kimler yaşamayı hak etmiyor deseler bu derim
başka bir canlının yaşamasına izin vermeyenlerdir. psikolojik ya da fiziksel olarak birinin yaşamını engelleyenlerin tek bir nefes almaya bile hakkı olmamalı bence, nefret etmeliler aldıkları nefesten.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının okumakta olduğu kitaplar
hasan ali toptaş-sonsuzluğa nokta.
devamını gör...
kitap okuyamayanlara öneriler
alın çayınızı, çıkın balkona, kafanızda bir konu belirleyin ve kendi kendinize içinizden konuşmaya başlayın.
bu konu sefalet olabilir, hayal kurmak, aşk, tutku, ölüm. yaşamın içinde var olan her gerçek olabilir. başlayın konuşmaya. bir de bakacaksınız ki sınırlı, belli başlı ezberlerden başka bir şey konuşayamıyorsunuz. kalıplara sıkışıp kaldığınızı hissedeceksiniz. konuşmalarınızın kendi yaşamınızdan, kendi deneyimlerinizden başka bir yerden temellenemediğini göreceksiniz. "hayat bu kadar mı gerçekten ?" diye soracaksınızdır kendinize. eğer gerçekten iki kelam adamakıllı konuşmak istiyorsanız, kafa yormak gerektiğini düşünüyorsanız çevremizde olup bitenlere, çıktığınız kapı orası olacak.
bunlar spesifik konular da olabilir tabii. söz gelimi en sevdiği konu 2. dünya savaşı olan bir insansanız, birahane darbesini bir anlatmaya çalışın kendinize. bir şeyler anımsıyorsanız ama gitmiyorsa okuyacaksınız demektir. eğer bu gerçeğin farkına varabilirseniz açıp okursunuz. eğer gerçekten sözlerinizin, davranışlarınızın birilerine dokunmasını istiyorsanız okursunuz. eğer kibarlığın insanlara yol vermek, bir kadının sandalyesini çekmek, insanlara tatlı dille konuşmak gibi simgesel şeylerle sınırlı kaldığını düşünüyorsanız okursunuz. kibarlık denilince, aklınıza bir dostunuzun rahatsız olacağını bildiğiniz bir konu açıldığında, o hissi sezip, kimseye hissettirmeden ustalıkla konuyu değiştirmek gibi gizli edimler gelmiyorsa okuyacaksınız.
"okuyamıyoruz" diye bir şey yoktur. "merak etmiyorum" vardır. "pencerelerimi kapattım, neyin ne olduğunu bilmek istemiyorum" vardır. "yaşamın ne gibi zalimliklerinin olduğunu, nerede nelerin yaşandığını bilmek istemiyorum" vardır. okumak gereklidir, mecburidir. okumaktan yoksun bir ömrün niteliği tartışılır. yaşamınıza anlam kazandırın.
bu konu sefalet olabilir, hayal kurmak, aşk, tutku, ölüm. yaşamın içinde var olan her gerçek olabilir. başlayın konuşmaya. bir de bakacaksınız ki sınırlı, belli başlı ezberlerden başka bir şey konuşayamıyorsunuz. kalıplara sıkışıp kaldığınızı hissedeceksiniz. konuşmalarınızın kendi yaşamınızdan, kendi deneyimlerinizden başka bir yerden temellenemediğini göreceksiniz. "hayat bu kadar mı gerçekten ?" diye soracaksınızdır kendinize. eğer gerçekten iki kelam adamakıllı konuşmak istiyorsanız, kafa yormak gerektiğini düşünüyorsanız çevremizde olup bitenlere, çıktığınız kapı orası olacak.
bunlar spesifik konular da olabilir tabii. söz gelimi en sevdiği konu 2. dünya savaşı olan bir insansanız, birahane darbesini bir anlatmaya çalışın kendinize. bir şeyler anımsıyorsanız ama gitmiyorsa okuyacaksınız demektir. eğer bu gerçeğin farkına varabilirseniz açıp okursunuz. eğer gerçekten sözlerinizin, davranışlarınızın birilerine dokunmasını istiyorsanız okursunuz. eğer kibarlığın insanlara yol vermek, bir kadının sandalyesini çekmek, insanlara tatlı dille konuşmak gibi simgesel şeylerle sınırlı kaldığını düşünüyorsanız okursunuz. kibarlık denilince, aklınıza bir dostunuzun rahatsız olacağını bildiğiniz bir konu açıldığında, o hissi sezip, kimseye hissettirmeden ustalıkla konuyu değiştirmek gibi gizli edimler gelmiyorsa okuyacaksınız.
"okuyamıyoruz" diye bir şey yoktur. "merak etmiyorum" vardır. "pencerelerimi kapattım, neyin ne olduğunu bilmek istemiyorum" vardır. "yaşamın ne gibi zalimliklerinin olduğunu, nerede nelerin yaşandığını bilmek istemiyorum" vardır. okumak gereklidir, mecburidir. okumaktan yoksun bir ömrün niteliği tartışılır. yaşamınıza anlam kazandırın.
devamını gör...
yabancı kucak
ıan mcewan kitabıdır.
ayrıntı yayınlarının, gotik romanları bizle buluşturan kara ayrıntı setinin nadide bir parçasıdır yabancı kucak. ıan mcewan ingiltere’nin en büyük yazarlarında biri sayılmaktadır ve aldığı booker ödülü bu şanını pekiştirmiştir.
romanda mary ve colin bir tatile çıkarlar ve tatil mekanı olarak seçtikleri yer tam da gotik romanlara uygun bir kent olan venediktir. venedik sokaklarında gezinmeye başlayan çift sürekli birbirleriyle tartışırlar ama bu tartışmalar onların arasını açmaz aksine birbirlerine yakınlaştırmaya başlar onları. evli olmayan ama yedi senedir güzel bir birliktelik yaşayan çiftin birbirlerine olan bağımlılıkları yavaş yavaş alışkanlığa dönüşmüştür. colin oldukça yakışıklı bir adamdır. colin ve mary sokaklarda dolaşırken karşılarına robert isimli bir adam çıkar ve onları içmeye davet eder, çift bu daveti kabul eder. robert’tan ayrıldıktan sonra oteln yolunun bulamayan mary ve colin uykusuz ve yorucu bir gecenin sonunda robert’la tekrar karşılaşırlar.
robert’ın evine giden çift sabah kendilerine çıplak bir şekilde bulurlar. caroline -robert’ın karısı- onları karşılar bir türlü elbiselerini alamazlar. caroline çok garip bir kadındır. belindeki bir sorundan dolayı bir türlü rahatça oturamaz ve hareket edemez. evden ayrılmayı zorlanmadan başaran çift, okuyucuya bu esnada rahat bir nefes aldırır. zira caroline’le kaldıkları ve sohbet edilen bölüm oldukça gergin geçer. bu eve tekrar dönen çift bu sefer aynı rahat soluğu aldırmayacaklardır.
kitabın başında pavese’nin şu sözleri yer alır;
“yolculuk bir yabanıllıktır. sizi yabancılara güvenmeye, evinizde ve dostlarınızın yanındayken duyumsadığınız bütün o alışılmış huzurdan uzaklaşmaya zorlar. sürekli olarak başınız döner. temel şeyler dışında -yani hava, uyku, düşler, deniz ve gök dışında- hiçbir şey size ait değildir, her şey sonsuza ya da bizim sonsuz diye düşlediğimiz şeye yönelir.”
eğer dikkatli bir okursan bu sözleri okudaktan sohra kitabın sonunda seni affalatacak olan sahneye hazırlık yapmış olursun.başrollerinde oskar ödülü sahibi iki oyuncu vardır helen mirren ve christopher walken.
eğer kitabı okuyacak sabır ve incelik sende yoksa filmi mutlaka izlemelisin.
kitap 1990 yılında harold pinter’ın senoryolaştırmasıyla filme alınır. yönetmenliğini paul schrader yapar.
ayrıntı yayınlarının, gotik romanları bizle buluşturan kara ayrıntı setinin nadide bir parçasıdır yabancı kucak. ıan mcewan ingiltere’nin en büyük yazarlarında biri sayılmaktadır ve aldığı booker ödülü bu şanını pekiştirmiştir.
romanda mary ve colin bir tatile çıkarlar ve tatil mekanı olarak seçtikleri yer tam da gotik romanlara uygun bir kent olan venediktir. venedik sokaklarında gezinmeye başlayan çift sürekli birbirleriyle tartışırlar ama bu tartışmalar onların arasını açmaz aksine birbirlerine yakınlaştırmaya başlar onları. evli olmayan ama yedi senedir güzel bir birliktelik yaşayan çiftin birbirlerine olan bağımlılıkları yavaş yavaş alışkanlığa dönüşmüştür. colin oldukça yakışıklı bir adamdır. colin ve mary sokaklarda dolaşırken karşılarına robert isimli bir adam çıkar ve onları içmeye davet eder, çift bu daveti kabul eder. robert’tan ayrıldıktan sonra oteln yolunun bulamayan mary ve colin uykusuz ve yorucu bir gecenin sonunda robert’la tekrar karşılaşırlar.
robert’ın evine giden çift sabah kendilerine çıplak bir şekilde bulurlar. caroline -robert’ın karısı- onları karşılar bir türlü elbiselerini alamazlar. caroline çok garip bir kadındır. belindeki bir sorundan dolayı bir türlü rahatça oturamaz ve hareket edemez. evden ayrılmayı zorlanmadan başaran çift, okuyucuya bu esnada rahat bir nefes aldırır. zira caroline’le kaldıkları ve sohbet edilen bölüm oldukça gergin geçer. bu eve tekrar dönen çift bu sefer aynı rahat soluğu aldırmayacaklardır.
kitabın başında pavese’nin şu sözleri yer alır;
“yolculuk bir yabanıllıktır. sizi yabancılara güvenmeye, evinizde ve dostlarınızın yanındayken duyumsadığınız bütün o alışılmış huzurdan uzaklaşmaya zorlar. sürekli olarak başınız döner. temel şeyler dışında -yani hava, uyku, düşler, deniz ve gök dışında- hiçbir şey size ait değildir, her şey sonsuza ya da bizim sonsuz diye düşlediğimiz şeye yönelir.”
eğer dikkatli bir okursan bu sözleri okudaktan sohra kitabın sonunda seni affalatacak olan sahneye hazırlık yapmış olursun.başrollerinde oskar ödülü sahibi iki oyuncu vardır helen mirren ve christopher walken.
eğer kitabı okuyacak sabır ve incelik sende yoksa filmi mutlaka izlemelisin.
kitap 1990 yılında harold pinter’ın senoryolaştırmasıyla filme alınır. yönetmenliğini paul schrader yapar.
devamını gör...
dayatma
t: bireyin gelişimine ve ilerleyişine ket vuran, toplum tarafından uygulanan işkence türlerinden biri.
terry eagleton şöyle diyor: "post-romantikler olarak bizler, duygularla uzlaşımların (konvansiyon) farklı şeyler olduğunu düşünürüz. bize göre gerçek hisler toplumsal formların yapmacıklığını bir kenara atıp kalbimizden ne geçiyorsa onu söylemeyi gerektirir. ama milton ya da günümüzde batılı olmayan kültürlerde yaşayan pek çok insan böyle düşünmüyor muhtemelen."*
eagleton'ın bahsettiği konu, o anki oluşan durum üzerine olan duygunuzu içinden geldiği gibi dışarıvurma özgürlüğü. fakat dayatmalar bunun önünde engeldir. örnek iki olay üzerinden gidersek:
toplumun sizin ölümüne üzüleceğinizi düşündükleri birinin cenazesinde olduğunuzu farz edin. sizden beklenen davranışlar ve tutumlar teselli yahut yardım amaçlı oradan oraya usulca koşuşturmanız ve üzgün olduğunuzu belli eden bir surat takınmanız. oysaki siz "rahmetli de iyi klark çekerdi, aynalar kırılırdı ehehe" diyerek dalgaya vurup gülmek istiyorsunuz. bunu yaparsınız ne olur? kötü bir imaj çizersiniz tabii ki. "insanları üzmeye ne gerek var, dalgamıza bakalım" diye bir düşünce bence dışlanma korkusunun süslenmiş halidir.
diğer kurgu: yine toplum müesseselerinin en zıkkımlarından biri olan akrabalarınızın içinde olduğunuzu düşünün. bir adet zıpır velet, herkes seviyor, oysaki siz sevilecek hiçbir yanı yok, diye düşünüyorsunuz. ama sizden beklenen şu: ilgileniyormuş gibi davranmak, seviyormuş gibi yapmak. yapmazsanız muhtemelen mizantropist yaftası yiyeceksiniz. bu durumda da imaj çizdirmemek için yapılan eylemler, yani seviyormuş gibi yapmak ve ilgileniyormuş gibi yapmak, dışlanmama istencidir.
bireyselliğiniz toplumsallığa yenildi.
peki terry amca bunu ne üzerinden okuyor? o dışlanma demiyor tabii ki, o benim düdüklemem. fekaat o da -miş gibi yapma durumundan bahsediyor john milton'ın edward king anısına yazdığı şiir üzerinden:
"şimdi bir kez daha siz defneler, bir kez daha
siz kahverengi mersinler, açmışsınız yapraklarınızı hiç
kurumayan..." şeklinde başlıyor. eagleton özetle diyor ki "ortada samimiyetsiz bir durum da olabilir" yani milton bunu hiçbir üzüntü hissetmeden kaleme almış da olabilir. riyakarlığın getirdiği sahtekarlık yani bir nevi. tabii ki niyeti bilemeyiz. yine de eagleton iyi yandan bakıp şu sonuca ulaşıyor milton'ın şiiri hakkında: "lycidas milton'ın king'in ölümü karşısında duyduğu üzüntünün ifadesi değil, o üzüntüdür. duruma uygun, sorumluluğunu bilen, usulünce bir ağıttır. burada bir samimiyetsizlik söz konusu değil; en azından sabah karşılaştığımızda aklımda sizin nasıl bir sabah geçireceğinizden daha önemli meseleler olmasına rağmen size iyi sabahlar dilememden daha büyük bir samimiyetsizlik yok ortada."*
terry eagleton şöyle diyor: "post-romantikler olarak bizler, duygularla uzlaşımların (konvansiyon) farklı şeyler olduğunu düşünürüz. bize göre gerçek hisler toplumsal formların yapmacıklığını bir kenara atıp kalbimizden ne geçiyorsa onu söylemeyi gerektirir. ama milton ya da günümüzde batılı olmayan kültürlerde yaşayan pek çok insan böyle düşünmüyor muhtemelen."*
eagleton'ın bahsettiği konu, o anki oluşan durum üzerine olan duygunuzu içinden geldiği gibi dışarıvurma özgürlüğü. fakat dayatmalar bunun önünde engeldir. örnek iki olay üzerinden gidersek:
toplumun sizin ölümüne üzüleceğinizi düşündükleri birinin cenazesinde olduğunuzu farz edin. sizden beklenen davranışlar ve tutumlar teselli yahut yardım amaçlı oradan oraya usulca koşuşturmanız ve üzgün olduğunuzu belli eden bir surat takınmanız. oysaki siz "rahmetli de iyi klark çekerdi, aynalar kırılırdı ehehe" diyerek dalgaya vurup gülmek istiyorsunuz. bunu yaparsınız ne olur? kötü bir imaj çizersiniz tabii ki. "insanları üzmeye ne gerek var, dalgamıza bakalım" diye bir düşünce bence dışlanma korkusunun süslenmiş halidir.
diğer kurgu: yine toplum müesseselerinin en zıkkımlarından biri olan akrabalarınızın içinde olduğunuzu düşünün. bir adet zıpır velet, herkes seviyor, oysaki siz sevilecek hiçbir yanı yok, diye düşünüyorsunuz. ama sizden beklenen şu: ilgileniyormuş gibi davranmak, seviyormuş gibi yapmak. yapmazsanız muhtemelen mizantropist yaftası yiyeceksiniz. bu durumda da imaj çizdirmemek için yapılan eylemler, yani seviyormuş gibi yapmak ve ilgileniyormuş gibi yapmak, dışlanmama istencidir.
bireyselliğiniz toplumsallığa yenildi.
peki terry amca bunu ne üzerinden okuyor? o dışlanma demiyor tabii ki, o benim düdüklemem. fekaat o da -miş gibi yapma durumundan bahsediyor john milton'ın edward king anısına yazdığı şiir üzerinden:
"şimdi bir kez daha siz defneler, bir kez daha
siz kahverengi mersinler, açmışsınız yapraklarınızı hiç
kurumayan..." şeklinde başlıyor. eagleton özetle diyor ki "ortada samimiyetsiz bir durum da olabilir" yani milton bunu hiçbir üzüntü hissetmeden kaleme almış da olabilir. riyakarlığın getirdiği sahtekarlık yani bir nevi. tabii ki niyeti bilemeyiz. yine de eagleton iyi yandan bakıp şu sonuca ulaşıyor milton'ın şiiri hakkında: "lycidas milton'ın king'in ölümü karşısında duyduğu üzüntünün ifadesi değil, o üzüntüdür. duruma uygun, sorumluluğunu bilen, usulünce bir ağıttır. burada bir samimiyetsizlik söz konusu değil; en azından sabah karşılaştığımızda aklımda sizin nasıl bir sabah geçireceğinizden daha önemli meseleler olmasına rağmen size iyi sabahlar dilememden daha büyük bir samimiyetsizlik yok ortada."*
devamını gör...
hamile karısının karnını açarak poz veren adam
çok güzel, mutlular. ne var ki bunda?
devamını gör...
iş hayatının ilk kuralı
her ilişkinin sadece bir adı vardır.
iş arkadaşlarınızla, patronunuzla, çalışanlarınızla olan ilişkinizi mümkün olduğunca profesyonel sınırlar dahilinde tutmalısınız. patron sadece patron, çalışan sadece çalışan, iş arkadaşı sadece iş arkadaşıdır.
iş arkadaşlarınızla, patronunuzla, çalışanlarınızla olan ilişkinizi mümkün olduğunca profesyonel sınırlar dahilinde tutmalısınız. patron sadece patron, çalışan sadece çalışan, iş arkadaşı sadece iş arkadaşıdır.
devamını gör...
erdoğan'dan sözcü gazetesini okumayın çağrısı
yani bir tek hangi gazeteyi okuyup okumayacağımıza karışmadığın kalmıştı reis. sayende 2021'in ilk gününde de tc simülasyonu tüm hızıyla devam ediyor. minnet borçluyuz, teşekkürler. *
devamını gör...
gülüşü güzel insanlar
can insanlardır. çocuk gülümsemesine sahiptir kendileri. genel olarak güzel yürekli, merhametli insanlardır. gülmek, bir devrimci eylemse, güzel gülmek o devrimin gerçekleşmesini sağlamaktır. gülüşü güzel insanlar, lütfen gülümseminizi esirgemeyin. umutlarımızı canlı tutun.
devamını gör...
ajanda tutmak
11 senedir tutuyorum. bazen günlük olarak kullanıyorum, eskiden aklıma gelen şiirleri yazıyordum, aklıma bir fikir geldiyse yazarım hemen, yazarım da yazarım işte. sonradan geriye dönüp okuması çok zevkli oluyor. ''ha şu gün bunu yapmışım. şu gün şöyle bir olay yaşamışım, vay be...'' diyorum okudukça. ve saklıyorum hepsini.
devamını gör...
i was made for lovin' you
kıss grubunun güzel şarkılarından biridir. dinlemek isteyenler için.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının favori oyunları
39 yaşındayım ve bazen oğlumla oyun oynuyoruz. favori oyunum: cs go. (bkz: ergen annesi olmak)
devamını gör...
hastası olunan sözler
"her ailede aileyi mahveden, iflas ettiren, kavga çıkaran, haksızlık yapan, ortalığı birbirine katan, huzur vermeyen, hak ettiğinden fazla malı üstüne alan en az bir amca veya bir dayı vardır. bizde yok diyorsanız bu kişi babanızdır!"
devamını gör...
hızlı konuşanın rapçi olduğu dünyada yavaş konuşup harem kurmak
orta doğunun özetidir. yavaş yavaş konuşup lafı ağzında geveleyip flar takanların kaliteli insan sayıldığı, hızlı konuşup bol paça pantolon giyenlerin köşe başında rapçilik yaptığı bir yerde olmaktır. ne cefası biter ne de sefası.
devamını gör...
kahve içmeden ayılamam sorunsalı
ayılamamanın yanı sıra bir şeyler eksik yahu. öğlen olacak kahve içemedim. tam anlamıyla keyiflenemiyorum hiç bir şeye..
ve evet içimde ağlamak hissi*
ve evet içimde ağlamak hissi*
devamını gör...
çirkinlik
çocukken oynadığımız oyunda çirkinliği seçince sadece mutsuz bir yüz ifadesi takınırdık.çirkinlik algısı bile çocukken daha güzeldi.
eski minder, yüzünü göster
göstermezsen bir poz ver
güzellik mi, çirkinlik mi
havuz başında heykellik mi, mankenlik mi
hangisi?
eski minder, yüzünü göster
göstermezsen bir poz ver
güzellik mi, çirkinlik mi
havuz başında heykellik mi, mankenlik mi
hangisi?
devamını gör...
çocukken sahip olmak isteyip sahip olamadığınız şeyler
akülü araba.
turu 1 liraya binip bitirmemek için elimden gelen çabayı sarf ediyordum.
şimdi her çocukta var.
turu 1 liraya binip bitirmemek için elimden gelen çabayı sarf ediyordum.
şimdi her çocukta var.
devamını gör...