çorba seviyordur, güne sıcacık başlamak istiyordur, doyurucu hafif ve sağlıklı bir öğün tercih ediyordur.
(bkz: me)
kahvaltı çoğu insanın aksine benim için bir eziyet. kahvaltılık denen şeyleri öyle bi ondan bi bundan yemeyi de sevmem hatta serpmecilere de anlam veremem evde yapabileceğin kahvaltıyla dışardaki üç aşağı beş yukarı aynı. 2 3 fazla çeşit peynir daha çeşitli şarküteri vs. aşırı gereksiz bulurum git o paraya yemek ye illa dışarda yiyeceksen.
herneyse konumuza dönersek, o klasik kahvaltı yerine çok ağır olmayan yemekle başlarım genellikle güne. çorba da en sık tercih ettiklerimden biri. efenime söyliyim domates olsun mercimek olsun tarhana olsun ezogelin olsun hepsini severek içerim. güzeldir hoştur tavsiye edilir.
devamını gör...

“paylaşmaya değer fikirler” sloganıyla, farklı alanlardan birçok kişiye konuşma fırsatı tanıyan organizasyon.

yenilikçi, ilham veren fikirlerin anlatılmasıyla meşhur olsa da her katılımcının bunu başarabildiğini sanmıyorum. dinlemeden önce yorumlara göre karar vermekte fayda var.
devamını gör...

ileride sırtlan saldırısına uğrayabileceklere tavsiye vermemizi isteyen başlıktır.

hayvanı sırtlanıp gezintiye çıkmak. hem sırtlan saldırısına uğrayan kişi hem de sırtlan için bir değişiklik olur. kanınız kasavetiniz dağılır.
devamını gör...

‘çevremizdekilerin duyarsızlığından yakınıyoruz, nedense kendimizi bunun dışında tutarak.’
engin gençtan /hayat
devamını gör...

hiç çıt kırıldım olmadık mesela. diğer kadınlar gibi kapımız açılmadı. sandalyemiz çekilmedi. çiçek dalında güzel dedik çiçek istemedik. buluşacağımız zaman sen adresi ver ben gelirim dedik. sen gel al demedik. ağzımız dolusu küfür ettik yeri gelince. salaş bir kafede keyifle çay içtik. lüks restoranlara ne gerek var deyip özel günlerimizde evimizde bir kase şarap yeter dedik.
sonra ne mi olduk?
fazla doğallıktan,
zamanla görülmez olduk
ve unutulduk...
devamını gör...

bir merhaba diyemeden bitti. geç kaldım ama.
devamını gör...

lisansı bitirip ' yok arkadaş bu yetmez bana' deyip 2 yıl daha okumak isteyen idealist kişilerin tercihidir. koçum o kadar kolay mıydı okumak? bak daha sınava giremiyoruz erteleniyor.
devamını gör...

bilinenlere göre selamun aleykümün kökeni de ibranicedir

bir dilde yabancı kökenli sözcükler olabilir, lakin o sözcükler o dile aittir. örneğin kitap, kütüphane vs. türkçenin içinde olan kelimelerdir, ancak kökenleri arapça'dır. kimse kitap yerine okungaç deyin demez, çünkü zaten kitap türkçe'dir .

benzer durum merhaba için de geçerlidir. merhabanın türkçe karşılığı yoktur, çünkü zaten merhaba günümüz türkçesine ait bir kelimedir.

selamun aleyküm, ise bir kelime değil bir cümledir, barış üzerine olsun anlamındadır. yani türkçe meali zaten olan ve türkçesi söylendiğinde de anlamlı olan bir kalıbı sadece müslüman olduğunu belirtmek amacıyla kullanılması, etraftakileri selamlamak için kullanılan bir kelime ile karşılaştırılması doğru değildir.
devamını gör...

florya sahili.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

niye merak edildiğini merak ettiğim başlıktır.
devamını gör...

başlığı görünce aklıma ilk gelen şeyi yazmak istiyorum ben bu sefer.

“hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gibi gelmişti.”

orhan pamuk-masumiyet müzesi
devamını gör...

istanbul kalabalığından, keşmekeşinden, trafiğinden bunalıp izmir'e gelen insan gibidir. bir bakmışsın hoşuna gitmiş temelli yerleşmiş, arada sırada da istanbul'a gidip önemli işlerini halledip geri geliyor. burada yazlıkçı iken orada kışlık takılıyor.
devamını gör...

marko paşa düşüncesinin ortaya çıkışını aziz nesin şöyle anlatıyor;


gerçek kapandıktan sonra işsiz kaldım. esat adil’ e haftalık bir mizah gazetesi çıkarmayı teklif ettim. parti bu parayı sağlayacak, ben emeğime karşılık ayda yüz lira alacaktım. karın üst tarafı da partiye kalacaktı. parti üyeleri, imkanları kadar beşer, onar lira vererek gazetenin sermayesine ortak olacaklardı. partili arkadaşlar zaten az gelirli işçiler olduklarından bu iki ayda ancak iki yüz altmış lira toplanabilmiştir. gazeteye, halk kitlesi tarafından benimsenmiş ve tutulmuş bir isim bulmak gerekiyordu. gerçek gazetesinde yazdığım fıkralardan birinin başlığı “markopaşa’ya şikayet” idi. işte bu fıkranın hatırasıyla “markopaşa” ismini teklif ettim. birçok isimler arasında partili arkadaşlar bu ismi uygun buldular. bu sıralarda partiden istifa ederek ayrılmak zorunda kaldım. gerek istifa edişim, gerek yedi yüz liranın bir araya getirilemeyişi yüzünden markopaşa’yı çıkaramadım …


rıfat ılgaz’ın anlattıkları da şöyle;


biz partinin [türkiye sosyalist partisi] lokaline gidip gelmeye başladık. kahveye, pastaneye gidecek paramız olmadığı için bu sefer sosyalist partinin lokaline gidip oturuyoruz. ne aziz nesin’de ne bende böyle kahve köşelerinde harcayacak para yok. parti lokaline gidip gelen işçi arkadaşlarımız da bizi habire sıkıştırıyorlar. “bir mizah gazetesi çıkarın” diyorlar. biz konuşmalar sırasında soruyoruz onlara: “ne çıkaralım?” “mizah dergisi çıkarın.” “adı ne olsun?” “markopaşa olsun.” zeki usta, rıza usta, hüsamettin özdoğu gibi işçi arkadaşlar. konuşuyorlar, teklif ediyorlar, “para da toplayalım” [diyorlar]. hatta duvara “marko paşa siyasi mizah gazetesi yakında çıkıyor” diye yazılar asıldı, duyuru şeklinde. o günkü koşullara göre iyi sayılan bir para da toparlandı …


esasen başlarına gelecekleri bildikleri içinde ''hakkınızı helal edin dostlar'' rutinine şakalar köşesinde yer verdiler.


sefere mi çıkıyorum böyle? hayır. savaşa mı böyle gidişim? hayır. azrail mi bekliyor baş ucumda? hayır. intihara mı karar verdim yoksa? hayır. ya ne? marko paşa nam bir ceride (gazete) çıkarmış bir fıkracık istediler abdi acizden. evvel allah sonra matbuat kanununa sığındım. ne olur ne olmaz! dostlar, komşular ve hanem halkı şişede durduğu gibi durmaz kafir; cepte durduğu gibi durmaz kalem. helal edin hakkınızı, sayei kanunu matbuatta fıkra yazmaya gidiyorum.


derginin dağıtımında pek çok zorlukla karşılaşırlar. fazıl ünverdi'nin bayisi ile anlaşmalarına rağmen, bayi dağıtımı yapmaz. hal böyle olunca daha sıradan bir bayi olan ''kambur hüseyin''in yolunu tutarlar. dergi peynir ekmek gibi satılır. 22 sayı çıktıktan sonra çeşitli engellemelerle karşılaşırlar. bunun üzerine merhum paşa olarak basarlar dergiyi ve kovuşturmayı yerler. bu sefer malum paşa çıkar. malumun ilanı olmuştur. tak soruşturmayı yerler. markopaşa'ya geri dönülür ama yine adliyenin yolunu tutarlar. en sonunda da soruşturmalara ve kapatmalara tepki olarak, ''marko paşa'nın fevkalade hıyar sayısı'' çıkar;


ne yazsak markopaşa’yı toplatıyorlar. onbeş sayı çıkabilen gazetemizin yedi sayısını toplattılar. biz de, zülf-i yare dokunmayalım, güneşe karşı su döküp de çarpılmayalım, evliya-i ümuru incitip fincancı katırlarını ürkütmeyelim diye suya sabuna dokunmadan, havadan sudan yazılar yazmaya karar verdik. bundan sonra gazetemizin her sayısını, meyva ve sebzelerin övgülerine ayıracağız. şimdiye dek gazetemizi, içişleri bakan!ığı ve adalet bakanlığı toplattırdı; bakalım, bu kez de tarım bakanlığı toplatacak mı? gazetemizin bu sayısı, hıyar özel sayıdır. baştan sona dek, hıyarın ve hıyarların övgüsünü bulacaksınız. memleketimizin hıyarlarını incitmemek için, onların bile aleyhinde bulunmayacağız.


hıyar ve hıyarların methiyesi


hıyarın demokratlar meyve, halk partililer de sebze olduğunu iddia ederek havayı bulandırıyorlar. hıyarın ne olduğunun anlaşılması için 4 kişilik bir heyet langa bostanı'na, 500 heyet de yabancı memleketlere inceleme için gönderilecektir. ancak milli eğitim bakanlığı'nın bir kısım bilginleri de hıyara, 'salatalık' denilmesini istemektedir. bu konuda ilmi bir komisyon çalışmalara başlamıştır. dış memleketten ithal edilen hıyarları, ticaret bakanlığı c. s. köküiçerde eğri olduğu için beğenmemiştir.’


aziz nesinin memleketimizin hıyarlarına yazdığı o ca(ğ)nım ''hıyara methiye'' şiiri


taze endamınla sen pek dilşikarsın ey hıyar!
lezzetin inkar olunmaz hüşikarsın ey hıyar!

eylemiş tetvic tabiat re’sini efsür ile,
bağ-ı sebztanda tahtın tacıdarsın ey hıyar!

öyle dimdik bir şekil vermiş tabiat cismine,
sanki zal-i-zi-şeöaar-ı sebzezarsın ey hıyar!

bendeler mümkün müdür olmazsa meclub didene.
çünkü sen hazm-ı teama bir medarsın ey hıyar!

kadrini takdir ederler cümle şaklaban bile,
bezm-i nüşanın demişler cilvekarsın ey hıyarl

her ne yazsam sen kızarsın her sözüm olmuş günah,
bilmeyenler zannederler iktidarsın ey hıyar!


ve şiirin yayımlanmasından hemen sonra dergi yine toplatılır.

markopaşa'nın tarihi kapatmaların ve toplatılmaların tarihidir. türkiye'de siyasi mizah denen nanenin ne kadar zor yapıldığının ispatıdır.

sabahattin ali, aziz nesin, rıfat ılgaz ve mim uykusuzu bu mücadelelerinden ötürü saygı ile yad etmek lazım.
devamını gör...

evladına bakamadığı için, çocuklarını saç kurutma makinesi ile ısıtmaya çalışırken yan odada kendini asan annenin ölüm şekli.
devamını gör...

kendi yaşamımızı incelediğimizde başka insanların vermiş olduğu kararların da hayatımızda etkili olduğunu görürüz. bazen gerekli olduğu için bazen ise önemli olduğu için uyarız. olmasını istediğimiz şey benim kararım benim hayatım demek belki de. olan şey ise çoğu zaman bundan uzak. bu yüzden seçimlerimizle mutlu veya mutsuz oluruz. bazen ise cesaret edip farklı kararlar vererek (muhtemelen bizim için düşünülen kararlardan farklı) hayatımızı bizim istediğimiz bir yöne çevirebiliriz. bunun için kimimiz uygun zamanın gelmesini bekler, kimimiz ise başka şeyler. ama asıl soru şu. zaman bizi bekler mi ?
kim bilir...
devamını gör...

bende üniv. li oldum ama hem okudum hem çalıştım... hatta teklif/imalar dahi geldi aklımdan dahi geçmedi çünkü aile görgüm karakterim asla buna izin vermez aksine midem bulandı... ama bakın bu "kompleks" işidir: bulunduğu aile, ortamı beğenmeyen ve lüks, marka vs. tutkusu olanlar buna yöneliyor, elinde son çıkan 2 maaşa denk telefon, kolunda 1 maaş markalı çanta havalar 1500, üstüne milleti küçümsemeler... kimse kimseyi boşuna savunmasın, taş gibi karakterli yere bakarak yürüyen hatunda var, etrafa boncuk dağıtan midesizler de var arada kocaman fark var: karakter...!
devamını gör...

kedisini ya da kedileri seven yazardır.

çok merak ediyorum sizin fotoğrafınızı mı koysaydı ?
devamını gör...

ruh hastası bir varlığın tutuklanması olayıdır. toplumumuz korkunç bir çürüme içerisinde, bunu yapan kişi sonucunda onaylanacağını biliyor -hem de binlerce kişi tarafından. çünkü atatürk'e hakaret eden, özgecan'a söylenmedik söz bırakmayan birçok kişi var bu ülkede.
bu tarz ruh hastalarını rehabilite etmeye çalışmamalı, tamamen toplumdan izole etmeliyiz. geri kazanılacak bir tip değil çünkü, eğitim vs. böylelerine işlemez. insancıl düşünmenin de bir yararı yok. hapis yatıp çıktıktan sonra da yine aynı hareketlere ve hatta daha fazlasına devam edecek çünkü.
devamını gör...

peki ilk entry nin hemen girişinde gördüğümüz sarı kupa neyin nesidir?

sen kralsın kupası mı.

ekleme ; bilgilendirme için merhaba poğaçacı ya teşekkürler

başlıkta en çok beğeni alan girdiye düşüyormuş o kupa.

bi nevi sen bu entrynin kralısın gibi hahaha güzelmiş, sevdim.
devamını gör...

bahsedilen romantik bir ilişkiyse, "seni seviyorum" lafını duymak isteyen insan tarafından kurulan cümledir.

"olur mu lan öyle şey, gel buraya" diyerek mıncırmak genelde problemi çözer. arada gülmek ve güldürmek buz eritir.
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim