antik çağ anadolu’sunda ana tanrıça tapınımı ve bereket kültü
ana tanrıça
anadolu’nun öz kültü (ana tanrıça) tarih öncesinin en gerilerinden tek tanrılı dinlerin ortaya çıktığı dönemlere kadar uzanan, hatta bu dinlerde de izleri görülebilen inancını, anadolu’nun kendi tarih akışı içinde yansıyan kişiliğinde izlemek gerekir. anadolu’nun en eski tanrı tasarımlarından olan ana tanrıça yaratma eyleminin özü, insanlar için bereket ve çoğalmanın simgesi olarak karşımıza çıkar. toprakların yüceltilmesi, bereketin ve vericiliğin simgesi hâline getirilen ana tanrıça düşüncesinin ilk ortaya çıkışının ilksel kültürlerdeki kadın egemen çağlara rastladığı saplanır.
ünlü bereket tanrıçaları, toprak ana simgeleri, bu çağların “büyük anasıdır". gerçeği mitler aracılığı ile kavrayan ilksel insanın inanışına göre ana tanrıça tüm doğayı kapsar. o, insanın dünyayla girdiği tüm ilişkileri düzenleyen bir ilkedir. ana tanrıça mitoslarında egemen olan döngüsel tanrı anlayışı tüm insana ilişkin eylemlerin ilk nedeni ve kökenidir ve ilerleyen süreçte, o ilk kökenden zaman bakımından ne kadar uzaklaşılırsa uzaklaşılsın, kutsal eylem biçimleri bereket adına sürekli tekrar edilmelidir. ana tanrıça kısaca şöyle anlatılır:
“bir zamanlar gökler, denizler ve kayalar birbirinden ayırt edilemeyecek hâldeymiş fakat birdenbire ortada bir musiki örmüş, gökler ve denizler yine bir kâinat teşkil etmiş, beraber birbirinden ayrılmış. o esrarengiz musiki, ürinom’un (yani kybele’nin) doğduğunu ilan ediyormuş. onun sembolü de aymış.”
inanç varlığı olarak dişilerin kutsallaştırılmasına yol açan bu durumda doğum olayının nedenini bilemeyen eski çağ insanının gözünde, bu eyleme (doğurma işine) doğaüstü gizli güçlerin katıldığına inanmak da doğaldır. doğadaki bu yaratıcı, doğurucu güçlerin, özellikle insanların üreme organları üzerinde yoğunlaştığı ya da yoğunlaşmasını sağlayan inançların yeşerdiği çağlardır bu zamanlar. çağlar boyu egemen olan ana tanrıça’nın anlamsal boyutunun yanı sıra bir de imgesel boyutu vardır.
işte, bu boyut anadolu’daki çayönü, çatalhöyük, hacılar gibi yerleşim merkezlerinde rastlanan kadın heykelciklerinde somutlaşır. bu yerleşimlerde ortaya çıkarılan kadın heykelcikleri, ana tanrıça’ya daha bu dönemlerde tapıldığına işaret etmektedir. anadolu’da toprak ilk onunla sürülmüş, ilk tohum onunla atılmıştı.
tarih öncesinin aydınlanabilen en gerilerine dek gidildiğinde, akdeniz çevresinde, kuzey ülkelerinde, asya içlerindeki tüm kültür ve uygarlıklarda çeşitli isimlerde fakat hep aynı öz ve hep aynı inançta birleşen bir ana tanrıça ile karşılaşılır. kökeninin anadolu olduğu kesinlik kazanan bu tanrıçanın varlığı, hacılar ve çatalhöyük’te yapılan çalışmalar neticesinde m.ö. 6500-7000’lere kadar uzanmaktadır.ana tanrıça ayakta, oturmuş ya da uzanmış olarak tasvir edilir.geniş kalçalı, karınlı, iri göğüslü ve daima çıplaktır. kalça, göğüs ve vurgulanan üreme organı analığı, üremeyi, dişiliği, hayatın sürmesini ve bereketi simgeler. ana tanrıça’nın bu özellikleri kybele’den artemis’e kadar bütün ana tanrıça imgelerinde vardır. ana tanrıça kültüne en eski çağlardan itibaren anadolu’nun her yöresinde rastlanmaktadır. her türlü bolluk ve bereketi sağlayan, bitkilerin ve hayvanların üzerinde büyük kuvvete sahip, tarımı koruyan bu tanrıçanın özellikleri doğal koşullara bağlı olarak gelişmiştir anadolu’nun birçok yerinde çeşitli yerli adlar altında eski ana tanrıça kültü devam etmiştir.

ana tanrıça’nın tapımı ve tarihi:yazılı kaynaklar bize kybele’nin pessinus’taki tapımı üstüne ayrıntılı bilgi verir. tanrıça’ya orada bir idol biçiminde tapınılırdı. bu idol bir “diopetes” yani gökten düştüğü ileri sürülen bir meteorit, bir kara taştı. pessinus’taki tapınağı siyasal güçlerden büsbütün bağımsız bir din merkezi olarak yönetilirdi. bu dinsel yönetimin başında iki baş rahip bulunur, bunların biri attis adını taşır, megabyzos adıyla anılan ikincisi dışardan gelme olması şart koşulan bir yabancıydı. bu iki kral rahibin attis efsanesinde anlatıldığı gibi erkekliklerini tanrıçaya adamış olması gerekiyordu. galloi diye anılan öbür rahiplerin de vecit halinde hadım edilmeleri töredendi. frygia’da yerli bir kült olduğu bütün kaynaklardan belli olan bir rahip devleti özelliğini bölgeye gelip yerleşen bütün yönetimlere karşı korumuştur. tanrıça’nın tapımı ilk defa, yeni taş devri’nde ve sonrasında tanrı ana adını taşıyan ve insan için bereket ve çoğalımın sembolü olan tanrıdır. kybele anadolu’nun en önemli tanrıçasıdır. doğanın doğurucu ve besleyici niteliği onda dile getirilmiş, zamanla kybele doğurganlıktan bolluk, verimlilik ve ürün kaynağı olma niteliği kazanmış ve daha sonraları karşılaşılan tanrıçaların öncüsü olmuştur. frygler bu tanrıçayı öyle benimsediler ki, tüm devlet ve ülkelerini pessinus kybelesi’nin mülkü saydılar. bunun sonucunda, aslında çok köklü bir anadolu tanrıçası olduğu halde kybele tarihe bir fryg tanrıçası olarak geçti; kral midas tanrıçanın oğlu ve pessinus’taki tapınağın kurucusu sayıldı. tapınımı roma imparatorluk çağı’nın içlerine değin sürdü.
kaynak buradan
anadolu’da bereket kültü:
insanoğlu 7 milyon yılı aşan evrimi boyunca çevresinde meydana gelen doğa olaylarını izlemiş ve onları anlamaya çalışmıştır. evriminin erken dönemlerinde insanoğlunun doğa karşısındaki tutumu hep edilgendir. doğayı etkilemeye, çevresini değiştirmeye yönelik bilinen herhangi bir çabası yoktur. günümüzden 1.5 milyon yıl önce ortaya çıkan homo erectus, ateşi kontrollü olarak kullanan ilk insandır. insan evrimi içinde ilk bilinçli avcılık da homo erectus döneminde gerçekleşir. avcılık ve ateşi kullanma, insanoğlunun doğayı değiştirmeye yönelik ilk somut hareketleridir. bu dönemden itibaren insan, doğa karşısındaki edilgen konumundan yavaş yavaş etken konuma doğru yükselir. bereket kültü bu dönüşüm serüveninin en önemli parçalarından birisidir.
anadolu’da bereket kültünün varlığına ilişkin en erken arkeolojik delillerden biri şanlıurfa yakınlarında fırat havzasında yer alan ve m.ö. 7000 yıllarına tarihlenen nevali çöri neolitik yerleşiminde bulunmuştur. kireç taşı kabartmalı bir kap parçasından oluşan bu eserin üzerindeki sahnenin merkezinde ellerini sevinç içinde yukarı doğru kaldırmış, adeta oynar ya da halay çeker pozda iki insan figürü, onların arasında ise çocuk olarak tanımlanabilecek bir figür bulunmaktadır. belki de burada kutsal bir birleşmenin bereketli sonucu olan ve başka bir değişle tanrıların insanlara bir hediyesi olarak değerlendirebileceğimiz çocuğun doğumu kutlanmaktadır. aynı sahnenin solunda boğa boynuzu kabartmasının yer alması da oldukça ilginçtir. özellikle çatalhöyük örneklerinden anladığımız kadarıyla boğa ve boğa boynuzu bereketle ilgili tapınımların ana öğelerinden birisidir.bu nedenle de söz konusu sahnede boğa boynuzunun varlığı eserin bereket kültüyle olan ilişkisini vurgulamaktadır.
neolitik çağ’da bereket kültüne ilişkin en zengin buluntu grubunu konya ili çumra ilçesi yakınlarındaki çatalhöyük yerleşimi verir. m.ö. 6500-5500 yıllarında yerleşime sahne olan çatalhöyük’te ele geçen bereketle ilişkili en tanınmış eser tahtta oturan ana tanrıça heykelciğidir. kol koyma yerleri aslan ya da kaplan kabartması şeklindeki tahtta oturan tanrıçanın bacakları arasında bir çocuk başı bulunmaktadır. bu eserde tanrıça yine bereketin simgesi olan çocuğu doğururken betimlenmiştir.
çatalhöyük’te bulunmuş, m.ö.6. binin ilk yarısına tarihlenen heykelcikte bu kez ana tanrıça bir fallus (phallus) biçiminde betimlenmiştir. burada da ana tanrıçaya fallus şekli verilerek erkeğin yaratma sürecindeki rolü vurgulanmış olmalıdır.
çatalhöyük’te bulunan bir kabartma ve hacılar’da ele geçen bir heykelcik neolitik çağ bereket kültünün başka bir yönüne ışık tutar. çatalhöyük’te bulunan kabartma tam ortasından geçen derin bir çizgiyle iki sahneye ayrılmıştır .soldaki birinci sahnede tanrı ve tanrıça olarak yorumlanan birbirine sarılmış iki yetişkin insan figürü, sağdaki ikinci sahnede ise, kucağında çocuk tutan bir kadın betimlenmiştir.
burdur yakınlarındaki hacılar yerleşiminde ele geçmiş geç neolitik döneme (m.ö. 5600) ait heykelcikte ise bir kadın ve bir erkek figür birbirlerine sarılmış halde yatar pozda betimlenmiştir. insanoğlu neolitik dönemin erken evrelerinden itibaren doğayı tanrı ve tanrıçanın kişiliğinde taklit ederek onun yaratma sürecini hızlandırmaya ve mevsimsel döngünün sürekliliğini garanti altına almaya çalışmıştır. bu uğraşın sonunda tanrı ve tanrıçanın cinsel birleşiminin doğa üzerinde olumlu bir etki yapacağı ve bu eylemin yardımıyla doğanın bereketi doğuracağı düşünülmüş, böylece hieros-gamos ritüeli bereket kültünün vazgeçilmez bir öğesi olarak ortaya çıkmıştır.
kalkolitik ve bronz çağlarda ana tanrıça heykelcikleri ve giderek artan sayıda erkek heykelciği görülmeye devam eder. afyonkarahisar’da bulunmuş m.ö.2. bin yılının ilk çeyreğine ait erkek biçimli tören kabı bu dönemde erkeğin bereket kültündeki rolünün giderek belirginleştiğine işaret etmektedir.
ancak bütün bu eserler bereket kültünün detaylarını vermekten uzaktır. bu kültün detaylarına ilişkin bilgiler yazının günlük hayatta kullanılmasıyla birlikte ortaya çıkar. aşağı mezopotamya’da m.ö. 3000 yıllarında sümerler, dini törenlerini, bu törenler sırasında söylenen şiir ya da şarkıları tabletlere yazarak günümüze ulaştırmışlardır.
inandık’ta bulunmuş bir vazo üzerine kabartma olarak yapılmış sahneler, hieros gamos ritüelini de içeren bir hitit bereket kültünün nasıl kutlandığını ayrıntılarıyla göstermektedir. bulunmuş bir vazo üzerine kabartma olarak yapılmışsahneler, bir hitit bereket kültünün nasıl kutlandığını ayrıntılarıyla göstermektedir. tören, en alt sahnede müzikli bir eğlence eşliğinde düğün yemeği ve sıvı adakların hazırlanmasıyla başlar. ikinci sahnede tören için hazırlanan adakların tanrı ve tanrıçaya sunuluşu betimlenmiştir. bu sahnede baş tanrı teşub’un boğa şeklindeki heykeli önünde yine bir boğa kurban edilmektedir. üçüncü sahnede tanrı ve tanrıça tapınak içindeki gerdek yatağında gösterilmiştir. son sahnede ise bir önceki sahnede gerçekleşmiş olan kutsal birleşmenin mutlu sonuçları bir festivalle coşku içinde kutlanmaktadır. bu sahnede bir yanda lir, çalpara ve saz benzeri bir müzik aleti eşliğinde akrobasi gösterileri yapılırken, diğer yanda bir dişi ve bir erkek figür, kutsal birleşmeyi temsili olarak canlandırmaktadır. yine
aynı döneme ait bitik vazosu üzerinde de benzer bir sahne vardır.
(bkz: inandık vazosu)
hititler’de bereket kültünün kutlandığı bir bayramı gösteren diğer bir örnek de alacahöyük kabartmalarıdır. kentin giriş kapısının iki yanındaki duvarları süsleyen kabartmalarda teşup’a kurban sunanlar, çeşitli müzik aletleri çalanlar ve akrobasi gösterileri yapanlar görülmektedir. anlaşılan çok sayıda kurban sunusunu da içeren bu bayramlar, müzik eşliğinde, çeşitli akrobasi gösterileri yapılan bir panayır havasında kutlanmaktaydı.
anadolu’da m.ö. 750’lerde büyük bir devlet olarak karşımıza çıkanfrigler’de de bereket kültü dini yaşamın odak noktasını oluşturur. burada kült frig ana tanrıçası kybele ile onun sevgilisi attis etrafında şekillenir. en yaygın kullanımı frig uygarlığındadır. frigya mitolojisinde bir ana tanrıça olan kibele'ye genellikle dağ zirvelerinde tapınılırdı. doğa ile özdeşleştirilmiş, özellikle bazı vahşi hayvanlarla ilişkilendirilmiştir.
kaynakburadan
anadolu’nun öz kültü (ana tanrıça) tarih öncesinin en gerilerinden tek tanrılı dinlerin ortaya çıktığı dönemlere kadar uzanan, hatta bu dinlerde de izleri görülebilen inancını, anadolu’nun kendi tarih akışı içinde yansıyan kişiliğinde izlemek gerekir. anadolu’nun en eski tanrı tasarımlarından olan ana tanrıça yaratma eyleminin özü, insanlar için bereket ve çoğalmanın simgesi olarak karşımıza çıkar. toprakların yüceltilmesi, bereketin ve vericiliğin simgesi hâline getirilen ana tanrıça düşüncesinin ilk ortaya çıkışının ilksel kültürlerdeki kadın egemen çağlara rastladığı saplanır.
ünlü bereket tanrıçaları, toprak ana simgeleri, bu çağların “büyük anasıdır". gerçeği mitler aracılığı ile kavrayan ilksel insanın inanışına göre ana tanrıça tüm doğayı kapsar. o, insanın dünyayla girdiği tüm ilişkileri düzenleyen bir ilkedir. ana tanrıça mitoslarında egemen olan döngüsel tanrı anlayışı tüm insana ilişkin eylemlerin ilk nedeni ve kökenidir ve ilerleyen süreçte, o ilk kökenden zaman bakımından ne kadar uzaklaşılırsa uzaklaşılsın, kutsal eylem biçimleri bereket adına sürekli tekrar edilmelidir. ana tanrıça kısaca şöyle anlatılır:
“bir zamanlar gökler, denizler ve kayalar birbirinden ayırt edilemeyecek hâldeymiş fakat birdenbire ortada bir musiki örmüş, gökler ve denizler yine bir kâinat teşkil etmiş, beraber birbirinden ayrılmış. o esrarengiz musiki, ürinom’un (yani kybele’nin) doğduğunu ilan ediyormuş. onun sembolü de aymış.”
inanç varlığı olarak dişilerin kutsallaştırılmasına yol açan bu durumda doğum olayının nedenini bilemeyen eski çağ insanının gözünde, bu eyleme (doğurma işine) doğaüstü gizli güçlerin katıldığına inanmak da doğaldır. doğadaki bu yaratıcı, doğurucu güçlerin, özellikle insanların üreme organları üzerinde yoğunlaştığı ya da yoğunlaşmasını sağlayan inançların yeşerdiği çağlardır bu zamanlar. çağlar boyu egemen olan ana tanrıça’nın anlamsal boyutunun yanı sıra bir de imgesel boyutu vardır.
işte, bu boyut anadolu’daki çayönü, çatalhöyük, hacılar gibi yerleşim merkezlerinde rastlanan kadın heykelciklerinde somutlaşır. bu yerleşimlerde ortaya çıkarılan kadın heykelcikleri, ana tanrıça’ya daha bu dönemlerde tapıldığına işaret etmektedir. anadolu’da toprak ilk onunla sürülmüş, ilk tohum onunla atılmıştı.
tarih öncesinin aydınlanabilen en gerilerine dek gidildiğinde, akdeniz çevresinde, kuzey ülkelerinde, asya içlerindeki tüm kültür ve uygarlıklarda çeşitli isimlerde fakat hep aynı öz ve hep aynı inançta birleşen bir ana tanrıça ile karşılaşılır. kökeninin anadolu olduğu kesinlik kazanan bu tanrıçanın varlığı, hacılar ve çatalhöyük’te yapılan çalışmalar neticesinde m.ö. 6500-7000’lere kadar uzanmaktadır.ana tanrıça ayakta, oturmuş ya da uzanmış olarak tasvir edilir.geniş kalçalı, karınlı, iri göğüslü ve daima çıplaktır. kalça, göğüs ve vurgulanan üreme organı analığı, üremeyi, dişiliği, hayatın sürmesini ve bereketi simgeler. ana tanrıça’nın bu özellikleri kybele’den artemis’e kadar bütün ana tanrıça imgelerinde vardır. ana tanrıça kültüne en eski çağlardan itibaren anadolu’nun her yöresinde rastlanmaktadır. her türlü bolluk ve bereketi sağlayan, bitkilerin ve hayvanların üzerinde büyük kuvvete sahip, tarımı koruyan bu tanrıçanın özellikleri doğal koşullara bağlı olarak gelişmiştir anadolu’nun birçok yerinde çeşitli yerli adlar altında eski ana tanrıça kültü devam etmiştir.

ana tanrıça’nın tapımı ve tarihi:yazılı kaynaklar bize kybele’nin pessinus’taki tapımı üstüne ayrıntılı bilgi verir. tanrıça’ya orada bir idol biçiminde tapınılırdı. bu idol bir “diopetes” yani gökten düştüğü ileri sürülen bir meteorit, bir kara taştı. pessinus’taki tapınağı siyasal güçlerden büsbütün bağımsız bir din merkezi olarak yönetilirdi. bu dinsel yönetimin başında iki baş rahip bulunur, bunların biri attis adını taşır, megabyzos adıyla anılan ikincisi dışardan gelme olması şart koşulan bir yabancıydı. bu iki kral rahibin attis efsanesinde anlatıldığı gibi erkekliklerini tanrıçaya adamış olması gerekiyordu. galloi diye anılan öbür rahiplerin de vecit halinde hadım edilmeleri töredendi. frygia’da yerli bir kült olduğu bütün kaynaklardan belli olan bir rahip devleti özelliğini bölgeye gelip yerleşen bütün yönetimlere karşı korumuştur. tanrıça’nın tapımı ilk defa, yeni taş devri’nde ve sonrasında tanrı ana adını taşıyan ve insan için bereket ve çoğalımın sembolü olan tanrıdır. kybele anadolu’nun en önemli tanrıçasıdır. doğanın doğurucu ve besleyici niteliği onda dile getirilmiş, zamanla kybele doğurganlıktan bolluk, verimlilik ve ürün kaynağı olma niteliği kazanmış ve daha sonraları karşılaşılan tanrıçaların öncüsü olmuştur. frygler bu tanrıçayı öyle benimsediler ki, tüm devlet ve ülkelerini pessinus kybelesi’nin mülkü saydılar. bunun sonucunda, aslında çok köklü bir anadolu tanrıçası olduğu halde kybele tarihe bir fryg tanrıçası olarak geçti; kral midas tanrıçanın oğlu ve pessinus’taki tapınağın kurucusu sayıldı. tapınımı roma imparatorluk çağı’nın içlerine değin sürdü.
kaynak buradan
anadolu’da bereket kültü:
insanoğlu 7 milyon yılı aşan evrimi boyunca çevresinde meydana gelen doğa olaylarını izlemiş ve onları anlamaya çalışmıştır. evriminin erken dönemlerinde insanoğlunun doğa karşısındaki tutumu hep edilgendir. doğayı etkilemeye, çevresini değiştirmeye yönelik bilinen herhangi bir çabası yoktur. günümüzden 1.5 milyon yıl önce ortaya çıkan homo erectus, ateşi kontrollü olarak kullanan ilk insandır. insan evrimi içinde ilk bilinçli avcılık da homo erectus döneminde gerçekleşir. avcılık ve ateşi kullanma, insanoğlunun doğayı değiştirmeye yönelik ilk somut hareketleridir. bu dönemden itibaren insan, doğa karşısındaki edilgen konumundan yavaş yavaş etken konuma doğru yükselir. bereket kültü bu dönüşüm serüveninin en önemli parçalarından birisidir.
anadolu’da bereket kültünün varlığına ilişkin en erken arkeolojik delillerden biri şanlıurfa yakınlarında fırat havzasında yer alan ve m.ö. 7000 yıllarına tarihlenen nevali çöri neolitik yerleşiminde bulunmuştur. kireç taşı kabartmalı bir kap parçasından oluşan bu eserin üzerindeki sahnenin merkezinde ellerini sevinç içinde yukarı doğru kaldırmış, adeta oynar ya da halay çeker pozda iki insan figürü, onların arasında ise çocuk olarak tanımlanabilecek bir figür bulunmaktadır. belki de burada kutsal bir birleşmenin bereketli sonucu olan ve başka bir değişle tanrıların insanlara bir hediyesi olarak değerlendirebileceğimiz çocuğun doğumu kutlanmaktadır. aynı sahnenin solunda boğa boynuzu kabartmasının yer alması da oldukça ilginçtir. özellikle çatalhöyük örneklerinden anladığımız kadarıyla boğa ve boğa boynuzu bereketle ilgili tapınımların ana öğelerinden birisidir.bu nedenle de söz konusu sahnede boğa boynuzunun varlığı eserin bereket kültüyle olan ilişkisini vurgulamaktadır.
neolitik çağ’da bereket kültüne ilişkin en zengin buluntu grubunu konya ili çumra ilçesi yakınlarındaki çatalhöyük yerleşimi verir. m.ö. 6500-5500 yıllarında yerleşime sahne olan çatalhöyük’te ele geçen bereketle ilişkili en tanınmış eser tahtta oturan ana tanrıça heykelciğidir. kol koyma yerleri aslan ya da kaplan kabartması şeklindeki tahtta oturan tanrıçanın bacakları arasında bir çocuk başı bulunmaktadır. bu eserde tanrıça yine bereketin simgesi olan çocuğu doğururken betimlenmiştir.
çatalhöyük’te bulunmuş, m.ö.6. binin ilk yarısına tarihlenen heykelcikte bu kez ana tanrıça bir fallus (phallus) biçiminde betimlenmiştir. burada da ana tanrıçaya fallus şekli verilerek erkeğin yaratma sürecindeki rolü vurgulanmış olmalıdır.
çatalhöyük’te bulunan bir kabartma ve hacılar’da ele geçen bir heykelcik neolitik çağ bereket kültünün başka bir yönüne ışık tutar. çatalhöyük’te bulunan kabartma tam ortasından geçen derin bir çizgiyle iki sahneye ayrılmıştır .soldaki birinci sahnede tanrı ve tanrıça olarak yorumlanan birbirine sarılmış iki yetişkin insan figürü, sağdaki ikinci sahnede ise, kucağında çocuk tutan bir kadın betimlenmiştir.
burdur yakınlarındaki hacılar yerleşiminde ele geçmiş geç neolitik döneme (m.ö. 5600) ait heykelcikte ise bir kadın ve bir erkek figür birbirlerine sarılmış halde yatar pozda betimlenmiştir. insanoğlu neolitik dönemin erken evrelerinden itibaren doğayı tanrı ve tanrıçanın kişiliğinde taklit ederek onun yaratma sürecini hızlandırmaya ve mevsimsel döngünün sürekliliğini garanti altına almaya çalışmıştır. bu uğraşın sonunda tanrı ve tanrıçanın cinsel birleşiminin doğa üzerinde olumlu bir etki yapacağı ve bu eylemin yardımıyla doğanın bereketi doğuracağı düşünülmüş, böylece hieros-gamos ritüeli bereket kültünün vazgeçilmez bir öğesi olarak ortaya çıkmıştır.
kalkolitik ve bronz çağlarda ana tanrıça heykelcikleri ve giderek artan sayıda erkek heykelciği görülmeye devam eder. afyonkarahisar’da bulunmuş m.ö.2. bin yılının ilk çeyreğine ait erkek biçimli tören kabı bu dönemde erkeğin bereket kültündeki rolünün giderek belirginleştiğine işaret etmektedir.
ancak bütün bu eserler bereket kültünün detaylarını vermekten uzaktır. bu kültün detaylarına ilişkin bilgiler yazının günlük hayatta kullanılmasıyla birlikte ortaya çıkar. aşağı mezopotamya’da m.ö. 3000 yıllarında sümerler, dini törenlerini, bu törenler sırasında söylenen şiir ya da şarkıları tabletlere yazarak günümüze ulaştırmışlardır.
inandık’ta bulunmuş bir vazo üzerine kabartma olarak yapılmış sahneler, hieros gamos ritüelini de içeren bir hitit bereket kültünün nasıl kutlandığını ayrıntılarıyla göstermektedir. bulunmuş bir vazo üzerine kabartma olarak yapılmışsahneler, bir hitit bereket kültünün nasıl kutlandığını ayrıntılarıyla göstermektedir. tören, en alt sahnede müzikli bir eğlence eşliğinde düğün yemeği ve sıvı adakların hazırlanmasıyla başlar. ikinci sahnede tören için hazırlanan adakların tanrı ve tanrıçaya sunuluşu betimlenmiştir. bu sahnede baş tanrı teşub’un boğa şeklindeki heykeli önünde yine bir boğa kurban edilmektedir. üçüncü sahnede tanrı ve tanrıça tapınak içindeki gerdek yatağında gösterilmiştir. son sahnede ise bir önceki sahnede gerçekleşmiş olan kutsal birleşmenin mutlu sonuçları bir festivalle coşku içinde kutlanmaktadır. bu sahnede bir yanda lir, çalpara ve saz benzeri bir müzik aleti eşliğinde akrobasi gösterileri yapılırken, diğer yanda bir dişi ve bir erkek figür, kutsal birleşmeyi temsili olarak canlandırmaktadır. yine
aynı döneme ait bitik vazosu üzerinde de benzer bir sahne vardır.
(bkz: inandık vazosu)
hititler’de bereket kültünün kutlandığı bir bayramı gösteren diğer bir örnek de alacahöyük kabartmalarıdır. kentin giriş kapısının iki yanındaki duvarları süsleyen kabartmalarda teşup’a kurban sunanlar, çeşitli müzik aletleri çalanlar ve akrobasi gösterileri yapanlar görülmektedir. anlaşılan çok sayıda kurban sunusunu da içeren bu bayramlar, müzik eşliğinde, çeşitli akrobasi gösterileri yapılan bir panayır havasında kutlanmaktaydı.
anadolu’da m.ö. 750’lerde büyük bir devlet olarak karşımıza çıkanfrigler’de de bereket kültü dini yaşamın odak noktasını oluşturur. burada kült frig ana tanrıçası kybele ile onun sevgilisi attis etrafında şekillenir. en yaygın kullanımı frig uygarlığındadır. frigya mitolojisinde bir ana tanrıça olan kibele'ye genellikle dağ zirvelerinde tapınılırdı. doğa ile özdeşleştirilmiş, özellikle bazı vahşi hayvanlarla ilişkilendirilmiştir.
kaynakburadan
devamını gör...
netflix belgesel önerileri
100 humans
devamını gör...
how i met your mother'dan akılda kalanlar
marshall ın iddiada kazandığı 5 tokat ve istediği zaman atma hakkı, arada barney i tokat atıcakmış gibi korkutup vazgeçmesi ilk aklıma gelen,
maçın sonucunu öğrenmeden akşama kadar uğraştıkları bölüm en sevdiğim bölüm ve maçın başında barney in skoru söyleyerek yaptığı piçlik,
ted in robin i ilk gördüğü an..
ted in araba alıp bir türlü kullanamaması,
evin önüne koyup, gidip içinde oturması.
marshall ın dev ailesi.
ted in ve robin in evleri.
maçın sonucunu öğrenmeden akşama kadar uğraştıkları bölüm en sevdiğim bölüm ve maçın başında barney in skoru söyleyerek yaptığı piçlik,
ted in robin i ilk gördüğü an..
ted in araba alıp bir türlü kullanamaması,
evin önüne koyup, gidip içinde oturması.
marshall ın dev ailesi.
ted in ve robin in evleri.
devamını gör...
başarılı insanların ortak özellikleri
hata yaptıklarını anladıkları zaman, kabul edip özür dileyebilmeleri.
sinsi-sinsirella olmamaları.
sırtlarını bir yere yaslayıp, yukardan konuşmak gibi leş bir alışkanlığa sahip olmamaları.
değişime ve gelişime açık olmaları, ben yaptım oldu zihniyetini taşımamaları.
lakin günümüzde bu tip insanlar ne yazık ki çok azaldı, hatta nesli tükendi diyebiliriz. en kıytırık sorumluluk sahibi olan tiplerin bile, ceo egosuna sahip olduğu bu devirde, tekrar bu insanların yetiştiğini görmek zor.
zaten böyle insanlar ülkede durmuyor, kendi daha rahat ifade edebileceği ülkelere gidip oraya faydalı oluyor.
bize kalan ne peki? tabii ki çürük elmalar, egoistler, kollananlar.. kısaca kendini bir b*k sanan sinsi ve sinsirella tayfası.
sinsi-sinsirella olmamaları.
sırtlarını bir yere yaslayıp, yukardan konuşmak gibi leş bir alışkanlığa sahip olmamaları.
değişime ve gelişime açık olmaları, ben yaptım oldu zihniyetini taşımamaları.
lakin günümüzde bu tip insanlar ne yazık ki çok azaldı, hatta nesli tükendi diyebiliriz. en kıytırık sorumluluk sahibi olan tiplerin bile, ceo egosuna sahip olduğu bu devirde, tekrar bu insanların yetiştiğini görmek zor.
zaten böyle insanlar ülkede durmuyor, kendi daha rahat ifade edebileceği ülkelere gidip oraya faydalı oluyor.
bize kalan ne peki? tabii ki çürük elmalar, egoistler, kollananlar.. kısaca kendini bir b*k sanan sinsi ve sinsirella tayfası.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının meslekleri
atanamamış tarih öğretmeni. şimdi ise otopark gişe çalışanı, vardiya arkadaşım da fransızca öğretmeni. kast sisteminde çürüyüp gidiyoruz işin özü.
devamını gör...
fiyatı korkunç bir şekilde artan ürünler
tereyağı.
devamını gör...
türk halkının yüzde 60'ı aptaldır
82 anayasası referandumu sonrası söylenmiş aziz nesin sözüdür. kenan evren anayasası %92 çoğunlukla kabul edildiği için, bu halkın %92’si aptaldır diyecektim de dilim varmadı der ayrıca.
devamını gör...
ekmek arasına en çok yakışan yiyecek
ceviz, ekmek arası ceviz. deneyiniz.
devamını gör...
h.p. lovecraft
kozmik korkunun babası ve kendisinden sonraki pek çok korku yazarını etkilemiş dahi/deha yazar. popüler kültür içerisinde müzikten tutun video oyunlarına kadar kendisine yer bulmuş ve ilham vermiştir h.p lovecraft ve eserleri. onu bu denli eşsiz kılan şeylerden birisi de kendine has biçemidir. ağdalı dili, bilimsel ve yalın bir dil ile buluşturan bir yazardır. öyle ki, sayfalarca çok basit bir şeyi betimlediğine şahit olabilirsiniz. çevirmenlik öğrencisi olarak şahsi fikrimi de eklemek istiyorum; hakkını vererek çevirmesi gerçekten zor. buna ek olarak, kitaplarında kozmik varlıkların neye benzediğini hiçbir zaman tam olarak açıklamaz. her okuyucu, kendi korkusunu kendisi yaratır. her okuyucu, kendine has bir deneyim yaşar. lovecraft'ın eserleri ve evreni, birçok kez sinemalara da taşınmak istenmiştir, görece başarılı olan bazı yapımlar olsa da kozmik korkunun belirsizliği nedeniyle aktarılması çok zor olmuştur. lovecraft hayranı olarak, siz değerli yazar arkadaşlarıma da eser önerisinde bulunmak istiyorum. "deliliğin dağlarında", "cthulhu'nun çağrısı", "uyku duvarının ardında" şiddetle önermekteyim. son olarak;
ph'nglui mglw'nafh cthulhu r'lyeh wgah'nagl fhtagn.
ph'nglui mglw'nafh cthulhu r'lyeh wgah'nagl fhtagn.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar
devamını gör...
sözlükteki kan aranıyor duyuruları
yazarların, kana ihtiyaç duydukları an, kan grubu ve iletişim bilgilerini yazarak kan bağışçısı bulabileceği başlık.
moderatörlerden ricam, bu başlığı kötü niyetli kullanımdan uzak tutabilmek için bu başlığı sık sık kontrol etmeleri.
moderatörlerden ricam, bu başlığı kötü niyetli kullanımdan uzak tutabilmek için bu başlığı sık sık kontrol etmeleri.
devamını gör...
4 aralık 2020 bakan soylu açıklaması
ben bu kadar inşaat sevdalısı adamlar bu yaşıma kadar görmüş değilim
devamını gör...
yazarların kullandığı arabalar
el arabası.
devamını gör...
koronavirüsün bize öğrettikleri
'kefen parası' gibi bir miktar kesinlikle kenarda durmalıymış. bir anda tüm ev halkı işsiz kalabiliyor.
devamını gör...
yapılmış en aptalca dalgınlık
yemeğe toz pul biber yerine tarçın dökmek..dalgınlığımı seveyim o bile tatlı.
devamını gör...
yazarların kendilerini teselli etmek için kullandığı cümleler
ay bi kendine gel artık yeter bu ne ya*.
devamını gör...
erkeklerin güzel göründüğünü sandığı şeyler
ayak bileği dekoltesi veren kısa paçalı dar pantolon.
devamını gör...
septisizm
septisizm der ki
şüphe amaç, temel ilke olmalıdır
akıl ve duyu organları yanıltıcı olabilmektedir.
insanlar yaradılışları bakımından farklılıklara sahiptir. bu farklılıklara aklın ve duyu organlarının yanıltıcılığı da eklenince her türlü kesin hükümden kaçınmak zorunluluğu ortaya çıkar.
hüküm vermemek insanı sıkıntıdan kurtarır ve böylece hata yapmayan insan sarsılmazlığa ulaşır.
"hiçbir konuda kesin hüküm verilmemelidir" diyerek doğru bilgiyi imkansız kabul eden septikler, bu sözleri ile kendileri de hüküm verdikleri gerekçesiyle tutarsızlıkla eleştirilmişlerdir.
şüphe amaç, temel ilke olmalıdır
akıl ve duyu organları yanıltıcı olabilmektedir.
insanlar yaradılışları bakımından farklılıklara sahiptir. bu farklılıklara aklın ve duyu organlarının yanıltıcılığı da eklenince her türlü kesin hükümden kaçınmak zorunluluğu ortaya çıkar.
hüküm vermemek insanı sıkıntıdan kurtarır ve böylece hata yapmayan insan sarsılmazlığa ulaşır.
"hiçbir konuda kesin hüküm verilmemelidir" diyerek doğru bilgiyi imkansız kabul eden septikler, bu sözleri ile kendileri de hüküm verdikleri gerekçesiyle tutarsızlıkla eleştirilmişlerdir.
devamını gör...
kitap alıntıları
doystoyevski'nin yer altından notlar kitabında şu cümle geçmişti:
"belki de çok acı çekiyor olabilirsiniz ama çektiğiniz acılara kendiniz bile saygı duymuyorsunuz."
diyordu... bu cümleyi okuyunca saatlerce ,yok abarttım dakikalarca, bu cümleyi tekrar edip "acaba doğru mu söylüyor?" diye çok düşündüm. ve cevabını buldum. evet doğru söylüyor...
"belki de çok acı çekiyor olabilirsiniz ama çektiğiniz acılara kendiniz bile saygı duymuyorsunuz."
diyordu... bu cümleyi okuyunca saatlerce ,yok abarttım dakikalarca, bu cümleyi tekrar edip "acaba doğru mu söylüyor?" diye çok düşündüm. ve cevabını buldum. evet doğru söylüyor...
devamını gör...
