efrasiyab'ın hikayeleri
ihsan oktay anar'ın 1998 yılında yayınlanan kitabıdır. yazarın yayınlanan 3. kitabı olup an itibariyle 36 baskı yapmıştır.
yazarın en iyi kitabının puslu kıtalar atlası kitabı olduğunu düşünsem de bu kitabı okumak da çok keyifliydi benim için. eski türkçe ifadeleri okumayı seviyorsanız ve masal tadında hikayeler okumak istiyorsanız bu kitap tam size göre.
anlatacağınız her hikaye ölümünüzü bir saat geciktirecek olsaydı ne anlatırdınız? işte, kitapta yazar bu sorunun cevabını veren hikayeler anlatıyor bize.
"evet, çocukluk, cennetin ta kendisiydi ve cennet de seyredilmeye değerdi."
yazarın en iyi kitabının puslu kıtalar atlası kitabı olduğunu düşünsem de bu kitabı okumak da çok keyifliydi benim için. eski türkçe ifadeleri okumayı seviyorsanız ve masal tadında hikayeler okumak istiyorsanız bu kitap tam size göre.
anlatacağınız her hikaye ölümünüzü bir saat geciktirecek olsaydı ne anlatırdınız? işte, kitapta yazar bu sorunun cevabını veren hikayeler anlatıyor bize.
"evet, çocukluk, cennetin ta kendisiydi ve cennet de seyredilmeye değerdi."
devamını gör...
en iyi türk rapçi
bu şu ana kadar tartışılmaz bir tabu gibiydi tanımladığı kişi kesinlikle ceza olan bir sıfattı ama şu günlerde bence ceza o panorama harem şaşkın oğlan rapstar medcezir i yapan cezanın çok gerisinde. sagopa kajmer gibi dramatik bir düşüş yaşamasa bile eski formunda değil bana şu an lirikalite olarak eski adı mozole mirach olan mirac ses ve flow olarak defkhan en iyisi gibi geliyor ama eskisi gibi bütün her şeyde bir numara olan ceza gibi bir efsanenin bir daha geleceğini düşünmüyorum.
yukarıda saydığım iki rapçi bir arada olunca tabi oyhşş son zamanların en iyi klibi çıkıyor ortaya.
yukarıda saydığım iki rapçi bir arada olunca tabi oyhşş son zamanların en iyi klibi çıkıyor ortaya.
devamını gör...
genç werther'in acıları
gerçek bir aşk hikayesi. johann wolfgang von goethe tarafından 1700'lü yıllarda yazılmış bir dünya klasiği. kitap harika bir roman olmasının yanında yayınlandığı yıllarda almanya başta olmak üzere avrupanın bir çok ülkesinde intihar salgınına yol açması ile de meşhurdur. baş kahraman werther'in karşılıksız aşkı sonunda intihara sürüklenmesi ve geothe'nin bunu şiirsel bir dille aktarması sonucu bir çok genç karşılıksız aşklarının sonucunda intihara sürüklenmiştir.
kitaba dönecek olursak; werther büyük şehirden kasabaya yerleşen genç ve başarılı bir avukattır. yerleştiği kasabada soylu bir aileden gelen güzeller güzeli lotte'ye görür görmez aşık olur. ancak bir sorun vardır lotte nişanlıdır ve yakın zamanda evlenecektir. buna rağmen genç werther aşkını lotte'ye ilan eder ancak karşılık bulamaz. uzunca süren mektuplar sonunda lotte bir daha werther'in kednisini görmemesi gerektiğini söyler ve bu durum werther'in intiharına kadar gider.
kitabı okurken werther'le özdeşlik kurabiliyor ve onunla aynı acıları çekiyorsunuz.kitap ince bir kitap olmasına rağmen bence hemen bir oturuşta bitmiyor ya da bitirmeyin derim. her cümlesinde çok ayrı anlamlar ve duygular var. sindire sindire okumakta fayda var. yakın zamanda aşk acısı çektiyseniz veya çekiyorsanız özdeşlik kurmayı abartmayın. hiç bir acı intihar etmeye değmez.
kitaba dönecek olursak; werther büyük şehirden kasabaya yerleşen genç ve başarılı bir avukattır. yerleştiği kasabada soylu bir aileden gelen güzeller güzeli lotte'ye görür görmez aşık olur. ancak bir sorun vardır lotte nişanlıdır ve yakın zamanda evlenecektir. buna rağmen genç werther aşkını lotte'ye ilan eder ancak karşılık bulamaz. uzunca süren mektuplar sonunda lotte bir daha werther'in kednisini görmemesi gerektiğini söyler ve bu durum werther'in intiharına kadar gider.
kitabı okurken werther'le özdeşlik kurabiliyor ve onunla aynı acıları çekiyorsunuz.kitap ince bir kitap olmasına rağmen bence hemen bir oturuşta bitmiyor ya da bitirmeyin derim. her cümlesinde çok ayrı anlamlar ve duygular var. sindire sindire okumakta fayda var. yakın zamanda aşk acısı çektiyseniz veya çekiyorsanız özdeşlik kurmayı abartmayın. hiç bir acı intihar etmeye değmez.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının meslekleri
doktora peşinde koşan bir bilişsel psikolog... işsiz de denebilir.
devamını gör...
normal sözlük'e eksileme butonu gelsin kampanyası
bence de gereksiz, +oy vermiyorsan beğenmemişsindir zaten, illa olumsuz bir etkileşim yapmak zorunda değilsin.. hiç +oy yoksa bile anlıyor insan, birde üşenmeyip negatif duygunu iletmeyiver.. yeterince anlaşılıyor merak etme,
devamını gör...
çıplak gözle güneşe bakmak
asla yapılmaması gereken, kalıcı körlüğe neden olabilecek eylem.
eğer dürbün, teleskop gibi optik aletler aracılığı ile bakacaksanız, mutlaka buna uygun ve kaliteli güneş filtreleri kullanmanız gerekir. aksi takdirde benzer durum yine söz konusudur. burada belirtmeden geçmeyeyim; tutulmalar sırasında röntgen filmi, isli cam, güneş gözlüğü gibi birtakım araç gereçleri filtre niyetine, güneşe bakmak için kullanmayın. yine retina tabakanızda hasar bırakır bu eylem.
şu video, filtresiz şekilde teleskop kullanarak güneşe baktığınız takdirde ne olacağını açık açık gösteriyor:
sonuç: güneşe asla ama asla, uygun filtre kullanmadan hiçbir şekilde doğrudan bakmayın.
eğer dürbün, teleskop gibi optik aletler aracılığı ile bakacaksanız, mutlaka buna uygun ve kaliteli güneş filtreleri kullanmanız gerekir. aksi takdirde benzer durum yine söz konusudur. burada belirtmeden geçmeyeyim; tutulmalar sırasında röntgen filmi, isli cam, güneş gözlüğü gibi birtakım araç gereçleri filtre niyetine, güneşe bakmak için kullanmayın. yine retina tabakanızda hasar bırakır bu eylem.
şu video, filtresiz şekilde teleskop kullanarak güneşe baktığınız takdirde ne olacağını açık açık gösteriyor:
sonuç: güneşe asla ama asla, uygun filtre kullanmadan hiçbir şekilde doğrudan bakmayın.
devamını gör...
püriten
kutsal kitabı, yeniden ve değişik bir anlayışla okumaya büyük bir önem veren ve çoğu amerika'ya yerleşmiş presbiteryen tarikat üyesi.
devamını gör...
save ralph
çok beğendiğim kısa film, gerçekleri hatırlatmış ve sorumluluk almanın gerekliliğini yüzümüze vurmuş.
hadi ben de bu vesiyeyle iki kelam edeyim. belki gerçekten sorumluluk almak isteyen birileri olur ve bu entry bir işe yarar.
efendim, öncelikle sadece ralph'in dokunaklı ve son derece gerçek hikayesinden etkilenmek yetmez. onun için ve başka canlılar için sorumluluk almamız, bu hissettiğimiz duyguyu samimi kılar diye düşünüyorum. peki ne yapmalı? en başta başka canlıların sömürülmesi ve acısıyla kendimizi beslemeyi bırakmamız gerekmekte. (bkz: politik vejetaryenlik)(bkz: veganizm)
açık, samimi, etik olana yönelmeliyiz. türümüz, bu yüzyıldaki gelişkinliğinde hayvansal protein olmaksızın, (cinay)et olmaksızın sağlıklı kalabilecek ve bitkisel proteinle beslenerek sağlıklı yaşayabilecek gelişkinlikteyken sırf tadını seviyoruz diye, alışkanlık diye bu zulmü sürdürmemeliyiz.
bunun yanında evet hayvan deneyi kozmetik ve temizlik ürünlerinin karanlık yüzünü içeriyor. ralph bunun bir görünmesi sadece. inanın bu zulmü sürdürmeyen onlarca firma ve ürün var. öyle ulaşılmaz falan da değil bu ürünler.
hayatımdan başka canlıları yemeyi çıkaralı 4 yıl oldu benim, deneyli ürünleri de uzun zamandır kullanmıyorum.
arkadaşlarımla buluşmak için özenle hazırlandığımda yüzüme sürdüğüm şeyin, başka bir canlının ızdırabı olmadığını bilmek inanın harika bir his. ya da temizlik yaptığımda evimi temizleyen ürünlerin acı, zulüm ve kanla üretilmediğini bilmek insana çok daha temiz hissettiriyor.
bu işler biraz farkındalık meselesi insan bir kere fark edince, bu bir kere bu yola girince artık geri dönemiyor, bir kere tabağın ardına bakınca artık önündeki nesneleşmiş şeyin ne olduğu gerçeğinden kaçmıyor insan.
ama dedim ya bunun müthiş bir vicdani rahatlığı var...
eğer ralph'i kurtarmak için sorumluluk almak isteseniz bana mesaj atabilirsiniz. metin önerileri, vegan/deneysiz markalar, besin takviyeleri, yemek tarifleri her konuda yardımcı olmaya hazırım ben. tek bir insan daha en ufak bir adım atsa dünya daha az korkunç bir yer haline gelecek inanın.
hadi ben de bu vesiyeyle iki kelam edeyim. belki gerçekten sorumluluk almak isteyen birileri olur ve bu entry bir işe yarar.
efendim, öncelikle sadece ralph'in dokunaklı ve son derece gerçek hikayesinden etkilenmek yetmez. onun için ve başka canlılar için sorumluluk almamız, bu hissettiğimiz duyguyu samimi kılar diye düşünüyorum. peki ne yapmalı? en başta başka canlıların sömürülmesi ve acısıyla kendimizi beslemeyi bırakmamız gerekmekte. (bkz: politik vejetaryenlik)(bkz: veganizm)
açık, samimi, etik olana yönelmeliyiz. türümüz, bu yüzyıldaki gelişkinliğinde hayvansal protein olmaksızın, (cinay)et olmaksızın sağlıklı kalabilecek ve bitkisel proteinle beslenerek sağlıklı yaşayabilecek gelişkinlikteyken sırf tadını seviyoruz diye, alışkanlık diye bu zulmü sürdürmemeliyiz.
bunun yanında evet hayvan deneyi kozmetik ve temizlik ürünlerinin karanlık yüzünü içeriyor. ralph bunun bir görünmesi sadece. inanın bu zulmü sürdürmeyen onlarca firma ve ürün var. öyle ulaşılmaz falan da değil bu ürünler.
hayatımdan başka canlıları yemeyi çıkaralı 4 yıl oldu benim, deneyli ürünleri de uzun zamandır kullanmıyorum.
arkadaşlarımla buluşmak için özenle hazırlandığımda yüzüme sürdüğüm şeyin, başka bir canlının ızdırabı olmadığını bilmek inanın harika bir his. ya da temizlik yaptığımda evimi temizleyen ürünlerin acı, zulüm ve kanla üretilmediğini bilmek insana çok daha temiz hissettiriyor.
bu işler biraz farkındalık meselesi insan bir kere fark edince, bu bir kere bu yola girince artık geri dönemiyor, bir kere tabağın ardına bakınca artık önündeki nesneleşmiş şeyin ne olduğu gerçeğinden kaçmıyor insan.
ama dedim ya bunun müthiş bir vicdani rahatlığı var...
eğer ralph'i kurtarmak için sorumluluk almak isteseniz bana mesaj atabilirsiniz. metin önerileri, vegan/deneysiz markalar, besin takviyeleri, yemek tarifleri her konuda yardımcı olmaya hazırım ben. tek bir insan daha en ufak bir adım atsa dünya daha az korkunç bir yer haline gelecek inanın.
devamını gör...
uzak mesafe ilişkisi
çift birbirine uzak olunca özlüyorsunuz ve ilk bir araya gelişte samimi anlar yaşanıyor. tercihimdir. tecrübeyle sabittir uzuuun süre yürütülebilir.
devamını gör...
yalnızlık
kendini bir topluluğa ait hissetmeme duygusu. insanın en büyük korkusu.
herhangi bir konuda, herhangi bir ruh hali içerisindeyken insanların kendileri ile benzer hissiyatlar içerisinde olan insanları düşünüp/görüp, kontrol ettiği ya da edemediği bilincinin anlatıları neticesinde rahatlamasının altında, kendini bir topluluğa ait hissetme yani yalnız olmadığını fark etme sebebi yatıyor gibi geliyor bana. insanın mükemmele ulaşma çabası, hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini bildiği halde mükemmeli isteme dürtüsü onu şartları ne olursa olsun sürekli hayatını değiştirme isteğine sürüklüyor bence. ama aynı insan, hayatını değiştirmekten de ölesiye korkuyor. çünkü hayatından memnun olmadığı halde, hayatını değiştirmeye korkan insanlar olarak öyle bir kalabalığın içindeyiz ki; kendimizi hayatımızı değiştirmek için adım atacağımız yolda yalnız görüyoruz. o kalabalık bize "amaann bi' ben miyim hayatından memnun olmayan sanki" dedirtiyor.
yoksa hiçbirimiz gerizekalı değiliz herhalde değil mi? çok para kazanmak = çok çalışmak = çok yorulmak = harcayacak zaman bulamamak = harcayacak zaman yaratıldığında ise yorgun olmak iken tablo, defolup gitmeyi, başka bir düzen yaratıp kendi hayatımız için, başka bir şeyler yapmayı denemek yerine, kalıp bu kısır döngü içerisinde yer almayı boşuna tercih etmiyoruz. işi gücü bırakmak, bu yaştan sonra resme başlamak herkesin yaptığı şeyler olmadığı için korkutucu. kendimizi farklı bir şeyler yaparken düşündüğümüzde bile korkuyoruz kısacası.
sevgilinin seni terk etmesi değil yalnızlık. terk edilen milyonlarca insan varken o topluluğun içine aitsin.
çok sevdiğin birinin ölmesi de değil. bir yakınını kaybeden herhangi bir insandan farkın olmadığını anladığında, çektiğin acının bu dünya için zerre kadar bile önemi olmadığını fark ettiğinde, elinde nerene sokacağını bilemediğin bir acı kalıyor yalnızlığın değil.
istediklerini yapamadığın, başka bir yerde, başka kişilerle olmayı istediğin halde, olamadığın ya da kendini bile yalnız bıraktığını düşündüğün haldeyken bile yalnız değilsin aslında. senin gibi milyonlarcası var.
ne zaman yalnızsın biliyor musun?
cesur olduğunda.
cesaret insanlara göre değil. çünkü yalnızlık insanlara göre değil.
sıradan olun. çok düşünmeyen sıradan insanlar olun.
herhangi bir konuda, herhangi bir ruh hali içerisindeyken insanların kendileri ile benzer hissiyatlar içerisinde olan insanları düşünüp/görüp, kontrol ettiği ya da edemediği bilincinin anlatıları neticesinde rahatlamasının altında, kendini bir topluluğa ait hissetme yani yalnız olmadığını fark etme sebebi yatıyor gibi geliyor bana. insanın mükemmele ulaşma çabası, hiçbir zaman gerçekleşemeyeceğini bildiği halde mükemmeli isteme dürtüsü onu şartları ne olursa olsun sürekli hayatını değiştirme isteğine sürüklüyor bence. ama aynı insan, hayatını değiştirmekten de ölesiye korkuyor. çünkü hayatından memnun olmadığı halde, hayatını değiştirmeye korkan insanlar olarak öyle bir kalabalığın içindeyiz ki; kendimizi hayatımızı değiştirmek için adım atacağımız yolda yalnız görüyoruz. o kalabalık bize "amaann bi' ben miyim hayatından memnun olmayan sanki" dedirtiyor.
yoksa hiçbirimiz gerizekalı değiliz herhalde değil mi? çok para kazanmak = çok çalışmak = çok yorulmak = harcayacak zaman bulamamak = harcayacak zaman yaratıldığında ise yorgun olmak iken tablo, defolup gitmeyi, başka bir düzen yaratıp kendi hayatımız için, başka bir şeyler yapmayı denemek yerine, kalıp bu kısır döngü içerisinde yer almayı boşuna tercih etmiyoruz. işi gücü bırakmak, bu yaştan sonra resme başlamak herkesin yaptığı şeyler olmadığı için korkutucu. kendimizi farklı bir şeyler yaparken düşündüğümüzde bile korkuyoruz kısacası.
sevgilinin seni terk etmesi değil yalnızlık. terk edilen milyonlarca insan varken o topluluğun içine aitsin.
çok sevdiğin birinin ölmesi de değil. bir yakınını kaybeden herhangi bir insandan farkın olmadığını anladığında, çektiğin acının bu dünya için zerre kadar bile önemi olmadığını fark ettiğinde, elinde nerene sokacağını bilemediğin bir acı kalıyor yalnızlığın değil.
istediklerini yapamadığın, başka bir yerde, başka kişilerle olmayı istediğin halde, olamadığın ya da kendini bile yalnız bıraktığını düşündüğün haldeyken bile yalnız değilsin aslında. senin gibi milyonlarcası var.
ne zaman yalnızsın biliyor musun?
cesur olduğunda.
cesaret insanlara göre değil. çünkü yalnızlık insanlara göre değil.
sıradan olun. çok düşünmeyen sıradan insanlar olun.
devamını gör...
içilen en kötü içecek
misafirlikte (zoraki) * ikram edilen bayat sabahtan kalma çay (ayıptır) *
devamını gör...
yeni isimle ilgili önemli açıklama radyoda
birazdan makinist ile son istasyon radyo yayınında yapılacak olan önemli açıklamalardır.
blog.kafasozluk.com/
blog.kafasozluk.com/
devamını gör...
betonu yarıp çıkan bitkiler
"betonu yarıp çıkıyorlar, büyümemeleri gereken bir yerde büyüyorlar.
ibretlik bir irade ve asaletle aheste aheste baş kaldırıyorlar.
kökensiz, vahşice ve botanikçilerin sınıflandıramayacağı bir şekilde.
garip, azgın ve abes bir güzellik. en renksiz köşeleri güzelleştiriyorlar.
hiçbir şeyleri yok ve hiçbir şey onları durduramıyor.
çelişkili bir şekilde, beni zayıflığımla yüzleşmeye zorlayan, kontrol edilemeyen hayatın bir metaforu."
medianeras (film)inden bir alıntı.
ibretlik bir irade ve asaletle aheste aheste baş kaldırıyorlar.
kökensiz, vahşice ve botanikçilerin sınıflandıramayacağı bir şekilde.
garip, azgın ve abes bir güzellik. en renksiz köşeleri güzelleştiriyorlar.
hiçbir şeyleri yok ve hiçbir şey onları durduramıyor.
çelişkili bir şekilde, beni zayıflığımla yüzleşmeye zorlayan, kontrol edilemeyen hayatın bir metaforu."
medianeras (film)inden bir alıntı.
devamını gör...
the crystal ship
the doors'un en sevdiğim ve şu an dinlediğim şarkısı.
gece yatakta tavanı izlerken dinlenilmesi caizdir.
dinlerken insan uçuyor. adamların parçayı yaparkenki kafasını yakalıyorsunuz. dinleyin ve dinlettirin.
gece yatakta tavanı izlerken dinlenilmesi caizdir.
dinlerken insan uçuyor. adamların parçayı yaparkenki kafasını yakalıyorsunuz. dinleyin ve dinlettirin.
devamını gör...
türkiye'nin internet hızında 170 ülke arasında 103. sıraya gerilemesi
zaten 103'ten sonraki ülkelerde internet yok
devamını gör...
ben goya'yım
rus şair andrey voznesenski'nin 1959 yılında yazdığı savaş karşıtı şiir. voznesenski daha çocukluğunda ispanyol ressam francisco de goya'nın savaşın felaketleri* isimli gravürlerinin etkisi altında kalır ve 1984 yılında yayımladığı proraby dukha'da bu gravürler ile ilk karşılaştığı an yaşadığı dehşetten söz eder. tam da konstantin balmont'un hayal ettiği goya'dır bu. bu şiirin yazılmasına sebep olan bir diğer etken ise ikinci dünya savaşının bitmesine yakın bir dönemde yarısı sivil olan 7000 kişinin öldüğü deniz felaketidir. tarih 16 nisan 1945'i gösterdiğinde yani tam da francisco de goya'nın 117. ölüm yıldönümünde sscb denizaltılarından biri olan l-3, yaralı askerleri ve sivilleri taşıyan goya isimli alman gemisini torpido saldırıları ile batırır ve bu saldırıda binlerce insan hayatını kaybeder. oldum olası savaşa karşı büyük bir tiksinti duyan voznesenski tüm bunların etkisi ile 1959 yılında goya ismi ile de anılan ben goya'yım şiirini yazar ve bu şiir öyle etkili olur ki hayatında; gel zoya şiirinin zoya'sı ve voznesenski'nin eşi zoya boguslavskaya voznesenski'nin öldüğü gün yatağında şu cümleleri mırıldandığını anlatır:
"umutsuzluğa kapılma... ben goya'yım."
voznesenksi savaşın kan donduran tüm detaylarını fırçası elinde bir goya gibi kalemi ile kağıda işler. cümlelerine zarafet katmak ile uğraşmaz ve yorucu bir sembolizmden kaçar. net bir savaş sonrası vardır ben goya'yım şiirinde ve 41 karlarında yanmış bir şehrin görüntüsü.
ben goya'yım!
çorak bir tarlaya kuzgunlar gibi süzülen düşman
yuvalarından oydu gözlerimi.
ben acıyım!
ben iniltisiyim
savaşın. 41 karlarında yanmış
şehirlerim ben.
ben açlığım!
ben kırılmış boynuyum
çıplak alana çanlar gibi sallanarak asılmış
bir ihtiyar kadının...
ben goya'yım!
ey gazap üzümleri!
top sesleriyle yürüdüm batı'ya,
çağrısız konuğun külleriyim ben!
o unutulmaz göğe tabut çivileri gibi
sert yıldızlar çaktım!
ben goya'yım!
"umutsuzluğa kapılma... ben goya'yım."
voznesenksi savaşın kan donduran tüm detaylarını fırçası elinde bir goya gibi kalemi ile kağıda işler. cümlelerine zarafet katmak ile uğraşmaz ve yorucu bir sembolizmden kaçar. net bir savaş sonrası vardır ben goya'yım şiirinde ve 41 karlarında yanmış bir şehrin görüntüsü.
ben goya'yım!
çorak bir tarlaya kuzgunlar gibi süzülen düşman
yuvalarından oydu gözlerimi.
ben acıyım!
ben iniltisiyim
savaşın. 41 karlarında yanmış
şehirlerim ben.
ben açlığım!
ben kırılmış boynuyum
çıplak alana çanlar gibi sallanarak asılmış
bir ihtiyar kadının...
ben goya'yım!
ey gazap üzümleri!
top sesleriyle yürüdüm batı'ya,
çağrısız konuğun külleriyim ben!
o unutulmaz göğe tabut çivileri gibi
sert yıldızlar çaktım!
ben goya'yım!
devamını gör...
sevilen kızın 40 numara ayakkabı giymesi
yeri gelince bizden çağdaşı yok, yeri gelince de kadın 40 numara ayakkabı giyiyor diye sorun çıkıyor. arkadaşlar yapmayın etmeyin. bakın bu seçilebilen bir şey değil. doğarken bize anket yaptırmıyorlar, böyle dal ta*ak geliyoruz dünyaya. ne kadar anlayışsız insanlarsınız siz yahu. kilosu senden benden biraz daha fazla diye, giydiği ayakkabının numarası bir numara fazla diye insanları yaftaladığınız şeye bak. ayağını koy şuraya da küçült hadi bakayım yapabiliyor musun? siz insanın ağzını bozdurur, suçlu duruma düşürürsünüz.
devamını gör...
bir sanatçının düz insandan temel farkı
hafif kafadan kırık olmaları .
bazılarının keyif verici madde kullanmaları.
entelektüel birikimlerinin olması.
bazılarının keyif verici madde kullanmaları.
entelektüel birikimlerinin olması.
devamını gör...

