akrep burcu erkeği
ne istediğini bilen,içi dışı bir olan,çok güzel seven,sadece güçlü kadınların baş edebileceği süper burç.
karşı cinsi etkilememesi imkansızdır.akrep erkeğinin olduğu ortamda diğerlerinin şansı yoktur.
karşı cinsi etkilememesi imkansızdır.akrep erkeğinin olduğu ortamda diğerlerinin şansı yoktur.
devamını gör...
yazarların yakın gelecekteki hayali
allah'ım lütfen şu pandemi bitsin. arkadaşlarımı çok özledim, kocaman tereddütsüzce sarılmayı o kadar çok istiyorum ki anlatamam. maske ismini, bu virüsten ölenleri, olmayan eğitim sisteminde hayallerimizin yok oluşunu görmek istemiyorum lütfen...
devamını gör...
yazarların itiraf köşesi
merhaba sözlük. günlüğüme girişimi böyle yaparım hep"merhaba kendim" diye. bugün elim yine günlüğüme gitti. canım bir şeyler karalamak, içimi boşaltmak istiyor. böyle hissettiğimde bu isteğimi günlüğümle gideririm. ama bugün içimi bu çok sevdiğim yerde boşalmak istiyorum. neden diye soracak olursanız hissettiklerim birileri tarafından okunsun istiyorum. beni dinleyen, anlamaya çalışan birilerinin var olduğunu bilmek beni nasıl mutlu ediyor bilemezseniz. belki hepimizin ortak sorunudur bu; gerçek hayatta kimse bizi bizim istediğimiz gibi dinlemiyor, anlamıyor. o yüzden iyiki varsınız diyorum.
bugün benim için çok kötü bir gündü sözlük. aşırı depresif, karamsar hissediyorum. sürekli evin içindeyim ve bu sanıldığından çok daha zor*. kiminize göre bu normal bir ruh hali gibi gelebilir ama benim için anormal bir durum. her zaman böyle iğrenç hissetmiyorum çünkü. genelde bardağın dolu tarafını görmeye çalışırım, mutlu olmak için hep bir sebep ararım. bugün de bardağın bomboş olduğu ve mutlu olmak için hiçbir sebep bulamadığım bir gündü işte.
aşırı karamsar halimle içinizi karartmak istemem efenim. hatta eğer böyle hissedecekseniz tanımımı okumayın lütfen, kimse benim yüzümden olumsuz hissetsin istemem. buraya hep kendimi yansıttım, ruh halim nasılsa öyle tanımlar girdim. olmadığım biri gibi görünmek en büyük korkularımdandır. bu entryi de bunun için yazıyorum. neyse konuyu dağıttım yine. ne diyordum..ha bugünü anlatıyordum, devam edeyim izninizle.
bugün aslında görmezden geldiğim her şeyin yüzüme bir tokat gibi çarptığı bir gündü. ben görmezden geldikçe, hep öteye ittikçe meğer ne çok şey birikmiş. bugün halının altına sakladığım tüm tozlarla yüz yüze geldim. ama nasıl sinirliyim anlatamam. hayır neye sinirli olduğumu bilsem bari. kendime mi sinirliyim sorunları biriktirdiğim için? ya da tüm bu sorunları ortaya çıkaran etkenlere mi? tüm gün elinde bıçakla dolaşan civciv gibiydim. aynen şu şekil;

sıfır şaka. neyseki kimseyi kırmadan dökmeden* günü bitirdim. en son muzlu pudingimi açarken* elimi kestim. acısını hissetmedim bile*. sonra hemen uyudum zaten, daha büyük kazalara kurban gitmek istemediğimden. neyseki uyandıktan sonra daha sakinim.
peki ne seni bu kadar sinirlendiren, karamsarlaştıran derseniz çok şey var derim. hayat bu elbette her gün mutlu hissetmeyeceğim. ama bu yaşta yaşadıklarım da ağır gelmeye başladı. bir şekilde diyorum, bir şekilde halledebilirim her şeyi. buna gerçekten inanmak istiyorum.*
neyse efenim çok uzattım. son olarak şunu belirtmek isterim; bu entry dikkat çekmek veya ilgi toplamak için girilmiyor. aksine dikkatlarin üzerimde olması beni çok rahatsız eder. size belki saçma bir girdi gibi gelebilir, hatta ne anlattı bu şimdi bile diyebilirsiniz. hiç kızmam, çünkü ben bile bazen kendime soruyorum bu soruyu*. dediğim gibi günlüğüme yazmak yerine buraya yazdım, boşalttım içimi. ve biliyor musunuz? ne kadar rahatladığımı anlatamam. meğer hislerimizi kelimelere dökmek ne kadar iyi hissettiriyormuş insana.
çok teşekkür ederim kafa sözlük ve taa buraya kadar okuyan çok değerli yazar. musmutlu, bol yıldızlı geceler diliyorum sana. hep mutlu ol, çiçekler gibi.*
saygılarımla..
edit: yazım hatası.
bugün benim için çok kötü bir gündü sözlük. aşırı depresif, karamsar hissediyorum. sürekli evin içindeyim ve bu sanıldığından çok daha zor*. kiminize göre bu normal bir ruh hali gibi gelebilir ama benim için anormal bir durum. her zaman böyle iğrenç hissetmiyorum çünkü. genelde bardağın dolu tarafını görmeye çalışırım, mutlu olmak için hep bir sebep ararım. bugün de bardağın bomboş olduğu ve mutlu olmak için hiçbir sebep bulamadığım bir gündü işte.
aşırı karamsar halimle içinizi karartmak istemem efenim. hatta eğer böyle hissedecekseniz tanımımı okumayın lütfen, kimse benim yüzümden olumsuz hissetsin istemem. buraya hep kendimi yansıttım, ruh halim nasılsa öyle tanımlar girdim. olmadığım biri gibi görünmek en büyük korkularımdandır. bu entryi de bunun için yazıyorum. neyse konuyu dağıttım yine. ne diyordum..ha bugünü anlatıyordum, devam edeyim izninizle.
bugün aslında görmezden geldiğim her şeyin yüzüme bir tokat gibi çarptığı bir gündü. ben görmezden geldikçe, hep öteye ittikçe meğer ne çok şey birikmiş. bugün halının altına sakladığım tüm tozlarla yüz yüze geldim. ama nasıl sinirliyim anlatamam. hayır neye sinirli olduğumu bilsem bari. kendime mi sinirliyim sorunları biriktirdiğim için? ya da tüm bu sorunları ortaya çıkaran etkenlere mi? tüm gün elinde bıçakla dolaşan civciv gibiydim. aynen şu şekil;

sıfır şaka. neyseki kimseyi kırmadan dökmeden* günü bitirdim. en son muzlu pudingimi açarken* elimi kestim. acısını hissetmedim bile*. sonra hemen uyudum zaten, daha büyük kazalara kurban gitmek istemediğimden. neyseki uyandıktan sonra daha sakinim.
peki ne seni bu kadar sinirlendiren, karamsarlaştıran derseniz çok şey var derim. hayat bu elbette her gün mutlu hissetmeyeceğim. ama bu yaşta yaşadıklarım da ağır gelmeye başladı. bir şekilde diyorum, bir şekilde halledebilirim her şeyi. buna gerçekten inanmak istiyorum.*
neyse efenim çok uzattım. son olarak şunu belirtmek isterim; bu entry dikkat çekmek veya ilgi toplamak için girilmiyor. aksine dikkatlarin üzerimde olması beni çok rahatsız eder. size belki saçma bir girdi gibi gelebilir, hatta ne anlattı bu şimdi bile diyebilirsiniz. hiç kızmam, çünkü ben bile bazen kendime soruyorum bu soruyu*. dediğim gibi günlüğüme yazmak yerine buraya yazdım, boşalttım içimi. ve biliyor musunuz? ne kadar rahatladığımı anlatamam. meğer hislerimizi kelimelere dökmek ne kadar iyi hissettiriyormuş insana.
çok teşekkür ederim kafa sözlük ve taa buraya kadar okuyan çok değerli yazar. musmutlu, bol yıldızlı geceler diliyorum sana. hep mutlu ol, çiçekler gibi.*
saygılarımla..
edit: yazım hatası.
devamını gör...
at nalı yengeci
denizde ve acı suda hiç beslenmeden bir yıl yaşayabilen canlıdır.
eklem bacaklılar şubesinin bir alt takımıdırla fakat gerçek yengeçler gibi kabuklular şubesinde olmadıkları için tam olarak yengeç değildirler.
bunlar kanlarında oksijen taşımak için hemosiyanin kullanırlar ve kanları mavi renktedir.
kanlarında patojenlere karşı savunmak için kullandıkları amebosit*ler bulunur. amebositler omurgalıların beyaz kan hücrelerine benzeyen bir yapıdır.
amebositlerin bu biyolojik tuhaf yapısal özelliklerinden yararlamak için her yıl milyonlarca at nalı yengeci yakalanır ve canlı olarak kanları alınır. bilim insanları bu kandan at nalı yengeci kan özütü elde ediyorlar ve bu özüt her hangi bir solüsyon veya organizma içerisinde ki tehlikeli bakteri endotoksinleri buluyor ve pıhtılaştırıp sararak 'jel' olarak adlandırdıkları yapıyı oluşturuyor. bu jel bakterileri öldürmüyor fakat etkisiz hale getiriyor.
eklem bacaklılar şubesinin bir alt takımıdırla fakat gerçek yengeçler gibi kabuklular şubesinde olmadıkları için tam olarak yengeç değildirler.
bunlar kanlarında oksijen taşımak için hemosiyanin kullanırlar ve kanları mavi renktedir.
kanlarında patojenlere karşı savunmak için kullandıkları amebosit*ler bulunur. amebositler omurgalıların beyaz kan hücrelerine benzeyen bir yapıdır.
amebositlerin bu biyolojik tuhaf yapısal özelliklerinden yararlamak için her yıl milyonlarca at nalı yengeci yakalanır ve canlı olarak kanları alınır. bilim insanları bu kandan at nalı yengeci kan özütü elde ediyorlar ve bu özüt her hangi bir solüsyon veya organizma içerisinde ki tehlikeli bakteri endotoksinleri buluyor ve pıhtılaştırıp sararak 'jel' olarak adlandırdıkları yapıyı oluşturuyor. bu jel bakterileri öldürmüyor fakat etkisiz hale getiriyor.
devamını gör...
türklere özgü davranışlar
yaya için yanan trafik lambalarını asla takmamak. yurt dışında göremezsiniz herkes saniye saniye uyar.
bir de kurallara uymayı, kibarlığı enayilik olarak görmek...bu çok acı
bir de kurallara uymayı, kibarlığı enayilik olarak görmek...bu çok acı
devamını gör...
belki regl olurum düşüncesiyle yanında hep ped taşımak
bu düşünce olmasa bile hep taşıyorum belki hazırsız yakalanıp ihtiyacı olan biri ister diye.
devamını gör...
kompleks
ülkemizde bu tabirin ete kemiğe bürünmüş hali için: (bkz: demet akalın).
devamını gör...
yoldaş yoldaşa yürümez
by yoldaş benjamin franklin. yıqıldım.
devamını gör...
sabreden dervişin muradına erememesi
devamını gör...
genç subaylar huzursuz
gelişmemiş ülkelerde sık sık yaşanan askeri darbelerden birkaç kez nasibini almış olan yalnız ve güzel ülkemde darbe dönemleri öncesi duyulan ve salakça bir tespite işaret eden cümledir.
genelde darbeye alkış tutan, darbeye değilse baskıcı rejime alkış tutan ya da sabahtan beri duyduğumuz şak şak şak alkış seslerine anlam veremediğimiz ilgi sapkını gazetelerin attığı manşetlerde görürüz bu sözü.
iktidardakilerin icraatlarından çoğu zaman hoşnut olmayan, her konuda olduğu gibi ülke yönetme konusunda da herkesten bilgili olduğunu düşünen ve aralarında geçirdiğim bir senelik kariyerim boyunca kendi zannettikleri kadar vatansever ve cesur olmadıklarını gördüğüm subaylar ara ara huzursuzlanıyorlar böyle.
ben huzursuz olunca yazı yazarım mesela ya da başka bir yol bulmaya çalışırım huzursuzluğumu gidermek için ama genç subaylar huzursuz olunca darbe yapmayı düşünüyorlar nedense.
sanki şöyle bir sohbet geçiyor aralarında:
genç subay: içimde bir huzursuzluk var.
diğer genç subay: bir darbe yap, geçer.
yediğimiz darbelerden yüzümüz gözümüz şişmiş bir halde ortadoğu cangılında dolaşırken genç subaylar huzursuz olur mu diye korkmaktan da bir hal olduk vesselam.
darbeye alkış tutmayı bırakalım bir an önce, huzur verelim genç subaylara da. ergenlik yıllarımız geride kalmadı mı çoktan? şu şak şak şak sesi kesilsin çabucak. her darbeden sonra yaşanan olaylarda baskıcı rejime alkış tutup hissedilen iç boşlaması hiç hayra alamet değil.
genelde darbeye alkış tutan, darbeye değilse baskıcı rejime alkış tutan ya da sabahtan beri duyduğumuz şak şak şak alkış seslerine anlam veremediğimiz ilgi sapkını gazetelerin attığı manşetlerde görürüz bu sözü.
iktidardakilerin icraatlarından çoğu zaman hoşnut olmayan, her konuda olduğu gibi ülke yönetme konusunda da herkesten bilgili olduğunu düşünen ve aralarında geçirdiğim bir senelik kariyerim boyunca kendi zannettikleri kadar vatansever ve cesur olmadıklarını gördüğüm subaylar ara ara huzursuzlanıyorlar böyle.
ben huzursuz olunca yazı yazarım mesela ya da başka bir yol bulmaya çalışırım huzursuzluğumu gidermek için ama genç subaylar huzursuz olunca darbe yapmayı düşünüyorlar nedense.
sanki şöyle bir sohbet geçiyor aralarında:
genç subay: içimde bir huzursuzluk var.
diğer genç subay: bir darbe yap, geçer.
yediğimiz darbelerden yüzümüz gözümüz şişmiş bir halde ortadoğu cangılında dolaşırken genç subaylar huzursuz olur mu diye korkmaktan da bir hal olduk vesselam.
darbeye alkış tutmayı bırakalım bir an önce, huzur verelim genç subaylara da. ergenlik yıllarımız geride kalmadı mı çoktan? şu şak şak şak sesi kesilsin çabucak. her darbeden sonra yaşanan olaylarda baskıcı rejime alkış tutup hissedilen iç boşlaması hiç hayra alamet değil.
devamını gör...
fırat yılmaz çakıroğlu
“ben hümanist görünümlüyüm aslen ikiyüzlüyüm, kansız bir terör örgütünün destekçisiyim/sempatizanıyım öyle olmasam da göz yumanıyım” diyemeyenin “ölmese öldürecekti zaten, faşost” diye çemkirip cinayetini meşrulaştırmaya çalıştığı, cansız bedeninden bile korkulan bu ülkenin genci.
taraflı, lağım çukuru ve insanlıktan nasibini almamış kendi haber sitelerinin cinayeti meşrulaştırmak için yaptıkları asılsız haberlere kanıp olayın aslı astarını, merhum gencin süreçte yaşadığı zorlukları bilmeden ve onu tanımadan elinizdeki telefonlarla veya önünüzdeki klavyelerle ne kadar kolay bir gencin yitip giden hayatının arkasından saçma sapan konuşmak. ideolojik saplantınız batsın sizin.
siz istiyorsunuz ki üniversitelerde savunduğunuz ayrılıkçı fikirlere kimse karşı çıkmasın, kimse size karşı türkiye cumhuriyeti'ni türk milleti'ni savunmasın, kampüslerde sizin borunuz ötsün, kampüs binalarına da türk devleti'nin pençesinde kıvranan, yakalandığı zaman inim inim inleyen ve yalvaran bebek katilinin boy boy posterleri asılırken kimse sizi seyretmekten başka bir şey yapmasın, işgal adı altında bu ülkenin bu devletin kampüslerini zaptedip slogan atıp siyasetcilik oynayın milletin evlatlarının egitim hakkını alın ama kimse size karşı ölümüne davasını savunmasın? yok ya! hadi ordan!
cansız bedeninden bile korkuyorsunuz fırat'ın. ölümü bile titretiyor sizi sucluluğunuzu biliyorsunuz ve hala köpek gibi yalanlara sarılıyorsunuz. bir gencin haksız yere terör seviciler tarafından gençliğinin elinden alınmasının, annesinin gözyaşının ne demek olduğunu anlayamacaksınız. bu cinayetin sağcı/solcu meselesi değil partili/partisiz meselesi değil vatanperver/terör sevici meselesi olduğunu idrak etmenizi zaten beklemiyorum. “hümanzim, barış, kardeşlik” türkülerini yalandan söyleyip insanların acıların arkasından boş yapmayı çok iyi biliyorsunuz ve oturduğunuz yerden ahkam kesiyorsunuz ama size bir şey söyleyeyim mi? bi bok degilsiniz.
korkmaya devam edin. bir fırat gitti ama size geçit vermeyecek milyonlarca atatürk genci fırat var.
taraflı, lağım çukuru ve insanlıktan nasibini almamış kendi haber sitelerinin cinayeti meşrulaştırmak için yaptıkları asılsız haberlere kanıp olayın aslı astarını, merhum gencin süreçte yaşadığı zorlukları bilmeden ve onu tanımadan elinizdeki telefonlarla veya önünüzdeki klavyelerle ne kadar kolay bir gencin yitip giden hayatının arkasından saçma sapan konuşmak. ideolojik saplantınız batsın sizin.
siz istiyorsunuz ki üniversitelerde savunduğunuz ayrılıkçı fikirlere kimse karşı çıkmasın, kimse size karşı türkiye cumhuriyeti'ni türk milleti'ni savunmasın, kampüslerde sizin borunuz ötsün, kampüs binalarına da türk devleti'nin pençesinde kıvranan, yakalandığı zaman inim inim inleyen ve yalvaran bebek katilinin boy boy posterleri asılırken kimse sizi seyretmekten başka bir şey yapmasın, işgal adı altında bu ülkenin bu devletin kampüslerini zaptedip slogan atıp siyasetcilik oynayın milletin evlatlarının egitim hakkını alın ama kimse size karşı ölümüne davasını savunmasın? yok ya! hadi ordan!
cansız bedeninden bile korkuyorsunuz fırat'ın. ölümü bile titretiyor sizi sucluluğunuzu biliyorsunuz ve hala köpek gibi yalanlara sarılıyorsunuz. bir gencin haksız yere terör seviciler tarafından gençliğinin elinden alınmasının, annesinin gözyaşının ne demek olduğunu anlayamacaksınız. bu cinayetin sağcı/solcu meselesi değil partili/partisiz meselesi değil vatanperver/terör sevici meselesi olduğunu idrak etmenizi zaten beklemiyorum. “hümanzim, barış, kardeşlik” türkülerini yalandan söyleyip insanların acıların arkasından boş yapmayı çok iyi biliyorsunuz ve oturduğunuz yerden ahkam kesiyorsunuz ama size bir şey söyleyeyim mi? bi bok degilsiniz.
korkmaya devam edin. bir fırat gitti ama size geçit vermeyecek milyonlarca atatürk genci fırat var.
devamını gör...
yazarların garip huyları
bazen eve gelirken veya dedemi ziyaret ederken ya da çok sevdiğim kuzenlerime giderken, sanki onları çoktan kaybetmişim, üzerinden yıllar geçmiş ve ben de maziyi hatırlıyorum gibi o sokağa, eve tekrar gelmiş onları özlüyormuş gibi düşünürüm kendimi. onların aslında hayatta olmadıklarını düşünüp sanki eve girdiğimde onları bulacakmışım ihtimaliyle karşılaşmayı düşünürüm. sonra zili çalarım ve kapı açılır. içten içe belli etmeden mutlu olurum. şuan onların hayatımda olduğuna sevinir, bir gün yine aynı düşüncelerde o kapıyı çaldığımda açılmayacağını bilerek hüzünlenirim. içinde bulunduğum hale şükrederim. neden böyle yaptığımı bilmiyorum.
devamını gör...
başlayınca durdurulamayan şeyler
kitap alışverişi yapmak.
devamını gör...
başı kapanan öğrencinin beyni çalışır
gün geçmiyor ki, ülkemde yine bazı yüksek yerlere gelmiş şahıslar, -nasıl oraya bu beyinle geldikleri belirsiz- kadının ne giymesi gerektiği hakkında saçmalamasınlar..
saçlarım açıkken veya kapalıyken, şortla, etekle, pantolonla, dilediğim her kıyafet içinde istediğim her meslek konusunda uzmanlaşırım, beynimin çalışmasını bunlar etkilemez, bunu anaokuluna giden çocuk dahi bilir!!!
ama bunlara aptala anlatır gibi anlatmak gerekir.
bu gibi şahıslar ülkemin değerli akademisyenlerini de zan altında bırakıyorlar.
avrupa'da zamanında reform olduğu ve kiliseye karşı çıkıldığı gibi türkiyede de böyle bir reform gelmesi gerekiyor gerçekten, nasıl geri geri gittik bu kadar anlamıyorum.
inanın içime oturuyor böyle açıklamalar görmek, ruhum daralıyor, öfkeden deliye dönüyorum, benim güzel ülkem bu hale mi gelecekti, seveni bile soğuttunuz.
saçlarım açıkken veya kapalıyken, şortla, etekle, pantolonla, dilediğim her kıyafet içinde istediğim her meslek konusunda uzmanlaşırım, beynimin çalışmasını bunlar etkilemez, bunu anaokuluna giden çocuk dahi bilir!!!
ama bunlara aptala anlatır gibi anlatmak gerekir.
bu gibi şahıslar ülkemin değerli akademisyenlerini de zan altında bırakıyorlar.
avrupa'da zamanında reform olduğu ve kiliseye karşı çıkıldığı gibi türkiyede de böyle bir reform gelmesi gerekiyor gerçekten, nasıl geri geri gittik bu kadar anlamıyorum.
inanın içime oturuyor böyle açıklamalar görmek, ruhum daralıyor, öfkeden deliye dönüyorum, benim güzel ülkem bu hale mi gelecekti, seveni bile soğuttunuz.
devamını gör...
sözlükte doğum günü kutlamak
birilerinin doğum günü kutlanmamış belli, misafirin huysuz çocuğu gibi kötülüyorlar çünkü. *
ama bu tip ortamlarda insanları neden rahatsız ettiğini cidden anlamadığım eylem. bazıları buna çok öfkeli zira. birbirlerini tanımayan insanlar, burda bir şekilde yakın hissettikleri kişilerin doğum gününü kutluyor. kötü bir şey mi bu alfonso? gün içinde güzel şeyler yazılması, doğum günü olan kişinin hatırlanması kötü bir şey mi gabriela?
hülasa sözlükte doğum günü kutlamak sözlükteki ıccacık ayle ortamını güşlendirir.
ama bu tip ortamlarda insanları neden rahatsız ettiğini cidden anlamadığım eylem. bazıları buna çok öfkeli zira. birbirlerini tanımayan insanlar, burda bir şekilde yakın hissettikleri kişilerin doğum gününü kutluyor. kötü bir şey mi bu alfonso? gün içinde güzel şeyler yazılması, doğum günü olan kişinin hatırlanması kötü bir şey mi gabriela?
hülasa sözlükte doğum günü kutlamak sözlükteki ıccacık ayle ortamını güşlendirir.
devamını gör...
yaz akşamı kokusu
insana umut aşılayan, huzur bulduran tatlış koku.
devamını gör...
ayhan ışık'a mektuplar
sadri alışık'ın, 29 yıllık dostu ayhan ışık 'ın vefatından sonra ona yazdığı mektuplardır.
aralarındaki dostluk ve sevgi öyle kuvvetlidir ki, sadri'nin ayhan'a olan vefası, onu yad etmeleri öylesine güçlüdür ki, kendini dost bilenleri mahçubiyete koyar.
sadri, ayhan'ı öylesine seviyordu ki, ayhan gittikten sonra bitap oldu. içkiye her zamandan fazla düştü, kariyerini hiçe saydı, gelen teklifleri kabul etmedi uzun süre.
evindeki barda ayhan ışık köşesi yaptı, resmine bakıp, "kral'ın şerefine" dedi kadehini kaldırdı, sabahın ilk ışıklarına kadar içti, ayhan ışık'ın eşiyle uzun yıllar konuşmadı, çünkü ayhan için eşi yeterince yas tutmamıştı ona göre.
sadri alışık yılbaşı gecelerini ayhan ışık'ın mezarı başında geçirmeye başladı, mezarının başında sabahlar ve onunla konuşurdu.
birkaç yıl sonra foyası meydana çıkınca, yine ayhan'a uğradığı yılbaşı akşamlarında gidip aldılar sadri'yi, mezarlıktan sadri alışık topladılar.
yıllar sonra ayhan ışık mezarı başında anıldığı bir vakit, mikrofon sadri alışık'a uzatıldığında, "ayhan'ı anlatmak mümkün değil" dedi, ondan sitayişle bahsettikten sonra, "bana gelince, ben çok fena özlüyorum..." diyecek, bunun akabinde omzuna teselli olarak yanındaki sanatçıların elleri değecekti.
böylesine bir dostluğa çok çok fazla imrendim hep.

* * *
sayın ayhan ışık
zincirlikuyu mezarlığı
ıstanbul
"ayhan'cığım, radyoda ilhan irem
"işte hayat, sensiz de yaşanıyor" diye bağırıyor.
"sensiz de sürüyor"
"akıp gidiyor, sensiz de yaşanıyor"
ve herkes bir ağızdan,
"işte hayat böyledir " diyor.
bugün tam beş ay oldu.
serap iyi, * gülşen * de çok iyi, merak etme ...
gülşen'i, senden sonraki günlerde
birkaç kez üstüste görmüştüm evinizde
şimdi rastlamıyorum.
serap'ı bebek'te sık sık gördüğüm halde tanıyamadım.
yanındaki çocuk tanıştırmasa,
neredeyse kimliğini soracaktım ... "
aralarındaki dostluk ve sevgi öyle kuvvetlidir ki, sadri'nin ayhan'a olan vefası, onu yad etmeleri öylesine güçlüdür ki, kendini dost bilenleri mahçubiyete koyar.
sadri, ayhan'ı öylesine seviyordu ki, ayhan gittikten sonra bitap oldu. içkiye her zamandan fazla düştü, kariyerini hiçe saydı, gelen teklifleri kabul etmedi uzun süre.
evindeki barda ayhan ışık köşesi yaptı, resmine bakıp, "kral'ın şerefine" dedi kadehini kaldırdı, sabahın ilk ışıklarına kadar içti, ayhan ışık'ın eşiyle uzun yıllar konuşmadı, çünkü ayhan için eşi yeterince yas tutmamıştı ona göre.
sadri alışık yılbaşı gecelerini ayhan ışık'ın mezarı başında geçirmeye başladı, mezarının başında sabahlar ve onunla konuşurdu.
birkaç yıl sonra foyası meydana çıkınca, yine ayhan'a uğradığı yılbaşı akşamlarında gidip aldılar sadri'yi, mezarlıktan sadri alışık topladılar.
yıllar sonra ayhan ışık mezarı başında anıldığı bir vakit, mikrofon sadri alışık'a uzatıldığında, "ayhan'ı anlatmak mümkün değil" dedi, ondan sitayişle bahsettikten sonra, "bana gelince, ben çok fena özlüyorum..." diyecek, bunun akabinde omzuna teselli olarak yanındaki sanatçıların elleri değecekti.
böylesine bir dostluğa çok çok fazla imrendim hep.

* * *
sayın ayhan ışık
zincirlikuyu mezarlığı
ıstanbul
"ayhan'cığım, radyoda ilhan irem
"işte hayat, sensiz de yaşanıyor" diye bağırıyor.
"sensiz de sürüyor"
"akıp gidiyor, sensiz de yaşanıyor"
ve herkes bir ağızdan,
"işte hayat böyledir " diyor.
bugün tam beş ay oldu.
serap iyi, * gülşen * de çok iyi, merak etme ...
gülşen'i, senden sonraki günlerde
birkaç kez üstüste görmüştüm evinizde
şimdi rastlamıyorum.
serap'ı bebek'te sık sık gördüğüm halde tanıyamadım.
yanındaki çocuk tanıştırmasa,
neredeyse kimliğini soracaktım ... "
devamını gör...
bengaripsengüzeldünyaumutlu ile dünyadan uzak
eveet bugün deşarj günüü. dans edeceğiz hep birlikte. akşama kadar tüm işler bitsin.
devamını gör...

