tanrının insana verdiği en büyük ceza
yitirdiklerimiz.
devamını gör...
3 şubat 2021 türkiye’de yeni mutasyonlar görülmesi
ve hala okulları açma derdine düşen malum yönetim ve özel eğitim kurumları.
her şey para zaten sizler için.
her şey para zaten sizler için.
devamını gör...
aşk evliliği vs mantık evliliği
evlenmemek.
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
-yemek mi yapsan acaba?
-dışarı çıkıcam ben. gelecek misin?
-bu havada mı? içki içtin?
-eee? çıkıcam. hava almam lazım. gelecek misin?
-hayır. bence sen de çıkmamalısın. mutfağa girsen çok daha iyi.
o kadar uzun süre kendim için düşünmek zorunda kalmadım, beni benden iyi tanıyan biri benim yerime düşündü ki benimle ilgili şeyleri, umursamayıp kendi bildiğimi okuduğum zamanlarda bile -ki çoğu zaman böyle oldu bu- düştüğüm çukurlardan sağ salim çıkacağımı bilmenin güvenini yaşadım hiç farkında olmayarak. insan böyle şeyleri yitirdiğinde anlıyor. yitirip kendiyle ilgili kendisi düşünmek zorunda kaldığında ve o çukurlara, hep orada olan, düşüp durduğumuz çukurlara düştüğünde nasıl çıkacağını, çıkınca da bir daha ne zaman düşeceğini, çıkmaya mecali olup olmayacağını düşünürken… o gece girmedim mutfağa. dışarı çıktım. dondum soğuktan. içkiliydim, ağladım; açılmadım. ıslandım. zavallı gibi hissettim kendimi. daha çok içtim, daha çok ağladım ve daha çok açılmadım. çıktığımdan daha yüklü döndüm eve. ıslak saçlarım, üşümüş bedenim, incinmiş ruhumla. incittiğim.
“tek başına, böyle bir zamanda, bok gibi bir yere, bok gibi bir ruh haliyle, üstelik de otobüsle nereye gidiyorsun? mutfağa gir sen miko.”
otogarlar iğrenç yerler. pis yemek aşığı benim için bile, benim için çok özel bir yeri olan “tost”un yenmeyecek halde olduğu bir yer. bağıran, çağıran insanlar. her yerinden çomarlık akıyor. tayt giydim evet, ne bakıyosun yaprağım! silerim ebeni dünyadan. ah bir enerjim olsa.
yoruldum. yorgunum. düşünemiyorum.
-dışarı çıkıcam ben. gelecek misin?
-bu havada mı? içki içtin?
-eee? çıkıcam. hava almam lazım. gelecek misin?
-hayır. bence sen de çıkmamalısın. mutfağa girsen çok daha iyi.
o kadar uzun süre kendim için düşünmek zorunda kalmadım, beni benden iyi tanıyan biri benim yerime düşündü ki benimle ilgili şeyleri, umursamayıp kendi bildiğimi okuduğum zamanlarda bile -ki çoğu zaman böyle oldu bu- düştüğüm çukurlardan sağ salim çıkacağımı bilmenin güvenini yaşadım hiç farkında olmayarak. insan böyle şeyleri yitirdiğinde anlıyor. yitirip kendiyle ilgili kendisi düşünmek zorunda kaldığında ve o çukurlara, hep orada olan, düşüp durduğumuz çukurlara düştüğünde nasıl çıkacağını, çıkınca da bir daha ne zaman düşeceğini, çıkmaya mecali olup olmayacağını düşünürken… o gece girmedim mutfağa. dışarı çıktım. dondum soğuktan. içkiliydim, ağladım; açılmadım. ıslandım. zavallı gibi hissettim kendimi. daha çok içtim, daha çok ağladım ve daha çok açılmadım. çıktığımdan daha yüklü döndüm eve. ıslak saçlarım, üşümüş bedenim, incinmiş ruhumla. incittiğim.
“tek başına, böyle bir zamanda, bok gibi bir yere, bok gibi bir ruh haliyle, üstelik de otobüsle nereye gidiyorsun? mutfağa gir sen miko.”
otogarlar iğrenç yerler. pis yemek aşığı benim için bile, benim için çok özel bir yeri olan “tost”un yenmeyecek halde olduğu bir yer. bağıran, çağıran insanlar. her yerinden çomarlık akıyor. tayt giydim evet, ne bakıyosun yaprağım! silerim ebeni dünyadan. ah bir enerjim olsa.
yoruldum. yorgunum. düşünemiyorum.
devamını gör...
oy birliği ile yazar uzaklaştırma
ilk oyum başlığı açan yazar dostuma gider. siz demokrasiyi oyun mu sandınız? oy toplayıp her şeyi yapabileceğinizi mi sanıyosunuz ?
devamını gör...
bandista
benim annem cumartesi parçasıyla kalbime taht kurmuş, birden fazla arpejlerle müziğini sade tutmamış emekçi müzik grubudur. ha bu arada berfo ana selam olsun..
devamını gör...
hızlı konuşmak
şahsımın yaptığı ve bir süreden sonra insanı çıldırtan eylemdir. *
karşınızdaki insan bir süreden sonra hipnoz olmuş gibi bakar size. zaten ne dediğinizi anlamıyordur ve çoktan telepati olayına başlamıştır bile. siz de sanarsınız ki sizi dinliyor. fakat daha sonra mayışmış, ince, ruh gibi bir ses tonuyla şöyle der; "ne?"
o zaman da sarf ettiğiniz tüm cümlelerin boşa gittiğini görürsünüz. kötüdür, yapmayın.
ayrıca çok kitap okumaktan kaynaklandığını söyleyenler de var.
karşınızdaki insan bir süreden sonra hipnoz olmuş gibi bakar size. zaten ne dediğinizi anlamıyordur ve çoktan telepati olayına başlamıştır bile. siz de sanarsınız ki sizi dinliyor. fakat daha sonra mayışmış, ince, ruh gibi bir ses tonuyla şöyle der; "ne?"
o zaman da sarf ettiğiniz tüm cümlelerin boşa gittiğini görürsünüz. kötüdür, yapmayın.
ayrıca çok kitap okumaktan kaynaklandığını söyleyenler de var.
devamını gör...
müziksiz bir hayat sürmek
müziği dinleme amacına göre değişen durumdur. bazen mutlu, hüzünlü bir anı paylaşmak için dinlenir; bazen kendinden kaçmak için. ikincisi ağır basıyorsa biraz uzak kalıp kendini dinlemekte fayda var bence.
devamını gör...
hazall
şu saatte aktif olmasına neden şaşırıyorsunuz ? hazall’ı tanıyan tanır. o zaten bu saatlerin insanı. daha çok bu saatlerde sözlükte olmayı seviyor kendileri.
(bkz: gece sözlükte oluşan elit ortam)
(bkz: gece sözlükte oluşan elit ortam)
devamını gör...
normal sözlük 1. istanbul zirvesi
hep olsun hep katılırım. çok güzeldi. çok güzeldiniz. çok tatlı insanlar tanıdım. *
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün!
kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır
şems
kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır
şems
devamını gör...
suskunlar
ihsan oktay anar'ın 2007 yılında iletişim yayınlarından yayınlanan romanıdır.
bu kitap mezarlıklar arasında sükuneti arayanların kitabı, hafta sonu sadece kafa dinlemeye bir mezara bakıp düşünmek için mezarlığa giden gariplerin okuyabileceği kitaptır, bunu yapmayan biriyseniz ya da bu davranış size çok garip geliyorsa hiç başlamayın derim.
eğer hala okumayı planlıyorsanız bu kitabı, hazırlıklı olmalısınız çünkü sayın ihsan oktay anar musikiyle hicvi, aşkla korkuyu, merhametle kini bir araya getirerek öyle bir karışım yapmış ki okuduğunuz her satır sizi hayretlere sürükleyecek çünkü bir paragrafta etrafta kimseler olmasa kahkaha atarım şimdi diyebileceğiniz bir satır okurken bir sonraki paragrafta ağlamak üzere olduğunuzu fark edeceksiniz…
kitapta ben en çok muhayyer hüseyin efendiyi sevdim. (muhayyer lakabını cemaat içinde kazara yellenmesi sonucu almıştır. bu kazadan sonra hem hayrete düşmesi hem de yellenirken çıkan sesin “muhayyer” perdesinde olduğunun musiki üstatlarınca tespiti, ona böyle bir lakabın takılmasına vesile olmuştu.) ve eflatunu (ona neden eflatun dendiğini de okuyun öğrenin yahu) sevdim.
bu kitap mezarlıklar arasında sükuneti arayanların kitabı, hafta sonu sadece kafa dinlemeye bir mezara bakıp düşünmek için mezarlığa giden gariplerin okuyabileceği kitaptır, bunu yapmayan biriyseniz ya da bu davranış size çok garip geliyorsa hiç başlamayın derim.
eğer hala okumayı planlıyorsanız bu kitabı, hazırlıklı olmalısınız çünkü sayın ihsan oktay anar musikiyle hicvi, aşkla korkuyu, merhametle kini bir araya getirerek öyle bir karışım yapmış ki okuduğunuz her satır sizi hayretlere sürükleyecek çünkü bir paragrafta etrafta kimseler olmasa kahkaha atarım şimdi diyebileceğiniz bir satır okurken bir sonraki paragrafta ağlamak üzere olduğunuzu fark edeceksiniz…
kitapta ben en çok muhayyer hüseyin efendiyi sevdim. (muhayyer lakabını cemaat içinde kazara yellenmesi sonucu almıştır. bu kazadan sonra hem hayrete düşmesi hem de yellenirken çıkan sesin “muhayyer” perdesinde olduğunun musiki üstatlarınca tespiti, ona böyle bir lakabın takılmasına vesile olmuştu.) ve eflatunu (ona neden eflatun dendiğini de okuyun öğrenin yahu) sevdim.
devamını gör...
z kuşağına kılıçdaroğlu dönemindeki ssk'yı anlatmamız lazım
ssk yı ülke ile kıyaslamak pek doğru olmaz. z kuşağı bu zaman da bu ülke'ye gelmenin talihsizliğini yaşıyor. geçmişte ki ssk'dan çok yaşadığı anın çaresizliği fazlasıyla yetiyor. anlatmayın bir şey z kuşağına, y kuşağına dinlemekten bıktık usandık biz..
devamını gör...
yazarların çocukluk travması
ben 5-6 yaşlarındayken bir gün arkadaşımın evinde oturuyoruz, oyunlar falan oynuyoruz. o sırada camdan bakalım dedik kardeşim de* annemle dışardaydı biz de onları izliyoruz yukardan. sonra bir anda bir araba geldi kardeşim de yolda, annem ona yetişemeden araba çarpmıştı. bir de sokağın sonuna kadar sürüklenmişti arabanın altında... ben de yukardan izliyorum her şeyi... adam o kadar hızlı gelmişti ki bir türlü duramamıştı kaç metre sürüklendiler. o bende kaldı öyle. hâlâ bile karşıdan karşıya geçerken çok korkarım.
devamını gör...
dünyanın en yakışıklı erkeği olduğu düşünülen erkekler
(bkz: johnny depp)
ama artık erkeklerin sadece tiplerine bakmayacak yaşlardayım galiba . çünkü zekasının ve güçlü bir karakterinin olması da gerekiyor, bana hoş gelebilmesi için.
ama artık erkeklerin sadece tiplerine bakmayacak yaşlardayım galiba . çünkü zekasının ve güçlü bir karakterinin olması da gerekiyor, bana hoş gelebilmesi için.
devamını gör...
kırk yaş üstü sözlük yazarları
dört ay önce yazmışım başlığa. dört ayda bir yaş daha aldım.
41 kere maşallahtan selamlar.
41 kere maşallahtan selamlar.
devamını gör...
konusu açıldığında strese sokan şeyler
biyolojik saat tik tak tik tak....
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydınlar sözlük, hayat geçiyor bir bir uçuyor yıllar.
yıllar sonra bu şarkıyı dinlemek, hem de bambaşka duygularla...
yıl 2003 tarkan dudu albümünü çıkarmış. babamın başından o yıl büyük bir iflâs geçmiş, her şeyini kaybetmiş, tüm hayatı alt üst olmuştu.
ve ben sekiz yaşındayım... babamın dertlerini umursuyorum ama çocuğum işte; bir çocuk ne kadar umursarsa o kadar umursuyorum.
babama dudu albümü istediğimi söyledim." hay hay, emrin olur kızım!" dedi.
bir hafta sonra babam sabaha karşı 03:00'te işten gelmiş. beni uyandırdı;
-hadi kalk kuzu, senin cdler geldi.
+başka cd de mi aldın?!
-bir de karma aldım. hadi kalk da dinleyelim.
iki vardiya çalıştığı halde, üç saatlik uykusunu feda edip sabahın ilk ışıklarına kadar birlikte iki albüm bitinceye kadar dinledik. kâh benimle dans etti, kah havalara attı, kâh duygulandı...
o gece dinlediğimiz son şarkı verme idi...
sebebimden doğmuş oldum seçmeden
çekeceğim derdim nedir bilmeden
yüklediğin yükle yıkıldım kaldım
vereceksen akıl verme istemem
verme verme verme akıl verme
vereceksen huzur ver vereceksen huzur ver
sonra babam kahvaltı yapıp işe gitti...
yıllar sonra bu şarkıyı dinlemek, hem de bambaşka duygularla...
yıl 2003 tarkan dudu albümünü çıkarmış. babamın başından o yıl büyük bir iflâs geçmiş, her şeyini kaybetmiş, tüm hayatı alt üst olmuştu.
ve ben sekiz yaşındayım... babamın dertlerini umursuyorum ama çocuğum işte; bir çocuk ne kadar umursarsa o kadar umursuyorum.
babama dudu albümü istediğimi söyledim." hay hay, emrin olur kızım!" dedi.
bir hafta sonra babam sabaha karşı 03:00'te işten gelmiş. beni uyandırdı;
-hadi kalk kuzu, senin cdler geldi.
+başka cd de mi aldın?!
-bir de karma aldım. hadi kalk da dinleyelim.
iki vardiya çalıştığı halde, üç saatlik uykusunu feda edip sabahın ilk ışıklarına kadar birlikte iki albüm bitinceye kadar dinledik. kâh benimle dans etti, kah havalara attı, kâh duygulandı...
o gece dinlediğimiz son şarkı verme idi...
sebebimden doğmuş oldum seçmeden
çekeceğim derdim nedir bilmeden
yüklediğin yükle yıkıldım kaldım
vereceksen akıl verme istemem
verme verme verme akıl verme
vereceksen huzur ver vereceksen huzur ver
sonra babam kahvaltı yapıp işe gitti...
devamını gör...
