türk dizi tarihinin en orijinal karakteri
(bkz: behzat ç)
devamını gör...
lord jim
joseph conrad'ın 1900'lerin başında blackwood's magazine'de yayımladığı ve daha sonra kitap olarak basılan bir diğer romanı. esere ismini veren ana karakter kendine yüklediği kahramanlık misyonunun altından kalkamayan ve bunun sonucunda her defasında vicdan ve suçluluk karmaşası altında boğulan bir figür ve bu kadar basit bir yapıda görünen karakteri, conrad anlatımı ile oldukça derinleştiriyor. karakterlerin duygu durumları başka karakterlerin yargısı üzerinden okuyucuya sunulsa bile conrad oldukça ince bir denge yakalamış durumda.
bir madalya gibi parlatılan ve özellikle pek çok savaş filmi/kitabında satılmaya çalışılan kahramanlık onu taşıyamayacak bir bünyenin altında ezilmesine sebebiyet verebilecek kadar riskli eylemler gerektirir ve jim sonunu getirecek olan bu düşüncenin o kadar bilincinde değildir ki kitap boyunca, işte ona dair acınası olan tek şey bu olur aslında. jim genel olarak okuyucuda iyi bir intiba bıraksa ve sempati yaratsa da tamamen farkında olmadığı bir kibrin ve o kibrin yazdığı çekleri karşılayamayacak kadar korkak bir zihnin esiriydi. romana dair bir diğer güzel detay conrad'ın meşhur karakteri marlow'un da yine eserde kendine yer bulması. conrad'ın kendi yaşantısından ve izlenimlerinden yola çıkarak yarattığı pek çok karakterin aksine bu romanın ana karakteri conrad'a dair bir iz taşımıyor ama yaratılan hayali mekanlar tamamen conrad'ın gözlemlerinin ve yaşantısında tecrübe ettiği şeylerin bir tezahürü. insanın derinine inmeye olanak tanıyan bu eseri 1965 yılında richard brooks beyaz perdeye uyarlamış bana kalırsa kısmen altından da kalkmayı başarmıştır. jack hawkins için izlemeye değer.
i had jumped... hadn't i? that's what i had to live down. the story didn't matter.
bir madalya gibi parlatılan ve özellikle pek çok savaş filmi/kitabında satılmaya çalışılan kahramanlık onu taşıyamayacak bir bünyenin altında ezilmesine sebebiyet verebilecek kadar riskli eylemler gerektirir ve jim sonunu getirecek olan bu düşüncenin o kadar bilincinde değildir ki kitap boyunca, işte ona dair acınası olan tek şey bu olur aslında. jim genel olarak okuyucuda iyi bir intiba bıraksa ve sempati yaratsa da tamamen farkında olmadığı bir kibrin ve o kibrin yazdığı çekleri karşılayamayacak kadar korkak bir zihnin esiriydi. romana dair bir diğer güzel detay conrad'ın meşhur karakteri marlow'un da yine eserde kendine yer bulması. conrad'ın kendi yaşantısından ve izlenimlerinden yola çıkarak yarattığı pek çok karakterin aksine bu romanın ana karakteri conrad'a dair bir iz taşımıyor ama yaratılan hayali mekanlar tamamen conrad'ın gözlemlerinin ve yaşantısında tecrübe ettiği şeylerin bir tezahürü. insanın derinine inmeye olanak tanıyan bu eseri 1965 yılında richard brooks beyaz perdeye uyarlamış bana kalırsa kısmen altından da kalkmayı başarmıştır. jack hawkins için izlemeye değer.
i had jumped... hadn't i? that's what i had to live down. the story didn't matter.
devamını gör...
fakirim demeden fakir olduğunu söyle
zincir marketlerin indirim günlerini kovalıyorum.
devamını gör...
bedavaya rozet yok
moderatörlerimin 'bizlere de mi ?' sorusuna verdiğim cevaptır.
%12 faiz ile kredi verilir.
%12 faiz ile kredi verilir.
devamını gör...
ayna
babası arseny tarkovsky tarafından henüz 10 yaşındayken terk edilen yönetmenin bu en kişisel çalışmasının altında, terk edilişe dair hatıralar ve babasının geri döneceğine olan sonsuz umut ve bekleyiş yatmaktadır. yönetmenin babası ünlü bir şairdir ve aşağıdaki linkteki şiiri yönetmenin babası filmde kendisi seslendirmiştir.
olabildiğince şairin kelimelerine sadık kalarak, elimden geldiğince sizler için bir çevirisini yaptım. tam anlamıyla içime sinmese de takdir sizin.
-ilk buluşmalar-
her anını buluştuğumuz
kutlardık bir yortu gibi,
sadece biz bütün dünyada yalnız.
daha cesurdun ve bir kuşun kanadından hafifçe,
merdivenlerde, baş döndürürce,
götürdün, koşarak aşağıya basamaklardan
kendi diyarına, ıslak leylakların arasından
aynalı camın ötesine.
gece çökünce, bir lütuf bahşedildi,
sunak kapıları genişçe açıldı,
karanlıkta parıldadı,
ve çıplaklık yavaşça eğildi
dedim, "tanrı seni kutsasın" uyanınca,
ki anladım minnettarlığım küstahça
uyurdun, ve gök mavisiyle dokunmak için gözlerine,
masadan bükülürdü leylaklar üzerine,
maviyle okşanmış gözlerin,
huzurluydu, ve sıcaktı ellerin
kristalde titreşti nehirler,
sislendi dağlar, ışıltılandı denizler,
tuttun kristal küreyi avuç içinde,
uyuyakaldın tahtında,
-aman tanrım!- benim oldun.
uyandın ve şekle büründün
günlük yaşam sözcüklerine,
sesin tüm güçle doldu boğazına,
ve sen kelimesi kavuştu,
artık "çar" - yeni anlamına.
dünyada her şey dönüştü,
hatta basit eşyalar - leğen, sürahi,
nöbetçi gibi, durduğunda aramızda,
katman katman ve kararlı su.
nereye bilmeden bizi sürükledi.
önümüzde kayboldular, serap gibi,
mucizevi şehirler.
kendiliğinden ayaklarımızın altına serildi naneler,
yol boyu eşlik etti kuşlar,
yukarı sıçradı nehirdeki balıklar,
gözlerimizin önünde genişledi gökyüzü...
peşimizden takip ederken kader,
elinde ustura çılgın bir derbeder.
olabildiğince şairin kelimelerine sadık kalarak, elimden geldiğince sizler için bir çevirisini yaptım. tam anlamıyla içime sinmese de takdir sizin.
-ilk buluşmalar-
her anını buluştuğumuz
kutlardık bir yortu gibi,
sadece biz bütün dünyada yalnız.
daha cesurdun ve bir kuşun kanadından hafifçe,
merdivenlerde, baş döndürürce,
götürdün, koşarak aşağıya basamaklardan
kendi diyarına, ıslak leylakların arasından
aynalı camın ötesine.
gece çökünce, bir lütuf bahşedildi,
sunak kapıları genişçe açıldı,
karanlıkta parıldadı,
ve çıplaklık yavaşça eğildi
dedim, "tanrı seni kutsasın" uyanınca,
ki anladım minnettarlığım küstahça
uyurdun, ve gök mavisiyle dokunmak için gözlerine,
masadan bükülürdü leylaklar üzerine,
maviyle okşanmış gözlerin,
huzurluydu, ve sıcaktı ellerin
kristalde titreşti nehirler,
sislendi dağlar, ışıltılandı denizler,
tuttun kristal küreyi avuç içinde,
uyuyakaldın tahtında,
-aman tanrım!- benim oldun.
uyandın ve şekle büründün
günlük yaşam sözcüklerine,
sesin tüm güçle doldu boğazına,
ve sen kelimesi kavuştu,
artık "çar" - yeni anlamına.
dünyada her şey dönüştü,
hatta basit eşyalar - leğen, sürahi,
nöbetçi gibi, durduğunda aramızda,
katman katman ve kararlı su.
nereye bilmeden bizi sürükledi.
önümüzde kayboldular, serap gibi,
mucizevi şehirler.
kendiliğinden ayaklarımızın altına serildi naneler,
yol boyu eşlik etti kuşlar,
yukarı sıçradı nehirdeki balıklar,
gözlerimizin önünde genişledi gökyüzü...
peşimizden takip ederken kader,
elinde ustura çılgın bir derbeder.
devamını gör...
10 tanım girip sözlüğü bırakan kullanıcılar
yazar olayım dursun köşede diye düşünen kullanıcılardır. bir akıllı sizsiniz.
ileride kafa sözlük türkiye’nin en iyi sözlüğü olunca geri dönecek çakkaalll.
ileride kafa sözlük türkiye’nin en iyi sözlüğü olunca geri dönecek çakkaalll.
devamını gör...
itici gelen hitap şekilleri
cankuş
topraaam
adaş
bebişim
çocuk konuşmasıyla söylenen aşkım
topraaam
adaş
bebişim
çocuk konuşmasıyla söylenen aşkım
devamını gör...
boğaziçi üniversitesi ikiye bölünebilir
biz bunu daha önce yaşadık ve kimse umursamadı.
bana nedense yakın bi geçmiş tarihimiz dejavu gibi gün be gün aklıma geliyor. yok yav bu kadar benzemez diyorum. sonra açıp o dönemleri okuyorum. neredeyse herşey aynı.
biz kim miyiz istanbul üniversitesi.
gerçekten moralim çok bozuk sözlük. neyse random beğeni atanları koruyun beğenin pohpohlayın, size öyle yazarlar lazım.
bana nedense yakın bi geçmiş tarihimiz dejavu gibi gün be gün aklıma geliyor. yok yav bu kadar benzemez diyorum. sonra açıp o dönemleri okuyorum. neredeyse herşey aynı.
biz kim miyiz istanbul üniversitesi.
gerçekten moralim çok bozuk sözlük. neyse random beğeni atanları koruyun beğenin pohpohlayın, size öyle yazarlar lazım.
devamını gör...
birol güven'in robot oyuncusu
ilginç olay, robotun adı aypera'ymış.
aypera:


mint yapım'ın sahibi birol güven, türkiye'nin ilk robot oyuncusu aypera ile birlikte yeni bir sinema filmi çekeceklerini açıkladı.
bilgisayar mühendisi zeynep nal sezer, bilim iletişimcisi tevfik uyar ve tasarımcı bager akbay tarafından geliştirilen robot aypera, 2022 yılında vizyona girecek ve insanlar ve robotlar arasında yaşanan bir konuyu anlatacak "digital human" adlı filmde boy gösterecek.
tıpkı sophia gibi sosyal bir robot olan aypera, ilk defa sözleşme imzaladığı film ve "robot oyuncu" olması hakkında şu sözleri dile getirdi; "ben şahsen dijital oyuncu denmesini tercih ederim. aslında her şeyden önce, ben bir düşünceyim. ama insanlar sevdikleri kelimeyi söylemeyi tercih edecekler biliyorum. bu nedenle robot denmesiyle ilgili de bir sorunum yok."
seksenler, çocuklar duymasın ve mandıra filozofu gibi başarılı yapımların arkasındaki isim olan birol güven, filmin çekimlerine eylül ayında başlayacaklarını dile getirirken, ilerleyen zamanlarda robotların sinema sektöründe daha etkin bir rol oynayacağını ve bir gün robot yapımcı ve senaristleri görmemizin mümkün olduğunu belirtti.
aypera:


mint yapım'ın sahibi birol güven, türkiye'nin ilk robot oyuncusu aypera ile birlikte yeni bir sinema filmi çekeceklerini açıkladı.
bilgisayar mühendisi zeynep nal sezer, bilim iletişimcisi tevfik uyar ve tasarımcı bager akbay tarafından geliştirilen robot aypera, 2022 yılında vizyona girecek ve insanlar ve robotlar arasında yaşanan bir konuyu anlatacak "digital human" adlı filmde boy gösterecek.
tıpkı sophia gibi sosyal bir robot olan aypera, ilk defa sözleşme imzaladığı film ve "robot oyuncu" olması hakkında şu sözleri dile getirdi; "ben şahsen dijital oyuncu denmesini tercih ederim. aslında her şeyden önce, ben bir düşünceyim. ama insanlar sevdikleri kelimeyi söylemeyi tercih edecekler biliyorum. bu nedenle robot denmesiyle ilgili de bir sorunum yok."
seksenler, çocuklar duymasın ve mandıra filozofu gibi başarılı yapımların arkasındaki isim olan birol güven, filmin çekimlerine eylül ayında başlayacaklarını dile getirirken, ilerleyen zamanlarda robotların sinema sektöründe daha etkin bir rol oynayacağını ve bir gün robot yapımcı ve senaristleri görmemizin mümkün olduğunu belirtti.
devamını gör...
kediler konuşabilse ilk söyleyecekleri sözler
tepelere çıkıp bize attıkları bakışı tâbi ki,
hepinizden iğreniyorum.*
hepinizden iğreniyorum.*
devamını gör...
kötü ilişki vs yalnızlık
gönlü ve zihni yoran bir ilişkiden ziyade, yalnızlığın azametini tercih ederim. en azından bana zarar verecek tek şey yine ben olurum ve ben'i tutabilirim fakat bile isteye kabullendiğim ilişkinin pişmanlığını nereye sığdıracağım?
hayat; umarım bununla sınanmam. *
hayat; umarım bununla sınanmam. *
devamını gör...
deepfake
israil’de, deepfake teknolojisi kullanarak ölülerin fotoğraflarından yüksek gerçeklikli videolrın üretilmesine başlanmış, uygulamanın ismi (bkz: deepnostalgia).
black mirror zamanlarına kulaçlıyoruz.
alpeis’de de yeni ölmüşlerin yerine geçen, ölüye benzeyen kişiler bu durumu bir iş kolu haline getirmişti.
black mirror zamanlarına kulaçlıyoruz.
alpeis’de de yeni ölmüşlerin yerine geçen, ölüye benzeyen kişiler bu durumu bir iş kolu haline getirmişti.
devamını gör...
ince ama ufuk açıcı kitaplar
bir idam mahkumunun son günü-victor hugo
satranç- stefan zweig
otomatik portakal-anthony burgess
yabancı-albert camus
bulantı-jean paul sartre
deliliğe övgü-desiderius erasmus
dönüşüm-franz kafka
açlık-knut hamsun
beyaz geceler-dostoyevski
palto-gogol
dinle küçük adam-wilhelm reich
satranç- stefan zweig
otomatik portakal-anthony burgess
yabancı-albert camus
bulantı-jean paul sartre
deliliğe övgü-desiderius erasmus
dönüşüm-franz kafka
açlık-knut hamsun
beyaz geceler-dostoyevski
palto-gogol
dinle küçük adam-wilhelm reich
devamını gör...
beth harmon
netflix'in satranç ustalarını konu ettiği dram dizisi olan the queen's gambit'in baş karakteri.
karakteri, amerikalı sinema ve dizi oyuncusu anya taylor-joy* canlandırılıyor.
peki, beklenenden fazla ilgi gören bu karakter gerçek olamayacak kadar iyi mi? yoksa, gerçek olabilecek kadar kusursuz mu yazılmış?
evet arkadaşlar, kusursuz bir şekilde betimlenmiş olan bu karakter bir kurgu sonucu ortaya çıkarılmıştır. dizi walter tevis'in aynı adı taşıyan kitabından uyarlamadır. tevis, romanında ki bu karakter için zeki kadınlara bir hediye olduğunu söylemiştir.
satranç dehalarından ortaya karışık olarak kurgulanan beth harmon, amerikalı satranç dehası bobby fischer'ın hikayesini anlatıyor, fakat bir erkek yerine kadın olarak kaleme alınmış. bir başka satranç dehası olan paul morphy'nin alkol bağımlılığı da yine bu karakter üzerinde işlenmiştir. mihail tal gibi sezgisel bir tarza sahip olsa da saldırgan oyun stili ile bobby fischer'i gözler önüne sermektedir.
karakteri, amerikalı sinema ve dizi oyuncusu anya taylor-joy* canlandırılıyor.
peki, beklenenden fazla ilgi gören bu karakter gerçek olamayacak kadar iyi mi? yoksa, gerçek olabilecek kadar kusursuz mu yazılmış?
evet arkadaşlar, kusursuz bir şekilde betimlenmiş olan bu karakter bir kurgu sonucu ortaya çıkarılmıştır. dizi walter tevis'in aynı adı taşıyan kitabından uyarlamadır. tevis, romanında ki bu karakter için zeki kadınlara bir hediye olduğunu söylemiştir.
satranç dehalarından ortaya karışık olarak kurgulanan beth harmon, amerikalı satranç dehası bobby fischer'ın hikayesini anlatıyor, fakat bir erkek yerine kadın olarak kaleme alınmış. bir başka satranç dehası olan paul morphy'nin alkol bağımlılığı da yine bu karakter üzerinde işlenmiştir. mihail tal gibi sezgisel bir tarza sahip olsa da saldırgan oyun stili ile bobby fischer'i gözler önüne sermektedir.
devamını gör...
sevilen kişiden vazgeçme eşiği
fısıldasan sesinizi duyacak o kişinin, artık tüm bağırış çağırışlarınıza kulak tıkadığı anda, yalnızlık çukuruna düştüğünüz, dostlarınızın kimi zaman ailenizin bile sizi anlamadığı o anda, sizi o çukurdan çıkarabilecek tek bir kişinin, eskiden olduğu konumdan cok uzak ve size bir yabancı olduğunu hissettiğiniz o anda. ihtiyaclarınızı, gözyaşlarınızı önemsemediği o anda.
işte hayat. bazen yaşadığınız o inanılmaz şeyleri, birbirinize yasattığınız inanılmaz anları öyle bir geçersiz kılıyor ki, sadece düşünüyorsunuz, en yakınken, nasıl bu kadar yabancı olmak mümkün oluyor diye. bir süre güzel anları, beraber yaptığınız o özel şeyleri sürekli sonra farkediyorsunuz, gecmise hapsolarak yaşamak, o güzel anları beraber yaptığınız o özel şeyleri sürekli düşünüp durmak, geleceğinizi inşa etmenize engel olup, geçmişinizin esareti altında üzülerek bir ömür geçirmenizi sağlıyor. işte tam bu anda, geçmişi geçmişte bırakmaya, onun dünyasında size yer olmadığını anlayıp, kendi dünyanızı inşa etmeye karar verdiğiniz o anda, tam olarak oralarda bir yerlerde başlıyor sevdiğinden vazgeçmek.
bazen hayat size bir seçenek sunmaz, sadece önünüzdeki seçeneği yaşamanızı ister. işte ona mecbursanız, artık arkanıza bakmayın, o yöne doğru gitmiyorsunuz. biliyorum belki arkanızda bazen öyle kıymetli şeyler kaldığını düşünüyorsunuz ki, onun olmadığı bir yolda yürüyecek motivasyonu bulamıyorsunuz kendinizde. işte bu da işin en zor kısmı.
unutmayın; hani hiç ayrılmam diye düşündüğünüz, onun; dönen dünya ve içinde bulunan 7 milyar insandan çok daha değerli olduğunu düşündüğünüz ilişkiniz var ya. işte o ilişkiyi bitirip, onu sizin elinizden alan hayat, emin olun gün gelecek beklemediğiniz anda başka sürprizlerle kapınıza gelecek. hayat beklemediğiniz şeyleri yapmak için zaman kolluyor, buna inanın...
işte hayat. bazen yaşadığınız o inanılmaz şeyleri, birbirinize yasattığınız inanılmaz anları öyle bir geçersiz kılıyor ki, sadece düşünüyorsunuz, en yakınken, nasıl bu kadar yabancı olmak mümkün oluyor diye. bir süre güzel anları, beraber yaptığınız o özel şeyleri sürekli sonra farkediyorsunuz, gecmise hapsolarak yaşamak, o güzel anları beraber yaptığınız o özel şeyleri sürekli düşünüp durmak, geleceğinizi inşa etmenize engel olup, geçmişinizin esareti altında üzülerek bir ömür geçirmenizi sağlıyor. işte tam bu anda, geçmişi geçmişte bırakmaya, onun dünyasında size yer olmadığını anlayıp, kendi dünyanızı inşa etmeye karar verdiğiniz o anda, tam olarak oralarda bir yerlerde başlıyor sevdiğinden vazgeçmek.
bazen hayat size bir seçenek sunmaz, sadece önünüzdeki seçeneği yaşamanızı ister. işte ona mecbursanız, artık arkanıza bakmayın, o yöne doğru gitmiyorsunuz. biliyorum belki arkanızda bazen öyle kıymetli şeyler kaldığını düşünüyorsunuz ki, onun olmadığı bir yolda yürüyecek motivasyonu bulamıyorsunuz kendinizde. işte bu da işin en zor kısmı.
unutmayın; hani hiç ayrılmam diye düşündüğünüz, onun; dönen dünya ve içinde bulunan 7 milyar insandan çok daha değerli olduğunu düşündüğünüz ilişkiniz var ya. işte o ilişkiyi bitirip, onu sizin elinizden alan hayat, emin olun gün gelecek beklemediğiniz anda başka sürprizlerle kapınıza gelecek. hayat beklemediğiniz şeyleri yapmak için zaman kolluyor, buna inanın...
devamını gör...
bandista
benim annem cumartesi parçasıyla kalbime taht kurmuş, birden fazla arpejlerle müziğini sade tutmamış emekçi müzik grubudur. ha bu arada berfo ana selam olsun..
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
[her papatya, bir gün solar. aynısefalar gibi...]
müzik benim ilacım, şarkılar benim zehrim ve ben intihar eden bir notayım.
kendi isteğimle kendimi, kendi düşüncelerime esir bıraktım ve inanın bana artık bundan kurtulamıyorum.
ne yapmam gerekiyor? kurtuluş yolu hangi cadde üzerinde? bilmiyorum.
*
ayaklarım yalnızca ileri doğru giden bir ibre gibiydi..
soğuk hava yakıyordu ellerimi, buzdan ateşleriyle. en son durdum. durdum yolun ortasında. şehrin gürültülü sesi kulaklarımı sağır edercesine şiddetliydi.
hiçbir amacı olmayan hâlimle, utanmadan dolaşıyordum bu sokakları. yavaşça etrafa baktım ve deniz tam karşımdaydı.
'gökyüzü denize aynaydı ve deniz gökyüzünün yansımasıydı'
*
keşke yalnızca bir karınca olsaydım.
küçükken ezdiğim o karıncalardan herhangi biri olsaydım ve ezilseydim bir ayakkabının altında.
önümü bile görmeden ilerliyordum... korna sesleri gökteki çığlıkla orkestra kurmuştu ve yağmur bir piyanoydu. piyano...
ağaçlar bu orkestraya eşlik edercesine dans ediyordu ve kurumuş yapraklar esen rüzgarla birlikte uçuşuyordu havada.
kuşlar solistti bu sanat cümbüşünde. kelebekler renk renkti.. umudu bağırıyorlardı sessizliğin dilinde.
*
hayatın tek sorununun iki oyuncak eksik olduğu zamanlar vardı.
koltuğun altında yaşadığına inandığım oyuncanlar ülkesinden söz etmek istiyorum sizlere...
geleceğin en azından geçmişe göre daha tasasız olduğu ve anlamların henüz anlam bulmadığı zamanlar.
çocukluk.
en büyük yalan neydi?
mesela kalemimin ucunu açmayı bir türlü beceremezdim,
kayboldu demek yalandan sayılır mı?
gerçeklerin çarptığı yıkılan bir duvardan ibaretim şimdi.
değişim, kozasından çıkan kelebeğin kanatları mı?
düşünceler benim stresim.
*
tek hücreli odaların olduğu bir hapishanede, bütün suçluların müebbet yediği doyumsuz düşünceler...
*
tarihi geçmiş bir yemeğin bozuk tadı gibidir gelecek.
*
gelecek; çocukken çarptığınız tümseklerin büyürken hissettiğiniz travmasından ibaret.
*
bana, huzurun merhemini verir misiniz?
iltihaplı kalbimin içine sürmek istiyorum...
müzik benim ilacım, şarkılar benim zehrim ve ben intihar eden bir notayım.
kendi isteğimle kendimi, kendi düşüncelerime esir bıraktım ve inanın bana artık bundan kurtulamıyorum.
ne yapmam gerekiyor? kurtuluş yolu hangi cadde üzerinde? bilmiyorum.
*
ayaklarım yalnızca ileri doğru giden bir ibre gibiydi..
soğuk hava yakıyordu ellerimi, buzdan ateşleriyle. en son durdum. durdum yolun ortasında. şehrin gürültülü sesi kulaklarımı sağır edercesine şiddetliydi.
hiçbir amacı olmayan hâlimle, utanmadan dolaşıyordum bu sokakları. yavaşça etrafa baktım ve deniz tam karşımdaydı.
'gökyüzü denize aynaydı ve deniz gökyüzünün yansımasıydı'
*
keşke yalnızca bir karınca olsaydım.
küçükken ezdiğim o karıncalardan herhangi biri olsaydım ve ezilseydim bir ayakkabının altında.
önümü bile görmeden ilerliyordum... korna sesleri gökteki çığlıkla orkestra kurmuştu ve yağmur bir piyanoydu. piyano...
ağaçlar bu orkestraya eşlik edercesine dans ediyordu ve kurumuş yapraklar esen rüzgarla birlikte uçuşuyordu havada.
kuşlar solistti bu sanat cümbüşünde. kelebekler renk renkti.. umudu bağırıyorlardı sessizliğin dilinde.
*
hayatın tek sorununun iki oyuncak eksik olduğu zamanlar vardı.
koltuğun altında yaşadığına inandığım oyuncanlar ülkesinden söz etmek istiyorum sizlere...
geleceğin en azından geçmişe göre daha tasasız olduğu ve anlamların henüz anlam bulmadığı zamanlar.
çocukluk.
en büyük yalan neydi?
mesela kalemimin ucunu açmayı bir türlü beceremezdim,
kayboldu demek yalandan sayılır mı?
gerçeklerin çarptığı yıkılan bir duvardan ibaretim şimdi.
değişim, kozasından çıkan kelebeğin kanatları mı?
düşünceler benim stresim.
*
tek hücreli odaların olduğu bir hapishanede, bütün suçluların müebbet yediği doyumsuz düşünceler...
*
tarihi geçmiş bir yemeğin bozuk tadı gibidir gelecek.
*
gelecek; çocukken çarptığınız tümseklerin büyürken hissettiğiniz travmasından ibaret.
*
bana, huzurun merhemini verir misiniz?
iltihaplı kalbimin içine sürmek istiyorum...
devamını gör...
hindistan cevizi
tayland'da toplanması için işçi maymunların kullanıldığı bir meyve. bir insan günde 80 civarı ceviz toplarken maymunlar 1000'e kadar hindistan cevizi toplayabiliyormuş. bu yüzden de bu canlıları köle gibi çalıştırıyor, ısırmasınlar diye bazılarının dişlerini bile söküyorlarmış.
kaynak: peta araştırması.
kaynak: peta araştırması.
devamını gör...



