dıpsomanıa

bir ati242 albümüdür. albüm 2021 yılında pmc şirketinden çıktı. albümün içerisinde 11 şarkı bulunuyor.
albümde ati242 ye newman, massaka, patron, şehinşah, sagopa kajmer, bedo, stabil eşlik ediyor.
albüm featlerle beraber güçlenmiş bir albüm. ati242 solo olarak albümde pek başarılı değil. sevdiğim şarkıların çoğu feat olan parçalar. ati yine alışık olduğumuz gibi flowlarla beatin üzerinde şov yapıyor. ne zaman ati242 bir şarkı veya albüm çıkarsa farklı şeyler bekliyorum maalesef olmuyor. bu albümün sevindirici gelişmesi ati dostumuzun daha temiz bir vokal tekniği kullanması. o kirli sesi azaltmış. sevindirdi.
albüm konsept olarak karanlık bir albüm. beatler, nakaratlar, lirikler bunu gösteriyor. hatta albümün ismi ve kapağı da bunu gösteriyor.
albüm trap bir albüm olarak göze çarpıyor ama eski tarz hip-hop müzikten çok uzaklaşmıyor. bazı şarkılar trap sound üzerine boom bap liriklerle ortaya çıkmış.
albümde bulunan şarkılar ise şu şekilde
maseratı flow
wow
kredi kartı
ikon
9mm (massaka)
pmc ın the house (patron)
güneş (şehinşah)
uzak (sagopa kajmer)
bozgun
kapa gözlerini (bedo stabil)
nerdesin
albümde sevdiğim şarkılar. maseratı flow, pmc ın the house, güneş, uzak, bozgun şarkıları.
albümde en sevdiğim isimler uzak şarkısıyla sagopa kajmer ve güneş şarkısıyla şehinşah. fark yaratmışlar.
ati242 dostumuzun diğer albümünü merakla bekliyorum. aynı flow matematiğini ve benzer şarkıları görürsem bir daha dinlemem. güncelle kardeşim kendini.
devamını gör...
nefes: vatan sağolsun
2009 yılında gösterime giren ve yönetmenliğini levent semerci'nin yaptığı türk filmi. film, hakan evrensel’in güneydoğu’dan öyküler adlı kitabının uyarlamasıdır ve film için tahtalı dağı’nda bir karakol kurulmuştur. filmde güneydoğu'da bulunan ve 2365 metre yükseklikteki karabal tepesi'ndeki röle istasyonunu korumakla görevlendirilen bir yüzbaşı komutasındaki askerin hikâyesi anlatılmaktadır.
filmi daha önce askere gitmeden önce izlemiştim ama netflix'te görünce sabah tekrardan izledim. daha önce izlemiş olmama rağmen film beni aşırı etkiledi, uzun süre etkisinden çıkamadım. filmde aktarılmak istenen hissi o kadar iyi vermişler ki zaman zaman nefes almakta zorlandım. mete yüzbaşının mektubunda ne demek istediğini ancak ikinci izleyişimde anladığıma üzüldüm açıkcası.
dinlemek isteyenler için 1.30 dan sonra başlıyor.
"canım, birtanem, çiçeğim, aşkım
‘keşke’ diyemeyeceğim kadar uzağım artık
başını göğsüme koyduğunda nefesim dolaşsın isterdim yüzünde
o kadar ısıtmak isterdim ki nefesimle sırtını
keşke yüreğine en güzel aşk şarkılarını fısıldayabilseydim
yapamadım aşkım
kelimelerden utandım
ellerim ellerini sevdi çiçeğim
dudaklarım koynunu
gözlerim yüreğini
o güzel, içinde güneş saklı yüreğini
zannettim ki bakarsam korkmadan bulutlara korkar kaçarlar
elimden bir şey gelmiyor.
artık çok geç
yalvarırım kızma bana
hain bir bulut gözlerimi esir aldı aşkım
kapatamadım
olmadı aşkım
onlar kaçacağına ben bulut oldum
güneş dolu yüreğine yağmurlar yağdırdım
affet beni
çevremi saran bulutları dağıtmaya yetmedi rüzgarım
sesini duyar gibiyim aşkım
inan en çıplak halimle içime alacağım lanetini
affet diyeceğim
nefesim nefesine nefes katsın istedim
ama olmadı
o küçücük nefesi içine üfleyemedim
o kadar isterdim ki o minnacık nefes göğüslerinden sevgini emsin
ama
olmadı aşkım
anamın fısıldadığı masalları fısıldayamadım nefesine
oysa o kadar istemiştim ki masallarımı rüzgarın yapmak,
bir varmış, bir yokmuşta kaldı fısıldamam.,
ötesini fısıldayamadım
o zilin sesini duyduğunda yüreğine düşen acıya lanet ediyorum
artık koklayamayacağım içini
bir bulut gibi kapatacağım önünü içindeki güneşin
beni affet.
kelimeler hiç bir zaman bu kadar anlam kazanmadı canım
vatan sana canım feda derken dışım;
içim,
vatan sensin be aşkım diye haykırdı
toprağın olmaya çalışmak varken, mezarın oldum
nehir olup akmak varken, deren olup taştım
güneş olmak varken, gölgen oldum
beni affet.
aşkım,
neden dinlemedim yüreğini
neden gözlerimle duyup kalbimle bakamadım sana
neden elini uzattığında kalbimi arkaya sakladım
keşke gözyaşlarımı utanmadan yanağımda gezdirebilseydim
aşkım, seni de yanımda götürüyorum
ne kadar acı yüreğinde bulut olarak dolaşmak
bütün sabahların ışığında
yüzündeki aydınlığı alıyorum içime
rüzgarlar yardım edin bana
umarım güneşli bir gün başka bir nefes daha güçlü üfler aşkını yüreğine
ve ben çıkıp giderim.
o gittiğim yerde binlerce kez haykıracağım,
seni seviyorum çiçeğim."
filmi daha önce askere gitmeden önce izlemiştim ama netflix'te görünce sabah tekrardan izledim. daha önce izlemiş olmama rağmen film beni aşırı etkiledi, uzun süre etkisinden çıkamadım. filmde aktarılmak istenen hissi o kadar iyi vermişler ki zaman zaman nefes almakta zorlandım. mete yüzbaşının mektubunda ne demek istediğini ancak ikinci izleyişimde anladığıma üzüldüm açıkcası.
dinlemek isteyenler için 1.30 dan sonra başlıyor.
"canım, birtanem, çiçeğim, aşkım
‘keşke’ diyemeyeceğim kadar uzağım artık
başını göğsüme koyduğunda nefesim dolaşsın isterdim yüzünde
o kadar ısıtmak isterdim ki nefesimle sırtını
keşke yüreğine en güzel aşk şarkılarını fısıldayabilseydim
yapamadım aşkım
kelimelerden utandım
ellerim ellerini sevdi çiçeğim
dudaklarım koynunu
gözlerim yüreğini
o güzel, içinde güneş saklı yüreğini
zannettim ki bakarsam korkmadan bulutlara korkar kaçarlar
elimden bir şey gelmiyor.
artık çok geç
yalvarırım kızma bana
hain bir bulut gözlerimi esir aldı aşkım
kapatamadım
olmadı aşkım
onlar kaçacağına ben bulut oldum
güneş dolu yüreğine yağmurlar yağdırdım
affet beni
çevremi saran bulutları dağıtmaya yetmedi rüzgarım
sesini duyar gibiyim aşkım
inan en çıplak halimle içime alacağım lanetini
affet diyeceğim
nefesim nefesine nefes katsın istedim
ama olmadı
o küçücük nefesi içine üfleyemedim
o kadar isterdim ki o minnacık nefes göğüslerinden sevgini emsin
ama
olmadı aşkım
anamın fısıldadığı masalları fısıldayamadım nefesine
oysa o kadar istemiştim ki masallarımı rüzgarın yapmak,
bir varmış, bir yokmuşta kaldı fısıldamam.,
ötesini fısıldayamadım
o zilin sesini duyduğunda yüreğine düşen acıya lanet ediyorum
artık koklayamayacağım içini
bir bulut gibi kapatacağım önünü içindeki güneşin
beni affet.
kelimeler hiç bir zaman bu kadar anlam kazanmadı canım
vatan sana canım feda derken dışım;
içim,
vatan sensin be aşkım diye haykırdı
toprağın olmaya çalışmak varken, mezarın oldum
nehir olup akmak varken, deren olup taştım
güneş olmak varken, gölgen oldum
beni affet.
aşkım,
neden dinlemedim yüreğini
neden gözlerimle duyup kalbimle bakamadım sana
neden elini uzattığında kalbimi arkaya sakladım
keşke gözyaşlarımı utanmadan yanağımda gezdirebilseydim
aşkım, seni de yanımda götürüyorum
ne kadar acı yüreğinde bulut olarak dolaşmak
bütün sabahların ışığında
yüzündeki aydınlığı alıyorum içime
rüzgarlar yardım edin bana
umarım güneşli bir gün başka bir nefes daha güçlü üfler aşkını yüreğine
ve ben çıkıp giderim.
o gittiğim yerde binlerce kez haykıracağım,
seni seviyorum çiçeğim."
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının plaj fotoğrafları
angaralılar seri üzgün* siz de kuğulu parktan foto atın bari.
devamını gör...
bir idam mahkumunun son günü
sizi gerçekten de idamına birkaç gün kalan bir mahkum gibi hissettiren kitaptır. kolay okunur, çabuk biter lakin kolay sindirilir mi bilemem. karakterle özdeşleştikten sonra işler biraz sarpa sarabiliyor. sayfaları çevirirken o prangaları bileklerinizde hissedebiliyorsunuz.
devamını gör...
güzel kadın vs zeki kadın
bu konuda anlatmak istediği fikre katılmadığım ama her denk gelişimde istemsizce güldüğüm bir mini hikayeyi bırakıyorum buraya:
genç bir erkeğin 4 tane sevgilisi vardı fakat hangisiyle evleneceğine karar veremiyordu en sonunda bunları testten geçirmeye karar verdi ve her birine 1000 dolar verdi gidin bunları dilediğiniz gibi harcayın dedi. 1. kız gidip 1000 dolarla en lüks kıyafetleri alıp giyinip süslenip geldi ve erkeğe sana güzel gözükmek için verdiğin parayla kıyafetler aldım dedi. 2. kız gidip 1000 dolarla erkeğin tuttuğu takımın maçına 2 tane kombine bilet alıp geri kalanıyla erkeğe hediyeler aldı ve gelip erkeğe seni mutlu edecek şeylerde harcadım dedi.3. kız ise aldığı 1000 dolarla yatırım yapıp parayı çoğaltarak gelip erkeğe geleceğimiz için yatırımlar yaptım diyerek yaptığı yatırımları anlattı.4. kız ise aldığı 1000 dolarla fakirlere harcayıp karınlarını doyurduğu için gelip erkeğe yaptığı iyilikleri anlattı. bu olaylar karşısında erkek durup düşündü hepsinin de kendisinin mutluluğu için harcadıklarına karar verdi ve bunların içinden birini seçmek zorunda olduğu için en sonunda büyük memeli olanıyla evlenmeye karar verdi.
genç bir erkeğin 4 tane sevgilisi vardı fakat hangisiyle evleneceğine karar veremiyordu en sonunda bunları testten geçirmeye karar verdi ve her birine 1000 dolar verdi gidin bunları dilediğiniz gibi harcayın dedi. 1. kız gidip 1000 dolarla en lüks kıyafetleri alıp giyinip süslenip geldi ve erkeğe sana güzel gözükmek için verdiğin parayla kıyafetler aldım dedi. 2. kız gidip 1000 dolarla erkeğin tuttuğu takımın maçına 2 tane kombine bilet alıp geri kalanıyla erkeğe hediyeler aldı ve gelip erkeğe seni mutlu edecek şeylerde harcadım dedi.3. kız ise aldığı 1000 dolarla yatırım yapıp parayı çoğaltarak gelip erkeğe geleceğimiz için yatırımlar yaptım diyerek yaptığı yatırımları anlattı.4. kız ise aldığı 1000 dolarla fakirlere harcayıp karınlarını doyurduğu için gelip erkeğe yaptığı iyilikleri anlattı. bu olaylar karşısında erkek durup düşündü hepsinin de kendisinin mutluluğu için harcadıklarına karar verdi ve bunların içinden birini seçmek zorunda olduğu için en sonunda büyük memeli olanıyla evlenmeye karar verdi.
devamını gör...
vedasız giden dost
dost değildir.
devamını gör...
abla terörü
mahallede çingene çocukları vardı ve birinin gözleri yeşildi. ben de renkli gözlüyüm, ailede tek. her dışarı çıkışımızda 'run bak biz seni onun ailesinden aldık, evlatlıksın sen. onun da gözleri renkli, seninki de. bizimkiler sen üzülme diye söylemediler ama bilmen lazım artık' derdi. ben de içli içli ağlar, anneme de anlatamazdım. nebçim ablam varmış *
devamını gör...
fotometri
bir ışık kaynağından çıkan 200-2000 nm dalga boyu arasındaki ışığın renkli bir çözelti içerisinden geçerken oluşturduğu absorbansın ölçülmesi prensibine dayanan biyokimyasal yöntemdir.
devamını gör...
normal sözlük'te kendi halinde yazan yazarlar
ben değilmişim. görüşürüz.
devamını gör...
istanbul boğazında denize girmek
genellikle hafta sonları hava aydınlanırken yaptığım eylem. yaz veya kış farketmez.
akıntı sebebiyle su çok berrak ve temizdir.
uzun mesafe bisiklet sürüşü veya koşu sonrasında yapılması, ardından o saatte kimsecikler yokken güneşin doğuşunu müzik, termosunuzdan doldurduğunuz filtre kahve ve sigara eşliğinde izleyip oradan da pedallayıp ayasofya karşısında istanbul konulu tarih kitabını yaşandığı yerde okumak size bedava terapi yaptırır.
akıntı sebebiyle su çok berrak ve temizdir.
uzun mesafe bisiklet sürüşü veya koşu sonrasında yapılması, ardından o saatte kimsecikler yokken güneşin doğuşunu müzik, termosunuzdan doldurduğunuz filtre kahve ve sigara eşliğinde izleyip oradan da pedallayıp ayasofya karşısında istanbul konulu tarih kitabını yaşandığı yerde okumak size bedava terapi yaptırır.
devamını gör...
üç kelimelik hikayeler
lahmacun, içli köfte, dolma.
devamını gör...
yeşil-uzum
şansım olan yazar.
her insana doğuştan yardımcılar yollar yaratıcı.
ben hem yatacıya inanıyorum, hem yardımcı olduğuna, hem mucizeler yolladığına.
benim mucizem olan yazar, kankam.
sen çok yaşa emi.
ha böle ha böle devam edelim.
her insana doğuştan yardımcılar yollar yaratıcı.
ben hem yatacıya inanıyorum, hem yardımcı olduğuna, hem mucizeler yolladığına.
benim mucizem olan yazar, kankam.
sen çok yaşa emi.
ha böle ha böle devam edelim.
devamını gör...
sen kimsin radyo yayını
günaydın ahali!

güzelim bir yazarımızı, missler, çiçekler gibi yarasa seneca'mızı getiriyorum size bu akşam! sabah sabah bu ürkünçlü afiş için özür diliyorum ama ne yapayım kadın denişik bir pp seçmiş kendisine, ilham perilerim böyle çalıştı...
akşam 21:30'da sözlük radyosu'ndayız biz, bekleriz.

güzelim bir yazarımızı, missler, çiçekler gibi yarasa seneca'mızı getiriyorum size bu akşam! sabah sabah bu ürkünçlü afiş için özür diliyorum ama ne yapayım kadın denişik bir pp seçmiş kendisine, ilham perilerim böyle çalıştı...
akşam 21:30'da sözlük radyosu'ndayız biz, bekleriz.
devamını gör...
kimyasal ölüm çığlığı
ölmek üzere olan bakterilerin arkasında bıraktığı ve diğer bakterilerin ortamdan uzaklaşıp kendilerini korumalarını sağlayan kimyasal maddeye, bilim insanları tarafından verilen ad. ölecek olan bakterinin bu davranışı, kalan topluluğun hayatta kalmasını sağlıyor.
devamını gör...
bu gece bizden rol çalıyorsun yapma diye mesaj atan mod
ayağını denk al ayağını kaydırırım demek isteyen mod kanımca. ufaktan bi uyarı vermiş. amanın valla uğraşmam ben bunlarla. *
devamını gör...
yazarların en sevdiği börek çeşidi
kıyma ve cevizin bir arada olduğu börek.
devamını gör...
yazarların favori kot markaları
ltb, loft, mavi
devamını gör...
erkekler arası görgü kuralları
bu ne lan ahahaha miroğlu kanunları mı bunlar.
devamını gör...
köylüleri niçin öldürmeliyiz
bende bir kaç şiir yazmak istiyorum.
avukatları öldürmek;
suçlu suçsuz demeden alacakları paraya bakar duruşmaya çıkarlar.
en azılı katili bile savunurlar, takım elbise giydirip iyi hal indirimi alırlar.
suçlular olmasa ne yapardı avukatlar.
muhasebecileri öldürmek;
ince hesaplar yapar, en az vergiyi nasıl öderizin tezini yapıp doktora sahibi olurlar.
parayı verirseniz sizi devletten alacaklı çıkartırlar.
müteahhitleri öldürmek;
yaptıkları binalarda malzemeyi ekonomik kullanırlar. ama kendileri sırça köşklerde otururlar.
yaptıkları binalar yıkılınca ortadan kaybolurlar.
mafyayı öldürmek;
ufaktan başlayıp mahallede ona buna racon keserler. ağır abi olup derin işlere girerler. at avrat silah namus derken üç beş tane metres beslerler.
arkalarına bakmadan sokakta yürüyemezken, günün birinde kör kurşunlara gelirler.
bilimadamlarını öldürmek;
birçoğu insanlığa hizmet ederler içlerinde bazı şerrf..zler tehlikeli virüs üretiler. sonra, aşı bulduk diye milleti sıraya dizerler.
askerleri öldürmek;
asker zaten ölümü göze alıp bu işe girer. vatan uğruna sevdiğini terk eder. sanki onların içinde yokmu bir çuval inciri berbat eden kurtlular.
bu kurtlular gazino, kantin subayı olmak fırsat kollarlar. askere bayıltana kadar eğitim yaptırırken, en çok da karılarından korkarlar.
şehir insanlarını öldürmek;
baksan hepsi asilzade, okumuş, görmüş ama biçare.
hele birde apartmanda görün balkondan silkeler halıyı senin üstüne.
işadamını öldürmek;
işadamı cennetliktir. alır teşviği, kurar fabrikayı verir herkese aş, iş.
yok mu içlerinde işçinin hakkını gasp eden p..ç.
vardır içlerinde birkaç vicdan sahibi elbet.
efendim daha yazacak çok şiir var elbet. ben bile şiire bu kadar gönül vermemişken birkaç dize yazabiliyorsam biraz edebi kariyeri olan alasını yazar.
hakikat şudur ki, kimse göründüğü kadar saf göründüğü kadar masum değildir. erbaş'ın şiirindeki köylüye zaman zaman rastlayabileceğimiz gibi yazmaya çalıştığım şiirlerdeki kahramanlara da zaman zaman rastlayabiliriz.
daha 1 saat önce sabah haberlerine şöyle bir dedim. bir mafya *bozuntusu sokak çatışmasında öldürülmüş.
sonra motor çalan hızsız kovalamacada kaçarken bir evin içine duvarından geçip girmeyi denemiş marvel kahramanı gibi ama bunun sadece visual efect ile başarılabildiğini bilemediğinden mortingen şıtrayze. üçüncü haberi izlemeden değiştirdim kanalı.
konu nereden nereye geldi. köylü, şehirli, saraylı, adalı diye sınıflandırmak yanlıştır.
ingiltere sarayında bile şiirdeki köylüyü anımsatan olaylar vardır.
sarayda yaşadığı için adı kral kraliçe prens prenses olarak geçmektedir.
insanları sınıflandırırken, yaşadıkları yere, coğrafyaya göre köylü, şehirli vs olarak değil, yaptıkları işe göre avukat, doktor, işçi olarak değil "iyi yada kötü" olarak sınıflandırın.
"insan yada mahluk" diye sınıflandırın.
avukatları öldürmek;
suçlu suçsuz demeden alacakları paraya bakar duruşmaya çıkarlar.
en azılı katili bile savunurlar, takım elbise giydirip iyi hal indirimi alırlar.
suçlular olmasa ne yapardı avukatlar.
muhasebecileri öldürmek;
ince hesaplar yapar, en az vergiyi nasıl öderizin tezini yapıp doktora sahibi olurlar.
parayı verirseniz sizi devletten alacaklı çıkartırlar.
müteahhitleri öldürmek;
yaptıkları binalarda malzemeyi ekonomik kullanırlar. ama kendileri sırça köşklerde otururlar.
yaptıkları binalar yıkılınca ortadan kaybolurlar.
mafyayı öldürmek;
ufaktan başlayıp mahallede ona buna racon keserler. ağır abi olup derin işlere girerler. at avrat silah namus derken üç beş tane metres beslerler.
arkalarına bakmadan sokakta yürüyemezken, günün birinde kör kurşunlara gelirler.
bilimadamlarını öldürmek;
birçoğu insanlığa hizmet ederler içlerinde bazı şerrf..zler tehlikeli virüs üretiler. sonra, aşı bulduk diye milleti sıraya dizerler.
askerleri öldürmek;
asker zaten ölümü göze alıp bu işe girer. vatan uğruna sevdiğini terk eder. sanki onların içinde yokmu bir çuval inciri berbat eden kurtlular.
bu kurtlular gazino, kantin subayı olmak fırsat kollarlar. askere bayıltana kadar eğitim yaptırırken, en çok da karılarından korkarlar.
şehir insanlarını öldürmek;
baksan hepsi asilzade, okumuş, görmüş ama biçare.
hele birde apartmanda görün balkondan silkeler halıyı senin üstüne.
işadamını öldürmek;
işadamı cennetliktir. alır teşviği, kurar fabrikayı verir herkese aş, iş.
yok mu içlerinde işçinin hakkını gasp eden p..ç.
vardır içlerinde birkaç vicdan sahibi elbet.
efendim daha yazacak çok şiir var elbet. ben bile şiire bu kadar gönül vermemişken birkaç dize yazabiliyorsam biraz edebi kariyeri olan alasını yazar.
hakikat şudur ki, kimse göründüğü kadar saf göründüğü kadar masum değildir. erbaş'ın şiirindeki köylüye zaman zaman rastlayabileceğimiz gibi yazmaya çalıştığım şiirlerdeki kahramanlara da zaman zaman rastlayabiliriz.
daha 1 saat önce sabah haberlerine şöyle bir dedim. bir mafya *bozuntusu sokak çatışmasında öldürülmüş.
sonra motor çalan hızsız kovalamacada kaçarken bir evin içine duvarından geçip girmeyi denemiş marvel kahramanı gibi ama bunun sadece visual efect ile başarılabildiğini bilemediğinden mortingen şıtrayze. üçüncü haberi izlemeden değiştirdim kanalı.
konu nereden nereye geldi. köylü, şehirli, saraylı, adalı diye sınıflandırmak yanlıştır.
ingiltere sarayında bile şiirdeki köylüyü anımsatan olaylar vardır.
sarayda yaşadığı için adı kral kraliçe prens prenses olarak geçmektedir.
insanları sınıflandırırken, yaşadıkları yere, coğrafyaya göre köylü, şehirli vs olarak değil, yaptıkları işe göre avukat, doktor, işçi olarak değil "iyi yada kötü" olarak sınıflandırın.
"insan yada mahluk" diye sınıflandırın.
devamını gör...
doğru söylüyor dedirten şarkı sözleri
devamını gör...