sana kaç lazımdı? vallahi ayıp ya yakında yatak odamıza kadar gireceksiniz. ilginç anasını satıyım. *
devamını gör...

sessiz, karanlık olması yeterli. kendimle başbaşa kaldığım saatleri seviyorum.
devamını gör...

"aynen"

konuşma bitirici, sohbet baltalayıcı, "oldu o zaman kalkalım" dedirten bir sözcüktür.
devamını gör...

(bkz: bakmazsan görmezsin)

kim kimim yuvarlağına bakıyor, kim online listesinde kimin yanında kamp kurmuş size ne ya?
dedikodunun, gıybetin hasını yap sonra "ortalık yerde yapmayın". bakmayacaksın arkadaşım, görsen de bana ne demeyi öğreneceksiniz.

bu arada tekrar hatırlatayım, siz seversiniz bu kelimeyi

(bkz: gıybet)
devamını gör...

küçükken ablama çok özenirdim özgün bir mahlası vardı. ben de istanbul hayranıydım o dönem. böyle bi şey çıktı işte.
devamını gör...

kör baklanın kör alıcısı olurmuş.
bir de şey var babamın 'düşmeden düşün.'
devamını gör...

doğru demişler tamam ona laf yok ama 2018 genel seçimlerinde erdoğan'a %70 oy çıkmış kayseri'de. eminim ki bu pazar seçim olsa %70'in altında çıkmaz.

celladına aşık olmuşsa bir millet,
ister ezan, ister çan dinlet,
itiraz etmiyorsa sürü gibi illet,
müstehaktır ona her türlü zillet.
devamını gör...

onca insan bir araya gelip çıt çıkmıyor ya bitiyorum, sessiz ortam.
devamını gör...

nişan ya da düğün gibi bir durumu geçirdiyseniz sizi tebrik eden veya hayırlayan kişiye darısı başına denmez. teşekkür edilir.
devamını gör...

"live the story you want to tell."dir. ziyadesiyle özümsediğim bu söz seçim yapmak gerektiğinde yol gösterici niteliğini taşıyabilmektedir.

bonus: hepimiz çamur içindeyiz ama bazılarımız yıldızlara bakar. oscar wilde'dan sevgilerle.
devamını gör...

ankara’da saldırıya uğrayan yeniçağ gazetesi ankara temsilcisi orhan uğuroğlu, kendisine veya gazetenin yazarlarına bir kez daha saldırı olması halinde bundan içişleri bakanı süleyman soylu ve mhp lideri devlet bahçeli'nin birinci derece sorumlu olacağını dile getirdi."türkiye'de her siyasetçi, her gazeteci çok iyi bilir ki; mhp'de bahçeli'den habersiz yaprak kıpırdamaz, kuş uçmaz…tek bir ülkücü bahçeli'den habersiz adım atamaz…tek bir yönetici açıklama yapamaz…" diye yazdı.buradan
devamını gör...

her şeyin yolunda olduğuna ikna olmaktır ya da inanmaktır. mutluluğu belirli nedenlere bağlayabilirsin, koşul üretebilirsin ama bu daha çok yolu uzatır. belki de biraz basite indirgemeye ihtiyaç vardır. diğer hiçbir şeye ihtiyaç yoktur.
devamını gör...

sigara kullanmayacağım.
devamını gör...

tarihimizin en bıçak sırtı karakterlerinden biri olan midhat paşa 1822 istanbul 1884 taif/ suudi arabistan'da ölmüştür..
tuna ve suriye valiliklerinde gösterdiği planlamacı devlet adamlığı görevlerini sadrazamlığa seçildiğinde tam tersi yönde olumsuz kullanmış bir şahsiyettir.. bunlarla birlikte bir önemli etkisi de 2. abdulhamitin yönetiminde ilk kanun-i esasiyi hazırlayan kurulun başında olmuştur.

çalkantılı geçen hayat hikayesinde valilik görevlerinden sonra 2 sefer geldiği sadrazamlık görevlerinin ikincisinden 93 harbi (bkz: 93 harbi) sonrası azledilmiştir ve sürgüne gönderilmiştir. 1 yıl sürgünde kaldıktan sonra girite dönmesine izin verilen paşa sonrasında suriye valiliğine atanmıştır. burada yine yaptığı başarılı imar işleri sebebiyle payitahtta kendisinin devlet kuracağı söylentisi çıkarılınca önce izmir valiliğine atanmış, 9 ay süren bu görevinden sonra da önce öldürülmeye çalışıldı sonrasında devletin güvence vermesi üzerine istanbulda yıldız mahkemesinde sultan abdulazizi öldürülmesi suçuyla yargılandı ve idama mahkum edildi.

2. abdulhamit cezasını ömür boyu hapis cezasına çevirerek taif kalesine gönderildi. 3 yıl burada sıkı güvenlik önlemleri altında mahkumiyetini yaşayan paşa gardiyanları tarafından boğularak öldürüldü. her ne kadar sarayın direktif verdiği söylense de bununla ilgili kesin bir kanıt hiç bir zaman bulunamamıştır..

mithad paşa tanzimatın reformcu kuşağının önden gelen üyelerinden birisidir. esas tanzimat kadrosu kendisini dışladığı için hayatı genelde istanbul dışında valilik görevleri ile geçmiş ve bu şekilde sükse sağlamış ve itibara kavuşmuştur. hatta 1876'daki krizde kendisinin bir cumhuriyet rejimi tasarladığı iddia edilmiş ve bu iddialar 1908'deki 2. meşrutiyet ve cumhuriyetin ilanı sürecinde kendisine itibar edilmesine sebebiyet vermiştir.

yaptığı tüm bu olumlu işlerine rağmen özellikle rusya'nın kışkırtmaları sebebiyle çıkan ayaklanmalar ve padişahın dahi karşıt görüşte olduğu bir savaşa sırf ingilizlerin yardım edeceğine inanarak imparatorluğu savaşa sürüklemesi osmanlı'nın balkanlar'dan edirne'ye kadar geriye püskürtülmesine sebebiyet verecek olan ricatı başlatmıştır. bu bağlamda balkanlardaki bulgaristan-romanya-sırbistan bölgesinin kaybedilmesinin baş sorumlusu olduğu aşikardır..
kaynak ve detaylı bilgi

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

theodore kaczynski'nin serhat elfun demirkol tarafından çevrilmiş metni. çeviri son derece başarılı, metin hakkında söyleyecek birşey yok, kısaca 'kaczynski' deyip konuşmayı kesebiliriz.

burada:


bir zamanlar, bir geminin kaptan ve zabitleri kendi denizciliklerini çok beğenir ve kendilerine çılgınca hayran olurlardı. gemiyi kuzeye çevirdiler ve tehlikeli buzullarla karşılaşıncaya kadar yol aldılar. kendilerine yalnızca denizcilikteki ebedi başarılarını gösterme fırsatı vermek için kuzeye doğru çok daha tehlikeli sularda yol almaya devam ettiler.

gemi daha yüksek enlemlere ulaştıkça, yolcular ve mürettebat giderek rahatsız oldu ve aralarında tartışmaya, içerisindeki bulundukları koşullar hakkında şikayet etmeye başladılar.

“titriyorum” dedi usta gemici, “bu kadar kötü bir yolculukta daha önce hiç bulunmamıştım. güverte buzla kaplı; gözetleme yerindeyken rüzgar ceketimi bıçak gibi kesiyor; ön yelkene camadana vururken neredeyse parmaklarım donuyor; ve tüm bunlar için ayda 5 şilin alıyorum.”

“bunun kötü olduğunu mu düşünüyorsun!” dedi kadın yolcu. “soğuktan geceleri uyuyamıyorum. bu gemideki kadınlar erkekler kadar battaniye alamıyor. bu adil değil!”

meksikalı gemici sözü kesip konuşmaya katıldı: “¡chingado! ben, ingiliz gemicinin aldığı maaşın sadece yarısını alıyorum. bu iklimde kendimizi sıcak tutmak için bol yiyeceğe ihtiyacımız var ve ingilizler daha çok alıyor. en kötüsü, zabitler sürekli emirlerini ispanyolca yerine ingilizce olarak veriyor.”

“herkesten daha çok şikayet edecek nedenim var.” dedi amerikan yerlisi gemici. “eğer soluk benizliler atalarımın topraklarını yağmalamasaydı, bu gemide, buzdağlarının ve kutup rüzgârlarının arasında olmayacaktım. hoş, sakin bir gölde kanoyla gezinecektim. tazminatı hak ediyorum. en azından, kaptan bana barbut oynatmam için izin vermeli ki biraz para kazanabileyim.”

lostromo söz aldı: “dün, birinci zabit bana “ibne” dedi. isimler takılmadan eşcinsel ilişkiye girme hakkım var.”

bu gemide kötü davranılan sadece siz insanlar değilsiniz,” diyerek yolcuların arasındaki hayvansever araya girdi. sesi öfkeyle titriyordu. “geçen hafta ikinci zabiti geminin köpeğini iki kere tekmelerken gördüm!”

yolculardan biri üniversite profesörüydü. ellerini ovuşturarak hiddetle söylendi, “bunların hepsi korkunç! ahlaksız! ırkçılık, seksizm, türcülük, homofobi, işçi sınıfının sömürülmesi! ayrımcılık! toplumsal adalete sahip olmalıyız: meksikalı gemici için eşit maaş, bütün gemiciler için yüksek maaş, amerikan yerlisi için tazminat, kadınlar için eşit battaniye, eşcinsel ilişki hakkı ve köpeği daha fazla tekmelemek yok!”

yolcular “evet, evet!” diye bağırdı. mürettebat “hay hay!” diye bağırdı. “ayrımcılık! haklarımızı talep etmeliyiz!”

kamarot boğazını temizledi.

“hepinizin şikayet etmek için iyi nedenleri var. fakat bana göre gerçekten yapmamız gereken şey gemiyi döndürmemiz ve güneye doğru gitmemiz, çünkü eğer kuzeye gitmeye devam edersek er geç batacağız. sonra maaşlarınızın, battaniyelerinizin, eşcinsel ilişki haklarınızın size yararı olmayacak, çünkü hepimiz boğulacağız.”

fakat kimse onu dinlemedi, çünkü o sadece bir kamarottu.

kaptan ve zabitler, kıç güvertedeki makamlarından tartışmayı izliyor ve dinliyordu.
birbirlerine gülümsediler ve göz kırptılar. kaptanın el hareketiyle üçüncü zabit kıç güverteden indi. yolcular ve mürettebatın toplandığı yere ağır adımlarla yürüdü ve onların arasında durdu. çok ciddi bir ifade takınarak konuştu:

“biz kaptanlar kabul etmeliyiz ki bu gemide mazur görülemez şeyler olmakta. şikayetlerinizi duyana kadar bu kadar kötü bir durum olduğunu anlayamadık. bizler iyi niyetli insanlarız ve sizler için en iyisini yapmak istiyoruz. ancak kaptan oldukça eski kafalı ve kendi bildiği yolda ilerler. somut değişiklikler yapmadan önce biraz kışkırtılması gerekebilir. benim şahsi fikrim, eğer gayretle protesto ederseniz – fakat her zaman barışçıl ve geminin kurallarını ihlâl etmeden – kaptanın ataletini sarsar ve gayet haklı olarak şikayet ettiğiniz problemlere çözüm getirmeye zorlarsınız.

bunu söyledikten sonra üçüncü zabit kıç güverteye doğru yol aldı. gider gitmez yolcular ve mürettebat arkasından, “orta yolcu! reformcu! liberal! kaptanın yardakçısı!” diye bağırdı. fakat yine de söylediği gibi yaptılar. kıç güvertenin önünde buluştular. kaptanlara hakaretler savurdular ve haklarını talep ettiler: usta gemici “daha yüksek maaş ve daha iyi çalışma koşulları istiyorum,” diye haykırdı. kadın yolcu “kadınlar için eşit battaniye” diye haykırdı. meksikalı gemici “emirleri ispanyolca olarak almak istiyorum.” diye haykırdı. amerikan yerlisi gemici “barbut oynatma hakkı istiyorum.” diye haykırdı. lostromo “ibne olarak adlandırılmak istemiyorum.” diye haykırdı. hayvansever “köpeğin daha fazla tekmelenmesine hayır.” diye haykırdı. profesör “devrim, hemen şimdi.” diye haykırdı.

kaptan ve zabitler aceleyle bir araya toplandı ve birkaç dakika görüştü. bütün bu süre boyunca birbirlerine göz kırptılar, gülümsediler ve birbirlerini doğrularcasına kafalarını öne eğdiler. daha sonra kaptan kıç güvertenin önünde durdu ve büyük bir cömertlik göstererek, usta gemicinin maaşının ayda 6 şiline yükseltileceğini; meksikalı gemicinin maaşının ingiliz gemicinin üçte ikisi kadar olacağını, ve ön yelkene camadana vurma emrinin ispanyolca verileceğini; kadın yolcuların bir battaniye daha alacağını; amerikan yerlisi gemicinin cumartesi akşamları barbut oynatabileceğini; lostromonun gizlice eşcinsel ilişkiye girdiği sürece ibne olarak anılmayacağını ve mutfaktan yemek çalmak gibi gerçekten ahlaksız şeyler yapmadığı sürece köpeğin tekmelenmeyeceğini duyurdu.

yolcular ve mürettebat bu imtiyazları büyük bir zafer olarak kutladı. fakat ertesi sabah, tekrardan memnuniyetsizlik hissettiler.

usta gemici “ayda altı şilin çok düşük bir ücret ve hâlâ ön yelkene camadana vururken parmaklarım donuyor” diyerek homurdandı. meksikalı gemici “hâlâ ingilizlerle aynı maaşı veya bu iklim için yeterli yiyeceği alamıyorum” dedi. kadın yolcu “biz kadınlar hâlâ kendimizi sıcak tutacak kadar battaniyeye sahip değiliz” dedi. diğer yolcular ve mürettebat da benzer şikayetlerde bulundu. profesör onları kışkırttı.

konuşmalarını bitirdiklerinde, kamarot, bu sefer diğerlerinin duymamazlıktan gelemeyeceği kadar yüksek bir sesle konuştu:

“köpeğin mutfaktan bir parça ekmek çaldığı için tekmelenmesi, kadınların eşit battaniyeye sahip olmaması, usta gemicinin parmaklarının donması gerçekten korkunç; ve lostromonun istediği halde neden erkeklerle ilişkiye giremediğini anlamıyorum. fakat buzulların şu an nasıl kalın olduklarına ve rüzgârın nasıl daha fazla sert estiğine bakın! bu gemiyi geriye, güneye doğru çevirmemiz gerekiyor. eğer kuzeye gitmeye devam edersek, buzullara çarpacak ve batacağız.

“ah, evet,” dedi lostromo, “kuzeye doğru gitmeye devam etmemiz gerçekten korkunç bir şey. fakat neden tuvalette sevişmek zorundayım? neden ibne olarak anılmam gerekiyor? diğer herkes gibi iyi biri değil miyim?”

“kuzeye doğru ilerlemek korkunç” dedi kadın yolcu. “fakat görmüyor musun? tam da bu nedenle kadınların kendilerini sıcak tutmak için daha çok battaniyeye ihtiyacı var. hemen şimdi kadınlar için eşit battaniye talep ediyorum!”

“tamamen doğru” dedi profesör, “kuzeye doğru yol almak hepimiz için büyük sıkıntılar yaratıyor. fakat yönümüzü güneye doğru çevirmek gerçekçi olmaz. zamanı geri çeviremezsin. durumumuzun üstesinden gelmek için iyi hazırlanmış bir yol bulmalıyız.”

“bak” dedi kamarot, “kıç güvertedeki bu dört kaçık adamın yollarına devam etmesine izin verirsek, hepimiz batacağız. eğer gemiyi tehlikeden uzaklaştırırsak, daha sonra çalışma koşulları, kadınlar için battaniye ve eşcinsel ilişki hakkı için endişelenebiliriz. ama önce bu gemiyi çevirmemiz gerekiyor. eğer bir kısmımız birlik olur, bir plan yapar ve biraz cesaret gösterirsek, kendimizi kurtarabiliriz. çok fazla insana gerek yok – yedi veya sekizimiz yeterli. kıç güverteye saldırabilir, bu delileri gemiden atabilir ve gemiyi güneye çevirebiliriz.”

profesör sesini yükseltti ve sert bir şekilde “şiddete inanmıyorum. ahlaksızca.” dedi.

lostromo “şiddet kullanmak etik değil” dedi.

kadın yolcu “şiddetten çok korkuyorum” dedi.

kaptan ve zabitler herşeyi izliyor ve dinliyordu. kaptanın bir işaretiyle üçüncü zabit ana güverteye indi. yolcuların ve mürettebatın arasına kadar geldi ve gemide hâlâ bir takım sıkıntılar olduğunu söyledi.

“epey ilerleme kaydettik” dedi. “fakat daha fazlası gerçekleşmeyi bekliyor. usta gemicinin çalışma koşulları hâlâ sert, meksikalı hâlâ ingiliz ile aynı maaşı alamıyor, kadınların hâlâ erkekler kadar battaniyesi yok, amerikan yerlisi’nin cumartesi geceleri oynattığı barbut ellerinden alınan toprakları için değersiz bir karşılık, lostromonun eşcinsel ilişkiye tuvalette girmesi adil değil ve köpek hâlâ kimi zaman tekmeleniyor.

“bence kaptanın yeniden harekete geçirilmeye ihtiyacı var. eğer hep birlikte başka bir protesto gerçekleştirirseniz işe yarayacaktır – şiddetsiz olduğu sürece.”

üçüncü zabit geminin kıç tarafına doğru ilerlerken, yolcular ve mürettebat arkasından hakaretler yağdırdı. ama yine de ne dediyse yaptılar ve başka bir protesto için geminin kıç güvertesi önünde toplandılar. çılgınca bağırıp çağırdılar, yumruklarını savurdular ve hâttâ kaptana çürük yumurta attılar (ustalıkla yana çekildi).

kaptan ve zabitler şikayetleri dinledikten sonra aceleyle bir araya toplandı. konuşmaları süresince birbirlerine göz kırptılar ve sırıttılar. daha sonra kaptan kıç güvertenin önüne geldi ve usta gemiciye parmaklarını sıcak tutsun diye bir eldiven verileceğini, meksikalı gemicinin ingiliz gemicinin dörtte üç maaşı kadar maaş alacağını, kadınlara bir battaniye daha verileceğini, amerikan yerlisi gemicinin cumartesi ve pazar geceleri barbut oynatabileceğini, lostromonun karanlıktan sonra alenen eşcinsel ilişkiye girebileceğini ve kimsenin kaptanın özel izni olmadan köpeği tekmeleyemeyeceğini söyledi.

yolcular ve mürettebat bu büyük devrimci zafer karşısında çok mutluydu. fakat ertesi günle birlikte tekrardan memnuniyetsizlik hissettiler ve aynı eski sıkıntılar hakkında söylenmeye başladılar.

kamarot bu sefer sinirleniyordu.

“sizi ahmaklar!” diye bağırdı. “kaptanın ve zabitlerin neler yaptıklarını görmüyor musunuz? bu gemiyle ilgili yanlışın ne olduğunu düşünemeyesiniz diye battaniyeler, maaşlar ve köpeğin tekmelenmesi hakkındaki saçma şikayetlerinizle sizleri meşgul etmeyi sürdürüyorlar – gemi kuzeye doğru daha da ilerliyor ve hepimiz boğulmuş olacağız. eğer sadece bir kaçınız aklını başına toplar, bir araya gelir ve kıç güverteyi basarsak, bu gemiyi çevirebilir ve kendimizi kurtarabiliriz. fakat tüm yaptığınız, çalışma koşulları, barbut oynatma ve eşcinsel ilişki hakkı gibi önemsiz küçük konular hakkında ağlaşmak.”

yolcular ve mürettebat öfkelendi.

“önemsiz!!” diye ağladı meksikalı, “ingiliz gemicinin sadece dörtte üçü kadar maaş almam sence adil mi? önemsiz mi?”

“benim sıkıntıma nasıl saçma diyebiliyorsun?” diye bağırdı lostromo. “ibne olarak anılmanın küçük düşürücü olduğunu bilmiyor musun?”

“köpeği tekmelemek ‘önemsiz küçük bir konu’ değil!” diye haykırdı hayvansever. “zalimce, insafsızca, vahşice!”

kamarot, “pekâlâ” dedi. “bu konular önemsiz ve saçma değil. köpeği tekmelemek insafsız ve vahşice. ibne olarak anılmak küçük düşürücü. fakat gerçek sorunumuzla karşılaştırıldığında – geminin hâlâ kuzeye gidiyor olduğu gerçeğiyle karşılaştırıldığında – sizin şikayetleriniz önemsiz ve saçma, çünkü eğer bu gemiyi derhal çeviremezsek hepimiz boğulacağız.

“faşist!” diye haykırdı profesör.

“karşı devrimci!” dedi kadın yolcu. tüm yolcular ve mürettebat birbirlerinin ardından konuşmaya katıldı. kamarotu faşist ve karşı devrimci olarak suçladılar. onu bir kenara itip maaşlar, kadınlar için battaniye, eşcinsel hakları ve köpeğe nasıl davranılması gerektiği hakkında söylenmeye devam ettiler. gemi kuzeye doğru yol almaya devam etti. bir süre sonra iki buzdağı arasında parçalandı ve herkes boğuldu.
devamını gör...

upanişadlar tanrı'nın soluğu, mehmet ali ışım tarafından derlenmiş hindistan'ın kutsal metinlerinin yer aldığı bir kitaptır.

hindistan kutsal metinlerinin toplandığı kitaba veda adı veriliyor. mehmet ali ışım'ın bu kitabında sama vedası bölümü yer alıyor. veda aslında bizim bildiğimiz kelime anlamı olan veda değil. kelime anlamı bilgi olarak geçiyor.

peki bu veda kitabının upanişadlar bölümünde ne var? öncelikle gerçekten masalsı bir yapısı ve felsefesi itibariyle kendinizi mistik bir alemde buluyorsunuz. tanrı bilgisinin işlendiği bu bölümler 12 kısımda anlatılıyor ve şiir gibi bir dili var.

bölümler sırasıyla şöyle:
katha
isha
kena
prasna
mundaka
mandukya
taittiriya
aitareya
chandogya
brihadaranyaka
kaivalya
svetasvatara

her bir bölümde farklı felsefik öğretiler mevcut. mutlaka okuyun derim. prasna upanişad bölümünden kısa bir alıntı:

"insan; hayati soluk, düşünce, duyular ve hareketlerden müteşekkil bir varlıktır. bu unsurlar atman'dan zuhur ederler ve eninde sonunda, bir akarsuyun denize karıştığı zaman kaybolduğu zaman kaybolması gibi, atman'a karışarak ortadan kaybolur."
devamını gör...

devamını gör...

tarihi badelendiklerinden öğrendiğini sananlarla çokça girdiğim diyalog.mübarek günlerde nifak tohumu ekip büyük işler başarmış insanları güya kanıtlarıyla alt ettiklerini sanırlar bilinçsiz kinlerle nefretlerle doludurlar. mevlananın dediği gibi "cahilin karşısında kitap gibi sessiz ol." salak olduğumu sanırlar ama huzurlusu budur.
devamını gör...

saçmalık.

yani entelektüel birikim, zeka, nezâket, özgüven, samimiyet ve temel insani gereklilikler olduktan sonra her erkek çekicidir bence..
ama kaba saba, zorba, düşüncesiz, vasat, alık, egoist, bakımsız ve çirkin bir adamsanız evet insanlar sizi hiç eder. burada da mesuliyet, dış görünüşte değildir sizdedir.
tabii böyle olursanız herkes sizi sevecek demek değil bu. fakat mutlaka kıymetinizi bilecek insanlar da olacaktır.
yani aslında dış görünüş çok da önemli değildir. insanın ruhu, zihni güzel olsun...

mesela ben çok yakışıklı erkek reddettim hiçbirinden de zerre pişman değilim.

o yüzden sevgili erkekler bu boş laflara aldırmayın, zeka, entelektüellik, nezâket ve samimiyet yakışıklılıktan büyüktür...
devamını gör...

pers topraklarında ortaya çıkmış, kısa zamanda geniş topraklara yayılmış bir inanıştır. uygurlar'ın devletin resmi dinini maniheizm olarak benimsemesi ile bu inanış en parlak dönemini yaşamıştır. kutsal kitabı arzhang'tır.

mani dininin öğretilerine göz atacak olursak, dünya görüşlerinde dünyada iki kutup bulunduğunu görürüz. bunlar tanrısal aydınlık ve köt karanlıktır. bu iki kutup iç içe şekildedir. tanrısal aydınlığın karanlıktaki tutsaklığının sona ermesi için "seçilmişler" denilen bir grubun yardımı gerekmektedir.

seçilmişler olarak bahsedilen grup, asla cinsel ilişkiye girmeyen ve herhangi bir kötülük yapmayan kimselerdir. geçim sıkıntısı içinde bulunan bu grup, onlara inananlar ve müritleri sayesinde geçimlerini sağlarlar.

maniheizm'e göre dünyanın sonunda karanlık ile aydınlık temelli olarak ayrılacaktır ve bu yolda seçilmişlerin yardımı büyük bir kurtarıcı olacaktır. bu nedenle seçilmişler bu dinde oldukça önemli bir yere sahiptir.

maniheizm dini, diğer dinler gibi kendinden önceki inanışlardan derin izler taşımaktadır. dinin kurucusu olan mani'nin mensup olduğu tarikatta, hristiyanlık'taki vaftiz ve islam'daki abdeste benzer ibadetler vardı. bununla birlikte, tarikat üyeleri asla et yemiyorlardı ve şarap da içmiyorlardı. her üyenin tarlasını sürmesi ve yerleşik yaşaması ise, yerleşik yaşam sürdüren yahudi tarikatı esseneler’i çağrıştırıyordu. yine bu tarikata benzer olarak inançlarına "yasa(nomos)" ismi verildiği görülmektedir. hristiyanlık ve müslümanlık ritüellerine benzer ibadetlerde bulunan bu tarikat, “sabbat” gününe olan riayetleri nedeniyle yahudilerle de oldukça fazla ortak özelliğe sahiptir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim