bireyin soy ağacını, geometrik şekil, çizgi ve kelimelerle tanımlayarak, görsel olarak temsil edilmesidir. en az üç kuşak ele alınarak çizilen genogramlar, aile üyeleri arasındaki ilişkileri içerir.

aile danışmanlığında; danışanlar ile ilgili bilgi toplamak, hipotez kurmak, geçmiş ve şimdiki olaylar arasındaki değişimi izleyebilmek amacıyla kullanılan yöntemlerden birisidir. örnekler şu şekildedir:

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

birkaç kere aldığım soru. hem vaktim hem sabrım hem de enerjim yok. canım böyle istiyor. uzun tanım girecek kadar sevmiyorum bu sözlüğü. *

(bkz: 1 tl farkla uzun tanım ister misin çocuk adam)
devamını gör...

1987' ten beri duymadığımız bir kelimeydi 'fingirdeşmek'
devamını gör...

yarın cuma, bu da demektir ki hafta sonu geliyor. çalışan bir insan olarak ben de hafta sonu geldiği için mutlu oluyorum elbette. perşembeden başlıyorum mutlu olmaya, küçük şeylerle mutlu olan insanız hamdolsun. *
devamını gör...

gerçekten inanılmaz keyifli bir yayındı. saatlerce konuşsanız dinlerim, o derece.*ben çok çok keyif aldım, bilimsel konular konuşulsa bile sohbet havası olduğundan hiç sıkılmadım. çok güzel bir radyo yayınıydı cidden. emeği, fikri geçen herkese teşekkür ederim. devamını büyük bir merakla bekliyorum efenim.*
devamını gör...

bana “ben sana zarar verebilirim, tekme atabilirim” dersen bil ki insana değil, eşek ve ata uygun bir özelliklerle övünüyorsun.
epiktetos
devamını gör...

ünlü japon kılıç üstadı (bkz: miyamoto musashi)'nin dövüş sanatları üzerine yazdığı ve ölmeden hemen önce tamamladığı kitabıdır. anahtar kitaplar yayınevi tarafından yayımlanmıştır. çevirmeni sibel özbudun'dur. kitabın özgün adı "go rin no sho"dur. türevlerinden farklı olarak dövüş sanatlarına odaklanmıştır. ama öğretileri strateji alanında her şeye uygulanabilir. musashi bu kitabını "strateji öğrenmek isteyenler için bir rehber" şeklinde tanımlamıştır. musashi tüm açıklamalarını "strateji yolu" kavramı üzerinden yaptığı için her bölümde strateji yolu kavramını tekrarlamaktadır. ayrıca kitapların hepsi "zamanlama" üzerinedir. çünkü musashi'nin tabiriyle "zamanlama stratejidir."

kitap beş bölümden oluşur:

1- toprak kitabı
2- su kitabı
3- ateş kitabı
4- rüzgar kitabı
5- boşluk kitabı

bölümleri kısaca ve genel hatlarıyla özetleyeyim. okuması size kalsın.

toprak kitabı genel hatlarıyla "strateji yolu"nu ve kitabın bölümleri hakkında kısa bilgilerle temel kavramları konu edinir. su kitabı'na geçmeden hemen önce strateji yolu 9 ilkeyle özetlenir. bu bölümde insanın esas zanaatının yanında başka zanaatları da öğrenmesi tavsiyesi oldukça önemlidir.

su kitabı "strateji yolu"nun ruhunu şekillendirir. kitaba kaynaklık eden felsefi öğretiler bu bölümde ele alınıp işlenir.

ateş kitabı düşmana saldırırken nasıl bir yol izleneceğinden; yani neyi nasıl yapmak gerektiğinden, saldırı stratejisine kaynaklık eden bazı tavsiyelerden ve zafere nasıl ulaşılacağından bahsedilir.

rüzgar kitabı bu kitapta musashi, kendisi gibi, kılıç dövüşü yapan ve yapacak olan savaşçıları yetiştiren diğer okulları eleştirir.

boşluk kitabı önceki dört kitapta verilen tüm ilkelerin sürekli temrin edilmesi ve strateji yolu üzerine anlaşılmayan hiçbir şeyin kalmaması için sürekli çalışma öğüdü verilir.
devamını gör...

(bkz: dakika bir gol bir)
devamını gör...

kayahan 'ın tılsımlı eserlerinden biridir.

"davalı ben, davacı ben
yorgunum bu celselerden
dargınım sana

posta posta hatıralar voltalarda yâr
ben perişan, günlerim dar, anlamazsın yâr"


devamını gör...

bu yayın tam kafama göre. oblomovreis sen işi biliyorsun. 90 ları bırakma tutunduk oraya.. 80 lerede varız ama.. selamlar, hürmetler keyifle dinlemeler...
gözümde canlanır koskoca mazi..ah barbie bebeklerim ah çilekli max dondurmalarım...*dilek taşı ağlıyor şu an...
devamını gör...

din öğretilir ateizm öğrenilir. tüm dünyada bilim anlamında önemli çalışmalar yapan kişilerin çoğunluğu ateisttir. düm dünyada yobaz davranışlarda bulunanların tamamı bir dine inanmaktadır.

din ve ahlakın aynı şey olduğunu zannedenler tüm ateistleri ahlaksız olarak düşünmektedir. oysa kişi budist olsa aynı yaftalamayı yememektedir.

--- alıntı ---

bazı dinler semavi, yani kutsal, tek tanrılı ve bi kutsal kitaba sahip olan dinlerdir. bildiğimiz gibi bu şekilde üç din vardır. ama farklı inanışlar ve diğer mezheplerle birlikte dünyada tam olarak 4.300 adet din olduğu kabul ediliyor.

--- alıntı ---

neticede bu 4300 dinden birisine inanıp 4299 adedini inkar edersem fazla sıkıntı yok ancak o bir tanesini de inkar ettiğimde ahlak elden gidiyor. (bu sadece islam coğrafyası için geçerli bir genelleme değildir). din konusunu tartıştığınız birisi size ineğe taptığını söylese gülersiniz, "olur mu öyle şey" dersiniz ama ahlakını sorgulamazsınız. neden? çünkü o kişi en azından bir şeye inanmaktadır. hiçbirşeye inanmamak kavramı ise kişiyi korkutur. insanlığın dürtülerine esir olmasını engelleyen şey ahlak olmalıdır ancak bu işe yaramadığından (ceza yok ucunda) bu görevi din üstlenmiştir. kişiyi ahlaklı davranmaya zorlamıştır. kendisindeki bu baraj kalktığında yapabileceklerini karşısındakinde de potansiyel olarak görmektedir. bu yüzden neye inanırsa inansın yeter ki bir şeye inansın diye bağırmaktadır iç ses. oysa ahlak dine bağlı (müfredatımızın aksine) değildir. ateist bir terör örgütü yoktur. ateist bir demagog yoktur kitleleri peşinden sürükleyen. ateistler, bir dine inananları aşağılamaz. onlar için endişe duymaz. onlar adına (kendi kararlarının doğru olduğundan hareketle) karar vermeye çalışmaz. manipüle etmez.

"inanmıyorsan da saygı duy" doğru bir söylemdir fakat eksiktir. ancak ve ancak peşinden " inanmamana saygı duyduğum gibi" ifadesi gelirse bir anlam teşkil eder.

dinlerin tamamında "hoşgörü" kavramı vardır ancak içi boştur. bunu görmek için ise dine mensup kişilerin davranışlarını gözlemlemek yeterlidir. ateizmde böyle bir kavram yoktur ancak bir dine mensup olanların o dinin gerekliliklerini yerine getirmeye çalışmalarına hoşgörü göstermeyecek tek bir ateist yoktur.

(bkz: kişi kendinden bilir işi)
devamını gör...

malum sözlükten gelme ergendir. bilenler bilir, orada her üç başlıktan birisi belden aşağıdır.

"yazarımız çok olsun" ayağına tuttular onları sözlükte. her hal şimdi durumlar pek eyi değilmiş.
devamını gör...

insanların, durdurulamaz bir geleceği öğrenme arzusu var.
sahte bilimler sınıfına giren astroloji ve fal da insanların bu arzusundan faydalanır.
inanamazsınız bu sektörde nasıl paralar kazanılıyor.
evet bu bir sektör.
biraz düşünürsek, dünya üzerinde milyarlarca insan var, bu kadar insanı nasıl oluyorda 12 karaktere sığdırabiliyorsunuz?
psikanaliz yapıldığında bile insanları kolay kolay sınıflandıramazlar.
hadi diyelim öyle ve çok biliyorsunuz peki neden burçlar hakkında bariz kötü şeyler söylenmez?
herkesin mi en kötü huyu, kinci olması bilmem ne olması.
bu ruh hastaları, katiller hangi burca mensup bize söyleyin biz de bilelim.

burçlara körü körüne inanan, seçimlerini ve kararlarını buna göre yapan insan gözümde inanılmaz iticidir.

yeni bir ortama giriyorum, burcum soruluyor, "akrep" diyorum.
hemen böyle garip garip hareketler, bir dilini ısırmalar ve bunu yapanlar kadın.
kadınlar nedense sevmez akrep burcu kadınını. inandıkları değerlere göre akrep burcu kinci, kıskanç, bilmem ne oluyor.
böyle insanlara kendimi anlatma gereği bile duymuyorum.
devamını gör...

bayram falan gelince hatırlatın başlığı tekrar canlandıralım,yoldaş benjamin üç beş bişey ateşler belki biz yazar dostlarına.
devamını gör...

bana göre şiirin en güzel tanımını ümit yaşar oğuzcan yapmıştır.

‘şiir bir köprüdür madde ile ruh arasında.
şiir güzelliğin en yoğun ifadesidir ve nefes alışıdır duygularımızın.’
devamını gör...

gece yolcuları grubunun "neden?" albümünden bir parçadır. 2013 yılında çıkmıştır.

meyhaneler sen, içtikçe biten ben
senden vazgeçersem, haram olsun.
tüm kadehler sen, kırılıp düşen ben
beni mahveden sen, helal olsun.
devamını gör...

dört bölümden oluşan kitabın ilk bölümünün ismi ihsan'dır. ihsan, mümtaz'ın ağabeyi, amcasının oğludur. bu bölümde mümtaz karakterinin ayaklarını bastığı yer anlatılır. mümtaz'ı bu güne getiren arka plan göz önüne serilir. anlatıcı bu bölümde mümtaz ile arasında bir cam yerleştirmiştir ve bu camın ilerleyen bölümlerde gittikçe inceldiğini ve "o'nun" "biz" olduğunu hiddetli anlarda görmek mümkündür. fakat şimdilik anlatıcı ile mümtaz bütünleşik olamaz. asli görevi mümtaz'ın gerçeklerini anlatmaktır. diğer karakterlerin neden ve nasıl'ını anlamak için de bu bölüm önemlidir. mümtaz'ın düşünce dünyasını bu bölümde anlatır. geçmiş ve gelecek arasında bir sarkaçtır huzur. "ilk defa doğuracak bir kedi yavrusunun sancılı telaşıyla * , okunur bu bölüm. pek çok şey insan'ın rahatsızlığı etrafında çerçevelenir. toplumsal meselelere giriş niteliğinde bir altyapı oluşturulur.

ikinci bölüm nuran'dır. "bu, dünyanın en basit, adeta bir cebir muadelesini hatırlatacak kadar basit bir aşk hikayesidir." cümlesiyle başlar ikinci bölüm. tanpınar'ın musiki bilgisini gözler önüne serer, bir kilim gibi dokur tanpınar romanında musikiyi. insan ilişkilerini özenle inceler. tabiatımızın anlatmaktan yoksun olunan yönlerini su akar yolunu bulur misali anlatır. tanpınar'ın betimlemelerinin zirveye ulaştığı nokta benim için insan ilişkileri ve insan doğası hususundadır. bir nakış gibi. tanpınar bunu nasıl yapıyorsa okuduğum her eserinde hayret ederim. insan ilişkilerini de memleket meselelerini de bu bölümde okuyucunun zihninde yapılandırmaya başlar. dostları ile bir masa etrafında tartışmaya giren mümtaz, günümüzün memleket problemlerine sığlığını gösterir. a, b, c partilerini tartışmanın çok ötesindedir bu tartışma. insan ilişkileri konusundaki betimlemeleri sırlı bir kalem gibidir. tanpınar'ın dili başka bir evren. dili günümüz insanının da yazarı ve hata entelektüel kimliğinin de ne denli fakir bir biçimde kullandığı tanpınar'ın tek cümlesiyle bir fotoğrafa dönüşür. büyük küçük yok diyor tanpınar, her şey ve herkes var.

bu her şeyin ve herkesin mekan edindiği istanbul, bir çağlayan gibi akıyor bu esere. bazen mekan insanla bazen de insan mekan ile var oluyor. nuran hayaletinde kadını anlatıyor tanpınar. bir kadının hayatını çoğu zaman nasıl kendi seçimlerine aykırı şekillendirdiğini gösteriyor nuran. eski kocası ve kendi hayatı göz önüne alındığında bu adaletsizlik daha da belirgin hale geliyor. nuran aydın bir kadın olmasına rağmen, kendi hayatının iplerini tutuyor olmasına rağmen yılıyor. nuran, nuran'ı değil nuran olmamayı gösteriyor. bunun yanında önemsiz veya sevimli bir adam olan suat'ın mümtaz için nasıl korkunç bir adama dönüştüğünü görürüz. mümtaz tereddütleriyle, iç sıkıntısıyla o kadar meşguldür ki aşkının yerini bu tereddütleri almaktadır.

üçüncü bölüm suat'tır, mümtaz bu bölümün başlangıcında tereddütlerinin yersizliğiyle rahatlar. umduğu nuran'a ve "huzur"a kavuşmasına ramak kalmıştır. romanın ismi olan huzur sözcüğünün ne kadar kıt kullanïldığı, adeta harcanmaktan sakınıldığı dikkate değer olsa benim için bunun bir adım fazlası romanda dikkatimi çeken tek huzur sözcüğüdür. anlatıcı mümtaz'ın hayatında öyle bir çaba huzur'u eklemiştir ki bu dikkat ve ihtimam insanı çarpar. oysa defalarca tadarız bu huzuru. nuran mümtaz'ın kollarında veya ağaçların ismini sayarken kokusu gelir. hayır, tanpınar huzur'u bu biçimde konumlandırmıştır. huzur, hakiki huzur yalnız o anadır veya o andan sonra başlar huzur'un yokluğu. mümtaz aldığı kararı, bu sert duvarı tek bir cümleyle ifade eder. oysacbiz günlerce senin nuran'a dair şüphelerini, heyecanlarını paylaşmadık mı mümtaz?

tanpınar'ın zamanla ilişkisi bir acayiptir. bu bölümde de en sıradan görünen anların içine zamanla ilgili ipuçları bırakmıştır. ikinci bölümde olduğu gibi yine yaşam, zaman, ölüm konuları iç içe geçmiş durumdadır. mümtaz'ın, zamanla bir derdi vardır. bu derdin tek sahibinin mümtaz olmadığı ise gün gibi ortadadır. ses, musiki, an! yine de bu bölüm için bunları söylemekle yetinmek esere büyük bir haksızlık. üstelik bu yalnız bu bölüme has değil. insan tanpınar okumadan kendine ve insana nasıl yaklaşabilir şaşarım bazen. suat ile mümtaz'ın karşı karşıya geldiği bu bölümde benim için bir iç muhasebedir. mümtaz ve suat taban tabana iki zıt karakter ve yaşam adamıdır. ne yazık ki suat, nuran ve mümtaz'ın ayrılığını ölümüyle sağlayacak ve geride bir mektup bırakacaktır.

dördüncü bölüm ise nihayet mümtaz'dır. bize suat'ın mektubundan bir bölümden bahsedildiğinde suat'ın hayaletinin mümtaz'ın yakasına yapıştığı ve bırakamadığı anlaşılır. koskoca bir an içinde geçen zaman, ihsan'ın yatağı başında oturur. artık türkiye değil, dünyadır mesele. suat bir hayalettir mümtaz'ın yanında. bir zihinde yaşadığı için artık daima güzel kalacaktır, zihinde yaşayanlar bu biçimde kalırlar.
devamını gör...

iko’nun nickaltına yazdığımı beğenmiş bu da demek oluyor ki iko mor renk vermezse pavlovun göbeği bana sarısını verir. hem bana daha çok yakışır. dene bi bak olmaz mı? aranızda anlaşın bana dönüş yapın. hadi canlarım, bekliyorum bak.
devamını gör...

hindistan'da gulabi gang adıyla bilinen, kadın, çocuk ve muhtaç durumdaki insanlara karşı işlenen suçları cezalandırmak için kurulmuş olan kadın hareketi. çetedeki kadınların parlak pembe giysiler giymesi nedeniyle bu ismi almıştır.

örgütün kurulma amacı, şiddet uygulayan erkekleri konuşmak yoluyla ikna edip bundan vazgeçirmekti. ancak görüldü ki erkekler laftan anlamıyor ve şiddete devam ediyor. bunun üzerine örgüt, şiddet uygulayan erkekleri bambu sopalarla döverek cezalandırmaya başladı. yani tam bir nush ile uslanmayanı etmeli tekdir tekdirle uslanmayanın hakkı kötektir vakası diyebiliriz.

çetenin kurulduğu bölge, hindistan'ın en fakir ve eğitim seviyesi en düşük bölgelerinden biri. kurucusu sampat pal devi, şiddete uğrayan bir kadın görmüş ve kadının kocasını durdurmaya çalışmıştı. ancak adam uyarıları umursamadan kadını dövmeye devam etti. sampat pal devi, bunun üzerine ertesi gün yanına 5 tane daha kadın alarak sopalar eşliğinde geri döndü ve adamı yaptığına pişman etti. olayın duyulmasıyla, şiddet gören kadınlar, bu sopalı kadınlardan yardım istemeye başladı. şimdi örgüt şiddet sorununu, konuşma yoluyla ikna edemediği erkekleri dövmekle çözüyor. bu arada, eğer polis dayak atan kocayı serbest bırakırsa, bu kadınlar o polisi de dövüyorlar.

örgüt sadece dayak olaylarıyla uğraşmıyor. kadınların okutulması için çabalıyor, kızların çocuk yaşta evlendirilmesini önlemeye çalışıyor. evden eve gezerek kadınların sorunlarını dinlemek, onları bazı konularda bilinçlendirmek de örgütün faaliyetleri arasında. bir yandan da yönetimsel alanda yapılan haksızlıklara karşı duruyorlar. örneğin rüşvet alan memurlara, işlerini rüşvet almadan yaptırmak, yoksullara tahıl dağıtımının adaletli yapılmasını sağlamak için bir memurun ofisini basmak ve işin başında durarak adaletli dağıtımı sağlamak gibi eylemleri de var.

paris'te bir temsilciliği ve 10 binlerce üyesi bulunan örgütle ilgili film ve belgeseller de mevcut.

son olarak, olaylara bakış açılarını yansıtan acı ama gerçek cümleyi bırakayım buraya:
"biz kesinlikle şiddeti savunmuyoruz, ama hindistan'da tek yol bu."

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
görselin kaynağı
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim