sözlük yazarlarını şaşırtan şeyler
sevdiğim kızın beni seviyor olması. nasıl olabiliyor bu anlamıyorum bu yüzden şaşırıyorum
edit : artık şaşırmıyorum dostlarım sevmiyormuş
edit : artık şaşırmıyorum dostlarım sevmiyormuş
devamını gör...
babamın 4.evre kansere yakalanması
geçmiş olsun uralaltay ,babana acil şifalar dilerim. *
devamını gör...
cumhurbaşkanlığı başdanışman şoförünün uyuştucuyla yakalanması
başka memleketlerde hükümet düşürecek skandallar bizde yaprak kıpırdatmıyor. galiba beynimiz alınmış.
devamını gör...
filmi varken gidip sayfalarca roman okuyan tip
sinemayla kitabı karşılaştırma cehaletine düşen başlık. izlediği filmde karakterin ruh halini ne kadar anlayabilir insan. bir yerin betimlemesi ne kadar yapılabilir filmde. ama yazar öyle bir betimler ki yeri ve karakteri, birden o karakteri sen oynarsın kafanın içinde. film bütünlüğü bozar. ayrıca hiçbir edebi yanı da yoktur. sayfalarca roman okuyan tip benim.
devamını gör...
güne bir söz bırak
"baharda kışı, kışın da baharı özler insan. ne uzaksa onu özler... kavuşmak şart mı?
boş ver! bazı şeyler yokken güzel"
özdemir asaf
boş ver! bazı şeyler yokken güzel"
özdemir asaf
devamını gör...
depremin günahla bağlantısı olduğunu düşünen insan
devamını gör...
malya ovası katliamı
lan bırak konuyu gayet güzel özetlemiş. tabi böyle güzel konuları işleyen yazarlar olunca, insan yazma konusunda şevke geliyor. ha mevzu yine beklenen ilgiyi görmemiş orası ayrı. ama bu tarz başlıkların bu sözlükte yer alması en azından benim adıma sevindirici. böyle böyle sözlüğün, sözlük olma vasfını sağlarsınız. aslına bakarsanız malya ovası katliamı bugünlerimizi de süzebilmek açısından çok önemli bir kilometre taşıdır. hani bazı arkadaşlar burada çok fazla siyaset konuşulmuyor diye gönül koyuyorlar ya işin esası siz tarihi adam gibi konuşamazsanız, tarih üzerine gerekli okumaları ve değerlendirmeleri yapmazsanız, konuştuğunuz her şeyin altı boş kalır. evvela insanların siyaset konulabilmesi için tarihi anlamda bir doygunluğa ulaşmaları gerekir ki, mevzular üzerine adam gibi analizler yapılabilsin. neyse tanımları eyyorlama enstitüsü girizgâhını da yaptığıma göre mevzuya geleyim.
bakın bu olay, türkmenlerin anadolu coğrafyasında yaşadığı elim olayların başlangıç noktası olarak nitelenebilir. farklı ve küçük bazı olaylar olmuştur ancak bu yaşanan katliam ve sonrasında gelişecek olaylar bırakın selçuklunun geleceğini, osmanlı'yı dahi ciddi anlamda etkilemiş ve hatta bugünlerimize dahi sirayet etmiştir. saray entrikaları sadece osmanlı'da yoktu. devşirme sultanlar da öyle. selçuklu sarayın da da varlardı. misal giyaseddin'in annesi bizans tekfurunun kızıdır ve özellikle oğlunun başa geçebilmesi açısından alâeddin'i zehirlediğinden bahsedilir. sonrasında giyaseddin malum olduğu üzere gürcü bir prensesle evlenir. ipler annesinin ve veziri saadettin köpek'in elindedir. türkmenlerin yayıldığı otlaklar ellerinden alınır ve soylu diyebileceğimiz bir takım zevata peşkeş çekilir. sonrasında vergi yükü iyice arttırılır. bu durumlar türkmenler açısından kabul edilebilecek şeyler değildir.
tabi bu arada bir takımın zevatın hayranlıkla yad ettiği mevlana efendide bu düzen içerisinde keyfine bakıp saraya yaltaklanmakla meşguldü. bunu nereden biliyoruz? hacı bektaş'ın bu saray soytarısına karşı yazdığı dizelerden. anadolu halkı inim inim inlerken, bu beyzade hacı bektaş'ın tabiriyle topaç gibi dönmektedir! bundan sonra gelişen olayları lan bırak zaten çok güzel anlatmış, o konuda tekrara düşmek istemiyorum. ama şunun altını çizmekte fayda var. baba ishak'ın cansız bedenini bir bayrak gibi hunharca amasya kalesinin direğine çekenler, moğol kılıçları ile kellelerini kaybettiler. sap döndü keser döndü gün geldi hesap döndü! bu konuyla ilgili geniş bilgi almak isterseniz durali yılmaz hocanın bu mevzu ile ilgili yazdıklarını okuyup, mevzuyu kafanızda netleştirebilirsiniz.
osmanlıyı nasıl etkiledi peki? aslında bu sorunun da cevabı çok basit. hani akif diyor ya; ''tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi''. osmanlı selçuklu'nun yaşadıklarından ibret almamıştır. kendi kuruluşunda temel harç olan türkmenleri ve yörükleri bir zaman sonra elinin tersi ile kenara itmiştir. yahu osmanlının kuruluşunda birilerinin hoşuna gitmese de tengrici türklerin büyük emeği vardır. misal ertuğrul gazi'nin silah arkadaşı isa sofi tengrici bir türktür ve şaman geleneklerine göre yaşayıp, can vermiştir. osmanlı selçuklu'nun düştüğü hatanın birebir aynısına düşmüştür. zaten işin aslına bakarsanız türk devleti olarak nitelenip, türk unsurlara eza çektiren bir yönetim anlayışından bahsediyoruz burada. bakın şimdilerde bazılarının farklı anlamlar yüklediği gevheri'nin ''dağlara gel!'' adlı eseri türkmen katliamları vesilesiyle kaleme alınmıştır. ha keza dadaloğlu ferman padişahınsa dağlar bizimdir diyerek yine türkmenlerin gördüğü zulme tepkisini vermiştir.
türkmenlerin osmanlı için söylediği ;
şalvarı şaltak osmanlı
eğeri kaltak osmanlı
ekende yok biçende yok
yiyende ortak osmanlı!
sözleri de türkmenlerin osmanlıya bakış açısının göstergesidir. ha buradaki kaltak kelimesi bildiğiniz anlamı taşımıyor. onun da altını çizmek lazım. şimdi çıkıp ona da laf etmeye kalkacaklar olur, onun da şerhini önden koyalım. çıplak, püskülsüz, eyer manasında kullanılmış orada. neyse tıpkı selçuklu'da olduğu osmanlı'da da devletin harcı olması gereken türk ve türkmen unsurlar dışlanıp, eziyet gördükçe devlet dinamikliğini ve vermesi gereken aidiyet hissini kaybetmiştir. tabi bugün güneydoğu sorunu için de türkmen tarihine bakmanız yeterli olacaktır. yavuz'un çıkarttığı fetvalar, idrisi bitlisinin anlatıları, katliama uğrayan ve kendi topraklarından zorunlu olarak göç ettirilen türkmenlerin dramını konuşmak kimsenin işine gelmez. tabi anadolu coğrafyası yığınla türkmen isyanı gördü ve geçirdi hepsini ayrı ayrı incelemek ve ele almak gerekir.
ez cümle; anadolu coğrafyasında varlığını sürdüren bir türk devletinin nasıl yönetilmesi veyahut yönetilmemesi gerektiğinin yanıtları türkmen tarihinde ve türkmenlerin yaşadıkları dramlarda saklıdır. yine tarih ders alınmadığı için tekerrür etmektedir. umarız insanımız kendi tarihini okuyup, anlayıp, buna göre reaksiyon verecek bir noktaya gelir. yoksa yandı gülüm keten helva.
bakın bu olay, türkmenlerin anadolu coğrafyasında yaşadığı elim olayların başlangıç noktası olarak nitelenebilir. farklı ve küçük bazı olaylar olmuştur ancak bu yaşanan katliam ve sonrasında gelişecek olaylar bırakın selçuklunun geleceğini, osmanlı'yı dahi ciddi anlamda etkilemiş ve hatta bugünlerimize dahi sirayet etmiştir. saray entrikaları sadece osmanlı'da yoktu. devşirme sultanlar da öyle. selçuklu sarayın da da varlardı. misal giyaseddin'in annesi bizans tekfurunun kızıdır ve özellikle oğlunun başa geçebilmesi açısından alâeddin'i zehirlediğinden bahsedilir. sonrasında giyaseddin malum olduğu üzere gürcü bir prensesle evlenir. ipler annesinin ve veziri saadettin köpek'in elindedir. türkmenlerin yayıldığı otlaklar ellerinden alınır ve soylu diyebileceğimiz bir takım zevata peşkeş çekilir. sonrasında vergi yükü iyice arttırılır. bu durumlar türkmenler açısından kabul edilebilecek şeyler değildir.
tabi bu arada bir takımın zevatın hayranlıkla yad ettiği mevlana efendide bu düzen içerisinde keyfine bakıp saraya yaltaklanmakla meşguldü. bunu nereden biliyoruz? hacı bektaş'ın bu saray soytarısına karşı yazdığı dizelerden. anadolu halkı inim inim inlerken, bu beyzade hacı bektaş'ın tabiriyle topaç gibi dönmektedir! bundan sonra gelişen olayları lan bırak zaten çok güzel anlatmış, o konuda tekrara düşmek istemiyorum. ama şunun altını çizmekte fayda var. baba ishak'ın cansız bedenini bir bayrak gibi hunharca amasya kalesinin direğine çekenler, moğol kılıçları ile kellelerini kaybettiler. sap döndü keser döndü gün geldi hesap döndü! bu konuyla ilgili geniş bilgi almak isterseniz durali yılmaz hocanın bu mevzu ile ilgili yazdıklarını okuyup, mevzuyu kafanızda netleştirebilirsiniz.
osmanlıyı nasıl etkiledi peki? aslında bu sorunun da cevabı çok basit. hani akif diyor ya; ''tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar; hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi''. osmanlı selçuklu'nun yaşadıklarından ibret almamıştır. kendi kuruluşunda temel harç olan türkmenleri ve yörükleri bir zaman sonra elinin tersi ile kenara itmiştir. yahu osmanlının kuruluşunda birilerinin hoşuna gitmese de tengrici türklerin büyük emeği vardır. misal ertuğrul gazi'nin silah arkadaşı isa sofi tengrici bir türktür ve şaman geleneklerine göre yaşayıp, can vermiştir. osmanlı selçuklu'nun düştüğü hatanın birebir aynısına düşmüştür. zaten işin aslına bakarsanız türk devleti olarak nitelenip, türk unsurlara eza çektiren bir yönetim anlayışından bahsediyoruz burada. bakın şimdilerde bazılarının farklı anlamlar yüklediği gevheri'nin ''dağlara gel!'' adlı eseri türkmen katliamları vesilesiyle kaleme alınmıştır. ha keza dadaloğlu ferman padişahınsa dağlar bizimdir diyerek yine türkmenlerin gördüğü zulme tepkisini vermiştir.
türkmenlerin osmanlı için söylediği ;
şalvarı şaltak osmanlı
eğeri kaltak osmanlı
ekende yok biçende yok
yiyende ortak osmanlı!
sözleri de türkmenlerin osmanlıya bakış açısının göstergesidir. ha buradaki kaltak kelimesi bildiğiniz anlamı taşımıyor. onun da altını çizmek lazım. şimdi çıkıp ona da laf etmeye kalkacaklar olur, onun da şerhini önden koyalım. çıplak, püskülsüz, eyer manasında kullanılmış orada. neyse tıpkı selçuklu'da olduğu osmanlı'da da devletin harcı olması gereken türk ve türkmen unsurlar dışlanıp, eziyet gördükçe devlet dinamikliğini ve vermesi gereken aidiyet hissini kaybetmiştir. tabi bugün güneydoğu sorunu için de türkmen tarihine bakmanız yeterli olacaktır. yavuz'un çıkarttığı fetvalar, idrisi bitlisinin anlatıları, katliama uğrayan ve kendi topraklarından zorunlu olarak göç ettirilen türkmenlerin dramını konuşmak kimsenin işine gelmez. tabi anadolu coğrafyası yığınla türkmen isyanı gördü ve geçirdi hepsini ayrı ayrı incelemek ve ele almak gerekir.
ez cümle; anadolu coğrafyasında varlığını sürdüren bir türk devletinin nasıl yönetilmesi veyahut yönetilmemesi gerektiğinin yanıtları türkmen tarihinde ve türkmenlerin yaşadıkları dramlarda saklıdır. yine tarih ders alınmadığı için tekerrür etmektedir. umarız insanımız kendi tarihini okuyup, anlayıp, buna göre reaksiyon verecek bir noktaya gelir. yoksa yandı gülüm keten helva.
devamını gör...
zwei gefangene
alman yazar, şair ve çevirmen paul heyse tarafından sappho ve gabriele reuter motifi kullanılarak yazılmış olan eser. roman heyse'nin edebi gelişimini incelemek için de oldukça önemli bir noktada. heyse'nin eserleri çoğunlukla apolitik bir kavramı, sanatsal bir idealizmi temsil eder. sanat parlatılmalı, soylulaştırmalı, zamansal olanı ebedi olanın ışığında temsil etmelidir. eserlerinde erdemli, entelektüel ve duyarlı karakterler yaratır fakat zwei gefangene heyse'nin bu belirli özelliklere sahip karakterleri için kırılma noktalarından biridir aynı zamanda. clara bir bakıma bu soylu ruh'u temsil etse de eserin diğer ayağı olan josef heyse'nin yaratmayı hedeflediği o 'kahraman'dan oldukça uzaktadır çünkü esere de ismini vermiş olan bu mental ve zihinsel zincirlerini kıran iki mahkumun ilerledikleri yolda josef bir kahramandan ziyade clara'yı trajik bir sona doğru götüren faktör rolünü üstlenir. heyse'nin l'arrabbiata'sında da kendine yer bulan aşk yoluyla kendini gerçekleştirme teması zwei gefangene'de de tekrarlanır ki l'arrabbiata'da laurella üzerinden verilen bu tema bu romanda clara üzerinden aktarılmaktadır. clara'nın kendi özgürlüğü olarak gördüğü josef'in ihanetinden sonra kendisini kısıtlayıcı bir etken olarak görerek yaşamına son verme isteği çok ince bir şekilde işlenmiş heyse trajedisidir ki heyse eserde bunu bir cömertlik olarak sunmaktan kaçınmaz.
gezogen und unterhielt sich leise und eifrig mit dem kinde. dabei brildte fie von zeit zu zeit ihre überquellenben augen gegen das weiche haar und das rosentränzchen, bas die kleine trug. aber niemand bekümmerte sich darum, der am wenigsten, bem biese verftohlenen thränen galten. jener lange, tabellos gefleidete junge mann mit bem bitn nen blonden haar am scheitel mußte ber bräutigam fein. er benahm sich, auf einem der sophas ausgestreckt, die ei garre zwischen den weißen zähnen, mit einer möglichst füh len, gönnerhaften herablaffung gegen ein paar fleinstädtisch geschmiegelte bettern, die vor ihm standen und jeden feiner bişe mit unmäßigem lachen honorirten. dazwischen gähnte der gegenstand ihrer bewunderung völlig zwanglos unb machte endlich den vorschlag, ob sie sich nicht ins neben zimmer flüchten und einen tarok spielen wollten. erst als ber keltere der bettern, während der jüngere die bee capital" fand, die besorgniß äußerte, die alten damen würden diese absonderung vielleicht noch übler nehmen als bie jungen, verzichtete der bräutigam auf seinen ein fall, erklärte aber, von tanzen könne für ihn gleichwol feine rebe sein, er sei viel zu groß für seine kleine frau und tanze überhaupt nur mit fremben weibern. p.11
gezogen und unterhielt sich leise und eifrig mit dem kinde. dabei brildte fie von zeit zu zeit ihre überquellenben augen gegen das weiche haar und das rosentränzchen, bas die kleine trug. aber niemand bekümmerte sich darum, der am wenigsten, bem biese verftohlenen thränen galten. jener lange, tabellos gefleidete junge mann mit bem bitn nen blonden haar am scheitel mußte ber bräutigam fein. er benahm sich, auf einem der sophas ausgestreckt, die ei garre zwischen den weißen zähnen, mit einer möglichst füh len, gönnerhaften herablaffung gegen ein paar fleinstädtisch geschmiegelte bettern, die vor ihm standen und jeden feiner bişe mit unmäßigem lachen honorirten. dazwischen gähnte der gegenstand ihrer bewunderung völlig zwanglos unb machte endlich den vorschlag, ob sie sich nicht ins neben zimmer flüchten und einen tarok spielen wollten. erst als ber keltere der bettern, während der jüngere die bee capital" fand, die besorgniß äußerte, die alten damen würden diese absonderung vielleicht noch übler nehmen als bie jungen, verzichtete der bräutigam auf seinen ein fall, erklärte aber, von tanzen könne für ihn gleichwol feine rebe sein, er sei viel zu groß für seine kleine frau und tanze überhaupt nur mit fremben weibern. p.11
devamını gör...
günün sözü
her kim bir haltı beceremez, o haltın eleştirmeni olur.
devamını gör...
çaya şeker atan zevksiz
(bkz: keyfimin kâhyası mısın)
devamını gör...
18 şubat 2021 apartman boşluğu yayın
daddy ses tonu ve diksiyon olarak çok iyi. sunucu olarak bir hayal ettim kendisini çok güzel olur. daddy konuk olarak kalmamalı bence. maşallah bilgi fışkırıyor hepinizden. çok bilimselsiniz bu kadarı fazla mı acaba.
devamını gör...
forrest gump
robert zemeckis’in winston groom’un kitabından sinemaya uyarladığı ve tom hanks’in başrolde oynadığı dünyanın en güzel filmidir.

gökten bir tüy düşer alan silvestri’nin piyanosundan çıkan muhteşem ezgi ile salınarak ve biz ilk kez orada karşılaşırız forrest gump ile. ismi saçma bir isimdir ama annesi hayattaki saçma olayların farkına varsın diye seçmiştir bu ismi onun için.
önce ayakkabıları ile karşılaşırız forrest’ın ve biz biliriz ki ayakkabılar insanlarla ilgili çok şey söyler bize. biz de onlara bakarak tanımaya başlarız forrest’ı.
forrest, jenny’ye giderken hayatını ve geçmişini bir bavulda taşır. bavulun içine bakınca onun hakkında daha çok şey öğreniriz. hatta neden tevazu gösterelim artık forrest arkadaşımız sayılır bizim. bavulunu bile gördük.
artık tanıştığımıza göre onun hakkında daha uzun ve samimi konuşabiliriz. hatta istersek onunla bile konuşabiliriz. forrest annesini dinler ve yabancılarla konuşmaz ama biz yabancı sayılmayız artık.
jenny isimlerin en güzeli ve forrest’ın içinde büyütüp her yere dağılan bir kanser hücresidir ama yine de güzeldir. forrest nereye giderse gitsin jenny onunla birliktedir. jenny nereye giderse gitsin forrest’ı yanına almaz.
sonunda forrest jenny’ye kavuşur yine de. kendi ağaçlarının altında. ve jenny’nin çocukluk korkuları forrest’ın yanında kaybolup gider birbirlerine bir şeyler öğrettikleri ağacın gölgesinde.
film biter ama forrest koşmaya devam eder benim gibi bu filmin hayranı olan insanların zihninde. artık biraz dinlendiysen eğer koş forrest koş.

gökten bir tüy düşer alan silvestri’nin piyanosundan çıkan muhteşem ezgi ile salınarak ve biz ilk kez orada karşılaşırız forrest gump ile. ismi saçma bir isimdir ama annesi hayattaki saçma olayların farkına varsın diye seçmiştir bu ismi onun için.
önce ayakkabıları ile karşılaşırız forrest’ın ve biz biliriz ki ayakkabılar insanlarla ilgili çok şey söyler bize. biz de onlara bakarak tanımaya başlarız forrest’ı.
forrest, jenny’ye giderken hayatını ve geçmişini bir bavulda taşır. bavulun içine bakınca onun hakkında daha çok şey öğreniriz. hatta neden tevazu gösterelim artık forrest arkadaşımız sayılır bizim. bavulunu bile gördük.
artık tanıştığımıza göre onun hakkında daha uzun ve samimi konuşabiliriz. hatta istersek onunla bile konuşabiliriz. forrest annesini dinler ve yabancılarla konuşmaz ama biz yabancı sayılmayız artık.
jenny isimlerin en güzeli ve forrest’ın içinde büyütüp her yere dağılan bir kanser hücresidir ama yine de güzeldir. forrest nereye giderse gitsin jenny onunla birliktedir. jenny nereye giderse gitsin forrest’ı yanına almaz.
sonunda forrest jenny’ye kavuşur yine de. kendi ağaçlarının altında. ve jenny’nin çocukluk korkuları forrest’ın yanında kaybolup gider birbirlerine bir şeyler öğrettikleri ağacın gölgesinde.
film biter ama forrest koşmaya devam eder benim gibi bu filmin hayranı olan insanların zihninde. artık biraz dinlendiysen eğer koş forrest koş.
devamını gör...
ondan vazgeçtiğiniz an hissettikleriniz
bilmem ne köyüne gitmiştim. bi köpeği penceresi olmayan garaj gibi bir yere kilitlemisler. ara ara dövüyorlar, çiğ et ile besliyorlar ve söylediklerine göre asla sevmiyorlar. bunu yapma sebepleri de köpek yaban domuzunu daha istekli parçalasın. bu. o zamandan bu zamana çok uzun seneler geçti, hâlâ o köpeği düşünüp duruyorum. ne hissettiğini çok merak ediyorum. özgür kalma fırsatı olduysa hiç kaçmaya çalıştı mı yoksa tutsak olduğunun bile farkında değil miydi?
aşık olunca kendimi o köpek gibi hissediyorum. hakkatan öyle hissediyorum. kendimi kapana kısılmış gibi hissediyorum ama sanki en baştan beri hiç özgür olamamışım gibi özgür olmak için mükemmel bir çaba vermiyorum.. elbette mecaz anlamda söylüyorum bunu, yiyorum dayağı, vahşiyim, karanlıkta bırakıyor beni döven kişi, benden iki kat büyük hayvanlara bile gücüm yetebilir ama beni döveni ısırmıyorum. o daracık alanda beni boynuma tasma geçirip hiç hareket etmeyecek hale sokan o insanın kafamı okşamasını bekliyorum.
aşk elbette çoğu yönüyle cok güzel ama o tutsaklık hissi beni boğuyor. düşünecek binlerce farklı şey varken bir insanın günün büyük bölümünde aklında olması, onu merak etmek, özlemek, istemek, ayaklarının sürekli ona koşması falan sahiden yorucu gelmeye başladı bana. en önemlisi sevsin beklentisi daha yorucu. beni sevsin, beni istesin düşüncesi, onun o hırsı, o beklentiler insanı yaşlandırıyor.
bu nedenle ben zincirim varmış, onu kırmış ve koşuyor gibi hissediyorum. özgürlüğe koşan mutlu biri gibi hissediyorum. özgürlük cennettir çünkü. bana sorarsanız vazgeçmek yine çok acıklı bir mesele değil. o da güzel aslında çoğu yönüyle. tabii. böyle de duygusal bir insanım.
aşık olunca kendimi o köpek gibi hissediyorum. hakkatan öyle hissediyorum. kendimi kapana kısılmış gibi hissediyorum ama sanki en baştan beri hiç özgür olamamışım gibi özgür olmak için mükemmel bir çaba vermiyorum.. elbette mecaz anlamda söylüyorum bunu, yiyorum dayağı, vahşiyim, karanlıkta bırakıyor beni döven kişi, benden iki kat büyük hayvanlara bile gücüm yetebilir ama beni döveni ısırmıyorum. o daracık alanda beni boynuma tasma geçirip hiç hareket etmeyecek hale sokan o insanın kafamı okşamasını bekliyorum.
aşk elbette çoğu yönüyle cok güzel ama o tutsaklık hissi beni boğuyor. düşünecek binlerce farklı şey varken bir insanın günün büyük bölümünde aklında olması, onu merak etmek, özlemek, istemek, ayaklarının sürekli ona koşması falan sahiden yorucu gelmeye başladı bana. en önemlisi sevsin beklentisi daha yorucu. beni sevsin, beni istesin düşüncesi, onun o hırsı, o beklentiler insanı yaşlandırıyor.
bu nedenle ben zincirim varmış, onu kırmış ve koşuyor gibi hissediyorum. özgürlüğe koşan mutlu biri gibi hissediyorum. özgürlük cennettir çünkü. bana sorarsanız vazgeçmek yine çok acıklı bir mesele değil. o da güzel aslında çoğu yönüyle. tabii. böyle de duygusal bir insanım.
devamını gör...
yolda görsem selam vermem diyeceğimiz ünlüler
hiçbir ünlüye selam melam vermem. utanırım.
devamını gör...
lucifer'ın trollükten ihracı
derhal 1 haftalık sözlükten uzaklaştırma cezası ile sırtına 40 kırbaç darbesi almalı.
devamını gör...
sözlükte devamlı denk gelinen kişiler
sözlüğün aktifleridir. okurken kim olduğu anlaşılacak kadar tanıyoruzdur artık. devamlı denk geldiğimize göre, hemen hemen aynı başlıklarda dolanıyoruz demektir. iyi mi kötü mü bilmem ama, bu şekilde olup da okumayı sevdiğimiz yazarları, nasılsa denk geliyoruz diye takip etmeme gibi bir handigap oluşuyor.
devamını gör...
sözlüğün en iyi yazarı
"ben de paşayım sen de paşasın... hadi siz de paşa olun, hepimiz paşayız" dedirten başlık.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının ruh halleri
" içimden gelen garip bir ses,
al demiri git diyor.
içimden garip bir ses
sen sonunu bekleme!
tez elden al demiri,
gün doğarken git diyor."
al demiri git diyor.
içimden garip bir ses
sen sonunu bekleme!
tez elden al demiri,
gün doğarken git diyor."
devamını gör...
haz duyulan küçük sapıklıklar
soğuk duvar çıplak ayak dayamak. muhteşem bir his değil mi ama.
devamını gör...
