okumak ve yazmak. bazen yaşadığım sıkıntılardan kısa süreli de olsa kurtulmak için bol bol okurum. özellikle de şiir okurum. kitap da okurum elbet ama şiir okumak bir ayrı. ve tabii yazmak. gerçekten benim en sevdiğim şey olabilir. ne yazdığım önemli değil. o an kötüyümdür oturur yazarım, sadece duygularımı yazarım onları nasıl ifade edebiliyorsam öyle yazarım bazen şiirle ortaya çıkarırım duygularımı bazen de düzyazı şeklinde. ama sanırım duygularımı yazmak kadar hiçbir şey beni rahatlatamaz.
devamını gör...

düğünlerde silah olayı keşke bitse. kaç insan canından oldu hala vazgeçmediler.
devamını gör...

devleti kutsallaştırmak. devlet halk için var olmalıyken halkın devlet için var olması gerektiğine inanmak. kutsallaştırdıktan sonra sorgulamamak, eleştirmemek, yapılması gereken yapıldığında lütuf algılamak, yapılmaması gereken yapıldığında vardır bir hikmeti demek doğal olarak takip ediyor zaten.
devamını gör...

antonio gramsci bu durumu 'hegemonya' kavramıyla açıklamıştır. hegemonya kavramına göre bahsettiğimiz alt sınıf, içinde bulunduğu kötü ekonomik koşullardan kurtulmanın yolunun egemen sınıfın daha da güçlenmesinden geçtiğine inanır.

kısacası gariban halk bugün olduğu gibi faizler düşsün, şirketler düşük kredilerle yatırımlarını arttırsın, zenginleşsin ve böylece bize de istihdam sağlasınlar, maaşlarımızı arttırsınlar kafasındadır. ve böylece bırakın ayaklanmayı, vatandaş tam tersine kendine böcek gibi muamele eden para babalarının daha da zenginleşmesi için çabalamaktadır.

bu durum yalnızca ekonomik temelli değildir ayrıca. kültürel olarak da alt sınıf büyük burjuvanın yaşam tarzına, eğlence biçimine imrenir. kendini küçük görür. kolektif bilinçten uzaklaşarak üst sınıfa atlamanın hayalini kurmaya başlar.

özetle, alt sınıfın ayaklanmasını engellemek için sürekli zor kullanarak baskı altına almaya gerek yoktur. ve din her zaman sandığımız kadar etkili olmayabilir. kimi durumlarda alt sınıf kendiliğinden sisteme rıza gösterebilir.
devamını gör...

gayet doğal olaydır. mevcut teknolojiyle roketlerin başarılı olma olasılığı düşüktür. peki yükseltmenin yolu ne? başarısız denemeler yapmak. oyna devam.
devamını gör...

ben unutulmuş değildim, hiç var olmadım sadece. tek bir kalp atışımın bile sayılmaya değer olmadığına karar verildi ama önemi yok hem zaten nedir ki insan varlık ağrısından başka?
devamını gör...

yazıyor hadi bakalım herkes doluşsun en sevmediğiniz özellikleriniz

ben başlayayım çok kafaya takıyorum

sıra sizde
devamını gör...

(bkz: yoldaş yoldaşa yürümez)
devamını gör...

evden yemek getirmek mi okul tostu mu sorunu
devamını gör...

bunun sabırsızlıktan ziyade çok fazla izleneceķ şey olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. artık insanlar hemen elindekini tüketip bir sonrakine geçmek istiyorlar.
devamını gör...

nez perce kabilesinin reisidir. gerçek adı hinmahtooyahlatkeht idi, yani yüksek dağlarda gezen gökgürültüsü. oregon'da yaşadıkları toprakları, bazı kabile üyeleri tarafından beyazlara satılınca, topraklarından çıkarıldılar.
gönderildikleri rezervasyona sürgüne giderken, kimi savaşçılar bunu kabul edemedi ve birkaç beyazı öldürdüler. artık ok yaydan çıkmıştı ve kaçmaya karar verdiler, çünkü sioux reisi oturan boğa'nın kanada'ya kaçtığını ve orada özgür yaşadığını duymuşlardı.
kuzeye doğru yola koyuldular ama askerler olanları duymuş, dört bir yanda onları arıyorlardı. mola verdikleri bir gece askerlerin saldırısına uğradılar ama bazılarını öldürselerde, savaşçıların karşılık vermesiyle çoğu kaçabildi. ama mecburen yönlerini değiştirdiler, çünkü kuzey yolu asker doluydu. onlar gitti, askerler yetişti, defalarca çatıştılar, defalarca kaçtılar derken kabile yaşlı, kadın, çocuk dahil, zor şartlarda açlığa ve soğuğa rağmen 1600 km. yol aldı.
sonunda kanada sınırına ortalama 30 km kalmıştı ve kabile çok yorgundu. bugün dinlenelim yarın son bir atak ile kanada'ya varalım dediler. fakat bilmedikleri şey, dün onlara saldıran askerleri kaçırmışlardı ama başka bir yönden bir birlik gelip onları kuşattı. ne yapacaklarını konuştular, zaten yol boyunca çok sayıda yaşlı, çocuk, kadın ve savaşçı kaybetmişlerdi ve eğer direnirlerse kendileride ölecekti.
reis genç joseph, ailesinden birkaç erkekle askerlerin olduğu yere gitti ve teslim olacaklarını söyleyip, silahlarını bıraktı. a.b.d askerleri rahatlamıştı, çatışma olmadan hepsini teslim almışlardı. askeri çadırlarını kurdular ve genç joseph ve yanındakileri göz önünde tuttular.
ertesi gün komutan genç joseph'e kabilesini toplamasını, yola çıkacaklarını söyledi. genç joseph halkına seslendiği zaman sadece yakın akrabaları yanına geldi. askerler çadırlara gidip baktıklarında gördülerki kimse kalmamış, hepsi kaçmıştı. meğer genç joseph gidip teslim olunca, askerler bu iş tamam deyip rahatlayınca, reisin akrabaları hariç diğer kızılderililer gece gizlice kanadaya doğru kaçmışlar. kendini ve ailesini kurtaramasada halkını kurtaran, fedakarlık yapan genç joseph ve akrabaları oklahoma'ya sürüldüler.
devamını gör...

gerçek ismi aristokles olup politik felsefenin babası kabul edilir. platon ismi geniş omuzlarından dolayı ona güreş hocası tarafından verilmiştir.
devamını gör...

sene bilmem kaç öğrenciyim o zamanlar, yurtta kalıyorum. üst baş saç makyaj derken her şey tamam fakülteye gidicem. gittim de ama böyle üzerimde fazla bi rahatlık var. neden derken bi baktım ayağımda mor plastik tuvalet terliği okula gelmişim. bi allahın kulu da yolda otobüste uyarmadı ya beni.
devamını gör...

1998-2001 yılları arasında beşiktaş basketbol takımında oynamış oyun kurucu. garip bir adamdı. ritme girdimi ve şutları sokmaya başladı mı vay halinize, ardı arkası kesilmiyordu. ilk geldiği yıl sezona fırtına gibi girmişti. efes'i ezdiğimiz maçta tabiri caizse efes'in içinde geçti. adam sezonun ilk maçlarında yüzüğü eline geçirmiş frodo gibiydi. kısacık boyuyla resmen nanik yapıyordu. o maçta efes potasına 26 sayı gönderdi ki, hatırladığım kadarıyla kısır bir maç olmuştu. nerdeyse bizim sayıların üçte biri andre'den gelmişti. hal böyle olunca bizde umutlandık tabi. bu adam gider yüzüğü hüküm dağına atar, fişi çeker dedik. çünkü o kadroda bir de buz adam virginijus praskevicius abimiz vardı. basketbolcu tabirinin vücuda gelmiş halidir kendisi. neyse işte sonra adamı yavaş yavaş tanımaya başladık. basketbol zekasının yerlerde olduğunu anladığımız anda hunileri kafaya takmaya başlamıştık. kevin thompson gibi temiz bitiren gibi bir 5 numara varken bile adamın içeriyi zorlamalarıyla birlikte son dakikalarda bir kaç maç verdik. kendine oynuyordu hergele. frodo gitmişti, gollum gelmişti. top adamın kıymetlisiydi. paylaşmıyordu. daha da kötüsü çemberi dövmeye başladığında geri çekilmeyi de bilmiyordu. tekrar tekrar aynı hatalara imza atıyordu.

istatistiklerini hep geliştirdi. ritmini buldu galatasaray'ı tek başına yendi. tofaş'a 36 sayı attı ama takımı resmen sabote etti. işin özü şu ki, yeteneklerini aklıyla birleştirse o beşiktaş kadrosu çok iş yapardı. ama 1 numaranın takım başarısı umurunda değildi. buz adam praskevicius abimizi bile delirtti. hangi maçtı tam hatırlamıyorum ama bomboş çember altı pasını vermeyip, maçın kaybedilmesine sebep oldu ve artık bu kadarına katlanamayan praskevicius, bu bıdığın üzerine doğru yürüdü. yürümesi de yetti zaten. arazi oldu anında andre * sonrasında james blackwell onun yerini aldı. daha iyi bir oyun kurucuydu ama o kadronun yerinde yeller esiyordu. iş işten geçmişti. sonra türkiye'ye yine oyak renault forması ile geri döndü. kahrını biraz da bursalılar çekti *

seni hiç unutmayacağım andre. umutlarımızın katili oldun. şimdi elinden bırakmak istemediğin basketbol topunu yanında her yere götür nasıl olsa emeklisin. karışanın eden olmaz.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ıvır zıvırlık.
plastik kalem kutusu gibi ama değil. ısim babası da benim.yarin bir gün herhangi bir hirdavatci da görürsem telif atarim ! her neyse ne ilginçliği var bu ıvır zıvırlığın whis ? diyeceksiniz.

içine elimin altında olmasını istediğim şeyleri atıyorum. ayraç, ders notları, küpe, kulaklık, ruj, bazen sakız, bazen toka,bozukluk,peçete. araba torpido gözü gibi.
yine bu mu ilginç whis? diyeceksiniz onu da biliyorum.
bu kadar birbirinden ayrı şeylerin bir arada bulunuyor olmasi ilginç geliyor bana. deli kızın çeyizi gibi o an canım ne isterse atıyorum içine. içine her şeyin garip bir şekilde sığıyor olmasi ise daha ilginç.
devamını gör...

ayak diyince hemen aklına ayak gelen insanla aynı zekaya sahiptir. uzak durun ve 155 i arayın. evet.
devamını gör...

acil durumlarda mutlaka ortamda bulunması gereken insanlardır. daima soğuk kanlı davranışlarıyla panik halinde olan insanları sakinleştirmeyi ve o an ne yapılacaksa onu yapar. stresli olsalar dahi ipleri elinde sıkı tutarak durumu yönetmeye çalışırlar.
devamını gör...

biri osmanlı'nın gerileme dönemini yaşarken diğeri cumhuriyeti kurmakta.*

tanım : bir versus.
devamını gör...

''napıyorsun?'' sorusuna muhatap olmak. sana ne?
devamını gör...

dar ara sokaklar,
görüş mesafesi tanımayan binalar,
piyangodan çıkmış gibi her yerden fırlayan insanlar...

bu hengamenin içinde sakin kalabilmek, kafanın rahat olabilmesi mümkün mü?

ya da tam tersi olsa?
sokaklar geniş, gökyüzü alabildiğine açık alabildiğine mavi olsa.
kimse piyangodan çıkmasa, çıkanlar da hep bizden olsa.

o zaman sakin kalabilir miydik, kafamız rahat olur muydu?

...

yılların taksicisiydi ama istanbul işte o kadar karışıktı ki aşina olmadığınız bir muhitte sizi çaresiz bırakabiliyordu.
öyle de oldu. her zamankinden daha fazla araca ev sahipliği yapan sokağa girdi. amacı kestirmeden gitmekti.
ama hesap etmediği bir şey vardı. o gün her zamanki gibi pazar kurulmuştu. yani çıkmaz sokaktaydı.

sokağın ortasına geldiğinde ise yavaşladı. çünkü o gün zaten yer bulması zor olan sokakta bir hareketlilik vardı. yer paylaşımı önemliydi.
bazı araç sahiplerinden araçlarının yerini değiştirmeleri istenmişti. sokağınıza pazar kuruluyorsa bu tarz fedakarlıklar gerekliydi.

aracını durdurduğunda ise önündeki araçtan inen genç kendisine daha fazla ilerleyemeyeceğini, sokağın sonunun pazara çıktığını anlatmaya çalıştı. anlayamamıştı.
'gitsene işte' dedi gence.
genç, taksicinin isteğinin anlamsızlığını fark etmiş olacak ki gidecek pek bir yeri olmadığı halde diretmedi.
öyle ya burnunun ucundaki pazarı göremeyen, pazardan gelen seslere kulak tıkayan birine laf anlatamazdı.
çaresiz aracını biraz ileriye aldı. sonra indi ve taksiciye daha fazla ileri gidemeyeceğini önündeki aracın da pazarcılardan birine ait olduğunu söyledi.
aracından inme sırası taksicideydi. bir keşif çalışması işe yarayabilirdi.
bu sefer en öndeki aracın sahibi olan pazarcıyla müzakerelere başladı.
bak dedi ben yılların taksicisiyim, senin aracını çizdirmeden kaldırıma alırım. o esnada da pazar toplanmaktaydı. pazarın kestiği karşı sokaktan devam edebileceğini düşünüyordu.
pazarcı ikna olmadı. araç çekilse bile taksicinin yoluna devam edemeyeceğini öne sürdü.
hakikaten de taksici boşuna ısrar ediyordu. çünkü herkes evine dönmenin peşindeydi. bu kadar anlayışsız bir direniş onları yıpratmıştı.

sonra ne olduysa sokaktaki araçlar geri gitmek suretiyle yolu açtı.

taksici, anlamsız ısrarının sonuna gelmişti.
geri vites ve yabancısı olduğu sokaktan ayrılış.

gider gitmez pazarcı ve genç taksiciyi çekiştirmeye başladı. böyle iş olur muydu? hayret bi şeydi yani! pesti doğrusu!

sonra herkes evine gitti. fakat gencin aklına bir şey takılmıştı.
taksiciyle yüz yüze geldiği o an karşısındaki kişinin patlamaya hazır bir bomba gibi sabırsız olduğunu hissetmişti.
o an saniyeler içinde sanki bir çehov hikayesindeymiş gibi hissetmişti.

edit: anlamsal.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim