türkiye'de unutulamayan olaylar
kendini şişleyen tarikatı hatırlayan yok herhalde. bir ara haberlerde -ki bu zaman dilimi doksanlara tekabül eder- orasını burasını şişleyen adamlar peydah olmuştu. kanamazdı yaraları, acıyor gibi de durmazlardı. garip bir olaydı. sesleri yok yıllardır.
devamını gör...
aşık olmakla sevmek arasındaki fark
devamını gör...
ısrarla hayal kurmanızı hayallerinizin peşinden koşmanızı istiyorum
gençliğin hayali bim a101 kasiyerliği.
devamını gör...
günün sözü
devamını gör...
yazarların yakın gelecekteki hayali
okulu bitirmek.
devamını gör...
10000 karma puanı
an itibariyle geçtiğim karma puanı.
(bkz: bu gurur hepimizin)
(bkz: bu gurur hepimizin)
devamını gör...
kaiser chiefs
2000 yılında kurulmuş olan ingiltere leeds çıkışlı rock grubudur. en çok bilinen şarkıları ise "ruby"dir:
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının hobileri
spor yapmak... genellikle antermanlardan saglam kondisyonla cikarim. arazi araclarina karsi da zaafim var, iyi de kullanirim bu arada. kitaplara olan askimdan bahsetmeyeyim bir de.
devamını gör...
kimsenin bilmediği kitap
birilerinin bilmediğini düşündüğümüz kitapları paylaşma başlığı.
söylemeyin arkadaşım o 'kimse' bilmemeye devam etsin.
az kitapçı gezsin, az araştırsın, az yeni eski kitapların gölgeliğinin tadını çıkarsın.
siz söylerseniz ayağı kolaylığa alışacak cık cık...
hah komik miyim? yoo hahah.
söylemeyin arkadaşım o 'kimse' bilmemeye devam etsin.
az kitapçı gezsin, az araştırsın, az yeni eski kitapların gölgeliğinin tadını çıkarsın.
siz söylerseniz ayağı kolaylığa alışacak cık cık...
hah komik miyim? yoo hahah.
devamını gör...
hakkari'de bir mevsim
romanda istanbul'dan hakkari'nin bir köy okuluna atanan öğretmenin bir dönem boyunca yaşadıkları, hissettikleri, başından geçenler anlatılmış.
olaylar pirkanis köyünde geçmekte.
eserin kahramanı olan asker-öğretmen kendi deyimiyle bir çeşit sürgündedir.
romanda oraya yolunu kaybederek bir tekne ile geldiğini belirtiyor.
köye gelince okulun çok eski olduğunu, çocukların hiç kitabı ve defterinin olmadığını görüyor.
onlara kitap defter almak için şehre inip resmi kurumlardan yardım istese de kimse onu ciddiye almaz. orada bir süryani kitapçı ile tanışır çocuklara kitap alır.
bir gün köyde çocukları etkileyen bir salgın başlar. dilekçe yazıp bakanlığa haber verse de yollar kardan kapalı olduğundan kimse gelmez.
köyde ölümler artar ama kimse gelemez, doğunun acı gerçekleriyle tanışmış olur.
bir gün köye bir müfettiş gelir ve öğretmeni tebrik eder bu zamana kadar burada nasıl kaldın diye.
sonra okul kapanır ve oradan ayrılıp kendisini bekleyen teknesine(!) doğru gider.
eser sadece olay akışı şeklinde klasik bir roman değildir.
iç konuşma, bilinç akışı gibi teknikler kullanılır.
romanın bazı bölümleri birkaç cümleden oluşur ve kısa bir hikaye tarzındadır. bu bölümleri edgü'nün bir hikayesi gibi düşünebiliriz. karanlık bir hava hakimdir.
gizemli olaylar vardır bizi sürekli içine çeker.
edgü'nün hikayeleri zaten minimalist tarzdadir. romandaki
ferit edgü gerçek yaşamında paris ve istanbul'da yaşamış biri olarak hakkari'de gördüklerinden çok etkilenmiştir.
bu doğu izlenimleri onun eserlerine çokça yansımıştır. yazdığı 3 romanın ikisi doğuda geçmektedir. birçok öyküsü de doğu ile ilgilidir.
kimse adlı romanı da hakkari'de bir mevsim adlı romanın iç diyalog tekniğiyle yazılmış halidir aslında. daha sanatsal ve teknik açıdan ağır bir romandir.
son olarak söylemek istediğim şey edgü'nün diğer yazarlardan ayrılan en önemli özelliği dilidir.
onun eserlerinde fazla tek bir sözcük bulanamaz.
özellikle türkçe sözcükler kullanmakta da çok hassastır.
olaylar pirkanis köyünde geçmekte.
eserin kahramanı olan asker-öğretmen kendi deyimiyle bir çeşit sürgündedir.
romanda oraya yolunu kaybederek bir tekne ile geldiğini belirtiyor.
köye gelince okulun çok eski olduğunu, çocukların hiç kitabı ve defterinin olmadığını görüyor.
onlara kitap defter almak için şehre inip resmi kurumlardan yardım istese de kimse onu ciddiye almaz. orada bir süryani kitapçı ile tanışır çocuklara kitap alır.
bir gün köyde çocukları etkileyen bir salgın başlar. dilekçe yazıp bakanlığa haber verse de yollar kardan kapalı olduğundan kimse gelmez.
köyde ölümler artar ama kimse gelemez, doğunun acı gerçekleriyle tanışmış olur.
bir gün köye bir müfettiş gelir ve öğretmeni tebrik eder bu zamana kadar burada nasıl kaldın diye.
sonra okul kapanır ve oradan ayrılıp kendisini bekleyen teknesine(!) doğru gider.
eser sadece olay akışı şeklinde klasik bir roman değildir.
iç konuşma, bilinç akışı gibi teknikler kullanılır.
romanın bazı bölümleri birkaç cümleden oluşur ve kısa bir hikaye tarzındadır. bu bölümleri edgü'nün bir hikayesi gibi düşünebiliriz. karanlık bir hava hakimdir.
gizemli olaylar vardır bizi sürekli içine çeker.
edgü'nün hikayeleri zaten minimalist tarzdadir. romandaki
ferit edgü gerçek yaşamında paris ve istanbul'da yaşamış biri olarak hakkari'de gördüklerinden çok etkilenmiştir.
bu doğu izlenimleri onun eserlerine çokça yansımıştır. yazdığı 3 romanın ikisi doğuda geçmektedir. birçok öyküsü de doğu ile ilgilidir.
kimse adlı romanı da hakkari'de bir mevsim adlı romanın iç diyalog tekniğiyle yazılmış halidir aslında. daha sanatsal ve teknik açıdan ağır bir romandir.
son olarak söylemek istediğim şey edgü'nün diğer yazarlardan ayrılan en önemli özelliği dilidir.
onun eserlerinde fazla tek bir sözcük bulanamaz.
özellikle türkçe sözcükler kullanmakta da çok hassastır.
devamını gör...
sonsuza kadar derin aşk
sonsuza kadar derin aşk - dumlupınar denizaltısı
delikanlı askeri deniz lisesini kazanır ve heybeliada da okula başlar. bu arada tanıştığı o çanakkaleli kıza aşık olmuştur. okulla beraber aşkını büyüterek geliştirir. arada mektuplaşmalar yazışmalar ve gün gelir okul biter. deniz harp okulunu da bitiren delikanlı artık teğmen olmuştur.
yine her zaman buluştukları kır kahvesinde buluşmak için randevulaşırlar. önce delikanlı gelir sonra da genç kız. genç kız geldiğinde delikanlının yüzü düşmüş suratı asık onu beklemektedir. genç kız bu suratı hiç beğenmemiştir. ayrılık vakti geldi diye düşünerek hazırlamıştır kendini. önceki buluşmalarda ki o heyecan o sevinç artık yoktur delikanlıda. usulca yanına yaklaşır ve "hoş geldin" der. kuru bir "sen de hoş geldin" diye aldığı cevap iyice hüzne boğmuştur genç kızı. artık bu aşkın sonuna geldiğini düşünerek sorar;
- senin bir sıkıntın mı var?
- evet!
- hadi söyle o zaman, her şeye hazırlıklıyım.
- yaa beni bir denizaltıya verdiler. dedi kızgınca.
genç kız artık rahatlamıştır. sorunun kendisi değil denizaltı olduğunu duyunca içinden bir ohh çeker.
- ne var bunda? diye sorar genç kız.
- yaa öyle deme, biz denizciler gemideyken sevdiklerimizle haberleşemiyoruz denizaltıdan nasıl haberleşeceğiz? delikanlı üzgün bir sesle sorar genç kıza;
- istersen ayrılalım!
- hayır asla. ben seni bırakmam . diye cevaplar genç kız.
delikanlı beklediği bu cevabı alır almaz heyecanlanır ve elinde tuttuğu paketi kıza uzatır.
- sana armağan getirdim al.
kızın kalbi hızla atmaya başlar. neredeyse duracak gibi olur ve içinde yüzük olduğunu tahmin ettiği paketi heyecanla açar ama şaşkınlıktan duraklar. paketin içinde bir fener ve mors kitabı bulunmaktadır. kız şaşkınlıkla yine sorar.
- bunlar da ne?
- yaa biz çanakkale boğazından denizaltı ile çok geçeceğiz ve geçişlerimiz hep satıhtan olur. sen de fenerle mors alfabesini kullanarak sana haber verdiğim zamanlarda yazışırız. olmaz mı?
- bunlarla mı yazışacağız? diye sorar genç kız yeniden.
- istemiyorsan ayrılalım. der delikanlı.
- yok hayır. der gençkız. ayrılık yok yaşasın mors. diye yineler delikanlıya.
genç kız mors alfabesi üzerinde çalışmaya başlar. tüm detayıyla öğrenir ve kullanabilir hale gelir artık. bir kaç gün sonra haber gelir delikanlıdan. gelen mesaja göre 5 gün sonra gece saat 01:00 de geçeceğini ve kendisine mesaj yazmasını kendisinin de ona mesaj yazacağını iletir. gençkız söylenen zaman ve saatte pencerede hazır bekler. gelibolu da denizaltı denizden süzülerek geçerken çevrenin zifiri karanlığında uzaklardan bir yerden yanan ışık pırıltılarını fark eder güvertedeki komutan ve diğer subaylar. içlerinden birisi,
- bakın bakın ilerden bir yerden ışık yanıp sönüyor. diye dikkat çeker.
- çabuk okuyun bakalım ne diyorlarmış. diye emir verir komutan. subaylardan biri heceleyerek okur;
- se ni se vi yo rum.
- bu ne lan. der komutan.
hemen yanında duran delikanlı teğmen,
- efendim, o benim sevgilim. der en lirin haliyle.
- ne iş oğlum bu?
- efendim mors alfabesi hediye etmiştim ve ben geçince bana yazarsın demiştim işte o. diye cevaplar delikanlı teğmen.
- vayy be aferin lan! desene biz bunca zaman boğazları hep boş geçmişiz.
- izin verir misiniz komutanım ben de bir mesaj yazayım.
- neyle?
- cep fenerim var komutanım. der delikanlı teğmen.
- lan ne feneri aç projektörü geç başına ver mesajını. der komutanı teğmenine.
projektörü açan teğmen yanıp söndürürken sanki gelibolu'yu yakıp tutuşturuyordu aşkından. ilk kez böyle bir şeyle karşılaşan gelibolu sanki uzaylılar istila etmiş gibi heyecan yapmışlardı teğmen ile gençkızın aşkından.
gelen mesajları heceleyerek kağıda dökmeye çalışan gençkız denizaltı geçtikten sonra elindeki kağıdı okudu. "sonsuza kadar" yazılıydı delikanlıdan gelen mesajda.
bu olay tüm denizaltıcılar arasında duyulmuştu. artık herkes delikanlı teğmen ile gençkızın aşkını anlatıyordu.
birkaç gün sonra bir haber daha gelir. " bir hafta sonra gece saat 02:45 de pencerede ol ben geçiyorum bana mesaj yaz. ama dikkat et konvoy halinde geliyoruz ve ilk denizaltıda ben varım sakın sırayı şaşırma. "
gençkız yine söylenen saatte pencerede bekler. gecenin karanlığında ege denizinden çanakkale boğazına giren denizaltılar süzülerek ilerliyorlardı. genç kız fenerini yakıp söndürerek mesajını vermeye başladı. denizaltıdaki mesajı gören denizciler;
- bakın bakın ışık yanıp sönüyor okuyun; "se ni se vi yo rum"
- vay be, duyduğumuz doğruymuş böyle bir aşk varmış. der denizaltının kaptanı bahri kunt.
- iyi de bu kızın sevgilisinin denizaltısı öndeydi niye bize mesaj yazdı ki? diye kendine sormadan sormadan edemez kaptan.
- efendim herhalde uyuyakaldı ya da sırayı şaşırmıştır. diye cevaplar subaylardan biri.
- yahu geçip gideceğiz şimdi kız haber almazsa yanlış anlayacak rahat uyuyamaz. nasılsa gecenin karanlığı kimse anlamaz açın şu projektörü. emrini verir kaptan bahri kunt.
ve mesajı gönderir "sonsuza kadar"
tarih 04/04/1953 o konvoyun 1. gemisi dumlupınar çanakkale nara burnu açıklarında isveç bandıralı ve buzkıran donanımlı bir geminin çarpması sonucu boğazın derin sularına gömülmüştü. 2. gemi bunu hiç fark etmeden devam etmiş ve boğazdan ilk geçen gemi olmuştu. 81 denizcimiz ile beraber o delikanlı sonsuza kadar sürecek olan son uykularına dalıyorlardı.
-sunay akın
aziz hatıralarına saygıyla, ruhları şad olsun..
delikanlı askeri deniz lisesini kazanır ve heybeliada da okula başlar. bu arada tanıştığı o çanakkaleli kıza aşık olmuştur. okulla beraber aşkını büyüterek geliştirir. arada mektuplaşmalar yazışmalar ve gün gelir okul biter. deniz harp okulunu da bitiren delikanlı artık teğmen olmuştur.
yine her zaman buluştukları kır kahvesinde buluşmak için randevulaşırlar. önce delikanlı gelir sonra da genç kız. genç kız geldiğinde delikanlının yüzü düşmüş suratı asık onu beklemektedir. genç kız bu suratı hiç beğenmemiştir. ayrılık vakti geldi diye düşünerek hazırlamıştır kendini. önceki buluşmalarda ki o heyecan o sevinç artık yoktur delikanlıda. usulca yanına yaklaşır ve "hoş geldin" der. kuru bir "sen de hoş geldin" diye aldığı cevap iyice hüzne boğmuştur genç kızı. artık bu aşkın sonuna geldiğini düşünerek sorar;
- senin bir sıkıntın mı var?
- evet!
- hadi söyle o zaman, her şeye hazırlıklıyım.
- yaa beni bir denizaltıya verdiler. dedi kızgınca.
genç kız artık rahatlamıştır. sorunun kendisi değil denizaltı olduğunu duyunca içinden bir ohh çeker.
- ne var bunda? diye sorar genç kız.
- yaa öyle deme, biz denizciler gemideyken sevdiklerimizle haberleşemiyoruz denizaltıdan nasıl haberleşeceğiz? delikanlı üzgün bir sesle sorar genç kıza;
- istersen ayrılalım!
- hayır asla. ben seni bırakmam . diye cevaplar genç kız.
delikanlı beklediği bu cevabı alır almaz heyecanlanır ve elinde tuttuğu paketi kıza uzatır.
- sana armağan getirdim al.
kızın kalbi hızla atmaya başlar. neredeyse duracak gibi olur ve içinde yüzük olduğunu tahmin ettiği paketi heyecanla açar ama şaşkınlıktan duraklar. paketin içinde bir fener ve mors kitabı bulunmaktadır. kız şaşkınlıkla yine sorar.
- bunlar da ne?
- yaa biz çanakkale boğazından denizaltı ile çok geçeceğiz ve geçişlerimiz hep satıhtan olur. sen de fenerle mors alfabesini kullanarak sana haber verdiğim zamanlarda yazışırız. olmaz mı?
- bunlarla mı yazışacağız? diye sorar genç kız yeniden.
- istemiyorsan ayrılalım. der delikanlı.
- yok hayır. der gençkız. ayrılık yok yaşasın mors. diye yineler delikanlıya.
genç kız mors alfabesi üzerinde çalışmaya başlar. tüm detayıyla öğrenir ve kullanabilir hale gelir artık. bir kaç gün sonra haber gelir delikanlıdan. gelen mesaja göre 5 gün sonra gece saat 01:00 de geçeceğini ve kendisine mesaj yazmasını kendisinin de ona mesaj yazacağını iletir. gençkız söylenen zaman ve saatte pencerede hazır bekler. gelibolu da denizaltı denizden süzülerek geçerken çevrenin zifiri karanlığında uzaklardan bir yerden yanan ışık pırıltılarını fark eder güvertedeki komutan ve diğer subaylar. içlerinden birisi,
- bakın bakın ilerden bir yerden ışık yanıp sönüyor. diye dikkat çeker.
- çabuk okuyun bakalım ne diyorlarmış. diye emir verir komutan. subaylardan biri heceleyerek okur;
- se ni se vi yo rum.
- bu ne lan. der komutan.
hemen yanında duran delikanlı teğmen,
- efendim, o benim sevgilim. der en lirin haliyle.
- ne iş oğlum bu?
- efendim mors alfabesi hediye etmiştim ve ben geçince bana yazarsın demiştim işte o. diye cevaplar delikanlı teğmen.
- vayy be aferin lan! desene biz bunca zaman boğazları hep boş geçmişiz.
- izin verir misiniz komutanım ben de bir mesaj yazayım.
- neyle?
- cep fenerim var komutanım. der delikanlı teğmen.
- lan ne feneri aç projektörü geç başına ver mesajını. der komutanı teğmenine.
projektörü açan teğmen yanıp söndürürken sanki gelibolu'yu yakıp tutuşturuyordu aşkından. ilk kez böyle bir şeyle karşılaşan gelibolu sanki uzaylılar istila etmiş gibi heyecan yapmışlardı teğmen ile gençkızın aşkından.
gelen mesajları heceleyerek kağıda dökmeye çalışan gençkız denizaltı geçtikten sonra elindeki kağıdı okudu. "sonsuza kadar" yazılıydı delikanlıdan gelen mesajda.
bu olay tüm denizaltıcılar arasında duyulmuştu. artık herkes delikanlı teğmen ile gençkızın aşkını anlatıyordu.
birkaç gün sonra bir haber daha gelir. " bir hafta sonra gece saat 02:45 de pencerede ol ben geçiyorum bana mesaj yaz. ama dikkat et konvoy halinde geliyoruz ve ilk denizaltıda ben varım sakın sırayı şaşırma. "
gençkız yine söylenen saatte pencerede bekler. gecenin karanlığında ege denizinden çanakkale boğazına giren denizaltılar süzülerek ilerliyorlardı. genç kız fenerini yakıp söndürerek mesajını vermeye başladı. denizaltıdaki mesajı gören denizciler;
- bakın bakın ışık yanıp sönüyor okuyun; "se ni se vi yo rum"
- vay be, duyduğumuz doğruymuş böyle bir aşk varmış. der denizaltının kaptanı bahri kunt.
- iyi de bu kızın sevgilisinin denizaltısı öndeydi niye bize mesaj yazdı ki? diye kendine sormadan sormadan edemez kaptan.
- efendim herhalde uyuyakaldı ya da sırayı şaşırmıştır. diye cevaplar subaylardan biri.
- yahu geçip gideceğiz şimdi kız haber almazsa yanlış anlayacak rahat uyuyamaz. nasılsa gecenin karanlığı kimse anlamaz açın şu projektörü. emrini verir kaptan bahri kunt.
ve mesajı gönderir "sonsuza kadar"
tarih 04/04/1953 o konvoyun 1. gemisi dumlupınar çanakkale nara burnu açıklarında isveç bandıralı ve buzkıran donanımlı bir geminin çarpması sonucu boğazın derin sularına gömülmüştü. 2. gemi bunu hiç fark etmeden devam etmiş ve boğazdan ilk geçen gemi olmuştu. 81 denizcimiz ile beraber o delikanlı sonsuza kadar sürecek olan son uykularına dalıyorlardı.
-sunay akın
aziz hatıralarına saygıyla, ruhları şad olsun..
devamını gör...
feridun düzağaç şarkılarında geçen muhteşem sözler
benim için "kendimi kendimden çıkarsam, sıfır kalmaz!" sözüdür.
devamını gör...
bipolar duygudurum bozukluğu
bipolar bozukluk, hastanın bazı dönemlerde manik bazı dönemlerde ise depresyonda olmasıdır. bipolar tip 1 ve tip 2 olarak bilinen iki alt tipi en tanınmış alt tipleridir. tip 1, en sık görülen alt türüdür ve eskiden manik depresif bozukluk olarak adlandırılırdı. bu bozukluğun ayrıca siklotimi ve başka türlü tanımlanamayan bipolar bozukluk olarak iki alt türü daha vardır. bipolar bozukluk türkiyede 2 milyon insanın muzdarip olduğu bir kronik bir duygudurum bozukluğudur. genellikle ergenlik döneminde görülüp zamanla ağırlaşan bir hastalıktır.
devamını gör...
500 bin liralık cip kullanan türbanlı
şefaat yerine şatafat ya resûlallah nidâlarıyla araçta dombra dinleyerek yol alır.
devamını gör...
diplomanın işe yaradığı zamanlar
bu devirde çok nadir zamanlardır. klişedir ama "eskidendi o" dediğimiz zaman dilimi..
devamını gör...
başkalaşım
kurbağalar yarı su yarı da kara canlılarıdır. su içinde oluşan zigotlar gelişerek larva halini alır. daha sonra iribaş denilen ve balık görünümlü bir canlı haline gelir. iribaşlar da zaman içinde gelişip yavru kurbağa ve sonra da ergin kurbağa olur. kurbağanın geçirdiği bu değişim başkalaşım diye tanımlanır.
devamını gör...
monster slayers
kendisini "a deckbuilding roguelike adventure" olarak tanımlayan güzide bir bilgisayar oyunu. oyunda düşmanlarla kart oyunu oynar gibi savaşıyorsunuz ve daha sonra zaferlerinizle birlikte destenizi geliştiriyorsunuz. aynı zamanda ölmek de çok kolay ama ölünce kazandığınız fame puanlarıyla yeni geliştirmeleri açarak bir sonraki başlangıcınızda daha güçlü ve donanımlı olmanız mümkün.
oyunun eksilerine gelirsek grafik ve arayüz birazcık eski flash oyunları andırıyor. ayrıca oynanışta şans faktörü de etkili olduğu için bazen saç baş yolduracak ölümlere kurban gidebiliyorsunuz. ve de oyun uzun süre oynandıktan sonra heyecanını kaybedip sıkıcı bir işe dönüşüyor. ama yine de sıkılana kadar oldukça uzun bir zaman geçirmek mümkün. benim puanım 6,5/10.*
steam sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
oyunun eksilerine gelirsek grafik ve arayüz birazcık eski flash oyunları andırıyor. ayrıca oynanışta şans faktörü de etkili olduğu için bazen saç baş yolduracak ölümlere kurban gidebiliyorsunuz. ve de oyun uzun süre oynandıktan sonra heyecanını kaybedip sıkıcı bir işe dönüşüyor. ama yine de sıkılana kadar oldukça uzun bir zaman geçirmek mümkün. benim puanım 6,5/10.*
steam sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.
devamını gör...
kıble
namaz kılmak için mekke'de bulunan kabe'ye doğru dönülmesi gereken yön.
belkide dünyada bir tek surinam ülkesi iki ayrı yöne kıblesi olan camilerin olduğu bir ülkedir, çünkü insanlar bu ülkeye gelirken hangi yönden gelmişse ona göre kıble tayin etmişler. endonezya kökenli müslümanların camilerinin kıblesi batıya doğru, hint kökenli müslümanların camilerinin kıblesi doğuya doğrudur.
belkide dünyada bir tek surinam ülkesi iki ayrı yöne kıblesi olan camilerin olduğu bir ülkedir, çünkü insanlar bu ülkeye gelirken hangi yönden gelmişse ona göre kıble tayin etmişler. endonezya kökenli müslümanların camilerinin kıblesi batıya doğru, hint kökenli müslümanların camilerinin kıblesi doğuya doğrudur.
devamını gör...

