save ralph
bu kadar güzel çekilmiş bir belgeselin ilgi çekmemiş olması üzücü. izleyin izlettirin efendim.
kısa bir hikaye anlatacağım. memeli hayvanları anlatırken bizim de hayvan olduğumuzu söyledikten sonra bir öğrencimin annesi beni aradı. çocuğum böyle söyledi ama mümkün değil de mi hocam öyle bir şey söylemediniz de mi diye sordu. ben de açıkladım bir iki kaynak attım. kadın hala bana diyorki mümkün değil her şey insanlara hizmet için yaratılmış. kadını ikna edemedim. kadın sınıf öğretmeniydi. başka sözüm yok.
kısa bir hikaye anlatacağım. memeli hayvanları anlatırken bizim de hayvan olduğumuzu söyledikten sonra bir öğrencimin annesi beni aradı. çocuğum böyle söyledi ama mümkün değil de mi hocam öyle bir şey söylemediniz de mi diye sordu. ben de açıkladım bir iki kaynak attım. kadın hala bana diyorki mümkün değil her şey insanlara hizmet için yaratılmış. kadını ikna edemedim. kadın sınıf öğretmeniydi. başka sözüm yok.
devamını gör...
ekolojik dengenin bozulması
üst düzey bir iklim aktivisti olarak söylemek istediklerim var:
engellenemeyecek olandır.
insan virüstür derler ya, doğrudur bu. insan virüstür. aslında bakarsanız virüsten daha virüstür. virüsün virüs olma sebebidir. virüs gibi virüs virüstür!
insanın -pesimist bir çizgide- üremeyi durdurması gerektiğini savunanlar var. buna katılıyorum. ama pratikte imkansız bir şey olacağından elimizden bir şey de gelmeyecektir. ne de olsa her birimiz devlet denen mekanizmanın altında yaşıyoruz ve bundan çıkışımız yok. devletsiz toplum dönemi bitti. ve aslında bakarsanız bütün düşünsel gücümüz de devletin himayesi altında bir özgürlüğe sahip olabiliyor.
ne demek istiyorum? efenim, mantık bizi a noktasından b noktasına götürür ya, devlet bizi götüren araçtır. devlet, bizi konuşturan dildir. ve vs. vs. onca filozofun siyaset felsefesi yapması boşa değil. bilincimiz bir gerçekliğe sahip olsa da bu gerçeklik dışsal, yapay bir gerçeklik tarafından sınırlanıyor. (bazen. ama en demokratik (ki demokratik kelimesi belki uygun olmadı ama neyse.) ülkelerde bile böyledir bu.)
peki ya şu ekoloji ile ne ilgisi var diyeceksiniz devletlerin. dünya neyden oluşur? toprak ve su mu? peki suda ve toprakta kimler yaşar? biz! insanlar! devletler yani!
peki ya insan nasıl bir canlıdır? küstah, bencil. bu da evrimsel olarak doğal olandır. aslında empat kimselerdir insan olmayan. bunu birçok tanımımda belirtiyorum. insan, doğası gereği zaten bencil olmaya programlanmıştır. psikoloji de bizlere bunu söyler. ama insan farkındalık ve duyarlılık kazandıkça, işte o zaman bencillikten sıyrılıp başka bir şeyi içselleştirebilir.
işte bu insanlar, yani biz, devletlerin himayesinde yaşıyor ve devletleri yönetiyoruz. egemenlik millete aittir, modern hukuka göre böyledir. carl schmitt gibi adamlar yepyeni bir hukuk devleti kavramı üretip buna göre bir argüman oluşturadursun, bu hiçbir anlam ifade etmeyecektir günün sonunda, çünkü her halükarda ne sistem olursa olsun (ki marksizmin çökmesi de bu noktalara önemin yoğunlaştırılmamasıdır kanımca)-sistem ne olursa olsun insanlarca yaşanır. bu yüzden de yozlaşmaya her daim açıktır. bu yüzdendir ki dünya bir adalet arayışındadır halen. ve bu yüzdendir uluslararası bir hukukun olmaması. teoride güya var, pratikte ise hiçbir iz yok sanki.
jacques derrida'nın dediği gibi: dünya adalet olmadan başlamıştır ve sürekli ertelenmiş bir adaletin arayışıyla da bir gün sona erecektir.
uluslararası alanda şüphesiz bir zayıflık var ve bu dünyayı da etkiliyor. ekolojiyi etkiliyor çünkü denizler kirletiliyor. okyanuslar çöplerle dolduruluyor, balıklar katlediliyor. balık ticareti dehşet verici bir durumda! ve kimse umursamıyor, devletler para için, yalnızca para için belki de, evet, istediklerini yapma meşrutiyetini kendilerinde buluyor. istatistiklere girmeyeceğim hiç, hoşuma gitmez bu. ama tablo vahim. kutuplar deyip deyip duruyoruz... sadece diyoruz!
bu ekolojiyi bozan etkenleri sıralamaya gelmedim, bunun için de yazmıyorum. yazma sebebim çok kötü bir durumda olmamız. ekolojik denge yaşam demektir. yaşam ise bizlere gerekendir.
tabii üremeyi durdurmak isteyen kimselerce gerekmez de... ve anlarım onları da. insan bencildir. devlet başkanları şöhret için, milliyetçilik perdesi altında gizli bir sahtekarlıkla hareket ettiği için hiçbir yorum da yapılamaz belki. ne de olsa biz seçiyoruz. hem halen demokrasi işini çözebilmiş değiliz. modern hukuk devleti deyip duruyoruz da ne oluyor?
bu durumda ne yapmalı... sanırım çok çabalamalı. açıkçası radikal bir kararla bu alana yoğunlaşmaya karar verdim gibi gibi şu sıralar. daha yüce bir amaç yok. insanlar dünyayı batıradursun, batırmaya çalışsın, belki dünya kurtarılabilir. insanlar umurumda değil, yalnızca doğa. bu doğanın kıymetini bilemeyenleri umursamak kendimize de saygısızlıktır.
tuvalet molasından sonra yazdığım kısma geçelim: *
bir direniş başlatmayı düşünüyorum. belli bir bütçeye sahip gerçek bir topluluk. çünkü dünyanın neresinde çevreci topluluklar varsa da devletlerin kölesi oluyorlar. neticede para, doğanın canına okuyor. o yüzden burada belki yalnızca bir çıkış yolumuz var: uluslararası bir hareket başlatmak.
bu yüzden de uluslararası hukuka yoğunlaşacağım galiba. ve bir ihtimal bir şeyler için adım atabilirim. büyük işler de küçük adımlarla başlar hanımlar, baylar. bir fikirle. idealist olmanın çekiciliğine kanmayıp gerçek bir şeyler başarabilme olasılığı gözetilmelidir. başarının kuralı belki de budur, yani başarısız olma ihtimalini anlamak.
neyse. gece gece böyle bir yazı yazayım dedim. okuyanlara söylemim var, bu yazı kendini imha edebilir bir zaman sonra. blog siteme koyarım. her şeyi oraya rafa kaldırmayı düşünüyorum da...
engellenemeyecek olandır.
insan virüstür derler ya, doğrudur bu. insan virüstür. aslında bakarsanız virüsten daha virüstür. virüsün virüs olma sebebidir. virüs gibi virüs virüstür!
insanın -pesimist bir çizgide- üremeyi durdurması gerektiğini savunanlar var. buna katılıyorum. ama pratikte imkansız bir şey olacağından elimizden bir şey de gelmeyecektir. ne de olsa her birimiz devlet denen mekanizmanın altında yaşıyoruz ve bundan çıkışımız yok. devletsiz toplum dönemi bitti. ve aslında bakarsanız bütün düşünsel gücümüz de devletin himayesi altında bir özgürlüğe sahip olabiliyor.
ne demek istiyorum? efenim, mantık bizi a noktasından b noktasına götürür ya, devlet bizi götüren araçtır. devlet, bizi konuşturan dildir. ve vs. vs. onca filozofun siyaset felsefesi yapması boşa değil. bilincimiz bir gerçekliğe sahip olsa da bu gerçeklik dışsal, yapay bir gerçeklik tarafından sınırlanıyor. (bazen. ama en demokratik (ki demokratik kelimesi belki uygun olmadı ama neyse.) ülkelerde bile böyledir bu.)
peki ya şu ekoloji ile ne ilgisi var diyeceksiniz devletlerin. dünya neyden oluşur? toprak ve su mu? peki suda ve toprakta kimler yaşar? biz! insanlar! devletler yani!
peki ya insan nasıl bir canlıdır? küstah, bencil. bu da evrimsel olarak doğal olandır. aslında empat kimselerdir insan olmayan. bunu birçok tanımımda belirtiyorum. insan, doğası gereği zaten bencil olmaya programlanmıştır. psikoloji de bizlere bunu söyler. ama insan farkındalık ve duyarlılık kazandıkça, işte o zaman bencillikten sıyrılıp başka bir şeyi içselleştirebilir.
işte bu insanlar, yani biz, devletlerin himayesinde yaşıyor ve devletleri yönetiyoruz. egemenlik millete aittir, modern hukuka göre böyledir. carl schmitt gibi adamlar yepyeni bir hukuk devleti kavramı üretip buna göre bir argüman oluşturadursun, bu hiçbir anlam ifade etmeyecektir günün sonunda, çünkü her halükarda ne sistem olursa olsun (ki marksizmin çökmesi de bu noktalara önemin yoğunlaştırılmamasıdır kanımca)-sistem ne olursa olsun insanlarca yaşanır. bu yüzden de yozlaşmaya her daim açıktır. bu yüzdendir ki dünya bir adalet arayışındadır halen. ve bu yüzdendir uluslararası bir hukukun olmaması. teoride güya var, pratikte ise hiçbir iz yok sanki.
jacques derrida'nın dediği gibi: dünya adalet olmadan başlamıştır ve sürekli ertelenmiş bir adaletin arayışıyla da bir gün sona erecektir.
uluslararası alanda şüphesiz bir zayıflık var ve bu dünyayı da etkiliyor. ekolojiyi etkiliyor çünkü denizler kirletiliyor. okyanuslar çöplerle dolduruluyor, balıklar katlediliyor. balık ticareti dehşet verici bir durumda! ve kimse umursamıyor, devletler para için, yalnızca para için belki de, evet, istediklerini yapma meşrutiyetini kendilerinde buluyor. istatistiklere girmeyeceğim hiç, hoşuma gitmez bu. ama tablo vahim. kutuplar deyip deyip duruyoruz... sadece diyoruz!
bu ekolojiyi bozan etkenleri sıralamaya gelmedim, bunun için de yazmıyorum. yazma sebebim çok kötü bir durumda olmamız. ekolojik denge yaşam demektir. yaşam ise bizlere gerekendir.
tabii üremeyi durdurmak isteyen kimselerce gerekmez de... ve anlarım onları da. insan bencildir. devlet başkanları şöhret için, milliyetçilik perdesi altında gizli bir sahtekarlıkla hareket ettiği için hiçbir yorum da yapılamaz belki. ne de olsa biz seçiyoruz. hem halen demokrasi işini çözebilmiş değiliz. modern hukuk devleti deyip duruyoruz da ne oluyor?
bu durumda ne yapmalı... sanırım çok çabalamalı. açıkçası radikal bir kararla bu alana yoğunlaşmaya karar verdim gibi gibi şu sıralar. daha yüce bir amaç yok. insanlar dünyayı batıradursun, batırmaya çalışsın, belki dünya kurtarılabilir. insanlar umurumda değil, yalnızca doğa. bu doğanın kıymetini bilemeyenleri umursamak kendimize de saygısızlıktır.
tuvalet molasından sonra yazdığım kısma geçelim: *
bir direniş başlatmayı düşünüyorum. belli bir bütçeye sahip gerçek bir topluluk. çünkü dünyanın neresinde çevreci topluluklar varsa da devletlerin kölesi oluyorlar. neticede para, doğanın canına okuyor. o yüzden burada belki yalnızca bir çıkış yolumuz var: uluslararası bir hareket başlatmak.
bu yüzden de uluslararası hukuka yoğunlaşacağım galiba. ve bir ihtimal bir şeyler için adım atabilirim. büyük işler de küçük adımlarla başlar hanımlar, baylar. bir fikirle. idealist olmanın çekiciliğine kanmayıp gerçek bir şeyler başarabilme olasılığı gözetilmelidir. başarının kuralı belki de budur, yani başarısız olma ihtimalini anlamak.
neyse. gece gece böyle bir yazı yazayım dedim. okuyanlara söylemim var, bu yazı kendini imha edebilir bir zaman sonra. blog siteme koyarım. her şeyi oraya rafa kaldırmayı düşünüyorum da...
devamını gör...
sözlükte çok tanım girilmemesi
sözlüğe giriş amacınıza göre şekillenen durum. bazı yazarlar; diğer yazarların yazdığını okumadan; sadece tanım girmek için buradalar. bazı yazarlar, sadece kendi fikirlerini anlatmak için buradalar; bazı yazarlar ise, sadece okumak için buradalar.
son grup ise; hem okuyup, hem de yazan yazarlar, onları kaybetmeyiniz, kıymetliler.
son grup ise; hem okuyup, hem de yazan yazarlar, onları kaybetmeyiniz, kıymetliler.
devamını gör...
cem karaca
youtube'da bulunan en efsane videolardan birisi de cem karaca'nın 1993 yılında gülhane parkı'nda verdiği konserin videosudur elbette. izlemeyenlerin çok şey kaybedeceği konserin kaydını amme hizmeti olarak bırakıyorum.
alttaki yorumlardan birinden aldığım playlisti de ekleyelim.
00:00 ıntro
01:40 dadaloğlu
05:06 selamlama
05:16 beyaz atlı
08:55 resimdeki gözyaşları
11:21 adiloş bebe
15:00 tamirci çırağı
19:05 ıslak ıslak
23:00 kahya yahya
26:36 ceviz ağacı
32:22 raptiye rap rap
35:46 namus belası
40:10 outro
konser, 3 temmuz 1993 yılına ait. yakın tarih hafızası olanların hatırlayacağı üzere, sivas katliamının bir gün sonrası. yine video altında bulunan bir alıntıyı paylaşıyorum bu konu ile ilgili.
arkadaşlar bunu bilen bir kişi olarak kendimi sorumlu hissettim ve bunları yazıyorum ...
3 temmuzun bir önceki günü kanlı ve vahşet dolu bir gündü.
cem karaca adiloş bebeyi söylemeden önceki yaptığı konuşma kesildiği için konuşmayı buraya ekliyorum.
umarım öne çıkarırsınız beğenilerinizle. cem karaca bu konularda çok duyarlı bir sanatçıydı.
"sizlerle herşeyimi paylaştım, sevinçlerimi kederlerimi paylaştım. şu andaki duygularımı da paylaşmak istiyorum. 3 meslektaşımı, 1 yazar dostumu ve 31 yurttaşımı dün gece yitirdim. yüce islam dini adına böylesi bir çılgınca cinayeti irtikab edenleri, gerçekleştirenleri,yine allah'a havale etmekten başka birşey gelmiyor elimden .... gönüllerinizin mihrabında bir küçük şık olsun lütfen o ölenler için... alkışlayın,alkışlayın, alkışlarla uğurlayalım onları... ve sizlerden bir ricam var. onbinlerce tezgah dönmekte bu ülke üzerinde şu günlerde, el ele tutuşun, el ele tutuşun, el ele tutuşun, sevginin birlikteliğin gücünü gösterin düşmana. ve adiloş bebe..."
alttaki yorumlardan birinden aldığım playlisti de ekleyelim.
00:00 ıntro
01:40 dadaloğlu
05:06 selamlama
05:16 beyaz atlı
08:55 resimdeki gözyaşları
11:21 adiloş bebe
15:00 tamirci çırağı
19:05 ıslak ıslak
23:00 kahya yahya
26:36 ceviz ağacı
32:22 raptiye rap rap
35:46 namus belası
40:10 outro
konser, 3 temmuz 1993 yılına ait. yakın tarih hafızası olanların hatırlayacağı üzere, sivas katliamının bir gün sonrası. yine video altında bulunan bir alıntıyı paylaşıyorum bu konu ile ilgili.
arkadaşlar bunu bilen bir kişi olarak kendimi sorumlu hissettim ve bunları yazıyorum ...
3 temmuzun bir önceki günü kanlı ve vahşet dolu bir gündü.
cem karaca adiloş bebeyi söylemeden önceki yaptığı konuşma kesildiği için konuşmayı buraya ekliyorum.
umarım öne çıkarırsınız beğenilerinizle. cem karaca bu konularda çok duyarlı bir sanatçıydı.
"sizlerle herşeyimi paylaştım, sevinçlerimi kederlerimi paylaştım. şu andaki duygularımı da paylaşmak istiyorum. 3 meslektaşımı, 1 yazar dostumu ve 31 yurttaşımı dün gece yitirdim. yüce islam dini adına böylesi bir çılgınca cinayeti irtikab edenleri, gerçekleştirenleri,yine allah'a havale etmekten başka birşey gelmiyor elimden .... gönüllerinizin mihrabında bir küçük şık olsun lütfen o ölenler için... alkışlayın,alkışlayın, alkışlarla uğurlayalım onları... ve sizlerden bir ricam var. onbinlerce tezgah dönmekte bu ülke üzerinde şu günlerde, el ele tutuşun, el ele tutuşun, el ele tutuşun, sevginin birlikteliğin gücünü gösterin düşmana. ve adiloş bebe..."
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
dünya üzerinde bekçi maaşı öğretmen maaşından yüksek olan ülkeler bulunmaktadır.
devamını gör...
iz bırakan kitap cümleleri
"nefrete sevgiden daha çok güvenirim," dedi şeytan. "çünkü nefretin sahtesi olmaz."
(bkz: emre yılmaz)
(bkz: şeytanın fısıldadıkları)
(bkz: emre yılmaz)
(bkz: şeytanın fısıldadıkları)
devamını gör...
fakirliğini tek cümleyle anlat
ona x kilo tavuk alırız. her şeyi ama her şeyi tavuk kuruna çevirmek olabilir mesela.
devamını gör...
kadir mısıroğlu
türkiye cumhuriyeti devletinin şeyh said ile birlikte yegane bölücü unsurundan biridir.
deli olması sebebiyle şeyh said gibi kurumaya bırakılmayıp, söylediği zırvalar deliliğinden dolayı hoş görülüp, kendisine “pek” dokunulmamıştır*
dondurmacı şapkası, imkanı olsa yunan’ın altına yatacak olması, türkiye cumhuriyeti devleti’nin kurucu unsuru olan mustafa kemal atatürk’e karşı hissettiği derin korkusu, hepsi bir bütün olarak bölücülüğü ve vatan hainliğini ortaya koymaktadır.
düşünmekten aciz, kendini bilmez, fesliye imkanları olsa ailesindeki bütün kadınları imtina ile sunacak kadar ahlak yoksunu, hangi badelenmenin ürünü olduğu meçhul bir kısım “kütle”, gebermesinden sonra hala kendisini “peygamber” olarak görüp ona inanmaktadır.
deli olması sebebiyle şeyh said gibi kurumaya bırakılmayıp, söylediği zırvalar deliliğinden dolayı hoş görülüp, kendisine “pek” dokunulmamıştır*
dondurmacı şapkası, imkanı olsa yunan’ın altına yatacak olması, türkiye cumhuriyeti devleti’nin kurucu unsuru olan mustafa kemal atatürk’e karşı hissettiği derin korkusu, hepsi bir bütün olarak bölücülüğü ve vatan hainliğini ortaya koymaktadır.
düşünmekten aciz, kendini bilmez, fesliye imkanları olsa ailesindeki bütün kadınları imtina ile sunacak kadar ahlak yoksunu, hangi badelenmenin ürünü olduğu meçhul bir kısım “kütle”, gebermesinden sonra hala kendisini “peygamber” olarak görüp ona inanmaktadır.
devamını gör...
normal sözlük'e veda
bilal zart zurt adlı yazarın yakın zaman önce tanım girdiği başlıktır.
kafa sözlüğe veda etmiş. az önce baktım bu başlığı okuyordu. vay ilgi meraklım benim.
hani veda ediyordun yahu. okuyorsan bunu artıla lütfen.
not: veda etmeyecekseniz şov yapmayın lütfen. hatta veda edecekseniz de şov yapmayın.
kafa sözlüğe veda etmiş. az önce baktım bu başlığı okuyordu. vay ilgi meraklım benim.
hani veda ediyordun yahu. okuyorsan bunu artıla lütfen.
not: veda etmeyecekseniz şov yapmayın lütfen. hatta veda edecekseniz de şov yapmayın.
devamını gör...
behzat ç. 78. bölüm
türk dizi tarihinin en iyi bölümüdür. akbabanın evinde geçen , ekibin içindekilerinin çoğunu döktüğü efsane bölümdür. varsa rakı eşliğinde izlenmesi şiddetle tavsiye ediliyor isviçreli bilim adamları tarafından
devamını gör...
popüler olmayan sözlük yazarlarının yazma amacı
popüler olmadığımız kaliteli oldugumuz icin yaziyoruz. herkes beni sevse yanildigimi hissederim hadi bakalim sıradaki?
devamını gör...
geceye bir ahı var bırak
zulme uğrayan çocukların ve tecavüze uğrayan kadınların ahı var.
devamını gör...
huzur veren insan
konuşmaktan ve vakit geçirmekten zevk alınan , eğer hayattan istediğiniz huzur ise size onu sağlayabilen güzel insanlardır.
devamını gör...
tolunoğulları
mısır'da kurulan ilk müslüman türk devleti. 868-905 yılları arasında varlığını sürdürmüş olsa da, bazı kaynaklarda kurulma tarihi 875 olarak geçer. devletin ilk emir'i ahmed bin tolun yani tolunoğlu ahmet'dir. ki devletin en parlak dönemi de ahmet döneminde geçmiştir. ahmed/ahmet, abbasiler döneminde yaşamış cesur, yiğit bir adamdı. daha sonra abbasi valisinin vekili olarak mısır'a geldi. ama bir anda baktı, bölgeleri fethetmeye başlamış, kendi ordusunu kurmuş. ve böyle güç toplayınca bağımsızlığını ilan etti. daha sonra mısır halkını yoksulluktan kurtarınca halkın sevgisini kazandı. adana ve tarsus'u falan aldı. ahmet'in babası tolun türktür. yani ahmet de türktür.
tabii şimdi ahmet kendi devletini kurunca abbasilerin ve şiilik'in mezhebinden olan karmatilerin düşmanlığını kazandı ve bunların arasında savaş başladı. ahmet vefat edince diğer hükümdarlar abbasiler ve karmatilerle savaştı.
ve bu türk devletini de, yine bir türk olan ama abbasilerin safında yer alan komutan muhammed bin süleyman yıktı.
yani efendim özetle, türkün sonunu yine türk getirdi..
tabii şimdi ahmet kendi devletini kurunca abbasilerin ve şiilik'in mezhebinden olan karmatilerin düşmanlığını kazandı ve bunların arasında savaş başladı. ahmet vefat edince diğer hükümdarlar abbasiler ve karmatilerle savaştı.
ve bu türk devletini de, yine bir türk olan ama abbasilerin safında yer alan komutan muhammed bin süleyman yıktı.
yani efendim özetle, türkün sonunu yine türk getirdi..
devamını gör...
128 milyarı sormak ihanetin ve melanetin maskesidir
tabii canım kulağımızın arkası da aynı fikirde mi acaba sayın bahçeli? o da gitti elden çünkü!
devamını gör...
mastor
sayın yazarla ne tanıştım ne de iki kelam laf ettim. lakin tuhaf bir şekilde yazar bana olumsuz bir enerji veriyor. hiç kanım ısınmadı. aptalca birşey tanımadığım etmediğim birine sinir oluyorum. mesele yazdıkları ile alakalı değil aslında mesele hiçbir şeyle alakalı değil ama ben bu yazarı sevemedim. tüm başlıklarını tanımlarını filan da engelledim zaten. kusura bakmayın sayın yazar.
edit: #1380022 kıymetli yorumlarınız beni onure etmiştir efendim çok naziksiniz çok teşekkür ederim. * .
edit: #1380022 kıymetli yorumlarınız beni onure etmiştir efendim çok naziksiniz çok teşekkür ederim. * .
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
yoldur, gidilir. bazen sadece geri dönebilmek için gidersin..
vedalar hüzünlüdür bana göre. her veda bir şeyler koparır sanki gidenden ve kalandan. ama aynı zamanda bir şeyler de katar: özlem.. özlemek iyidir. özleyin beni. *
böyle bir tanım yazmayı düşünmüyordum, gerçekten düşünmüyordum. ama gördüm ki buradan hiç kimseye hiçbir söz etmeden öylece çekip gidersem burada beni takip eden insanlara ayıp olacak.
işbu entry dikkat çekmek için yazılmayıp sadece sevdiğim ve beni seven yazarlara ufak bir bilgilendirme yapma amacı taşımaktadır.
birkaç tane ufak tefek * işlerim var. halledip geleceğim. o zamana denk kendinize iyi bakın dostlarım. kendinizi hiçbir şey için üzmeyin, unutmayın bu dünyada bulunan hiçbir materyal sizden değerli değil.
sözlüğün, ülkenin ve dünyanın daha iyi, daha mutlu, daha huzurlu olduğu bir günde görüşmek dileğiyle..
ve ben buradaki insanları, sokaktakilerden daha çok sevdim.
vedalar hüzünlüdür bana göre. her veda bir şeyler koparır sanki gidenden ve kalandan. ama aynı zamanda bir şeyler de katar: özlem.. özlemek iyidir. özleyin beni. *
böyle bir tanım yazmayı düşünmüyordum, gerçekten düşünmüyordum. ama gördüm ki buradan hiç kimseye hiçbir söz etmeden öylece çekip gidersem burada beni takip eden insanlara ayıp olacak.
işbu entry dikkat çekmek için yazılmayıp sadece sevdiğim ve beni seven yazarlara ufak bir bilgilendirme yapma amacı taşımaktadır.
birkaç tane ufak tefek * işlerim var. halledip geleceğim. o zamana denk kendinize iyi bakın dostlarım. kendinizi hiçbir şey için üzmeyin, unutmayın bu dünyada bulunan hiçbir materyal sizden değerli değil.
sözlüğün, ülkenin ve dünyanın daha iyi, daha mutlu, daha huzurlu olduğu bir günde görüşmek dileğiyle..
ve ben buradaki insanları, sokaktakilerden daha çok sevdim.
devamını gör...
sonradan asyalı olunabilir mi sorunsalı
tabii ki iki estetik ameliyata bakar, anan baban tanıyamaz valla! sen paradan haber ver dediğim sorunsal.
devamını gör...
dondurma
beni mutlu ediyor. yaz kış cam açık uyuyan, kendi vücut ısısından bazen rahatsız olan, çayı kahveyi ve standardı sıcak olan bilumum içeceği en azından ılık ama genellikle soğuk tüketen iflah olmaz bir soğuk sever olduğum için değil. dondurma beni bildiğin mutlu ediyor.
hayatıma dair gereksiz detayları paylaşmazsam ölecekmiş hastalığına yakalanmış olabilir miyim?
hayatıma dair gereksiz detayları paylaşmazsam ölecekmiş hastalığına yakalanmış olabilir miyim?
devamını gör...
