entelektüel olma yolunda araştırma ve okumalar yapması.
devamını gör...

daha çocukken başlar hayatın eziyeti. ayağına giyecek ayakkabın, üstüne giyecek kıyafetin olmaz. dışarı çıkarsın etrafdaki çocukların üstü başı gıcır gıcır, ellerinde bakkaldan aldıkları yiyecek içecek mutlu bir şekilde gülüp eğleniyorlar; sen başını önüne eğer ve kimselerle göz göze gelmemek için koşar adımlarla bakkala gider sadece ekmek alırsın, o parlak ve renkli paketlerde gözün kalır ama sadece iç geçirirsin.
okula gidersin; herkesin üstünde yeni alınmış okul kıyafeti, sırtında çantası, ayağında ayakkabısı, kalemleri, defterleri... senin ise her şeyin sağdan soldan alınmış olan ikinci el kıyafet ve eşyalarla doludur. teneffüs olur herkee kantine gider, sen sınıfta oturursun.. bu durum yıllarca böyle sürüp gider ve büyürsün, liseye gitmeye başlarsın değişen hiçbir şey yoktur. kim ne derse desin yılların vermiş olduğu o eziklik ve içe kapanıklık seni yalnız bir insan yapmıştır artık. arkadaşların sana neden hiç konuşmuyorsun, neden bizimle dışarıya çıkıp gelip dolaşıp bir şeyler yiyip içmiyorsun der ama senin verecek hiçbir cevabın olmaz çünkü yoktur. sonra bu insanlar seni havalı ve kibirli olarak görür, öyle tanımlar ve seni dışlar. hiçbiri bilmez ama cebinde bir tane simit alacak paranın olmadığını.
sonra bir şeyler başarmaya başlarsın. yavaş yavaş zenginleşir ve herkes tarafından görülen bir insan olmaya başlarsın. zor zamanında yanında olmayanlar, seni bir hiç olarak görenler; bir bir yanında bitmeye ve senden bir şeyler dilenmeye başlarlar. işte tam da o noktada anlarsın bu dünyanın ne kadar acımasız ve adi bir dünya olduğunu. anladım ve iyi olmaktan, iyilik yapmaktan uzak durdum çünkü insanlara bunu hak edecek kadar iyi değiller, nankör her zaman her yerde nankördür. beni kimse görmedi, saymadı; savaştım ve kazandım.
devamını gör...

"aykut yavuz fransızca dersleri " youtube kanalı çok yardımcıdır.
devamını gör...

kabeden geldigi soylenene kutsal ve sifali oldugu iddia edilen su. online satildigini gordum az evvel. 5 litresi 65-70 lira civarina tekabul ediyor.
devamını gör...

çoğumuzun yaptığı şeydir. ayıptır söylemesi ben hep eren'dim.
devamını gör...

bugün doğum günü olan yeni yazarımız.
doğum günü kutlu olsun. şimdi tanımlarını okumaya gidiyorum.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

ekimlerine yaklaşık 2-3 hafta önce başladığım yeni çocuklarım.

tükettiğim kavunun çekirdeklerinden

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

eve alıp yemeyi unuttuğum patateslerden

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

tükettiğim avokadonun çekirdeği

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

dışarıda bulduğum palamuttan

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

fil örneğiyle tam olarak anlaşılabilecek olan kavram:

kaynak

hindistan’da filler eğitilmek için bebekken kalın bir zincirle kazığa bağlanır ve kaçması engellenir. bebek fil kaçmayı defalarca dener, fakat kendisinin zinciri koparmaya da çiviyi sökmeye de gücü yetmez. yıllar geçer, bebek fil büyür ve hala zincire bağlı şekilde bekler. artık fil güçlüdür, zinciri koparabilecek ve kazığı sökebilecek gücü vardır fakat fil kaçmayı denemez bile. çünkü özgür olamayacağına inanmaktadır. artık kırılamayan şey filin bağlı olduğu zincir değil, filin inancıdır. arjantinli psikolog ve yazar jorce bucay sirkteki fil hikayesiyle bize bu fenomeni aktarır.
devamını gör...

animenin yapımcısı göktuğ özgül'ün diğer çalışmalarını görmek için @goktug_art isimli instagram hesabını takip edebilirsiniz veya aşağıdaki siteye göz atabilirsiniz.

www.artstation.com/goktugozgul

şimdi en sevdiğim bölüm geliyooooor; eleştiri

animeleri çok severim, boş vakitlerimde anime de izlerim tamam mı? öncelikle göktuğ özgül'ün emeğine sağlık. şimdi eleştirelim bakalım.

animasyon, anime, film, dizi gibi yapımlar yedinci sanat olan sinema ürünüdür. (bkz: septem artes liberates)
kültürel anlamda sinemaya bakıldığında bazı ulusların veya yönetmenlerin belirgin, farklı, sıradışı sanat anlayışları vardır ki yapıtlarından bunu anlayabiliyoruz. örneğin kore sineması son yıllarda dikkat çekiyor. başka bir örnek de japon anime ve mangalarıdır. bu sanatın kökeni japon tiyatrosu kabukidir. meşhur naruto animesi aslında bir kabuki tiyatrosudur. kabuki yapıtlarında japon halkının kültürel değerleri işlenir. erdem, saygı, yardımlaşma, toplum yararı, aile şerefi, shogun sistemi vb konular işlenir. doğal olarak japon animelerinde de bu değerler işlenir. izlediğim animelerin hemen hemen hepsinde bir japon felsefesi ve kültürel değeri vardı. bir kaç anime serisi bitiren herkes az çok japonya'daki toplumsal düzeni anlayabilir. bu bağlamda anime ve mangalar her ne kadar 'kurgusal' ve 'fantastik' olsalar da sosyolojik olarak tutarlıdır.
örneğin pokemon anime serisinde ana karakter ash ketchum (satoshi)pokemon eğiticisi ana karakter 21 sezon 1409 bölüm şampiyon olamıyor kaynak. peki o zaman bu anime izleyicisine ne anlatmaya çalışıyor? önemli olan 'şampiyon' olmak değil; hayatta somut bir amaç edinmek, dostluk bağları kurmak, düşmanlarına dahi saygılı olmak gibi japon kültürüne has değerleri izleyicisine aşılıyor. diyaloglar, karakterler, kullanılan dildeki sadelik düşünüldüğünde hedef izleyici kitlesinin çocuklar olduğu hemen anlaşılıyor. bu da tüm dünya çocuklarına (yani gelecek nesle) sağlam bir 'japon' hayranlığı yani kültür emperyalizmi aşılıyor. aynı zamanda kendi halkının çocuklarına da bunu aşılıyor. japon halkı ikinci dünya savaşı'nda atom bombasının hedefindeki bir toplum olarak tüm dünya'ya 'ezik japonlar' dedirtmemek için çok çalıştı. buna rağmen dünya'nın en borçlu ülkesi hala japonya. üstelik intihar oranı (% 0,0025) en yüksek ülke de japonya'dır. bu açıdan bakıldığında pokemon animesi kültür tarihi için daha derin bir anlam ifade ediyor.

peki davara efsanesi isimli türk yapımı anime bize ne anlatıyor? hiç birşey.
kurukafa baskılı siyah t-shirt giyen ergen bir genç ana kahraman olarak karşımıza çıkıyor. lisede benim böyle sınıf arkadaşlarım vardı. hard metal dinlemekten beyinleri sulanmış, asosyal, içine kapanık, hiç sevgilisi olmayan, kişisel bakımına özen göstermeden toplum içine çıkan, 31ci tayfa dediğimiz ergen arkadaşlarım vardı lisede. çocuklar için kötü örnek olan bu kurukafa seven asosyal kahramanımız pek özgün bir kişilik değil. biraz ben10 özentisi gibi duruyor. kumral saçlı ve renkli gözlü olduğuna göre türkiye'nin kıyı kesimlerinde doğmuş olmalı.

okulun mimarisine bakınca akp iktidarındaki okul mimarisine hiç benzemiyor. akp döneminde okullar toki, cumhurbaşkanlığı külliyesi gibi dört köşeli basık çatılarıyla hemen dikkat çekiyor. estetik zzevkten yoksun okullarımız var.

yüzlerce defa okul gezisiyle yerebatan sarnıcı'nı geziyorlarmış. hani bir yabancı izlese sanır ki türkiye'd eğitim sistemi japonya gibi. biz çocuklarımıza sürekli antik kentler, bizans kalıntıları, harabeler filan gezdiriyoruz sanacak. halbuki sabah veriyoruz okul servisine 8 saat kafa dinliyoruz. akşam da çocuk yorgun bir şekilde eve geliyor. burada çocuklar memnun, aileler memnun, hükümet memnun. peki kim memnun değil? öğretmenler.

ana kahramanımız okulu kırıp gollom'un kocaman kulaklı haliyle savaşa girecek ama saçma bir kulak şakası yapıyor. bir de ukala ukala tirat atıyor. bu davranış şeklini en çok amerikan çizgi filmlerinde görüyoruz. ben10, powerpuff girls gibi çizgi filmlerde düşmanı aşağılama, laf sokma gibi davranışlar çocuklara aşılanıyor. oysa pokemon animesinde düşmanı aşağılayan ifadeler kullanılmıyor. tam tersine düşmanla adil bir savaş olması için teşvik ediliyor. genellikle roket takımı hep teknolojik silahlarla uçan balonla geliyor. tıpkı abd'nin atom bombası gibi, değil mi?

temaya ve seçilen renklere bakarsak istanbul'u akdeniz iklimini ve denizleri sembolize eden mavi tonlarını kullanmış. ancak davara'nın da mavi bir dev olması beni rahatsız etti. buradan anlıyoruz ki davara karakteri aslında hint mitolojisindeki mavi tanrılardan esinlenilmiş. tıpkı avatar filmi gibi.

sonuç olarak davara efsanesi ne bir görsel şölen ne de didaktik bir eser. sanatçı çizim yeteneği doğrultusunda hiç bir öğretisi ve alt metni olamayan 'bir hikaye' anlatmaya çalışıyor. bu yüzden basit, tatsız, ilgi çekmeyen, lisans bitirme projesinden öteye gidemeyecek bir ürün olmuş. ürün de demek istemiyorum yapıt da demek istemiyorum. adını sen koy. çünkü pazarlanacak bir tarafı yok. ne muhteşem yüzyıl ne kurtlar vadisi, ne de koreden ithal ettiğimiz senaryolarla yeniden kurgulanan sıkıcı türk dizilerigibi.

yani türkler anime yapamaz. kendi tarihinden ders çıkartamayan bir ulus kendi kültürel değerlerini başka uluslara aşılayamaz. osmanlı imparatorluğu kültür mirasını sahiplendik ama tarihimizle yüzleşmedik. sahte bir saltanat dizisi çekildi. arap ülkelerine de konusu derin devlet ve mafya örgütlenmesi olan kurtlar vadisi'ni ihraç ettik. ikisi de 'savaş' temasını işliyor değil mi? türkler o zaman kaostan beslenen bir millettir. ben bir yabancı olsam ve şu dizilere maruz kalsam kafamdaki türk imajı şöyle olur; mafyatik, imparatorluk özlemi içinde, davranışlarının sonunu düşünmeyen, kahraman olmak için yaşayan, toplumsal bir amaç uğruna hareket etmeyen, bencil, merkezcil, dost edinmeyen, dostlarına güvenmeyen, kavgacı, eleştiriye kapalı, aniden öfkelenen ...

şimdi lütfen bu soruyu siz cevaplayın.

türkler hangi kültürel değerlerini sahiplenmelidir?
devamını gör...

baxoje. ıowa eyaletine adını veren, siouan dili konuşan bir kızılderili kabilesidir.
isimleri sioux dilinde ayuhwa "uykucular" demektir. kabilenin kullandığı bir diğer isim ise baxoje'dir.
eskiden wisconsin civarında yaşarken önce minnesota'ya, sonra ıowa'ya yerleştiler. beyazlar geldikten sonra antlaşma yapıp, a.b.d güçleriyle hiç savaşmadılar ve topraklarını bırakıp bugün hala yaşadıkları oklahoma, kansas ve nebraska'daki rezervasyonlara göç ettiler.
devamını gör...

bir (bkz: aşık veysel) eseri. sözleri dramatik ve anlam yüklü.
sadık olanın kara toprak oluşunun hikayesi. yaşamış olduğu hayal kırıklıklarının, siteme dönüşmüş dizeleri.

fazıl say’ın bu eserden etkilenerek bestelediği ,black earth bestesi de muazzamdır.
devamını gör...

avrupa yakası, ekmek teknesi, 7 numara... ve daha niceleri.
aah ah televizyon izlemeyi özledim yahu! bin değil, on bin yüz milyon milyar basar.
devamını gör...

iki kişilik, konusu değişken bir program. tam metin hazırlanmadan, birkaç notla spontan ilerleyecek. bisiklet kasklarının enteresan şeklinden bahsedebiiriz o programda. sonrakinde klişeleşmiş sözlükçü tabirlerine alternatif arayabiliriz. bir sonrakinde ise seçtiğimiz versuslar üzerinde tartışabiliriz. çokoprens vs probis de olabilir bu, çamaşır asmak vs kurutma makinesi de. biz aramızda muhabbet ederken siz sadece dinlemeyin diye tematik bir başlık açılır. başlık adı programda paylaşılır. o yayında, o yayın konusu hakkında, o başlık üzerinden dinleyicilerle etkileşime girilir. belki de overlokçular için yeni bir slogan bulmaya çalışırız. kimbilir? (ayağımıza gelemezler artık. kısıtlamalar var.)

itinayla istek parçası da alınır. öyle çok değil. birkaç tane. ancak istek parçasına hak kazanmak için önceden belirlenmiş geniş içerikli bir bilgi/kültür tanımının içeriğinden ipuçları verilerek, tanımın bulunması sağlanır. doğru tanımı bulanın isteği çalınır. böylelikle hem ha bire istek gelmeyecektir, yayın akışı bozulmayacaktır, hem de bir nebze de olsa dinleyici isteği tatmini sağlanacaktır. istenen tanımı ararken denk gelecekleri diğer tanımları okuyup belki de takip edecek yazar bulmaları da cabasıdır.

çalınacak müzikler sırasıyla tchaikovski, şanışer, fazıl say, ajdar, timur selçuk, rainman şeklinde olmadığı sürece çok da dert değil gibi. konsept yayın yapacak pek çok yayıncı arkadaş olacaktır. onların atladıklarından araya serpiştirilir biraz. timur selçuk ihmal edilmiş ise eğer, ayrılanlar için'den karantinalı despina'ya uzanırız. yaşar kurt hatırlanmamış ise tunçboyacıyan ile beraber hatırlatıveririz. humperdinck de olur, roussos da. size ne? neticede, sonraki yayın başlayana kadar biz ne çalarsak o.
devamını gör...

göbiş ve pati
devamını gör...

şu sıralar kendini özletendir. kurudur, nefesini keser. dışarıda otobüs falan bekliyorsanız sürekli hareket etme ihtiyacı duyarsınız yoksa bir süre sonra hissizleşmeye başlar. kışı ve soğuğu çok seven bir insan olarak o ayazda "bu kadar da olmaz be" diye düşünürüm. haa diğer şehirlerin ayazından bir farkı var mı bilemem. ama bugün güneşli ve sıcakken, ertesi gün buz kesebilir. kışın çok soğukken, yazın kuru bir sıcakta süründürebilir. ama konumuz ayazdı değil mi? bu aralar dengesiz giden havalardan pek rastlayamadığımdır, hoş zaten evdeyiz.
devamını gör...

yemeğini paylaşmaz.

(bkz: joey doesn't share food)
devamını gör...

benim sevmediğim insan olmak çok kolaydır. aynı evde yasayalım mesela, sevmediğim insanla bir kelime konuşmadan 6 yıl yaşayabilirim. o kadar umursamaz davranırım. benim için koltuktan farkı kalmaz. kavga çıkarsın, bağırsın, hakaret etsin, sırf huzurum bozulmasın diye duymazlıktan gelirim. beni kıramaz, gönül koymam, sinirlendirmek için yoğun çaba vermesi gerekir.

sevdiğim insan olmak zor. valla üzülüyorum ben sevdiğim insanlara. en ufak şey olsun, kırılırım. bir ters bakışından kaçarım, sakin bir tipse ve en sonunda sesini yükselttiyse ciddi ciddi birkaç gün boyunca yataktan kalkmadan ağlayabilirim. bi de huysuzlanma dönemim vardır, kaçmak yerine savaşmaya başladığım. inadımın tuttuğu. yani ya böyle kırılgan tarafımla ya da edepsiz tarafımla uğraşıyor sevdiğim insanlar. ortasını bulacak kadar büyüyemedim. büyür müyüm yoksa hep böyle siyah ve beyaz olarak mı kalırım, bilmiyorum. bildiğim şey çoğu şeyin farkında olduğum ama onları henüz düzeltecek kadar olgunlaşmayı başaramadığım.

durum buyken kırılmayı bıraktığım zaman anlıyorum sevmeyi bıraktım. ya da sevmeyi bıraktım diye kırılmayı bırakıyorum. bir ihtimal kırıla kırıla sevgiden uzaklaşıyorum. henüz bilmiyorum.
devamını gör...

kız kardeşimin eşi, kız kardeşimi defalarca aldatmasına rağmen ailem şiddetle boşanmalarına karşıydı. yok çocukları var, yok elalem ne der yok falan filan...
geçen hafta telefonla görüşmemizde psikolojisinin çok da sağlam olmadığını anlamamla derhal (bkz: obilet)'e girip bir saat sonrasına bilet aldım. kardeşimi apar topar çocuğuyla beraber aldım, eve getirdim. boşanma davası da açtık, umarım çok da uzamaz. bir daha da kendisi istemediği müddetçe ailemin yapabileceği her yaptırımı da göze alarak onu başka yere yollamayacağım.
arkadaşlar, insanlar evlenebileceği gibi anlaşamadıklarında, aldatıldıklarında, şiddete maruz kaldıklarında ve daha türlü makul bahanelerle boşanabilir. kişinin sağlığı, psikolojisi elalemin ne dediğinden daha önemli. lütfen özellikle kız çocuklarınızı, kız kardeşlerinizi inatla kendisine iyi gelmeyen evliliğini sürdürmesini istemeyiniz, zorlamayınız.!!!
devamını gör...

benden bu kadar, sizin olsun dünyalar.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim