cinci hoca (yazar)
şimdi ben buraya onun yaptğı gibi diyebilirdim ki:
"gelip artılayıp gidiyor, canım yaa" ama der miyim? demem. ki yapıyor yani tanımlarımı oylayıp gidiyor ama söyler miyim böyle bir şey?
söylemem, söylemedim ki.*
tanıma gelelim: tanımlarını görünce gülümsediğim, bazen çok iyi tespitleri olan, bir güzel yazar.
"gelip artılayıp gidiyor, canım yaa" ama der miyim? demem. ki yapıyor yani tanımlarımı oylayıp gidiyor ama söyler miyim böyle bir şey?
söylemem, söylemedim ki.*
tanıma gelelim: tanımlarını görünce gülümsediğim, bazen çok iyi tespitleri olan, bir güzel yazar.
devamını gör...
dertleşmek istenen roman karakteri
don kişot - dertleşmekten çok maceralarına katılırdım.eğlenirdik birlikte ben de kılıçlarımı kuşanır savaş açardım yel değirmenlerine.
devamını gör...
dövme yaptırmak
hayatımda aldığım en iyi kararlardan biri olabilir. açıkçası yaptırana kadar oldukça tereddütlüydüm ölene kadar vücudumda bu dövmeyi taşımaktan memnun olacak mıyım diye fakat ince eleyip sık dokuyarak tam olarak beni ifade eden bir dövme yaptırdım. ve şimdi çok mutluyum. hatta sizinle de paylaşmak istiyorum, sizce de güzel mi? yorumlarda belirtebilirsiniz.
devamını gör...
geceye bir çelişki bırak
hepiniz cennete gitmek istiyorsunuz.
ama hiçbiriniz ölmek istemiyorsunuz..
ama hiçbiriniz ölmek istemiyorsunuz..
devamını gör...
sofmusic
kafa sözlük'ün müzik otoritesi. âdeta terence fletcher'ın tatlı dilli, güler yüzlü** bir kişilikte vücut bulmuş hâli.
hayran kalınacak bir müzik zevkine sahip olmakla kalmaz, hikâyelerini de bilir şarkıların. uçsuz bucaksız melodileri tahayyülünde yoğurur, içine engin bilgisinden bir tutam katar ve bizlere de sunar.
yalnızca müzik için göstermez ama sanatkârlığını. mesela the veiled virgin anlatısı [#584266] enfestir. ya da pek duyulmamış bir şiiri hatırlatır [#632945] bazen. şimdiye kadar hiç dikkat kesilmediğimiz bir uğraşı bile ilgi çekici kılabilir [#500112] bize.
tıp [#501747], psikoloji [#448937], jeoloji [#455069]... bu çok yönlülük... bu kadar da olmaz artık! yok artık!
inanır mısınız, tarihe de meyletti [#643775], hâlâ işsiz kalacağım diye korkuyorum.**
***
ya bu giriyi yazmaya başladığımda "metin ışık - ağla gözüm (arabesk trap remix)" dinliyordum.* tam mapus damlarına düşmediğim ve görüşe de kimseyi beklemediğim gerçeğini idrak edecektim ki*, "not quite my tempo!" diye bir fısıltı duydum gaipten. kendi kendine bir şarkı [#665306] açıldı.
çok korkuyorum...
***
neyse, ne diyorduk, beğenileriyle mutl... lan?!*
hayran kalınacak bir müzik zevkine sahip olmakla kalmaz, hikâyelerini de bilir şarkıların. uçsuz bucaksız melodileri tahayyülünde yoğurur, içine engin bilgisinden bir tutam katar ve bizlere de sunar.
yalnızca müzik için göstermez ama sanatkârlığını. mesela the veiled virgin anlatısı [#584266] enfestir. ya da pek duyulmamış bir şiiri hatırlatır [#632945] bazen. şimdiye kadar hiç dikkat kesilmediğimiz bir uğraşı bile ilgi çekici kılabilir [#500112] bize.
tıp [#501747], psikoloji [#448937], jeoloji [#455069]... bu çok yönlülük... bu kadar da olmaz artık! yok artık!
inanır mısınız, tarihe de meyletti [#643775], hâlâ işsiz kalacağım diye korkuyorum.**
***
ya bu giriyi yazmaya başladığımda "metin ışık - ağla gözüm (arabesk trap remix)" dinliyordum.* tam mapus damlarına düşmediğim ve görüşe de kimseyi beklemediğim gerçeğini idrak edecektim ki*, "not quite my tempo!" diye bir fısıltı duydum gaipten. kendi kendine bir şarkı [#665306] açıldı.
çok korkuyorum...
***
neyse, ne diyorduk, beğenileriyle mutl... lan?!*
devamını gör...
bir filmin tamamını anlatan tek repliği
"bu hayat benim. yarısını başkaları için yaşadım. geriye ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum. belki kırk yıl, belki bir gün. geriye kalan hayat benim ve ben nasıl istiyorsam öyle geçecek. ben bu gemiden mutlu ineceğim."
film: nadide hayat
film: nadide hayat
devamını gör...
safiye ali
ilk türk kadın doktorumuz. (d. 1891, istanbul – ö. 1952, almanya).

--- alıntı ---
osmanlı döneminde çeşitli hizmetleriyle tanınmış bir aileye mensuptur. 6 kişilik ailenin en küçük ve en zeki kız çocuğudur. amerikan kız koleji’nde öğrenim görmesinin yanı sıra özel dersler almıştır.
balkan savaşları döneminde cepheden getirilen yaralıları gördü ve doktor olmaya karar verdi. ancak maddi yetersizlikler ve o dönemin şartları tıp okuma isteğini sınırladı. hangi kapıyı çalsa ‘’tıp fakültesine kadın öğrenci alamayız’’ sözüyle karşılaşsa da kafaya koymuştur bir kere doktor olacaktır.
buna rağmen yılmayarak çalışkanlığı ve başarısıyla dikkat çeken safiye ali, dönemin maarif vekili (milli eğitim bakanı) şükrü bey’in desteğiyle tıp eğitimi almak üzere almanya’ya gitti.
almanya’da kadın ve çocuk hastalıkları üzerine ihtisas yaptı. bu yıllarda açlık ve sefaletin en dibini gördü.
günlüğünde şu not vardır;
‘’çöpten çıkarıp geceleri yediğim ekmek hiç ağrıma gitmiyor.
ülkemde tıp fakültesi varken buralarda olmam daha çok ağrıma gidiyor.
ne olursa olsun ülkeme doktor olarak döneceğim.’’
dediğini yaptı. kurtuluş savaşı’nın son günlerinde yurda döndü ve hemen işe başladı. cağaloğlu’nda açtığı klinikte; ayrıca süt ve bakımevlerinde hizmet verdi. fakat kadın olduğu için ilk zamanlar kimse gelmiyordu. halbuki kadın ve çocuk hastalıkları doktoruydu.
aşağılamalara, dışlamalara ve hakaretlere aldırmadan, pes etmeden devam etti.
fakir ailelerin kadınlarını ve çocuklarını evlerinde ücretsiz tedavi etti. eline geçen ilk parayla süt ve bakım evini açtı.
dönemin ünlü doktorlarından besim ömer paşa, akil muhtar, operatör emin bey gibi isimlerden büyük destek gördü. türkiye’yi yurtdışındaki tıp kongrelerinde temsil etti.
hasta ve zayıf çocuklar için hilal-i ahmer muayenehanesini kurdu. direnerek, kadınların tıp fakültesine alınmalarını sağladı. ülkenin tıp eğitimi veren ilk kadını oldu.
sağlık sorunları nedeniyle eşiyle birlikte gittiği almanya’da ikinci dünya savaşı yaralılarını tedavi etti.
yakalandığı kanser hastalığından kurtulamayan safiye ali, 1952’de hayatını kaybetti.
almanya’da tıp eğitimi aldığı hastanede ılık bir bahar günü hayata gözlerini yumarken şu sözleri söylemişti:
“kadınlar size emanet… “
işte safiye ali böyle bir yüce gönüllü kadındı.,
--- alıntı ---

--- alıntı ---
osmanlı döneminde çeşitli hizmetleriyle tanınmış bir aileye mensuptur. 6 kişilik ailenin en küçük ve en zeki kız çocuğudur. amerikan kız koleji’nde öğrenim görmesinin yanı sıra özel dersler almıştır.
balkan savaşları döneminde cepheden getirilen yaralıları gördü ve doktor olmaya karar verdi. ancak maddi yetersizlikler ve o dönemin şartları tıp okuma isteğini sınırladı. hangi kapıyı çalsa ‘’tıp fakültesine kadın öğrenci alamayız’’ sözüyle karşılaşsa da kafaya koymuştur bir kere doktor olacaktır.
buna rağmen yılmayarak çalışkanlığı ve başarısıyla dikkat çeken safiye ali, dönemin maarif vekili (milli eğitim bakanı) şükrü bey’in desteğiyle tıp eğitimi almak üzere almanya’ya gitti.
almanya’da kadın ve çocuk hastalıkları üzerine ihtisas yaptı. bu yıllarda açlık ve sefaletin en dibini gördü.
günlüğünde şu not vardır;
‘’çöpten çıkarıp geceleri yediğim ekmek hiç ağrıma gitmiyor.
ülkemde tıp fakültesi varken buralarda olmam daha çok ağrıma gidiyor.
ne olursa olsun ülkeme doktor olarak döneceğim.’’
dediğini yaptı. kurtuluş savaşı’nın son günlerinde yurda döndü ve hemen işe başladı. cağaloğlu’nda açtığı klinikte; ayrıca süt ve bakımevlerinde hizmet verdi. fakat kadın olduğu için ilk zamanlar kimse gelmiyordu. halbuki kadın ve çocuk hastalıkları doktoruydu.
aşağılamalara, dışlamalara ve hakaretlere aldırmadan, pes etmeden devam etti.
fakir ailelerin kadınlarını ve çocuklarını evlerinde ücretsiz tedavi etti. eline geçen ilk parayla süt ve bakım evini açtı.
dönemin ünlü doktorlarından besim ömer paşa, akil muhtar, operatör emin bey gibi isimlerden büyük destek gördü. türkiye’yi yurtdışındaki tıp kongrelerinde temsil etti.
hasta ve zayıf çocuklar için hilal-i ahmer muayenehanesini kurdu. direnerek, kadınların tıp fakültesine alınmalarını sağladı. ülkenin tıp eğitimi veren ilk kadını oldu.
sağlık sorunları nedeniyle eşiyle birlikte gittiği almanya’da ikinci dünya savaşı yaralılarını tedavi etti.
yakalandığı kanser hastalığından kurtulamayan safiye ali, 1952’de hayatını kaybetti.
almanya’da tıp eğitimi aldığı hastanede ılık bir bahar günü hayata gözlerini yumarken şu sözleri söylemişti:
“kadınlar size emanet… “
işte safiye ali böyle bir yüce gönüllü kadındı.,
--- alıntı ---
devamını gör...
asfiksi
solunumun olmaması veya yetersiz olmasına bağlı kişinin oksijensiz kalmasıdır. bu durum sonucunda oksijen miktarı azalır. oksijen azalmasına bağlı olarak da özellikle beyinde olmak üzere doku hasarı ve ardından ölüm gerçekleşir.
devamını gör...
penelope
odysseia'nın en bahtsız kadın karakteri.
adeta bütün kadınların kaderini yaşadı; beklemek, yol gözlemek, erkek baskısı, kadınlara biçilen rollerin altında ezilmek, örfümüz böyle diye dayatılan şeyler. homeros penelope'yi böyle yazdı işte. hüzünlü, sabırlı bir kadın olarak gördük hep penelope'yi. tam 20 yıl bekledi odyyseus'u. hem antik çağ sanatında hem de rönesans resim sanatında penelope'yi ya kayınpederinin kefenini dokurken aklı kocası ve oğlunda bir şekilde düşünceli gördük. ya da odysseus döndüğünde onun karşısında yine hüzünlü bir yüz ifadesiyle gördük. penelope'nin kaderi erkek sanatçıların elinden böyle çizildi.
ama kuzeni helen'i böyle yansıtmadılar bize. helen güzeldi ve uğruna savaş çıkabiliyordu. penelope'yi helen ile karşılaştırdılar hep, o güzel sen ise değilsin bu yüzden bir kadın olarak değer görmen için bazı erdemlere ihtiyacın var dediler. romalı ozan publius ovidius naso’nun, heroides (kadın kahramanların mektupları) adlı eserinde penelopeia, helen'i kıskanan bir kadın olarak gördük. erkek yazarların kadınlar hakkında söyleyecekleri hiç bitmez. hep bu hakkı kendilerinde gördüler zaten. bakınız kendisinin penelope'nin ağzından yazdığı mektuptan bir alıntı;
bu satırlar sana penelope’nden, uyuşuk ulysses,
üzülmem bana cevap vermezsen: sen kendin gel!
yunan kızların gıpta ettiği troya yıkıldı gitti,
priamus’un ve koca troya’nın meğer ne azmış kıymeti.
ah keşke, donanmasıyla yol alırken sparta’ya
o ahlaksız gömülseydi denizin azgın sularına!
üşüyerek yatmazdım ben de terk edilmiş yatağımda,
günler geçmiyor diye yakınmazdım ardında,
uzun geceler geçip gitsin diye,
yormazdım boş ellerimi dokuma tezgâhı başında.
ne zaman korkmadım ben gerçektekinden büyük tehlikelerden?
aşktır işte bu, korku ve kaygıyla dolu.
kurardım zihnimde vahşi troyalıların sana saldırdıklarını,
sararıp solardım ne zaman duysam hector’un adını.
biri söz etse düşmanların yendiği antilochus’tan,
yeni bir sebep olurdu antilochus korkularıma.
ya da başkasının silahlarını kuşanmışken vurulan menoetius oğlundan,
ağlardım hilelerin bir işe yaramamasına.
biri söz etse troyalının mızrağını kana bulayan tlepolemus’tan,
kaygılanırdım tlepolemus’un ölümüyle bir kez daha.
aslında vuruldukça biri yunan ordularından
seveninin yüreği daha da soğuk oldu buzdan.
neyse ki adaletli tanrı bu masum âşıktan yana,
troya kül oldu zarar gelmeden sana.
bir de kadın kadının kurdudur söylemini hep yakıştırdılar kadınlara. sadece penelope'nin helen'den nefret ettiğini söylemediler. sarayda çalışan kadınların penelope'ye gelen taliplerle düşüp kalktıklarını, sürekli dedikodu yaptıklarını söyledi homeros. nitekim odysseus döndüğünde ilk iş olarak sarayda çalışan bu kadınları öldürdü.
sonra bir gün bir kadın yazar çıkageldi. margaret atwood, artık penelope'nin hikayesini bir kadının yazması gerektiğini düşündü ve the penelopiad'ı yazdı. sadece penelope'nin hikayesini değil. sarayda çalışan her önüne gelenle düşüp kalktıkları söylenen o kadınların da hikayesini yazdı. kimse onları önemsememişti. hem de bu hikayeyi homeros'un yaptığı gibi destan formunda yazdı. ancak adeta homeros'a meydan okur gibi, erkek ağzından yazılan kadın hikayelerine inat yazdı. homeros kadınları böyle yazarken erkekleri hep birbirlerine destek olan zorluklara göğüs geren dostlar olarak gösterdi bize. odysseus'un maceralarında bunu görebiliyoruz. yüzyıllardır bilinçli bilinçsiz şekilde toplumların belleğine kadınları bekleyen, boyun eğen formda erkekleri ise maceradan maceraya koşan formda gösterdiniz, dayattınız. belki bunu değiştirmek çok zaman alacak ama en azından bunun böyle olmadığını anlatmaya çalışanlar da olacaktır.
kadın kadının kurdu değil kadın kadının yurdudur.
adeta bütün kadınların kaderini yaşadı; beklemek, yol gözlemek, erkek baskısı, kadınlara biçilen rollerin altında ezilmek, örfümüz böyle diye dayatılan şeyler. homeros penelope'yi böyle yazdı işte. hüzünlü, sabırlı bir kadın olarak gördük hep penelope'yi. tam 20 yıl bekledi odyyseus'u. hem antik çağ sanatında hem de rönesans resim sanatında penelope'yi ya kayınpederinin kefenini dokurken aklı kocası ve oğlunda bir şekilde düşünceli gördük. ya da odysseus döndüğünde onun karşısında yine hüzünlü bir yüz ifadesiyle gördük. penelope'nin kaderi erkek sanatçıların elinden böyle çizildi.
ama kuzeni helen'i böyle yansıtmadılar bize. helen güzeldi ve uğruna savaş çıkabiliyordu. penelope'yi helen ile karşılaştırdılar hep, o güzel sen ise değilsin bu yüzden bir kadın olarak değer görmen için bazı erdemlere ihtiyacın var dediler. romalı ozan publius ovidius naso’nun, heroides (kadın kahramanların mektupları) adlı eserinde penelopeia, helen'i kıskanan bir kadın olarak gördük. erkek yazarların kadınlar hakkında söyleyecekleri hiç bitmez. hep bu hakkı kendilerinde gördüler zaten. bakınız kendisinin penelope'nin ağzından yazdığı mektuptan bir alıntı;
bu satırlar sana penelope’nden, uyuşuk ulysses,
üzülmem bana cevap vermezsen: sen kendin gel!
yunan kızların gıpta ettiği troya yıkıldı gitti,
priamus’un ve koca troya’nın meğer ne azmış kıymeti.
ah keşke, donanmasıyla yol alırken sparta’ya
o ahlaksız gömülseydi denizin azgın sularına!
üşüyerek yatmazdım ben de terk edilmiş yatağımda,
günler geçmiyor diye yakınmazdım ardında,
uzun geceler geçip gitsin diye,
yormazdım boş ellerimi dokuma tezgâhı başında.
ne zaman korkmadım ben gerçektekinden büyük tehlikelerden?
aşktır işte bu, korku ve kaygıyla dolu.
kurardım zihnimde vahşi troyalıların sana saldırdıklarını,
sararıp solardım ne zaman duysam hector’un adını.
biri söz etse düşmanların yendiği antilochus’tan,
yeni bir sebep olurdu antilochus korkularıma.
ya da başkasının silahlarını kuşanmışken vurulan menoetius oğlundan,
ağlardım hilelerin bir işe yaramamasına.
biri söz etse troyalının mızrağını kana bulayan tlepolemus’tan,
kaygılanırdım tlepolemus’un ölümüyle bir kez daha.
aslında vuruldukça biri yunan ordularından
seveninin yüreği daha da soğuk oldu buzdan.
neyse ki adaletli tanrı bu masum âşıktan yana,
troya kül oldu zarar gelmeden sana.
bir de kadın kadının kurdudur söylemini hep yakıştırdılar kadınlara. sadece penelope'nin helen'den nefret ettiğini söylemediler. sarayda çalışan kadınların penelope'ye gelen taliplerle düşüp kalktıklarını, sürekli dedikodu yaptıklarını söyledi homeros. nitekim odysseus döndüğünde ilk iş olarak sarayda çalışan bu kadınları öldürdü.
sonra bir gün bir kadın yazar çıkageldi. margaret atwood, artık penelope'nin hikayesini bir kadının yazması gerektiğini düşündü ve the penelopiad'ı yazdı. sadece penelope'nin hikayesini değil. sarayda çalışan her önüne gelenle düşüp kalktıkları söylenen o kadınların da hikayesini yazdı. kimse onları önemsememişti. hem de bu hikayeyi homeros'un yaptığı gibi destan formunda yazdı. ancak adeta homeros'a meydan okur gibi, erkek ağzından yazılan kadın hikayelerine inat yazdı. homeros kadınları böyle yazarken erkekleri hep birbirlerine destek olan zorluklara göğüs geren dostlar olarak gösterdi bize. odysseus'un maceralarında bunu görebiliyoruz. yüzyıllardır bilinçli bilinçsiz şekilde toplumların belleğine kadınları bekleyen, boyun eğen formda erkekleri ise maceradan maceraya koşan formda gösterdiniz, dayattınız. belki bunu değiştirmek çok zaman alacak ama en azından bunun böyle olmadığını anlatmaya çalışanlar da olacaktır.
kadın kadının kurdu değil kadın kadının yurdudur.
devamını gör...
aşk-ı memnu
tabi siz anneleri tarafından size emanet edilen çocuklara her bakımdan yetersiz gördüğünüz bir kadının annelik etmesine şiddetle karşısınız ama.
devamını gör...
sosyal medya kullanmayan insan
sözlük sayılmıyorsa hiçbir sosyal medya hesabım yok. ihtiyaç da duymuyorum, vaktimi boşa harcamak istemiyorum.
genelde interneti araştırmak ve okumak için kullanıyorum.
genelde interneti araştırmak ve okumak için kullanıyorum.
devamını gör...
griffon
kartal başına ve kanadına, aslan gövdesine ve pençesine sahip, antik yunan ve pers mitolojisinde yer bulmuş tuhaf bir yaratık.
bu arada antik yunan ve perslerin griffonlarını ayırmak mümkün, yunan griffonlarının başında bir diken mevcut.
bu arada antik yunan ve perslerin griffonlarını ayırmak mümkün, yunan griffonlarının başında bir diken mevcut.
devamını gör...
kulağınıza küpe olan öğütler
insana güvenme ölür, ağaca yaslanma kurur.
devamını gör...
normal sözlük'ün 30 yaş üstü yazar kaynaması
39 yaş burda.
devamını gör...
beraber tatile gidilmeyecek insanlar
memnuniyetsiz insanlar . evinden temiz oteli beğenmez ,yemekleri beğenmezler. herseye bir kulp bulurlar. kısaca tatili burnunuzdan getirir bu şekilci insanlar.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının takipçi sayıları
sabah 69'du biraz önce 68'e indi. biri firar etti ama ben nerde güvenlik açığı bıraktım acaba?
devamını gör...
cennette ilk gün yapılacak şey
şayet varsa ilk gün kadınları örgütleyip nuri talebi için ayaklanma başlatmaya çalışırım.
eşitlik tanrım, eşitlik.
eşitlik tanrım, eşitlik.
devamını gör...
13 mayıs türk dili bayramı
bir ülkеnin dilini yok еtmеk, o ülkеnin, o ulusun, o millеtin adını tarihtеn silmеk dеmеktir.
oktay sinanoğlu
bayramlarımız kutlu olsun...
oktay sinanoğlu
bayramlarımız kutlu olsun...
devamını gör...

