniz. tüm bir kültür geçmişini tarumar ediyorsun."
ithal kavramların girdiği ülkelerde, yabancısı olunduğundan anlaşılmadığı için bu kavramlar birer tabu, arkasına sığınılacak kalkan haline dönüşebilir. ülkemizden demokrasi, sosyalizm, bilim bunlara örnek gösterilebilir. batı felsefesi ve doğu felsefesi'ndeki temel ayrım da burada yatmaktadır. batı'nın ruh ve insan kavramlarına yüklediği anlam ile doğu'nun yüklediği anlam farklıdır. aynı şekilde bunları kendi içlerinde değerlendirirsek batı'nın 13.yüyılda dünyaya bakışı ile 17.yüzyılda dünyaya bakışı farklıdır ve kavramlara yüklediği anlamlar kültür ve yaşayış ile beraber değişmiştir. (bkz: paradigma) #843138
bugün kavram kargaşalarının temel sebebi dilin yapısı veya gramer kaynaklı değil perspektif kaynaklıdır.
bunlar bir yana her kavram tasavvur yüklü olmayabilir. bilimde kullandığımız kavramlar tasavvurdan ne kadar yoksun olurlarsa o kadar sağlamdırlar. çünkü tasavvur öznel ve yereldir. dolayısıyla bilimin nesnel ve evrensel olabilmesi için tasavvurdan kurtulması gerekir. bunun en üst mertebesi mantık ve matematiktir. mantık ve matematikteki kavramların tasavvuru, yoktur. bunlara terim denir. neyse odur. nesneldir, evrenseldir. bundan dolayı bir bilim ne kadar matematikleşmişse, ayakları yere o kadar sağlam basar.
devamını gör...
fatih sultan mehmet vs recep tayyip erdoğan
(bkz: özgür demirtaş) bir (bkz: tedx) konuşmasında (bkz: fatih sultan mehmet) şuan şu salondan girse elinde kılıcı, başında fesi ile değil yuvarlak gözlüğü ve jilet gibi bir takımı ile girer ve modern hayata, çağa ve gelişen dünyaya ayak uyduran bir entel olurdu demiştir.
fatih sultan mehmet çağının yüz sene sonrası için çalışırken r.t.e çağımızın iki yüz sene öncesi için çabalıyor. herkes fes taksın, herkes türban taksın. ne netflikş, ne iniştagram, ne dwidir, ne yudub olsun. ya allah, bismillah, allahuekber milli marşımız olsun.
f.s.m bu vs'nin net kazananıdır.
fatih sultan mehmet çağının yüz sene sonrası için çalışırken r.t.e çağımızın iki yüz sene öncesi için çabalıyor. herkes fes taksın, herkes türban taksın. ne netflikş, ne iniştagram, ne dwidir, ne yudub olsun. ya allah, bismillah, allahuekber milli marşımız olsun.
f.s.m bu vs'nin net kazananıdır.
devamını gör...
anneler oğluna mı düşkün kızına mı sorunsalı
kardeşim olmamasına rağmen şahit olduğum kadarıyla anneler oğullarına daha düşkündür ama kızlarıyla da en yakın arkadaş ya da sırdaş gibidirler. o yüzden ikisini de farklı açılardan çok sevdiklerini ve ayırt etmediklerini düşünüyorum ve buna inanmak istiyorum*.
devamını gör...
vagon-li olayı
fransız bir demiryolu şirketi olan compagnie internationale des wagons-lits adlı şirketin belçikalı müdürünün, 1933 yılında neden olduğu olaylar zinciri.
şirket normalde avrupa kökenliydi. istanbul'da (galata'da) bir ofisleri vardı ve türkiye - avrupa arasındaki bazı seferleri gerçekleştiriyorlardı.
olay günü * naci bey adlı bir şirket çalışanı, galata'daki ofisi arayarak, bir müşterinin ısrarlı talebiyle ilgili bir sorunu çözmeye çalıştı. türk olduğu adından da gayet anlaşılır olan naci bey, doğal olarak telefon görüşmesini de türkçe yaptı. ancak ofise yeni gelen gaetan jannoni adlı müdür, naci bey'in konuşmasını duyarak yanına geldi ve şirketin resmî dilinin fransızca olduğunu, türkçe konuşmasının hata olduğunu söyleyerek gerginliğe neden oldu.
naci bey durur mu? yapıştırdı cevabı: " bu ülkenin resmî dili türkçe. siz de türkçe öğrenmelisiniz."
bunun üzerine müdür sinirlendi ve naci bey'e bir de para cezası kesti. naci bey buna da itiraz edince müdür "sizi 15 günlüğüne kovuyorum" diyerek gerginliği tırmandırdı.
ancak olay orada kapanmadı. gazetelere yansıdı ve etkisi gittikçe arttı. "memleketin mukaddesatına hakaret eden" müdürü protesto etmek amacıyla büyük bir miting düzenlendi. "türkiye'de türkçe konuşulur" sloganlarıyla ofise saldıran kalabalık, çeşitli gazetelerin önünde de protestolarına devam ettiler.
polis müdahale etmek için geldi ve 30 kişi gözaltına alındı. konuyu öğrenen mustafa kemal'in talimatıyla bu kişiler serbest bırakıldı.
olayların ardından naci bey yeniden işine başladı ve müdür görevden uzaklaştırıldı. vatandaşların türkçe konuşması için kampanya başlatıldı. cumhuriyet gazetesi'nden yunus nadi'nin konuya ilişkin gazete yazısı:
"türkiye'de çalışan hiçbir müessese burada illa filan dil konuşulur diye iddia edemez. bu, kapitülasyonları ilga eden (yürürlükten kaldıran) türkiye'ye mahsus bir hal değildir. bütün dünyanın medeni ve müstakil her memleketinde cari olan ve öyle cereyanı da pek tabii bulunan bir haldir. medeni ve müstakil her memlekette yabancı dillere sadece müsamaha olunur. o kadar. yoksa herhangi yabancı dilin herhangi medeni ve müstakil bir memlekette, değil böyle yataklı vagonlar idaresi gibi umuma mahsus bir merkezinde, hatta yataklı vagonun birkaç kompartımanında dahi, kendisine mahsus bir hakimiyet iddia edilmesine asla ve kat'a müsamaha olunamaz. yataklı vagonlar şirketi'nde fransızca da konuşulabilir. fakat orada türkçe konuşmanın memnuiyetini (yasaklanmasını) farz etmek sadece mecnunluk veya ahmaklıktır..."
kaynak

görselin kaynağı
şirket normalde avrupa kökenliydi. istanbul'da (galata'da) bir ofisleri vardı ve türkiye - avrupa arasındaki bazı seferleri gerçekleştiriyorlardı.
olay günü * naci bey adlı bir şirket çalışanı, galata'daki ofisi arayarak, bir müşterinin ısrarlı talebiyle ilgili bir sorunu çözmeye çalıştı. türk olduğu adından da gayet anlaşılır olan naci bey, doğal olarak telefon görüşmesini de türkçe yaptı. ancak ofise yeni gelen gaetan jannoni adlı müdür, naci bey'in konuşmasını duyarak yanına geldi ve şirketin resmî dilinin fransızca olduğunu, türkçe konuşmasının hata olduğunu söyleyerek gerginliğe neden oldu.
naci bey durur mu? yapıştırdı cevabı: " bu ülkenin resmî dili türkçe. siz de türkçe öğrenmelisiniz."
bunun üzerine müdür sinirlendi ve naci bey'e bir de para cezası kesti. naci bey buna da itiraz edince müdür "sizi 15 günlüğüne kovuyorum" diyerek gerginliği tırmandırdı.
ancak olay orada kapanmadı. gazetelere yansıdı ve etkisi gittikçe arttı. "memleketin mukaddesatına hakaret eden" müdürü protesto etmek amacıyla büyük bir miting düzenlendi. "türkiye'de türkçe konuşulur" sloganlarıyla ofise saldıran kalabalık, çeşitli gazetelerin önünde de protestolarına devam ettiler.
polis müdahale etmek için geldi ve 30 kişi gözaltına alındı. konuyu öğrenen mustafa kemal'in talimatıyla bu kişiler serbest bırakıldı.
olayların ardından naci bey yeniden işine başladı ve müdür görevden uzaklaştırıldı. vatandaşların türkçe konuşması için kampanya başlatıldı. cumhuriyet gazetesi'nden yunus nadi'nin konuya ilişkin gazete yazısı:
"türkiye'de çalışan hiçbir müessese burada illa filan dil konuşulur diye iddia edemez. bu, kapitülasyonları ilga eden (yürürlükten kaldıran) türkiye'ye mahsus bir hal değildir. bütün dünyanın medeni ve müstakil her memleketinde cari olan ve öyle cereyanı da pek tabii bulunan bir haldir. medeni ve müstakil her memlekette yabancı dillere sadece müsamaha olunur. o kadar. yoksa herhangi yabancı dilin herhangi medeni ve müstakil bir memlekette, değil böyle yataklı vagonlar idaresi gibi umuma mahsus bir merkezinde, hatta yataklı vagonun birkaç kompartımanında dahi, kendisine mahsus bir hakimiyet iddia edilmesine asla ve kat'a müsamaha olunamaz. yataklı vagonlar şirketi'nde fransızca da konuşulabilir. fakat orada türkçe konuşmanın memnuiyetini (yasaklanmasını) farz etmek sadece mecnunluk veya ahmaklıktır..."
kaynak

görselin kaynağı
devamını gör...
hak ettiği değeri göremeyen ünlüler
fazıl say bu adamı pamuklara sarmamız gerekiyor.
el üstünde tutup değer vermemiz gerekiyor.
yani fazıl saydır.
el üstünde tutup değer vermemiz gerekiyor.
yani fazıl saydır.
devamını gör...
bahar
çok güzel bir candan erçetin şarkısı.
devamını gör...
eski sevgiliyi hatırlatan şarkı
nurettin rencber-eski yara
devamını gör...
tanımlarını okuyarak bir yazara aşık olmak
dışarıda bir insanın görüntüsünden yola çıkarak oluşan ve arkasından iç dünyasına girerek hüzünlü biten bir aşk yerine buradan iç dünyasına dair fikirler edinip tanışmak belki daha iyi bile olabilir. olmayadabilir. sadece bir kıyas yapmak istedim.
ama benim açımdan önce insanların iç dünyasını görmek her zaman daha iyi fikir sahibi olmamı sağlıyor.
ama benim açımdan önce insanların iç dünyasını görmek her zaman daha iyi fikir sahibi olmamı sağlıyor.
devamını gör...
simit yiyen martı
bir istanbul klasiği.
vapura simitle binip, bekleyen ilgiye aç martılara simitten atmak ve havada kapmasını izlemek, bazen o simit için kavga edişlerini izlemek, o esnada denizi izlemek. özlenilesi istanbul güzelliklerinden biridir. ahan da özledim gene. bit pandemi bizi bitirmeden.
vapura simitle binip, bekleyen ilgiye aç martılara simitten atmak ve havada kapmasını izlemek, bazen o simit için kavga edişlerini izlemek, o esnada denizi izlemek. özlenilesi istanbul güzelliklerinden biridir. ahan da özledim gene. bit pandemi bizi bitirmeden.
devamını gör...