günaydın sözlük,

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bazen günleri şaşırsam da ki olabiliiir* her hafta aşk ile* dinlediğim yayındır. salı günleri kafam hep çiçek* aykut sesine kuvvet big brother.* heyecanla bekliyorum.*
devamını gör...

hani alayım diyorum, ne yazsam onu bilemedim ondan almıyorum. yoksa yeterli kaymem var yani yeter.
devamını gör...

"güç bende artık"

-he-man
devamını gör...

king crimson'un in the court of the crimson king albümünde bulunan enfes bir şarkı.

ayrıca 2012 yılında progressive rock hayranı olan italyan gençler tarafından coverlanmıştır.
https://www.youtube.com/wat...
devamını gör...

1990 yılında çıkan
sözlerini (bkz: cemal safi)'nin yazdığı (bkz: muazzez abacı)' nın seslendirdiği uzun yıllar boyunca dinlenen,
sözlerinin içeriğindeki allah'a isyan nedeniyle tepki almasına rağmen döneme damgasını vuran, 90ların best of şarkılarından biridir.
devamını gör...

en unutulmayacak roman kahramanlarından biridir. bir hedef doğrultusunda çok okuyup çalışan, okuduklarını sorgulayıp süzgecinden geçirerek kendi düşüncelerini oluşturan ve kendi olduğu için başkalarının gözünde bir değeri olsun isteyen karakterdir.

jack london tarafından 1909'da yazılan ve otobiyografik özellik taşıyan romandır. martin, denizcilikle uğraşan ve hayatın herkese aynı imkanları sunmamasından dolayı tahsilini tamamlayamamış, neredeyse sadece okuma yazma bilmekten öteye gidemeyen bir karakterdir. güçlüdür, çalışkandır, çetin ve çevresindeki kızlara hiç mi hiç yüz vermeyen, belki biraz 'egoist' olarak tanımlanabilecek bir karakterdir. fakat kitabı okuyanlar elbette 'egoist' olarak değerlendirmenin yanlış olacağını belirtebilir fakat martin'i dışarıdan görenlerin algısının bu yönde olduğunu kimse inkar etmez sanırım.

sonra bir gün, bir konuda yardımı dokunduğu arthur tarafından arthur'un evine davet edilir. oradaki farklı yaşam stili kendisini çok etkiler ve fazlasıyla çekinir. eksikliklerinden, bilgisizliğinden, nasıl davranacağını bile bilemediği o kaba benliğinden çekinir. aynı zamanda da belki de hayatının değişmesinde başlangıç olarak görülebilecek ruth ile karşılaşır. zaten sonrasında bu zinya çiçeği'ne benzettiği kadın gelişmesinde ona yardımcı olacaktır. fakat martin aydınlanmanın getirdiği hüzünle nasıl tanışacaktır?


ben masa başı işlerde, muhasebe ofisinde çalışmak, ufak tefek işler için ağız dalaşına, hukuki çekişmelere girmek için yaratılmadım. beni böyle işler yapmaya zorlarsan, beni diğer adamlara benzetirsen, onların yaptığı işleri yapmamı, onların soluduğu havayı solumamı, onların bakış açılarıyla bakmamı istersen, aradaki farkı ve beni yok edersin, sevdiğin şeyi yok edersin.
devamını gör...

tarih boyunca ülkeler ve milletler kendilerine sembol olarak çeşitli hayvanları seçmiştir. sanal ortamda ülkelerden bahsederken bu hayvanlar sembol olarak halen kullanılmaktadır.
abd - beyaz başlı kartal: uzun ömürlü ve güçlüdür. havada özgürce süzülür.
almanya – kara kartal: cesaret ve özgürlüğün sembolüdür.
avustralya -kanguru: kangurular geriye doğru hareket etmez. dişi kangurular hamileliğini duraklatabilir ve yavrusunun cinsiyetini belirleyebilir
azerbaycan - karabağ atı: bir dağ-bozkır yarış atı olan karabağ atı; iyi huylu, hızlı ve zariftir.
bhutan -takin: baş kısmı keçiye vücut kısmı ise ineğe benzeyen takin her türlü zorlu şartlarda varlığını sürdürür.
çin - panda: hem dayanıklı ve güçlü hem de dostluk ve barışın sembolüdür. eskiden ejderhayı sembol olarak kullanırlardı.
fransa - horoz: irade sahibidir ve liderdir.
guatemala - muhteşem quetzal kuşu: asalet, hürriyet ve bereketi simgeler.
hindistan - kaplan: gücü, çevikliği ve zarafeti ile dikkat çeker.
ingiltere - aslan: kraliyeti ve asaleti temsil eder.
iskoçya - tek boynuzlu at: efsanelerde geçen bu at masum ve güçlüdür.
ispanya - boğa: güçlü ve azimlidir.
israil – tilki: kurnazlığı ile ünlüdür.
kanada - kunduz: sakin ve çok çalışkandır.
kuzey kore – kanatlı at: efsanelerde geçen bu at hiç kimseye boyun eğmez, ehlileştirilmesi imkansızdır.
pakistan – markhor: burma boynuzlu keçi tehlikeli ve güçlülüğü ile nam sarmıştır.
rusya - bozayı: güçlü ve kurnazdır.
isveç - sığın: sığın; uzun bacaklı, attan ve mandadan daha iri bir geyik çeşididir. ihtişamlıdır ve saygı uyandırır.
türkiye - bozkurt: türeyiş destanı ve ergenekon destanı'nda geçmektedir ve ilk defa göktürkler'de bayrak olarak kullanılmıştır. bozkurtlar özgürlüğüne düşkün ve korkusuzdur. esarete asla boyun eğmezler.
yeni zelanda - kivi kuşu: çok meraklı ve araştırmacıdır.
devamını gör...

bay, eski metinlerde “zengin/varsıl” anlamında kullanılmıştır. “bayındır” sözcüğünün de bu anlam gözetilerek türetildiğini düşünenler vardır. ancak, andreas tietze “bayındır” sözcüğünün, zengin anlamındaki “bay” kökünden türetilmediğini, farsça “pâyende” sözcüğünden derive edilerek kullanıldığını iddia etmiştir.
“bay” sözcüğü, anlam kaymasına uğrayarak zamanla ‘‘erkek’’ anlamında kullanılmıştır. ne zamandan beri “erkek” anlamında kullanıldığına ilişkin de muhtelif tartışmalar vardır. sonuna -an eki getirilerek “bayan” sözcüğü türetilmiştir. -an ekinin türkçede kökten sözcük türeten bir yapım eki olup olmadığı da ayrı bir tartışmanın konusudur.

son yıllarda özellikle “feminist çevreler” tarafından “bayan” sözcüğü lanetlenmiştir. bunun yerine “kadın” sözcüğünün kullanılması istenmiştir.
kız sözcüğünün ise yalnızca reşit olmamış dişileri tanımlamak için kullanılması gerektiği söylenmiştir.
önceden, ataerkil yaklaşımla: kız sözcüğü henüz cinsel ilişkide bulunmamış “dişi birey” anlamında kullanılıyordu. o nedenle evlenmemiş yetişkin kadınlara evlenene kadar “kız” deniyordu. bu tutum, sözde nezaketli olmanın gereği olarak tanımlanıyordu. seks yapmamış bir dişiye “kadın” dersem iffetine laf etmiş olurum kaygısıyla, kadın sözcüğü her “yetişkin dişi birey” için kullanılmıyordu.
bu yaklaşımın “seksist” olduğu kabul edildiğinden beri her “yetişkin dişi birey” için “kadın” sözcüğü kullanılmaktadır. elbette bu tutum değişikliği, mürekkep yalamış orta sınıflarda gerçekleşmiştir çoğunlukla.
devamını gör...

dün akşam saatlerinde aklımı kurcalayan ve beni derin hüzünlere gark eden durumdur.

daha önce bir entrymde bahsetmiştim. bilenler bilir, haftaiçi günde 6 saat taksiye çıkıyorum, haftasonu bir gün de, bireysel direksiyon dersi veriyorum. e haliyle arabada podcasttir, radyo tiyatrosudur dinleyecek çok fazla vaktim oluyor. akşamleyin kumkapı'da bir tane adam bindi taksiye ama nasıl içmiş. iki saat boyunca adamla ücret pazarlığı yaptık. adam elindeki parayı saymayı bile beceremiyor. neyse bunu indirdim bu sefer de başka bir herif bindi. biliyorsunuz dostlar, biz türk halkında hemşeri çıkıp faturayı indirmeye çalışma teşebbüsü bulunmaktadır. tıpkı gözlerini hayata yeni açmış bir süt buzağısının, annesini görür görmez içgüdüsel olarak memesine yapıştığı gibi, karşımızdaki hizmet verenle ahbap-akraba-kanki çıkmaya çalışır ve bir güzellik bekleriz. bereket versin bu işbu hemşericilik olgusu, oldukça işe de yarar. neyse bu herifçioğlu bana soruyor "nerelisin abi?" diye. bir elimle direksiyon sallarken adama dönüp "çorum" dedim. "neresinden?" diye sordu bu sefer. "sungurlu'dayız" dedim. "aa yapma be benim anne tarafı da sungurlu" dedi. gözlerinde zafer kazanmak üzere olan bir roma'lı general parıltısı görünüyordu. boncuk boncuk terledim ama bunu fark ettirmiyordum. çünkü aynı köylü çıkarsak -ki bu sıklıkla başıma geliyordu- ona cüzi bir indirim yapmak zorundaydım. hayatımda çorum'lu olmanın bana bu kadar maliyetli olduğunu bilseydim, gider istanbul'da doğardım anasını satim. tam da bu esnada anneannemin emekli maaşını tek maça yatırmış olup, tek golden yatmanın ezikliği ve kaybetmişliği içinde friedrich engels'in çarlık rusya proleteryası hakkındaki devrimsel düşünceleriyle, hegel'in diyalektiğinin günümüzde işlevselliğinin, geçerliliğinin ne kadar azaldığını düşünüp hayıflandım.

bütün bunlar birkaç saniye içinde olmuştu.

"abi daldın gittin??" dedi hafif sırıtarak. zeki demirkubuz filmi boş bakışı atmıştım önümdeki yola lan. neyse.

"akçındılılar köyündeniz aslanım" dedim.
"harbi mi abi? biz de oradanız. gavurgillerin necip'i tanıyon mu?" diye sordu.
bir süre sessizlik oldu. "iyi adamlı rahmetli" dedim. derin bir nefes vermiştim. adam uzun uzun necip'in köyden kente göçtüğünde yaşadığı zorluklardan bahsetti. ilgimi çekmeyen konuları dinliyormuş gibi yapma huyum vardır. bu muhabbet de ilgimi çekmediği için kulağım kendisindeymiş gibi yaptım. necip'in falanca kişiyi vurup 6 yıl içerde yattığı kısımdan sonrasını dinlemedim. karşındaki kişiye "özet geç p.ç!" de diyemiyorsunuz. ben hayatımda geçen her bir saniyeye değer veriyorum. yavaş konuşan, boş konuşan insanlardan nefret ederim. özellikle mıy mıy mıy konuşan kişilerden... bir keresinde tüyap fuarında ilber ortaylı'yı görmüştüm. adamla ayaküstü iki sohbet ettik. hayatımın en acılı 15 dakikasıydı. yıllarca hep youtube'da 1,75x hızda izlediğim için, ilber hoca'nın gerçek konuşmasını görünce bir şok yaşadım. ceketinin üzerindeki düğmelere basmak istedim belki hızlanır diye.

neyse. adama cüzi bir fiyat indirimi yaptım. yolculuğun son saniyelerinde trt radyo'da picasso'dan bahseden bir sanat konuşması oldu. yanımdaki delikanlı "abi bu picasso da büyük adam hee. biz bu monami pastel boyalarla bir b.k çizemiyoruz afedersin, adam neler neler yapmış yav." dedi gülerek. aynı şekilde "sanki onların zamanında 24'lü pastel boya vardı haha" dedim. sonra vücudum birdenbire kaskatı kesildi ve ani fren yapıp yoldan çıkmamak için e-5'te yana çektim. "abi noldu hayırdır yav?" dedi. yok bir şey dedim derin bir nefes vererek. burada inmen gerekiyor. çocuk oracıkta neye uğradığını şaşırdı. toprakları büsbütün rus çarı tarafından el konulmuş st. petersburg köylüsü gibi suratıma mel mel, hüzünle baktı. para filan istemedim ondan doğruca eve sürdüm. esra'dan bilgisayarımı, sanat tarihi kitaplarımı ve avrupa gezisi notlarımı evin mahzenindeki gizli bölmeye sakladığım yerden çıkarmasını istedim. şifre ne diye sordu whatsapp'tan. "doğru.." diye söylendim içimden. esra'ya hiç kasanın şifresini söylememiştim. sonra ekledi: "tamam buldum 1453'müş". bulmasına şaşırmıştım doğrusu. esra zeki bir kız, o'nu bu yüzden seviyorum.

neyse eve girer girmez üstümü bile çıkarmadan (arabanın anahtarını bile kontakta bırakmışım telaştan, esra almış) direkt olarak bilgisayarın başına geçtim. esra, gözleri parıl parıl bana bakıyordu. üzerindeki hal o kadar kırılgandı ki, bir müddet dönemedim. google'da picasso'nun yaşantısını forumlarda araştırdım.

monami, 1960 yılında kurulmuş bir kırtasiye ürünleri markası.
pablo picasso 1973 yılında ölmüş.
monami güney kore menşeili bir şirket. fakat ne zaman pastel boya ürettiği ile alakalı kesin bir tarih yok. tabii burada dış ticaret yaptığı süre de önemli. picasso yaşamının son yıllarında fransa'da bulunmuş. fransa'da o yıllarda monami boya reklamı ile alakalı herhangi bir veriye ulaşamadım. picasso müzesinin sanal olarak gezdim fakat son yaşlılık dönemindeki kübist çalışmaları dışında herhangi bir veri de yok açıkçası. kafamdaki soru işaretlerini bitirmek için picasso'nun yanındaki asistanı madamoiselle gertrurde'a bir telefon açtım. telefon çalarken, saat farkını hesaplayamadığım için geç bir saatte aramış olduğumu fark ettim. kadın açtı. takma dişlerini taktığını ağzından gelen "locukss" sesiyle anladım. "elloo , qui es-tu?" diye kim olduğumu sordu. "esköze moğa madmozel" diyerek kendimi tanıttım kısa bir konuşma oldu. telefonu kapatırken "mösyö ünal lütfen beni böyle saçma suallerle meşgul etmeyiniz. öyle bir durum olsaydı haberim olurdu. iyi geceler" dedi. o anda cevabını almış ve rahatlamıştım. odaya şöyle bir göz gezdirdiğimde panoda tıpkı dedektiflerin suç ağını kafasına oturtmak için koyduğu birtakım şahıs fotoğrafları ve cümlecikler gibi picasso ve monami kurucusu, madamoiselle gertrude'un fotoğrafları ve birbirleri ile arasındaki ilişki çizgileri vardı. "napıyorum lan ben!!" dedim kendi kendime. bu ben olamazdım. ama kafamdaki bir soru işaretini giderdim. bu soru işareti ile değil uyuyabilmek, bir lokmayı bile rahatlıkla yiyemezdim.

nasıl olur da sanata bu kadar etki etmiş, halen daha imtinayla eserler üretilen kübizm akımının babası olan picasso, yaşamının hiçbir döneminde monami 24'lü boya seti almamış olabilir lan? bu boya hani bir dönem herkeste, bir şekilde vardı? bazı olayları kafamızda kurgulamamalıymışız demek ki, hayatta her şey olabilirmiş.
devamını gör...

güzelim diye kendimi kandırırken ben.
devamını gör...

epiglottis ve larenksin ödemi sonucu oluşan üst solunum yolu hastalığıdır.
devamını gör...

o bir belgisiz sıfat mı, sayı sıfatı mı? bir kafa sözlük yazarına mı, herhangi bir sözlükte bir yazara mı? açıklama gelirse ben de açıklama yapacağım.
devamını gör...

üşengecim üşengeç. uğraştırmasana be!

"ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ"

ayetimiz bu. arapça'daki h-l-k kökü etimolojik olarak yaratmak anlamına geldiği gibi üretmek anlamına da gelir. buna binaen ayette geçen hâlikîn lafzı, üretenler demektir. sanayi diyoruz türkçe'de de, arapça kökenlidir; sâni' de üreten demektir. ayetin meali: allah; üretenlerin, ortaya bir şey koyanların, sanatkarların, zaanatkarların en güzelidir. çünkü herhangi bir üreticinin ortaya koymayacağı şeyleri yoktan var etmiştir: (bkz: insan), dünya... diğer üreticiler, allah'ın ürettiği güzellikte herhangi bir şey üretmedikleri gibi, ürettiklerini de yoktan var etmemişlerdir. tam da bu yüzden allah, tam olarak ayette geçtiği gibi, üretenlerin en güzelidir. tüm bunların üzerine diyebiliriz ki, demeliyiz de... neden direkt üreticilerin en güzeli denmedi? üretici anlamına gelen daha yaygın bir kelime kullanılmadı, biraz önce bahsettiğim sâni' gibi. allah'ın allah olması, kur'an'ın kur'an olması, bu sorunun cevabı. o zaman ayetteki alt metin neymiş bir bakalım izninizle: "siz, onları yaratıyor sanıyorsunuz. onlar, herhangi bir şey yaratmıyor, ancak üretiyorlar. ben* ise yaratıyorum, yoktan var ediyorum. kendisini yaratıcı sananların veya sizin, yaratıcı sandıklarınızın, yan sanayisini dahi üretemediği şeyleri, ben yaratıyorum."

bu yüzden sevgili arkadaşlar, sevgili derken ironi yapmıyorum; allah'a, kur'an'a, islam'a inanmayabilirsiniz, dolayısıyla karşı argüman üretmeye de çalışabilirsiniz. fakat argümanlarınız, (bkz: bilmediğini bilmeyen cahil) argümanları olmasın. eleştireyim derken yüceltirsiniz çünkü. çünkü bahsettiğiniz, kur'an'daki bir açık veya gedik değil bir söz ve anlam sanatıdır.
devamını gör...

arkadaşlar iyi olan değil iyi oynayan kazanır.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...


marginata çiçeği anavatanı madagaskar’dır. kuşkonmazgiller familyasının dracaena türüdür. marginata çiçeği bordo, koyu mor, kızıl, düz yeşil, ortası yeşil kenarları kızıl renkli olmak üzere birçok çeşidi vardır. yapraklarının boyları ortalama en az 30 cm, iyi bakılırsa ve yerini beğenirse 90cm’e kadar uzayabilirler. iyi bakıldığı takdirde çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşma olasılığı düşüktür ve yaprak dökmez.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ekşi'de olduğu gibi burada da ak troll denen kirli zihniyetin algı kasmak için çırpındığı videodur.

taklacı güvercine döndüler takla atacağız derken. sanırsam etekler öyle bir tutuşmuş ki, ellerine verilen metinleri direk kopyala yapıştır yapıyorlar. argümanlar şunlar "muhalefet medet umuyor, video boş, bir şey anlatmadı, hikaye" diye kıvranıyorlar.

bir de "akp'ye bir şey olmaz, seçmen umursamaz" diye umutsuzluk pompalıyorlar. bu yüzden mi ak troll denen kirlik oluşum tüm sosyal mecrada algı kasmak için çırpınıyor.

iddialar ürkütücü ama şaşırtıcı değil. ve halen çıkıp " ya bir şey çıkmadı " diyen var. valla pes. akp çıkıp itiraf etse, buna bile "ya pek bir şey yok" derler. çünkü amaçları gerçekleri duymamak, gerçekleri çarpıtmak.
devamını gör...

(bkz: çüş)

baldızla ilişki düşünen birinin, bunun için dini cevap araması nasıl bir şey lan.
devamını gör...

yuva bulduğum güzelliklerden biri*
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim