normal sözlük yaş ortalaması
ayşecik, bücür cadı, deli yürek izleyen tayfadanım yaş yazmaya gerek var mı?.
devamını gör...
bu kötü gidişe dur demek için akp
bu başlık akıllara shameless dizisinin o malum sahnesini getirmektedir:

edit: başlığın sahibi ben değilim, kendisi maalesef yazdığı entry'yi silmiş :(

edit: başlığın sahibi ben değilim, kendisi maalesef yazdığı entry'yi silmiş :(
devamını gör...
çok zararlı olduğunu düşündüğüm uygulamadır. tüketim çılgınlığı sadece fazlaca ürün almakla olmuyor, içerik tüketimi de bu çılgınlığa giriyor. siz her parmağınızı birkaç cm yukarı kaydırdığınızda bir sürü yeni içerik karşınıza çıkıyor. bunları çabucak değerlendirip bazılarına tıklayıp birkaç saniye bakıp tekrar parmağınızı kaydırıyorsunuz ve bu böyle devam ediyor. peki zararı nerede? hem zamanınızı yiyor hem de odaklanabilme becerinizi kaybediyorsunuz. odağınızı çok küçük parçalara bölüp her gönderiye dağıtıyorsunuz yani bir şey üzerine odaklanmıyorsunuz. bu da uzun vadede odaklanabilme yeteneğinizi yok ediyor. işte bu yüzden instagramdan okunan yüzlerce satır ile kitaptan okunan yüzlerce satır beynimize çok farklı etki ediyor.
ayrıca yarattığı bağımlılık sigaradakinden pek farklı değil. instagram bağımlısı biri uzun süre girmeyince adeta yoksunluğa giriyor. beyin onu arzuluyor ve siz ne iş yaparsanız yapın o an telefonununuzu açıp kendinizi tatmin ediyorsunuz.
velhasıl kelam nolur bağımlısıysanız kademeli bir şekilde azaltmaya çalışın.
ayrıca yarattığı bağımlılık sigaradakinden pek farklı değil. instagram bağımlısı biri uzun süre girmeyince adeta yoksunluğa giriyor. beyin onu arzuluyor ve siz ne iş yaparsanız yapın o an telefonununuzu açıp kendinizi tatmin ediyorsunuz.
velhasıl kelam nolur bağımlısıysanız kademeli bir şekilde azaltmaya çalışın.
devamını gör...
kuş dili
“begen segenigi segevigiyogorugum.” nasıl aklımda kalmış nasıl öğrenmişim bu ne saçma bir dilmiş bilemedim.(swh)
a ayla b beyle bapbup
b beyle c ceyle capcup gibi saçma bir şey daha aklıma geldi ama o neydi hatırlamıyorum.
a ayla b beyle bapbup
b beyle c ceyle capcup gibi saçma bir şey daha aklıma geldi ama o neydi hatırlamıyorum.
devamını gör...
şeytan bunun neresinde
halk şairlerinden en büyüğü olarak da kabul edilen aşık dertli'nin döneminde "saz çalmanın günah olduğunu, şeytanların saz çalan kişinin başına toplandığını" söylemeleriyle, kadı tarafından saz çalmanın yasaklandığı bir dönemde yazmış olduğu muazzam taşlama örneğidir. aynı zamanda içinde bol bol din adamı eleştirisi de vardır.
bir çok aşık tarafından da seslendirilmiştir. (bkz: aşık veysel) başta gelir. aynı zamanda modern müziğe de pentegram çok güzel cover yapmıştır. buradan dinleyebilirsiniz.
bir çok aşık tarafından da seslendirilmiştir. (bkz: aşık veysel) başta gelir. aynı zamanda modern müziğe de pentegram çok güzel cover yapmıştır. buradan dinleyebilirsiniz.
devamını gör...
olimpiu morutan
potansiyeli eksikleri kadar fazla olan galatasaray’ın futbolcusu.
her futbol severin izlemekten keyif aldığı bir tarzı var. bilekleri çok hızlı. çalım yeteneği şimdiden üst düzey.
kendisi 22 yaşında ve romanya doğumlu bir futbolcu. sol ayağını kullanıyor. sağ ayağını da kullanıyor ama etkili silahı sol ayağı.
kendisi orta iç oyuncusu gibi. kanata ve forvet arkasına rahatlıkla koyulabilir. günümüz futbolunda serbest oyuncu diyebiliriz çok yetenekli.
galatasaray’da henüz 2 golü var bu 2 gol kritik goller özellikle attığı ilk gol nefis bir goldü.
golcü bir futbolcu asist özelliği de var.
her yetenekli oyuncu gibi maalesef topu ayağında çok tutuyor. oyunun yönünü değiştirmede geç kalıyor veya isabet ettiremiyor. normal henüz çok genç.
fatih terim 11 başlattığı maçlarda oyunda çok tutmuyor sebebi ise oyuncu takibi ve defansa yardımı eksik. bunların hepsini geliştirecek zamanla. modern futbolda neymar falan değilsen geriye yardım etmen gerekiyor ve morutanın bu konuda eksikliği bulunuyor şimdilik.
fatih terim ilerleyen günlerde bu sorunu aşmak için kaleye daha yakın oynatacaktır. vatandaşı cicildau ile iyi anlaşıyorlar. bu sezon bazı maçlarda romanya iş birliğini bize gösterdiler. sempatik bir isim.
asıl has mevkisi 10 numara daha doğrusu modern 10 numara. artık futbolda 10 numara tabiri pek kalmadı.
şutları şimdilik iyi mi kötü mü anlamadım.
bu adamın olayı kilitli maçları çözebilme yeteneği. topla oynamayı seviyor top ayağına yakışıyor. bazen topla fazla oynadığı için top kaybı yapıyor. hızlı hücumlarda acele ettiği için pas hatası yapabiliyor.
kendisini bayadır takip ediyordum. transfer süreci hayli sancılı geçti. becali denen herif satmamak için çok direndi ama sonunda sattı. burak elmas ve ekibi almak için iyi bir taktik belirlediler ve açıkçası başarılı oldular. avrupa ligi maçlarında iyi performans verirse hem skor olarak hem maddi olarak galatasaray’a çok faydalı olur.
umarım genç oyuncuların yaşadığı mental zorlukları yaşamaz ve başarılı olur.
başarılı bir oyuncu ilerleyen yıllarda neler olacak göreceğiz.
her futbol severin izlemekten keyif aldığı bir tarzı var. bilekleri çok hızlı. çalım yeteneği şimdiden üst düzey.
kendisi 22 yaşında ve romanya doğumlu bir futbolcu. sol ayağını kullanıyor. sağ ayağını da kullanıyor ama etkili silahı sol ayağı.
kendisi orta iç oyuncusu gibi. kanata ve forvet arkasına rahatlıkla koyulabilir. günümüz futbolunda serbest oyuncu diyebiliriz çok yetenekli.
galatasaray’da henüz 2 golü var bu 2 gol kritik goller özellikle attığı ilk gol nefis bir goldü.
golcü bir futbolcu asist özelliği de var.
her yetenekli oyuncu gibi maalesef topu ayağında çok tutuyor. oyunun yönünü değiştirmede geç kalıyor veya isabet ettiremiyor. normal henüz çok genç.
fatih terim 11 başlattığı maçlarda oyunda çok tutmuyor sebebi ise oyuncu takibi ve defansa yardımı eksik. bunların hepsini geliştirecek zamanla. modern futbolda neymar falan değilsen geriye yardım etmen gerekiyor ve morutanın bu konuda eksikliği bulunuyor şimdilik.
fatih terim ilerleyen günlerde bu sorunu aşmak için kaleye daha yakın oynatacaktır. vatandaşı cicildau ile iyi anlaşıyorlar. bu sezon bazı maçlarda romanya iş birliğini bize gösterdiler. sempatik bir isim.
asıl has mevkisi 10 numara daha doğrusu modern 10 numara. artık futbolda 10 numara tabiri pek kalmadı.
şutları şimdilik iyi mi kötü mü anlamadım.
bu adamın olayı kilitli maçları çözebilme yeteneği. topla oynamayı seviyor top ayağına yakışıyor. bazen topla fazla oynadığı için top kaybı yapıyor. hızlı hücumlarda acele ettiği için pas hatası yapabiliyor.
kendisini bayadır takip ediyordum. transfer süreci hayli sancılı geçti. becali denen herif satmamak için çok direndi ama sonunda sattı. burak elmas ve ekibi almak için iyi bir taktik belirlediler ve açıkçası başarılı oldular. avrupa ligi maçlarında iyi performans verirse hem skor olarak hem maddi olarak galatasaray’a çok faydalı olur.
umarım genç oyuncuların yaşadığı mental zorlukları yaşamaz ve başarılı olur.
başarılı bir oyuncu ilerleyen yıllarda neler olacak göreceğiz.
devamını gör...
türbede ellerini arkadan bağlamaktan dolayı soruşturma açılması
buda işsizlikten, doğru düzgün işi olan böyle saçmalıklar ile vakit geçirmez.
müslümanın işi yoksa şeyini koparıp oynar mış..
müslümanın işi yoksa şeyini koparıp oynar mış..
devamını gör...
yazarların kalbine yara olan film
(bkz: vizontele)
sevdiklerimle, ailemle hep birlikte olduğumuz zamanların, tüm güzel günlerin vesikasıdır. bugüne kadar hayatımın en güzel yıllarının temsilidir. çok severim, gülerim ama izlerken çok hüzünlenirim. elim gitmez kolay kolay açıp izlemeye. biraz da filmden bahsedelim.
açık ara en sevdiğim, neredeyse her repliğine her sahnesine hakim olduğum yılmaz erdoğan şaheseridir. türk sinemasının pik noktasıdır. her karakteri ayrı bir film yapılabilir. bir tanesini anlatayım, ahmet'i.
ahmet, hikayesi yürek burkan biridir.
ahmet alkoliktir. gençken leman adında kaymakamın kızına aşıktır. leman onu seviyordur, o lemanı. ama bu ilişki olmamıştır zira sınıf farkı vardır aralarında. leman koskoca kaymakamın kızıdır. o ise gariban ahmettir. aralarına neler girmişti? hangi duyguların katilleri üşüşmüşlerdi başlarına? leman, iki sene kalmıştır orada.
bu 2 senede ne hayaller kurmuştur ahmet kim bilir. lemanla evlenecek, bir yuvası, çocukları olacaktır. seviyordur işte lemanı. hayatını bu sevdanın üstüne kurma fikri ne kadar da muhteşemdir.
ama dedik ya, leman kooskoca kaymakamın kızıdır be. belki de istemişlerdir ama vermemiştir babası. ahmet kimdi ki? sevginin ne önemi vardı, para, makam, mevki olmadıktan sonra!
leman izmire gitmiştir. gitmeden önce ahmet'e bir mektup bırakmıştır, "izmire gelirsen ara" demiştir.
ahmet beş sene sonra hazırlandı, belki yüzük de aldı yanına, sağdan, soldan biriktirdiği parasıyla gitti izmire. ne umutlarla, ne hayallerle gitmişti. o yolculuk nasıl geçmişti acaba? 2. dakikada sıçrayıp topu köşeye taktığı gibi yüzüğü de takacaktı lemanın parmağına. evleneceklerdi, çocukları olacak, damdan düşüp bileğini kıracaktı. ahmet kendi elleriyle götürecekti çocuğunu çıkıkçıya. "yarın koşar" haberini aldığında rahatlayacaklar, sarılıp eve döneceklerdi.
büyük işler yapacaktı ahmet. sevgisi, onun motivasyonuydu. leman olacaktı ya yanında, gerisi boştu. bu sevdanın gücüyle artosları bile dümdüz edebilirdi ahmet. ah o artoslar. ne büyük hayal kırıklıklarına şahit olmuş yüce artoslar. belki de artosları bu denli büyüten ve ulaşılmamış yapan, şahit olduğu acılardı.
ahmet gitti izmire, lemanı aradı. ne kadar da heyecanlıydılar. buluştular. ama davetsiz bir misafir daha vardı.
leman evlenmişti...
kocası da gelmişti. o çay ne kadar da acı gelmişti ahmete. hayalleri o cam bardağın düşmesi gibi paramparça olmuştu. ahmet kalan bir miktar parasıyla içti. sonra evine döndü. acılıydı. yıllarca atamadı üstünden bu kederi. kendini alkole verdi. kendi gibi acılarla, kederlerle dolu, bambaşka hikayelerin kahramanlarıyla demlendi. içti. her gün içti.
alkolik olan ahmeti belki kurtulur, düzen kurar diye gülizarla evlendirdiler. gülizar, gariban bir kızdı. aynı sınıfın insanlarıydılar. bu insanların kaderi güzel olamazdı ki! şan yoktu, şöhret yoktu, para yoktu. şerefleri vardı bir de en hasından sevgileri. ama başkalarına...
evlendiler ahmetle gülizar. 3 çocukları oldu. ahmet, gülizarı hiç sevmedi. hayatları daha da kötüye gitti. yazık olan bir gülizar, yazık olan bir ahmet. ahmet içmeye devam etti. ölene kadar da içecektir. bir gün bu evliliği, reis bey ile oturduğu bir sofrada, kendisine çıkışılınca, dayanamayarak "evlendirirken bana mı sordunuz?" diyecek ve tüm bu yaşanılanları içerisinde binlerce yaşanmışlık içeren bir cümleye özetleyecektir.
geriye kocaman bir keder kalmıştır. ve bu kederin mahvettiği ahmet, gülizar ve sevgisiz büyüyen, sahipsizlikten kendi başlarına büyüyen üç çocuk. ahmet'in hikayesi yer yer umut, kocaman bir sevgi ama hayatı mahveden bir kederle noktalanmıştır.ahmet bir de can kardeşi rıfat'ın ölümünü öğrenmiştir. herşeyin üstüne bir de kardeşi gitmiştir. leman yok, rıfat yok.
camiiye gidecek ve diz çökecektir allah'ın karşısında. yıllardır kızgındır yaradana. ama ona meydan okuyamayacaktır. zayıflığını, acizliğini alıp çıkmıştır allah'ın karşısına. dizlerinin bağı çözülüp oturduğunda "tamam, sen kazandın" mı demişti acaba? allah'a hala öfkeli miydi ? ahmet, bunca acıya dayanamayacak, bir süre sonra siroz olacaktır. yine bir içki masasında, leman'ı, ona korneri kullanan can kardeşi rıfat'ı düşünürken, aniden fenalaşacak ve hayata gözlerini yumacaktır. bize de paranızın, şanınızın allah belasını versin diyeceğimiz bir dünya bırakacaktır.
yeni ahmetler, lemanlar, gülizarların olmayacağı bir dünya kurmak bu kadar mı zordur? değildir. bencilliğimizi, para denilen sahte kağıt parçalarına tapışımızı, gösterişimizi bıraktığımız zaman, duygulara değer verdiğimiz zaman bu dünyayı kurabiliriz. en azından çabalar, çabalarken de ölürüz.,son anında lemanları düşünerek, içki masalarında ölen bir kişiyi dahi kurtarabilmişsek, kazanmışızdır.
filmde, ahmetle alakalı birkaç sahne, kendisinin de birkaç repliği vardır. bu kadar az sahne ve replikten böyle bir hikayeyi kafamızda oluşturabilen bir yılmaz erdoğan gerçeği var. bu adam gibi birinin döneminde yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.
ahmet'in ağzından:
o zamanlar kaymakamın bir kızı vardı ya "leman"
saçları taa buralarında.
rüzgarda yürüdü mü sanki pelerin sahibi bir balerin gibi oluyordu.
o gün de maça gelmiş. ben davamlı terliyorum, daha maç başlamadan haa.
neyse maç başladı, hemen bir korner oldu. korneri bizim rıfat atmıştı, bir yükseldim topa ikinci dakkada köşeye taktım topu.
alkış, kıyamet. bir döndüm bizim leman ayağa kalkmış alkışlıyor.
-kaç sene kalmıştı o kız burada?
2 sene. giderken bana bir mektup bırakmıştı, izmire gelirsen ara diye, ben de 5 sene sonra gittim.
-ee bulabildin mi?
buldum. hatta bir de çay içtik. ben o bir de kocası.
o ara golü yemişiz haberimiz yok anlayacağın.
sevdiklerimle, ailemle hep birlikte olduğumuz zamanların, tüm güzel günlerin vesikasıdır. bugüne kadar hayatımın en güzel yıllarının temsilidir. çok severim, gülerim ama izlerken çok hüzünlenirim. elim gitmez kolay kolay açıp izlemeye. biraz da filmden bahsedelim.
açık ara en sevdiğim, neredeyse her repliğine her sahnesine hakim olduğum yılmaz erdoğan şaheseridir. türk sinemasının pik noktasıdır. her karakteri ayrı bir film yapılabilir. bir tanesini anlatayım, ahmet'i.
ahmet, hikayesi yürek burkan biridir.
ahmet alkoliktir. gençken leman adında kaymakamın kızına aşıktır. leman onu seviyordur, o lemanı. ama bu ilişki olmamıştır zira sınıf farkı vardır aralarında. leman koskoca kaymakamın kızıdır. o ise gariban ahmettir. aralarına neler girmişti? hangi duyguların katilleri üşüşmüşlerdi başlarına? leman, iki sene kalmıştır orada.
bu 2 senede ne hayaller kurmuştur ahmet kim bilir. lemanla evlenecek, bir yuvası, çocukları olacaktır. seviyordur işte lemanı. hayatını bu sevdanın üstüne kurma fikri ne kadar da muhteşemdir.
ama dedik ya, leman kooskoca kaymakamın kızıdır be. belki de istemişlerdir ama vermemiştir babası. ahmet kimdi ki? sevginin ne önemi vardı, para, makam, mevki olmadıktan sonra!
leman izmire gitmiştir. gitmeden önce ahmet'e bir mektup bırakmıştır, "izmire gelirsen ara" demiştir.
ahmet beş sene sonra hazırlandı, belki yüzük de aldı yanına, sağdan, soldan biriktirdiği parasıyla gitti izmire. ne umutlarla, ne hayallerle gitmişti. o yolculuk nasıl geçmişti acaba? 2. dakikada sıçrayıp topu köşeye taktığı gibi yüzüğü de takacaktı lemanın parmağına. evleneceklerdi, çocukları olacak, damdan düşüp bileğini kıracaktı. ahmet kendi elleriyle götürecekti çocuğunu çıkıkçıya. "yarın koşar" haberini aldığında rahatlayacaklar, sarılıp eve döneceklerdi.
büyük işler yapacaktı ahmet. sevgisi, onun motivasyonuydu. leman olacaktı ya yanında, gerisi boştu. bu sevdanın gücüyle artosları bile dümdüz edebilirdi ahmet. ah o artoslar. ne büyük hayal kırıklıklarına şahit olmuş yüce artoslar. belki de artosları bu denli büyüten ve ulaşılmamış yapan, şahit olduğu acılardı.
ahmet gitti izmire, lemanı aradı. ne kadar da heyecanlıydılar. buluştular. ama davetsiz bir misafir daha vardı.
leman evlenmişti...
kocası da gelmişti. o çay ne kadar da acı gelmişti ahmete. hayalleri o cam bardağın düşmesi gibi paramparça olmuştu. ahmet kalan bir miktar parasıyla içti. sonra evine döndü. acılıydı. yıllarca atamadı üstünden bu kederi. kendini alkole verdi. kendi gibi acılarla, kederlerle dolu, bambaşka hikayelerin kahramanlarıyla demlendi. içti. her gün içti.
alkolik olan ahmeti belki kurtulur, düzen kurar diye gülizarla evlendirdiler. gülizar, gariban bir kızdı. aynı sınıfın insanlarıydılar. bu insanların kaderi güzel olamazdı ki! şan yoktu, şöhret yoktu, para yoktu. şerefleri vardı bir de en hasından sevgileri. ama başkalarına...
evlendiler ahmetle gülizar. 3 çocukları oldu. ahmet, gülizarı hiç sevmedi. hayatları daha da kötüye gitti. yazık olan bir gülizar, yazık olan bir ahmet. ahmet içmeye devam etti. ölene kadar da içecektir. bir gün bu evliliği, reis bey ile oturduğu bir sofrada, kendisine çıkışılınca, dayanamayarak "evlendirirken bana mı sordunuz?" diyecek ve tüm bu yaşanılanları içerisinde binlerce yaşanmışlık içeren bir cümleye özetleyecektir.
geriye kocaman bir keder kalmıştır. ve bu kederin mahvettiği ahmet, gülizar ve sevgisiz büyüyen, sahipsizlikten kendi başlarına büyüyen üç çocuk. ahmet'in hikayesi yer yer umut, kocaman bir sevgi ama hayatı mahveden bir kederle noktalanmıştır.ahmet bir de can kardeşi rıfat'ın ölümünü öğrenmiştir. herşeyin üstüne bir de kardeşi gitmiştir. leman yok, rıfat yok.
camiiye gidecek ve diz çökecektir allah'ın karşısında. yıllardır kızgındır yaradana. ama ona meydan okuyamayacaktır. zayıflığını, acizliğini alıp çıkmıştır allah'ın karşısına. dizlerinin bağı çözülüp oturduğunda "tamam, sen kazandın" mı demişti acaba? allah'a hala öfkeli miydi ? ahmet, bunca acıya dayanamayacak, bir süre sonra siroz olacaktır. yine bir içki masasında, leman'ı, ona korneri kullanan can kardeşi rıfat'ı düşünürken, aniden fenalaşacak ve hayata gözlerini yumacaktır. bize de paranızın, şanınızın allah belasını versin diyeceğimiz bir dünya bırakacaktır.
yeni ahmetler, lemanlar, gülizarların olmayacağı bir dünya kurmak bu kadar mı zordur? değildir. bencilliğimizi, para denilen sahte kağıt parçalarına tapışımızı, gösterişimizi bıraktığımız zaman, duygulara değer verdiğimiz zaman bu dünyayı kurabiliriz. en azından çabalar, çabalarken de ölürüz.,son anında lemanları düşünerek, içki masalarında ölen bir kişiyi dahi kurtarabilmişsek, kazanmışızdır.
filmde, ahmetle alakalı birkaç sahne, kendisinin de birkaç repliği vardır. bu kadar az sahne ve replikten böyle bir hikayeyi kafamızda oluşturabilen bir yılmaz erdoğan gerçeği var. bu adam gibi birinin döneminde yaşadığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.
ahmet'in ağzından:
o zamanlar kaymakamın bir kızı vardı ya "leman"
saçları taa buralarında.
rüzgarda yürüdü mü sanki pelerin sahibi bir balerin gibi oluyordu.
o gün de maça gelmiş. ben davamlı terliyorum, daha maç başlamadan haa.
neyse maç başladı, hemen bir korner oldu. korneri bizim rıfat atmıştı, bir yükseldim topa ikinci dakkada köşeye taktım topu.
alkış, kıyamet. bir döndüm bizim leman ayağa kalkmış alkışlıyor.
-kaç sene kalmıştı o kız burada?
2 sene. giderken bana bir mektup bırakmıştı, izmire gelirsen ara diye, ben de 5 sene sonra gittim.
-ee bulabildin mi?
buldum. hatta bir de çay içtik. ben o bir de kocası.
o ara golü yemişiz haberimiz yok anlayacağın.
devamını gör...
köpüklü türk kahvesi yapma tüyoları
kahve yapmak, kolay gibi görünse de öyle değildir. herkes bol köpüklü, içimi güzel kahve pişiremez. öncelikle cezveye (bakır cezve olabilir) soğuk su ve taze kavrulmuş kaliteli çekirdekten çekilmiş kahve konulup karıştırılır. içime göre şeker de ilave edilebilir. daha sonra kısık ateşte karıştırmadan sabırla pişirmek asıl sırrıdır.
kaynamaya yakın oluşan köpükler kaşık ile alınır fincana konulur. kaynayınca alınır, fincanlara paylaştırılır. kahve sevenlere afiyet olsun.
kaynamaya yakın oluşan köpükler kaşık ile alınır fincana konulur. kaynayınca alınır, fincanlara paylaştırılır. kahve sevenlere afiyet olsun.
devamını gör...
daft punk
veridis quo * şarkısıyla en ufak bir söz söylemeden, enstrümantal olarak beni çökertebilen, dünyanın en güzel elektronik müzik grubudur. her yaptıkları albüm bir klasik haline dönüşmektektedir. *
devamını gör...
üçüncü sayfa radyo yayını
merhaba sevgili yazarlar! bugünkü programımızın ilk saatinde son zamanlarda meydana gelmiş kadına şiddet ve kadın cinayetleri haberlerini konuşacağız, programın kalan son yarım saatinde ise istanbul sözleşmesi konusuna değineceğiz. tabii bu arada canlı yayında sevgili ortağım otçul da olacak. fikirlerinizi ve yorumlarınızı bekliyorum. saat 18.30'da görüşmek üzere!
edit: bu arada programın ilk dakikalarında sevgili evernevergreen konuğumuz olacak!
edit: bu arada programın ilk dakikalarında sevgili evernevergreen konuğumuz olacak!
devamını gör...
kadınları çekici yapan detaylar
dalgın, güzel gülen, edalı kadınlar hep çekici olmuştur. *
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının almış olduğu en güzel iltifat
süt danası diye buraya da yazdığım yeğenimin ardımdan söylediği cümle aklıma geldikçe tebessüm ediyorum,şöyle demiş dana; benim amcam hilamaya dağı gibi.
devamını gör...
genç werther'in acıları
''böyle mi olmalıydı: insanın mutluluğu, aynı zamanda kederinin kaynağı mı olmalıydı?
yaşam dolu doğanın içinde yüreğimi saran içten ve sıcak duygular, beni bir zamanlar öyle sevinçlere boğuyor, çevremdeki dünyayı benim için öyle bir cennete dönüştürüyordu ki; ama şimdi bu duygular, hiçbir yerde peşimi bırakmayan dayanılmaz bir işkence, bana acı çektiren bir hayalet haline dönüştü.''
devamını gör...
500 bin dolarlık tabloyu kafasına göre boyayan cahil çift
eserin bir parçası olarak fırça ve boyalar duruyor. pek zeki çiftimiz de katılımcı sanat sandık diyerek sergide tabloyu kafalarına göre boyuyorlar. sabah sabah gülmeme vesile olmuş durum. (bkz: sanatı sizden öğrenecek değiliz)
güney kore'de sanat galerisine gelen çift, abd'li grafiti sanatçısı jonone tarafından yapılan eserin önündeki boya ile fırçaların çalışmanın bir parçası olduğunu anlamayınca, tabloyu boyadı. 500 bin dolarlık eseri boyadıkları güvenlik kamerasından tespit edilen çift, boyaları katılımcı sanatın bir parçası sandıklarını söyledi.
güney kore'nin başkenti seul'daki, jonone tarafından 2016'da seyirciler önünde yapılan 240 cm'ye 700 cm boyutlarındaki tablo, sanatçının kullandığı boya ve fırçalarla sergileniyor.
ancak lotte world mall sanat galerisine gelen bir çift, boya ile fırçaların tablonun bir katılımcı sanat eseri olduğu için konduğunu sandı ve farklı renklerle boyadı.
tablodaki değişikliği fark eden görevliler, çifti güvenlik kameralarından tespit etti. gözaltına alınan çift, eseri yanlış anladıklarını söylemelerinin ardından serbest bırakıldı.
galerinin yöneticisi kang wook, bunun 'dürüst bir hata' olduğunu belirterek çifte dava açmayacaklarını söyledi. wook, "bunu katılımcı sanat sanarak bir hata yaptılar. şu anda sanatçıyla eseri restore edip etmeme konusunda görüşmeler yapıyoruz" dedi.
olayın ardından eserin etrafı çevrildi ve ziyaretçilerin tabloya dokunmaması için not eklendi.
buradan
güney kore'de sanat galerisine gelen çift, abd'li grafiti sanatçısı jonone tarafından yapılan eserin önündeki boya ile fırçaların çalışmanın bir parçası olduğunu anlamayınca, tabloyu boyadı. 500 bin dolarlık eseri boyadıkları güvenlik kamerasından tespit edilen çift, boyaları katılımcı sanatın bir parçası sandıklarını söyledi.
güney kore'nin başkenti seul'daki, jonone tarafından 2016'da seyirciler önünde yapılan 240 cm'ye 700 cm boyutlarındaki tablo, sanatçının kullandığı boya ve fırçalarla sergileniyor.
ancak lotte world mall sanat galerisine gelen bir çift, boya ile fırçaların tablonun bir katılımcı sanat eseri olduğu için konduğunu sandı ve farklı renklerle boyadı.
tablodaki değişikliği fark eden görevliler, çifti güvenlik kameralarından tespit etti. gözaltına alınan çift, eseri yanlış anladıklarını söylemelerinin ardından serbest bırakıldı.
galerinin yöneticisi kang wook, bunun 'dürüst bir hata' olduğunu belirterek çifte dava açmayacaklarını söyledi. wook, "bunu katılımcı sanat sanarak bir hata yaptılar. şu anda sanatçıyla eseri restore edip etmeme konusunda görüşmeler yapıyoruz" dedi.
olayın ardından eserin etrafı çevrildi ve ziyaretçilerin tabloya dokunmaması için not eklendi.
buradan
devamını gör...
parma manastırı
dilimize parma manastırı olarak çevrilmiş, romantik akımın bir ürünü olan stendhal romanı. eser; honore de balzac , italo calvino ve andré gide tarafından başyapıt olarak nitelendirilmiştir ve hatta lev nikolayeviç tolstoy'un savaş ve barış romanına ön ayak olmuş olduğu da söylenebilir fakat ne yazık ki stendhal'ın kaleminden çıkmış gibi değil. oldukça karmaşık hatta neredeyse yavan öyle ki fabrizio del dongo ve halası arasındaki çarpık ilişki ve dongo ve clelia arasındaki aşk dahi romanı bir parça kurtarmaya yetmiyor. ana hikayenin karmaşıklığı bir kenara, karakterlerin tutarsızlığı bile eserin sınıfta kalmasına yeter. insanlar gerçek hayatta yeterince tutarsızdır fakat bu gerçek; romandaki karakterlerin neredeyse her hareketinin tutarsız olmasını anlaşılabilir kılmıyor. stendhal'ın da böyle bir kaygısı olduğunu sanmıyorum. iki ciltlik bu eserin neredeyse 52 günde yazılmış olması ve düzenlenmeden okuyucuya -stendhal böyle uygun gördüğü için- sunulması bir parça eserin karmaşık ve tutarsız olması hakkında tatmin edici bir açıklama sunuyor. orta düzey betimlemeleri ve waterloo muharebesi'nde napoleone bonaparte için savaşmayı tercih ettiği için hain ilan edilen kısmen şımarık milanlı bir soylunun hayatı boyunca yürüdüğü çarpık ve tutarsız yolu gözlemlemek için okunabilir bir eser fakat yine de çok büyük beklentiye girip yarıda bırakan çok olmuştur ama stendhal'ın da eser hakkında söylediği gibi; "mutlu azınlıklar için"
samih tiryakioğlu çevirisi orta düzey bir çeviri fakat yazıldığı dile en yakın çeviri olduğunu söylemekte fayda var.
les cœurs de ce pays-là diffèrent assez des cœurs français : les ıtaliens sont sincères, bonnes gens, et, non effarouchés, disent ce qu’ils pensent ; ce n’est que par accès qu’ils ont de la vanité ; alors elle devient passion, et prend le nom de punliglio. enfin la pauvreté n’est pas un ridicule parmi eux.
(bu ülkenin insanları fransızlar'dan oldukça farklıdır. italyanlar içtendir, iyi insanlardır, çekingen değillerdir, akıllarından geçeni söyleyiverirler. zaman zaman gurura kapılsalar da bu, tutku haline gelir, "benlik" adını alır. sonra, yoksulluk gülünç bir durum değildir onlar için.)
la politique dans une oeuvre littéraire, c'est un coup de pistolet au milieu d'un concert, quelque chose de grossier et auquel pourtant il n'est pas possible de refuser son attention.
(edebi bir eserde politikadan söz etmek sahnenin ortasına fırlatılan bir silah gibidir, oldukça rahatsız edicidir fakat onu görmezden gelemezsiniz.)
samih tiryakioğlu çevirisi orta düzey bir çeviri fakat yazıldığı dile en yakın çeviri olduğunu söylemekte fayda var.
les cœurs de ce pays-là diffèrent assez des cœurs français : les ıtaliens sont sincères, bonnes gens, et, non effarouchés, disent ce qu’ils pensent ; ce n’est que par accès qu’ils ont de la vanité ; alors elle devient passion, et prend le nom de punliglio. enfin la pauvreté n’est pas un ridicule parmi eux.
(bu ülkenin insanları fransızlar'dan oldukça farklıdır. italyanlar içtendir, iyi insanlardır, çekingen değillerdir, akıllarından geçeni söyleyiverirler. zaman zaman gurura kapılsalar da bu, tutku haline gelir, "benlik" adını alır. sonra, yoksulluk gülünç bir durum değildir onlar için.)
la politique dans une oeuvre littéraire, c'est un coup de pistolet au milieu d'un concert, quelque chose de grossier et auquel pourtant il n'est pas possible de refuser son attention.
(edebi bir eserde politikadan söz etmek sahnenin ortasına fırlatılan bir silah gibidir, oldukça rahatsız edicidir fakat onu görmezden gelemezsiniz.)
devamını gör...


