smash
marilyn monroe ve hayatını konu alan bir müzikal yapmaya çalışan bir ekibin yaşadıklarını konu alan dizi.
devamını gör...
crystal snow
çıktığı günden beri her kar yağdığında koşarak dinlemeye gittiğim japonca şarkı.
hani bazı şarkılar bahar gününde bile içinizi buz gibi yapar ya, spring day arkasında gizlediği hikayeyle bunlardan biridir mesela, işte bu şarkı spring day gibi şarkıların aksine soğuk kış günlerinde insanın içini sıcacık yapıyor, gerek melodisi, gerekse sözleriyle.
dün kar yağışında yüzümü gökyüzüne kaldırma imkanı buldum. bütüne bakıldığında tüm kar taneleri aynı gözüküyordu. bizler birbirinden eşsiz kristal'i değil kar'ı görüyoruz sadece.
işte bu şarkı, o kristal'i metafor alınarak yazılmıştır. belki de kristal, şarkıyı dinleyen çoğunluğa rağmen birbirinden farklı olan dinleyicilerden her biridir.
şarkının vokal hattı ön planda. kim taehyung bariton sesiyle şarkıya melankolik ve duygulu bir hava verirken (1:32 ve 3:30. dakikalarda görmek mümkün) kim seok-jin ise 1:15. dakikada görüldüğü üzere kontrollü yüksek notasıyla şarkıyı parlatıyor. park jimin ve jeon jungkook'un vokal partlarıyla şarkı mükemmel bir uyum yakalıyor.
''ortadan kaybolmadan önce bir kez daha sana sarılmak istiyorum
sonsuza dek havada süzülen kristal''
rap partında ise jung hoseok ile min yoongi'nin daha vokale kayan kısımları üstlendiğini görüyoruz. bir tek kim namjoon'un kısmı rap tarzında, ilk dinlendiğinde uyumsuz gelse de uyumsuzluğun uyumuna inananlar sonraki dinleyişlerinde eminim seveceklerdir bu kısmı.
hani bazı şarkılar bahar gününde bile içinizi buz gibi yapar ya, spring day arkasında gizlediği hikayeyle bunlardan biridir mesela, işte bu şarkı spring day gibi şarkıların aksine soğuk kış günlerinde insanın içini sıcacık yapıyor, gerek melodisi, gerekse sözleriyle.
dün kar yağışında yüzümü gökyüzüne kaldırma imkanı buldum. bütüne bakıldığında tüm kar taneleri aynı gözüküyordu. bizler birbirinden eşsiz kristal'i değil kar'ı görüyoruz sadece.
işte bu şarkı, o kristal'i metafor alınarak yazılmıştır. belki de kristal, şarkıyı dinleyen çoğunluğa rağmen birbirinden farklı olan dinleyicilerden her biridir.
şarkının vokal hattı ön planda. kim taehyung bariton sesiyle şarkıya melankolik ve duygulu bir hava verirken (1:32 ve 3:30. dakikalarda görmek mümkün) kim seok-jin ise 1:15. dakikada görüldüğü üzere kontrollü yüksek notasıyla şarkıyı parlatıyor. park jimin ve jeon jungkook'un vokal partlarıyla şarkı mükemmel bir uyum yakalıyor.
''ortadan kaybolmadan önce bir kez daha sana sarılmak istiyorum
sonsuza dek havada süzülen kristal''
rap partında ise jung hoseok ile min yoongi'nin daha vokale kayan kısımları üstlendiğini görüyoruz. bir tek kim namjoon'un kısmı rap tarzında, ilk dinlendiğinde uyumsuz gelse de uyumsuzluğun uyumuna inananlar sonraki dinleyişlerinde eminim seveceklerdir bu kısmı.
devamını gör...
kollara faça atılan karanlık dönem
manasız lise halleri.
baş parmağımı yanına neşter ile adımı yazardım.
müslümcilerden ayrılırdık göya böyle.
bir hafta kadar dururdu. bir keresinde annem görünce ve kızınca yapmayı bırakmak zorunda kaldım. allahtan benim çocuklar öyle şeyler yapmıyor.
baş parmağımı yanına neşter ile adımı yazardım.
müslümcilerden ayrılırdık göya böyle.
bir hafta kadar dururdu. bir keresinde annem görünce ve kızınca yapmayı bırakmak zorunda kaldım. allahtan benim çocuklar öyle şeyler yapmıyor.
devamını gör...
psikolojik sorunları olan birisini linçleyen zihniyet
psikolojik sorunlar himm..
6 senedir psikolojik tedavi goruyorum. bundan oturu hic kimseden ayricalik falan beklemedim.
mesele farkli dusuncede olmak degil diger insanlara nasil davrandiginiz. satasip kaciyorsaniz linci yersiniz. anlasamadiginiz insanlarla muhatap olmayi keserseniz ortada bir sorun kalmaz.
kimse psikolojik sorunlarından oturu sirinlik beklemesin. hayat boyle degil.
6 senedir psikolojik tedavi goruyorum. bundan oturu hic kimseden ayricalik falan beklemedim.
mesele farkli dusuncede olmak degil diger insanlara nasil davrandiginiz. satasip kaciyorsaniz linci yersiniz. anlasamadiginiz insanlarla muhatap olmayi keserseniz ortada bir sorun kalmaz.
kimse psikolojik sorunlarından oturu sirinlik beklemesin. hayat boyle degil.
devamını gör...
bir kadını kırmadan ona çirkin olduğunu söylemek
illa söylemek zorunda değilsin. olmaz seninle bir ilişki düşünmüyorum falan dersin. kadına çirkin olduğunu profesyonel şekilde ima ettin diyelim, eline geçecek? saçma sapan bir ego masturbasyonu.
devamını gör...
kopya çekerken yaşanan talihsizlikler
en sevdiğim ögretmenin dersiydi,sıraya yazmışız hep,hoca demez mi sıraları kontrol edicem diye sıra arkadaşımla kaldık mı öyle..bizim sıraya geldiğinde bize bakıp sadece gülümsedi öğretmenimiz siz yapmazsınız dedi.o an utanmak ve vicdan azabı ne varsa yaşadık..ve o sınavda sırada yazı olduğu halde bile bakmadık..
devamını gör...
değeri bilinmeyen anlar
"bazen bir anın değerini, bir anı haline gelene kadar asla bilemezsiniz." dr. seuss.
tanım: anı olana kadar fark edilemeyen anlardır.
tanım: anı olana kadar fark edilemeyen anlardır.
devamını gör...
ahlak diye bir şey yoktur toplumsal kültür vardır
ahlak ve kültür arasında doğrudan bir ilişki söz konusudur. birbirlerini etkilerler. başlıktaki önerme buna istinaden oluştu sanırım. fakat çok önemli bir ayrım var aralarında, onlardan bahsetmeliyiz. ahlak; genel anlamda insan davranışları ve onun en iyi olan biçimi belirler. toplumsal kültür 'ün ana fikrinde ise toplum düzenini sağlamak vardır aslında. bu noktada şunu söyleyebiliriz; ahlak doğrudan doğruya şahsidir. toplumsal kültür ise şahsiliğin tam zıddında yer alır. görecelik söz konusudur. ama ahlakta bundan bahsedemeyiz. hırsızlık her yerde suç değildir diyebilir miyiz? diyemeyiz. hatadır, suçtur her yerde.
ahlak gelenek, görenek örf, adetten bağımsızdır. şiddet her yerde suçtur. ama zamanla yaşadığın topluma göre verdiğin tepkiler değişiyor yalnızca. bir toplumda bu suç cezasız kalmazken bazı toplumlarda duyarsızlaşmaya gidiliyor verilmesi gereken ceza verilmiyor.
bana göre de ahlak kesindir. iyi, kötü ayrımı tektir. toplumsal kültür değişmekte olan ve çoğu zamanda tartışmaya açık bir konudadır.
her kültürün kendine özel karakteri bulunmaktadır. fakat evrensel bir kültürden söz edebiliriz.
ahlak gelenek, görenek örf, adetten bağımsızdır. şiddet her yerde suçtur. ama zamanla yaşadığın topluma göre verdiğin tepkiler değişiyor yalnızca. bir toplumda bu suç cezasız kalmazken bazı toplumlarda duyarsızlaşmaya gidiliyor verilmesi gereken ceza verilmiyor.
bana göre de ahlak kesindir. iyi, kötü ayrımı tektir. toplumsal kültür değişmekte olan ve çoğu zamanda tartışmaya açık bir konudadır.
her kültürün kendine özel karakteri bulunmaktadır. fakat evrensel bir kültürden söz edebiliriz.
devamını gör...
kadın mizahı
yani diyor ki yazar:
"kadınlar espri yapamaz, kadınların mizah anlayışı yok."
cık cık cık çok yazık.
"kadınlar espri yapamaz, kadınların mizah anlayışı yok."
cık cık cık çok yazık.
devamını gör...
kalender (yazar)
kişiler eleştirecek, fikir beyan edecek, admin ve moderasyon olarak sizler de bunlara bakarak kendinizi ölçecek biçecek değerlendirecek ve sözlüğün selameti için en uygun adımları atacaksınız sayın benyamin .
bir yazarın farklı durumlarda, farklı düşüncede olduğunu ifşa ederek, bir savunma modunun tercih edilmiş olması, en azından bir admin olarak sizin konumunuza pek de yakışmamış dediğim durumun yaşandığı başlık.
çok merak ediyorum,
kurulduğunuz günden bu yana, yapılan bir tane eleştiriyi haklı bulup, gereğini yaptınız ve bunu burada açıkladınız mı?
ben görmedim.
öyleyse bazı olayların, bazı düşüncelerin her zaman kişide saklı kalmasının daha doğru bir yaklaşım olduğunun düşünülmesi gerek diye düşünüyorum.
bir yazarın farklı durumlarda, farklı düşüncede olduğunu ifşa ederek, bir savunma modunun tercih edilmiş olması, en azından bir admin olarak sizin konumunuza pek de yakışmamış dediğim durumun yaşandığı başlık.
çok merak ediyorum,
kurulduğunuz günden bu yana, yapılan bir tane eleştiriyi haklı bulup, gereğini yaptınız ve bunu burada açıkladınız mı?
ben görmedim.
öyleyse bazı olayların, bazı düşüncelerin her zaman kişide saklı kalmasının daha doğru bir yaklaşım olduğunun düşünülmesi gerek diye düşünüyorum.
devamını gör...
yazarken ilham veren duygular
sizi yazmaya iten his neyse ona odaklanırsanız ilhamı yakalarsınız bana göre.
mesela sevdiğiniz bir kadına mı yazacaksınız? o an ne hissediyorsunuz?
özlem mi, arzu mu aşk mı?
işte o duygunun sizdeki tonu, neyi nasıl yazmanız gerektiğini söyleyecektir.
yoğun hissettiğiniz her şey sizi yazmaya itecektir. illa ki karşıt cinse yazmak zorunda değilsiniz.
ama en güzeli tabii ki sevdiğinize karşı hissettiğiniz tarifsiz duygulardır.
mesela sevdiğiniz bir kadına mı yazacaksınız? o an ne hissediyorsunuz?
özlem mi, arzu mu aşk mı?
işte o duygunun sizdeki tonu, neyi nasıl yazmanız gerektiğini söyleyecektir.
yoğun hissettiğiniz her şey sizi yazmaya itecektir. illa ki karşıt cinse yazmak zorunda değilsiniz.
ama en güzeli tabii ki sevdiğinize karşı hissettiğiniz tarifsiz duygulardır.
devamını gör...
simyacı
kitabın bir bölümünde bir tane müslüman vardır. bu müslümanın tek hayali hacca gitmek. çoban buna sorar neden gitmiyorsun diye müslüman da param yok der. aradan bir süre geçer çoban farkeder ki müslümanın parası var ama gitmiyor. neden diye sorar müslüman cevap verir:
bir gün yola çıktım gidiyorum sonra farkettim ki eğer ben haca gidersem başka hayalim kalmayacak ve yaşam amacım yok olacak sonra geri döndüm der.
önemli olan hayallere ulaşmak değiş yoldaki süreçtir
bir gün yola çıktım gidiyorum sonra farkettim ki eğer ben haca gidersem başka hayalim kalmayacak ve yaşam amacım yok olacak sonra geri döndüm der.
önemli olan hayallere ulaşmak değiş yoldaki süreçtir
devamını gör...
güne bir özdemir asaf şiiri bırak
"geleceğim, bekle dedi, gitti..
ben beklemedim, o da gelmedi.
ölüm gibi bir şey oldu..
ama kimse ölmedi.”
ben beklemedim, o da gelmedi.
ölüm gibi bir şey oldu..
ama kimse ölmedi.”
devamını gör...
sosyal güvencesi olmayan kadına aylık 325 lira yardım yapılması
önemli olan vatandaşlarının büyük çoğunluğunun yardım alması değil yardıma muhtaç olmadan yaşayabilmesidir.
devamını gör...
kronik granülomatöz hastalık
x'e bağlı veya otozomal resesif geçiş gösteren fagositer sistem defekti bir hastalıktır.
patogenezde nadph oksidaz enzim eksikliği vardır.
tanıda özellikle geç iyileşen,tekrarlayan boyun apseleri en sık klinik bulgudur.
ağır infeksiyonlar nedeniyle reaktif hipergamaglobulinemi vardır.
tanıda nitroblue tetrazolium testi veya daha kesin sonuçlar veren dihidrorodamin floresan testi kullanılabilir.
tedavide interferon gama faydalı olsada tek küratif tedavi kemik iliği transplantasyonudur.
patogenezde nadph oksidaz enzim eksikliği vardır.
tanıda özellikle geç iyileşen,tekrarlayan boyun apseleri en sık klinik bulgudur.
ağır infeksiyonlar nedeniyle reaktif hipergamaglobulinemi vardır.
tanıda nitroblue tetrazolium testi veya daha kesin sonuçlar veren dihidrorodamin floresan testi kullanılabilir.
tedavide interferon gama faydalı olsada tek küratif tedavi kemik iliği transplantasyonudur.
devamını gör...
sicario
2015 yapımı aksiyon filmi. yönetmenliğini denis villeneuve, görüntü yönetmenliğini ise roger deakins yapmakta. daha önce de prisoners'ın prodüksiyonunda beraber çalışan bu ikili, iyi bir kimya yakalamış bence. zira sicario'dan sonra blade runner 2049'da da beraber çalışmışlardır. filmin soundtrack'lerinde ise johann johannsson var. kendisini de denis ile başka filmlerde beraber çalışırken gördük. (bkz: arrival)
pek tabii bu üçlüyü bir aksiyon filminin prodüksiyonunda görmek heyecan verici. hele ki johann johannsson müzikleri ve villeneuve filmleri hayranı olan ben için. filmi bilgisayardan izledim maalesef. sinemada görme fırsatım olmadı. o yüzden biraz üzgünüm. büyük ekranda daha kaliteli bir ses ile izlemek çok güzel olurdu.
gelelim oyuncu kadrosuna. emily blunt, josh brolin ve benicio del toro başrollerde. üçünün de oyunculuğunu izlemek ayrı ayrı keyifliydi. emily'nin zaman geçtikçe kafayı sıyırması, benicio'nun soğukkanlılığı, josh brolin'in rahatlığı:)) filme o kadar doğal bir hava katmış ki anlatamam. ama josh brolin'in oyunculuğuna ayrı bir hayran kaldım. o etkileyici ses tonu ile her repliği çok efsane duruyordu. terlikli kahraman!?
filmin bir aksiyon filmi olduğunu söylemiştim. denis villeneuve filmleri genelde durgun tonda geçmesi ile bilinir. bu durgunluk bu filme, abartısız aksiyon sahneleri, doğal oyunculuklar ve harika bir sinematografi olarak yansımış. iyi mi olmuş? bence çok iyi olmuş. bir aksiyon filminde yüz tane bomba patlamadan da gerilim sağlanabiliyormuş, onu gördük. ve yine bunda besteci johann johannsson'un da payı büyük.
ara ara izlediğim nadir filmlerden oldu bu sebeplerle. her izlediğimde ayrı ayrı detaylara takılarak yeni şeyler keşfediyorum hatta.
bundan sonrası biraz spoiler'lı inceleme.
meksika-abd sınırında uyuşturucu karteline ait bir binaya baskında arkadaşlarından birkaçını kaybeden başrol hanım kate'e, kartel'e yapılacak baskında yer almak için bir teklif gelir. pek tabii kendisi kabul eder. bu teklif ise operasyonun başı olan matt'ten gelmiştir. operasyon için yola koyulan ikili uçakla meksika'ya gidecektir. ama uçakta alejandro da vardır. kate ilk başta alejandro'nun kim olduğu hakkında pek fikir sahibi olmasa da pek soru sormaz. olaylar geliştikçe kate, kendisinin sürekli geri plana atıldığını görür ve sorular sormaya başlar. filmin sonuna doğru cevaplarını almaya başlayan kate, kendisinin bu operasyonda sadece bir piyon olduğunu anlar. orada olmasının tek nedeni ise olayları fbi nezdinde legal bir zemine oturtmaktır. bu arada alejandro'nun ise filmde sözle bahsi hiç geçmeyen sicario(medellin) olduğunu öğrenir. alejandro ise bu yola ailesi uyuşturucu baronu tarafından katledildikten sonra girmiştir.
olaylar sona yaklaşırken alejandro, baronu ve ailesini öldürür, kate'e ise olayların tamamen legal olduğunu imzalatan bir kağıt imzalatır. zorla.
senaryoda da gördüğümüz üzere çıkarları uyuşan herkes herkesle çalışıyor. ortada pek etik kalmamış. bir tek bizim kate sütten çıkmış ak kaşık. ama o da piyon işte...
filmin en sevdiğim yanı ise yine sinematografisi oldu. roger deakins bu film için 50-60'ların bilinen yönetmeni jean-pierre melville'den esinlendiğini belirtmiş. peki nasıl tezahür etmiş bu esinlenme; geniş açılar, durgun kamera, uzak ve uzun çekimler ve tek seferde çekilmiş aksiyon sahneleri. çok normal olayları uzun çekimlerle betimlemesi, bizde ister istemez bir beklenti oluşturuyor ve şöyle diyoruz; işte şimdi bişeyler olacak, bu sakinlik hayra alamet değil, kesin önemli bir şey gerçekleşecek!
tabi bu süre uzadıkça gerilim de artıyor. buna filmdeki en iyi örnek otoyol sahnesidir herhalde. trafiğe takılan bir konvoy var, konvoyda önemli bir tutuklu, çevrede eskort polis araçları ve onların da çevresinde birkaç araçta kartelin silahlı adamları. aksiyona girilmeden önce kamerada öyle bir betimleniyor ki o sahne, daha silahlar ateşlenmeden soğuk soğuk terletiyor seyirciyi.
deakins'ın sözleri ile anlatacak olursak; aksiyon yapmaya çalışılmıyor kamerada. aksiyon sadece ve sadece gösteriliyor. iyi bir şekilde.
yine deakins doğal ışıkla çalışmayı seven bir sinematograf olduğundan ötürü, filmdeki renkler de çok doğal, patlamıyor gözünüzde. bazı sahneler için sırf güneş ışığı ile çalıştığı bile söyleniyor. ama iş gece çekimlerine gelince olay karmaşıklaşıyor. zira ortada sadece ay ışığı var.
hatta ve hatta tünel sahnesinde o da yok. peki deakins ne yapıyor? ışık kullanmak yerine filmi gece görüş kamerası ile çekiyor o sekansta.
olmuş mu derseniz, bence harika olmuş. siyah beyaz drone çekimleri ve yer yer kullanılan yeşilimsi gece görüşü, o sekansın ruhunu yansıtıyor. doğal bir gerginlik oluşturuyor.
uzun lafın kısası, ben sevdim filmi. gerçekçi aksiyon sevenler de kaçırmasın derim. umarım villeneuve ve deakins'ı daha pek çok yapımda beraber çalışırken görürüz. rip johann johannsson :(
pek tabii bu üçlüyü bir aksiyon filminin prodüksiyonunda görmek heyecan verici. hele ki johann johannsson müzikleri ve villeneuve filmleri hayranı olan ben için. filmi bilgisayardan izledim maalesef. sinemada görme fırsatım olmadı. o yüzden biraz üzgünüm. büyük ekranda daha kaliteli bir ses ile izlemek çok güzel olurdu.
gelelim oyuncu kadrosuna. emily blunt, josh brolin ve benicio del toro başrollerde. üçünün de oyunculuğunu izlemek ayrı ayrı keyifliydi. emily'nin zaman geçtikçe kafayı sıyırması, benicio'nun soğukkanlılığı, josh brolin'in rahatlığı:)) filme o kadar doğal bir hava katmış ki anlatamam. ama josh brolin'in oyunculuğuna ayrı bir hayran kaldım. o etkileyici ses tonu ile her repliği çok efsane duruyordu. terlikli kahraman!?
filmin bir aksiyon filmi olduğunu söylemiştim. denis villeneuve filmleri genelde durgun tonda geçmesi ile bilinir. bu durgunluk bu filme, abartısız aksiyon sahneleri, doğal oyunculuklar ve harika bir sinematografi olarak yansımış. iyi mi olmuş? bence çok iyi olmuş. bir aksiyon filminde yüz tane bomba patlamadan da gerilim sağlanabiliyormuş, onu gördük. ve yine bunda besteci johann johannsson'un da payı büyük.
ara ara izlediğim nadir filmlerden oldu bu sebeplerle. her izlediğimde ayrı ayrı detaylara takılarak yeni şeyler keşfediyorum hatta.
bundan sonrası biraz spoiler'lı inceleme.
meksika-abd sınırında uyuşturucu karteline ait bir binaya baskında arkadaşlarından birkaçını kaybeden başrol hanım kate'e, kartel'e yapılacak baskında yer almak için bir teklif gelir. pek tabii kendisi kabul eder. bu teklif ise operasyonun başı olan matt'ten gelmiştir. operasyon için yola koyulan ikili uçakla meksika'ya gidecektir. ama uçakta alejandro da vardır. kate ilk başta alejandro'nun kim olduğu hakkında pek fikir sahibi olmasa da pek soru sormaz. olaylar geliştikçe kate, kendisinin sürekli geri plana atıldığını görür ve sorular sormaya başlar. filmin sonuna doğru cevaplarını almaya başlayan kate, kendisinin bu operasyonda sadece bir piyon olduğunu anlar. orada olmasının tek nedeni ise olayları fbi nezdinde legal bir zemine oturtmaktır. bu arada alejandro'nun ise filmde sözle bahsi hiç geçmeyen sicario(medellin) olduğunu öğrenir. alejandro ise bu yola ailesi uyuşturucu baronu tarafından katledildikten sonra girmiştir.
olaylar sona yaklaşırken alejandro, baronu ve ailesini öldürür, kate'e ise olayların tamamen legal olduğunu imzalatan bir kağıt imzalatır. zorla.
senaryoda da gördüğümüz üzere çıkarları uyuşan herkes herkesle çalışıyor. ortada pek etik kalmamış. bir tek bizim kate sütten çıkmış ak kaşık. ama o da piyon işte...
filmin en sevdiğim yanı ise yine sinematografisi oldu. roger deakins bu film için 50-60'ların bilinen yönetmeni jean-pierre melville'den esinlendiğini belirtmiş. peki nasıl tezahür etmiş bu esinlenme; geniş açılar, durgun kamera, uzak ve uzun çekimler ve tek seferde çekilmiş aksiyon sahneleri. çok normal olayları uzun çekimlerle betimlemesi, bizde ister istemez bir beklenti oluşturuyor ve şöyle diyoruz; işte şimdi bişeyler olacak, bu sakinlik hayra alamet değil, kesin önemli bir şey gerçekleşecek!
tabi bu süre uzadıkça gerilim de artıyor. buna filmdeki en iyi örnek otoyol sahnesidir herhalde. trafiğe takılan bir konvoy var, konvoyda önemli bir tutuklu, çevrede eskort polis araçları ve onların da çevresinde birkaç araçta kartelin silahlı adamları. aksiyona girilmeden önce kamerada öyle bir betimleniyor ki o sahne, daha silahlar ateşlenmeden soğuk soğuk terletiyor seyirciyi.
deakins'ın sözleri ile anlatacak olursak; aksiyon yapmaya çalışılmıyor kamerada. aksiyon sadece ve sadece gösteriliyor. iyi bir şekilde.
yine deakins doğal ışıkla çalışmayı seven bir sinematograf olduğundan ötürü, filmdeki renkler de çok doğal, patlamıyor gözünüzde. bazı sahneler için sırf güneş ışığı ile çalıştığı bile söyleniyor. ama iş gece çekimlerine gelince olay karmaşıklaşıyor. zira ortada sadece ay ışığı var.
hatta ve hatta tünel sahnesinde o da yok. peki deakins ne yapıyor? ışık kullanmak yerine filmi gece görüş kamerası ile çekiyor o sekansta.
olmuş mu derseniz, bence harika olmuş. siyah beyaz drone çekimleri ve yer yer kullanılan yeşilimsi gece görüşü, o sekansın ruhunu yansıtıyor. doğal bir gerginlik oluşturuyor.
uzun lafın kısası, ben sevdim filmi. gerçekçi aksiyon sevenler de kaçırmasın derim. umarım villeneuve ve deakins'ı daha pek çok yapımda beraber çalışırken görürüz. rip johann johannsson :(
devamını gör...



